Son Dakika
|
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Bakan Fidan Almanya’ya gidiyor
Galatasaray’ın efsaneleri, UEFA Kupası’nın 26. yıl dönümünde bir araya geldi
Pakistan İçişleri Başkanı Naqvi’den Tahran’a resmi ziyaret
Sözcü Çelik’ten Tekirdağ’da şehit olan polisler için başsağlığı mesajı
Çorlu’da 2 polisin şehit olduğu saldırıda detaylar ortaya çıktı
Fethiye’de orman yangını
TAG Otoyolu’nda feci kaza: 2 ölü, 2 yaralı
SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
4
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 13:21
8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti
5
28 Ağustos 2024 Çarşamba- 10:51
Bursalı avukattan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a suç duyurusu
16 Mayıs 2025 Cuma - 08:45
69 Yaşındaki hasta şifayı Düzce Üniversitesi Hastanesinde buldu
Sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma ve ağrı gibi şikayetler ile Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği’ne başvuran 69 yaşındaki O.A.’nın yapılan biyopsisinde kanser tespit edildi. Ameliyat kararı alınan hasta laparoskopik radikal prostatektomi yöntemi ile sağlığına tekrar kavuştu. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Kliniği, prostat kanserinin tedavisinde uygulanan, laparoskopik radikal prostatektomi yönteminde hasta memnuniyeti ve tedavi başarısı açısından bölgesinde referans noktası haline geldi. Hasta konforunu ön planda tutan modern cerrahi yöntemi ile hastalara daha ağrısız ve hızlı iyileşme süreci sağlanıyor. Sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma ve ağrı gibi şikayetler ile Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği’ne başvuran 69 yaşındaki O.A.’nın yapılan biyopsisinde kanser tespit edildi. Ameliyat kararı alınan hasta laparoskopik radikal prostatektomi yöntemi ile sağlığına tekrar kavuştu. Tüm tedavi sürecinden memnun kaldığını ifade eden hasta, operasyonu gerçekleştiren ekibe teşekkür etti. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Dursun Baba, laparoskopik radikal prostatektomi hakkında bilgi verdi. Prostat kanserinin, erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çeken Dursun Baba, özellikle 50 yaş üstü bireylerde sık rastlandığını ifade etti. Genellikle yavaş seyirli olmakla birlikte bazı alt tiplerinin agresif şekilde ilerleyebildiğine işaret eden Baba, "Erken yani yayılım yapmadığı evrede tespit edilen olgularda tedavi başarısı oldukça yüksektir. Tedavi seçenekleri arasında aktif izlem, radyoterapi (ışın tedavisi) ve cerrahi (radikal prostatektomi) yer alır. Uygun tedavi; hastanın yaşı, sağlık durumu, tümörün evresine göre belirlenir" şeklinde konuştu. Daha az ağrı, daha hızlı iyileşme Laparoskopik radikal prostatektomi işleminin prostat kanserinin cerrahi tedavisinde kullanılan kapalı (minimal invaziv) bir yöntem olduğunu dile getiren Dr. Baba, "Karın bölgesine açılan 5 adet delik aracılığıyla kamera ve özel cerrahi aletler kullanılarak prostat bezi tamamen çıkarılır. Gerek görüldüğünde çevre lenf nodları da operasyon sırasında alınabilir. Açık cerrahiye kıyasla daha az ağrı, daha az kan kaybı, daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı iyileşme süreci gibi önemli avantajlar sunar" dedi. Bu cerrahi yönteminin genellikle lokalize (organla sınırlı) yani yayılmamış prostat kanseri tanısı almış ve genel sağlık durumu cerrahiye uygun olan hastalarda tercih edildiğini bildiren Öğretim Üyesi, "Özellikle yaşam beklentisi 10 yılın üzerinde olan, aktif yaşam tarzını sürdüren bireylerde etkilidir. Tedavi kararı; PSA düzeyi, prostat kanseri çeşidi, tümör evresi ve hastanın bireysel özellikleri dikkate alınarak multidisipliner ekiplerce verilir" şeklinde konuştu. "Cerrahi başarısı robot yardımlı laparoskopik cerrahi ile benzer" Robot yardımlı laparoskopik cerrahi, son yıllarda prostat kanseri tedavisinde öne çıkan ileri bir teknik olduğunu dile getiren Dr. Baba, "Bu yöntem cerraha üç boyutlu görüş ve daha hassas hareket imkânı sağlayarak cerrahilerde bazı avantajlar sunabilir. Ancak robotik sistemlerin kurulumu ve sürdürülebilirliği oldukça maliyetlidir. Hastalara da ciddi maliyetlere neden olmakla birlikte cerrahi başarısı laparoskopik prostatektomiye benzerdir. Kliniğimizde bu teknoloji henüz bulunmamakla birlikte, klasik laparoskopik yöntemle benzer onkolojik sonuçlar elde edilmekte, hastalarımıza güvenli ve etkin bir tedavi sunulmaktadır" şeklinde konuştu. Tüm cerrahi işlemler gibi laparoskopik radikal prostatektominin de bazı riskleri olduğunu ifade eden Öğretim üyesi, "Kısa dönemde enfeksiyon, kanama ve idrar kaçağı gibi komplikasyonlar gelişebilir. Uzun dönemde ise idrar tutamama (inkontinans) ve cinsel işlev kaybı gibi istenmeyen etkiler görülebilir. Ancak bu yan etkiler, cerrahinin deneyimli ekiplerce uygulanması ve gelişmiş tekniklerin kullanılmasıyla minimuma indirilebilir. Önemle belirtilmelidir ki, bu tür etkiler, hastanın yaşamını tehdit eden bir hastalıktan, prostat kanserinden, tamamen kurtulması karşılığında, birçok hasta tarafından kabul edilebilir düzeyde görülmektedir. Karar süreci, hasta ile şeffaf bir iletişim içinde yürütülmektedir" dedi. "Toparlanma süreci, açık cerrahiye göre daha konforludur" Ameliyat sonrası hastaların genellikle 4-5 gün içerisinde taburcu edildiğini belirten Baba, "Günlük yaşama dönüş ortalama 2 ila 4 hafta içinde sağlanır. Genel olarak laparoskopik cerrahi sonrası toparlanma süreci, açık cerrahiye göre daha konforludur" ifadelerini kullandı. Lokalize prostat kanseri tedavisinde cerrahinin yanı sıra aktif izlem, radyoterapi (ışın tedavisi) seçenekleri de mevcut olduğunu bildiren Baba, "Her ne kadar iki tedavinin başarı şansı benzer olsa da uygun hastalarda ameliyat daha öncelikli sunulmaktadır. Her tedavi yöntemi, hasta özelinde avantaj ve sınırlılıklar içerir. Bu nedenle en doğru yaklaşım, multidisipliner konseylerde hastanın bireysel özelliklerine göre karar verilmesidir" ifadelerine yer verdi. Laparoskopik radikal prostatektominin, prostat kanseri tedavisinde etkinliği kanıtlanmış, güvenli ve hasta konforunu ön planda tutan modern bir cerrahi yöntemi olduğunun altını çizen Dr. Dursun Baba, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniğinin; bu alanda sadece Düzce için değil, çevre iller açısından da önemli bir tedavi merkezi olarak hizmet vermeye devam ettiğini vurguladı. "Bölgesel bir referans noktası haline gelmiştir" Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi üroloji kliniğinde laparoskopik radikal prostatektomi cerrahisinin yaklaşık 5–6 yıldır aktif olarak başarıyla uygulandığını vurgulayan Dr. Baba, "Bu süreçte yalnızca Düzce ilinden değil, Bolu, Sakarya ve Zonguldak gibi çevre illerden de çok sayıda hasta, bu yöntemle tedavi olmak üzere merkezimize başvurmuştur. Küçük bir il olmamıza rağmen kliniğimiz, bu alanda birçok büyük merkez düzeyinde cerrahi hizmet sunmakta; hasta memnuniyeti ve tedavi başarısı açısından bölgesel bir referans noktası haline gelmiştir" ifadelerine yer verdi. Üroloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Dursun Baba, üroloji kliniği olarak yalnızca prostat kanseri değil; mesane, böbrek ve testis tümörleri gibi diğer ürolojik kanserlerde, güncel kılavuzlara uygun şekilde onkolojik cerrahi tedavileri, böbrek taşı tedavileri, açık üretoplasti gibi tüm ürolojik vakalar modern teknolojik imkanlarla başarılı bir şekilde gerçekleştirdiklerini ve üroloji kliniğinden bu nedenle hasta sevki yapılmadığını sözlerine ekledi.
15 Mayıs 2025 Perşembe - 18:06
Başkan ve eşi, obezite ile mücadele için mutfağa girdi
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, ‘Adım At Gülümse, Sağlığını Önemse’ projesi çerçevesinde BTSO Mutfak Akademi’de eşi Seden Bozbey ile birlikte mutfağa girerek ’Enginarlı Fit Salata’ yaptı. Bursa Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’de ve dünyada son yıllarda önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelen obeziteyle mücadele etmek ve sağlıklı yaşama dikkat çekmek amacıyla ‘Adım At Gülümse, Sağlığını Önemse’ projesini hayata geçirdi. Proje ile sadece kent merkezinde değil, dağ köylerinden mahallelere, okullardan kamu kurumlarına kadar geniş bir alanda farkındalık oluşturulması amaçlanıyor. Diyetisyenler, fizyoterapistler, eğitmenler ve gönüllülerle yürütülen çalışmalar aracılığıyla, bilgiye erişimi artırmak ve harekete geçilmesini sağlamak hedefleniyor. Proje kapsamında Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ve eşi Seden Bozbey, mutfak önlüklerini takıp BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ile birlikte mutfağa girdi. BTSO Mutfak Akademi’de usta şefler Barış Uysal ve Şenol Eralp rehberliğinde, hem lezzetli hem de sağlıklı bir alternatif olan Enginarlı Fit Salata hazırlayan Mustafa Bozbey ve Seden Bozbey, mutfaktaki yetenekleriyle usta şeflerden tam not aldı. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak halk sağlığına büyük önem verdiklerini söyleyen Başkan Mustafa Bozbey, toplumların en büyük sorunlarından biri haline gelen obeziteye karşı harekete geçmek amacıyla ‘Adım At Gülümse, Sağlığını Önemse’ projesini hayata geçirdiklerini dile getirdi. Proje kapsamında BTSO Mutfak Akademi’de mutfağa girdiklerini söyleyen Başkan Bozbey, "Projenin gerçekleşmesine önemli katkılar sunan değerli eşim Seden Bozbey ve BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ile birlikte keyifli ve anlamlı bir etkinlikte bir araya geldik. Sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekmek amacıyla BTSO Mutfak Akademi’de mutfağa girdik. Usta şeflerimizin eşliğinde Enginarlı Fit Salata hazırladık. Bu etkinlikle; dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve bilinçli yaşam tarzı alışkanlıklarının obeziteyle mücadelede ne denli etkili olduğunu bir kez daha vurgulamış olduk. Sağlıklı bireylerden oluşan sağlıklı bir toplum için hep birlikte adım atmaya devam edeceğiz" dedi. Obezitenin, sadece bireysel bir sağlık sorunu değil; çağın en yaygın halk sağlığı problemlerinden biri olduğunu söyleyen Seden Bozbey, yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik gibi etkenlerle giderek artan sorunun, çocukları da tehdit ettiğini belirtti. Sağlıklı bir bedenin, sağlıklı bir toplumun temeli olduğunu ifade eden Seden Bozbey, "Bu nedenle Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı ve hayata geçirilmesine katkı sunduğum ‘Adım At Gülümse, Sağlığını Önemse’ projesini çok değerli buluyorum. Kadınlar olarak yalnızca ailemizin değil, toplumun sağlığını ve geleceğini de şekillendiren bir güce sahibiz. Bizler sağlıklı yaşamın temellerini atıyor, çocuklarımıza ve çevremize farkındalığı taşıyoruz. Obeziteyle mücadelede de sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaşmasında da kadınların liderliği belirleyicidir. Obeziteye karşı verdiğimiz bu mücadele, yaşam kalitemizi artıracak, çocuklarımıza daha sağlıklı bir yarın bırakmamızı sağlayacaktır" diye konuştu.
15 Mayıs 2025 Perşembe - 15:46
Osmaneli’nde de kilo kontrolü uygulaması yapıldı
Sağlık Bakanlığı’nın obeziteyle mücadele kapsamında başlattığı program çerçevesinde Bilecik’in Osmaneli ilçesinde vatandaşların kalabalık olduğu alanlarda ücretsiz boy ve kilo ölçümü yapıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" projesi kapsamında vatandaşların boy, kilo ve vücut kitle indeksi (VKİ) ölçümleri gerçekleştiriliyor. Osmaneli ilçesinde vatandaşların kalabalık olduğu mekanlarda boy ve kilo ölçümü yapıldı. İlçe Toplum sağlığı personellerinden Aysun Suna ve Fazilet Doğan Çevikel hemşirelerin kurduğu stantta vatandaşların beden kitle indeksi hesaplandı. Hemşirelerin ölçüm sonrası vatandaşlara sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam konusunda bilgilendirme yaptı. Toplum sağlığı personelleri "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" projesi kapsamında vatandaşların boy, kilo ve vücut kitle indeksi (VKİ) ölçümlerinin 10 Temmuz’a kadar ilçenin çeşitli noktalarında devam edeceğini belirterek, "Ülkemizde artan obeziteye karşı farkındalık oluşturmak amacıyla bu çalışmalarımızı yürütmeye devam edeceğiz. İnsanlara boy ve kilo ölçümlerini gerçekleştirerek beden kitle indeksleri hakkında bilgi veriyoruz. Riskli grupta gördüğümüz kişilere sağlıklı hayat merkezlerine başvurmaları için bilgi veriyoruz" dediler.
15 Mayıs 2025 Perşembe - 14:21
Bakan Memişoğlu’ndan ’vücut kitle indeksi’ paylaşımı
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 81 ilde başlatılan boy, kilo ve vücut kitle indeksi uygulamasına ilişkin, "81 ilde eş zamanlı başlattığımız uygulama kapsamında ben de gönüllü olarak vücut kitle indeksimi ölçtürdüm" dedi. Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından 81 ilde başlatılan "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyasına ilişkin paylaşımda bulundu. Memişoğlu, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "Sevgili gençler, sosyal medyada yazdıklarınızı okuyorum. Çok eğlencelisiniz ancak fazla kilo konusu ciddi. 81 ilde eş zamanlı başlattığımız uygulama kapsamında ben de gönüllü olarak vücut kitle indeksimi ölçtürdüm. Fazla kilolu kişileri Aile Sağlığı Merkezlerimize ve Sağlıklı Hayat Merkezlerimize yönlendirdiğimiz, ücretsiz beslenme danışmanlığı ve takip hizmeti almalarını sağladığımız yeni uygulamamızı, bu konuda farkındalık oluşturmak ve sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak için önemli bir adım olarak görüyoruz." Bakan Memişoğlu, paylaşımında, Bakanlık yerleşkesi ve çevresinde yürüyüş yaptığı görüntülere de yer verdi. Yürüyüşü esnasında büfeden sigara satın alan bir vatandaşla sohbet eden Memişoğlu, vatandaşı Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvurabileceğini kaydetti. Paylaşımında, yaptırdığı vücut kitle indeksi ölçümlerine de değinen Memişoğlu, "Biraz fazlamız varmış. İş başa düştü, her gün yürüyeceğiz" dedi.
15 Mayıs 2025 Perşembe - 14:19
Bakan Memişoğlu’ndan ’vücut kitle indeksi’ paylaşımı
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 81 ilde başlatılan boy, kilo ve vücut kitle indeksi uygulamasına ilişkin, "81 ilde eş zamanlı başlattığımız uygulama kapsamında ben de gönüllü olarak vücut kitle indeksimi ölçtürdüm" dedi. Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından 81 ilde başlatılan "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyasına ilişkin paylaşımda bulundu. Memişoğlu, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "Sevgili gençler, sosyal medyada yazdıklarınızı okuyorum. Çok eğlencelisiniz ancak fazla kilo konusu ciddi. 81 ilde eş zamanlı başlattığımız uygulama kapsamında ben de gönüllü olarak vücut kitle indeksimi ölçtürdüm. Fazla kilolu kişileri Aile Sağlığı Merkezlerimize ve Sağlıklı Hayat Merkezlerimize yönlendirdiğimiz, ücretsiz beslenme danışmanlığı ve takip hizmeti almalarını sağladığımız yeni uygulamamızı, bu konuda farkındalık oluşturmak ve sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak için önemli bir adım olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı. Bakan Memişoğlu, paylaşımında, Bakanlık yerleşkesi ve çevresinde yürüyüş yaptığı görüntülere de yer verdi. Yürüyüşü esnasında büfeden sigara satın alan bir vatandaşla sohbet eden Memişoğlu, vatandaşı Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvurabileceğini kaydetti. Paylaşımında yaptırdığı vücut kitle indeksi ölçümlerine de değinen Memişoğlu, "Biraz fazlamız varmış. İş başa düştü, her gün yürüyeceğiz" dedi.
15 Mayıs 2025 Perşembe - 13:40
Diyarbakır’da hastanede tedavi gören çocuklara ve annelerine moral etkinliği
Diyarbakır’da hastanede tedavi gören çocuklar ve annelerine moral etkinliği düzenlenip hediyeler verildi. DÜ Çocuk Hastanesi’nde tedavi gören çocuklar ve onlara refakat eden anneler için moral ve motivasyon etkinliği düzenlendi. Hastane ortamının stresini hafifletmek amacıyla organize edilen etkinlikte, müzik eşliğinde eğlenceli anlar yaşandı. Program boyunca anneler ve çocukları, müzik ve çeşitli aktivitelerle keyifli vakit geçirirken, renkli görüntüler ortaya çıktı. Çocuklar, hastane ortamından bir nebze olsun uzaklaşarak oyunlar oynayıp dans ederek doyasıya eğlendi. Etkinlikte annelerin de çocuklarıyla birlikte eğlenmesi, duygu dolu anlara sahne oldu. Etkinlik sonunda DÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Velat Şen ve hastane yöneticileri, anne ve çocuklara çeşitli hediyeler dağıttı. Çocuklara oyuncaklar ve sürpriz hediyeler verilirken, annelere de küçük armağanlar takdim edildi. Şen, "Burada tedavi gören çocuklarımızın ve annelerinin moral ve motivasyonlarını artırmak amacıyla bu etkinliği düzenledik. Onların yüzlerindeki gülümseme bizim en büyük ödülümüz" ifadelerini kullandı.
15 Mayıs 2025 Perşembe - 13:13
Kars’ta Çocuk Kardiyoloji Servisi hastalara umut oldu
Kars Harakani Devlet Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Servisi 9 ayda kendisini yenilemeye devam ederek, Kars’ın yanı sıra Ardahan, Iğdır, Ağrı ve Erzurum’a hizmet veriyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Hülya Özer Şahin, Ağustos 2024’ten bu yana 4 bin 185 hasta muayenesi gerçekleştirirken, hastaların bin 878’i randevulu, 2 bin 307 hasta ise randevusuz olarak hizmet aldı. Kars Harakani Devlet Hastanesi’nden 9 aylık süreçte yalnızca 13 hasta ileri tetkik ve operasyonlar amacı ile il dışına sevk edildi. Muayenesi gerçekleştirilen tüm hastalarda mutlak gerekli olan ve 9 aydır kullanılmakta olan Çocuk EKO Kardiyografi cihazı, çocuk, yeni doğan ve prematür (erken doğan) bebekler için probu olan son model cihaz ile değiştirildi. Uzman Dr. Hülya Özer Şahin, cihazlarının yeni ve güncel bütün yazılımlarla hizmet verdiklerini ifade etti. Şahin, "Bu yeni cihazın daha önceki baktığımız hastalara göre farkı nedir diye sorarsak, hem fonksiyonlarına kalbin morfolojik yani konjenital dediğimiz doğuştan hastalıklarını tanıma konusunda çok daha etkin bütün özellikleri olan herhangi sıkıntılı bir hasta tanı koyamayacağımız yani ultrason ile tanı koyabileceğimiz bütün bilgi ve ekipman bu cihazda mevcut. Ayrıca bir diğer baktığımız süreçten farklı olarak yeni bir özellikle yeni doğan yani ortalama 1 kilonun üzerinde olan bütün bebeklere bakabileceğimiz prob dediğimiz kalbi inceleyen bir ekipmanımız da mevcut. Bununla beraber dediğim gibi son zamanlarda özellikle geldikten sonra söylediğimiz gibi aslında hem Kars ki Kars’la birlikte çok aktif şekilde hem Iğdır hem Ardahan hem de Erzurum’un bize yakın olan köyleri ve oralardan yönlendirilen takip amaçlı çocuklarımız var. Artık çocuklarımıza burada hizmet veriyoruz" dedi. Şahin, "Normal şartlarda elimizden, ben kendi açımdan elimden geldiğince karşıdaki hastalara ayaktan baktığım için randevu konusunda hastaların hiçbir sıkıntısı yok. Iğdır ve Ardahan istedikleri zaman bir hafta içinde çok rahat bir şekilde buraya gelip hem bebeklerini, çocuklarını ya da gençleri rahatlıkla muayene ettirebiliyorlar. Bir de bununla birlikte son zamanlarda aslında bir diğer hizmetimiz lisans raporlarında aslında etkin bir şekilde hizmet vermek. Çünkü lisans raporu için normalde riskli olan çocuklar hep şehir dışına yine gönderiliyordu. Şehirde çok fazla spor yapan çocuk var burada. Hiç sandığımız kadar az değil, onların da spor raporlarını Holter ve EFOR testleri ile birlikte hizmet vererek devam ediyoruz" diye konuştu.
15 Mayıs 2025 Perşembe - 12:55
Mantar enfeksiyonunda rutubete dikkat: Ciğerlere inebilir
Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Kuş, özellikle rutubetli ortamlarda mantar bulunacağını ve bu ortamda kıyafetlerin küfleneceğini belirterek, mantarların solunum yoluyla akciğerlere nüfus edebileceğini söyledi. Bazı mantarların aslında insan florasının bir parçası olduğunu söyleyen Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Kuş, "Mantarlar, tıpkı bakteriler ve virüsler gibi dışarıda bulunan mikron düzeyindeki boyutlardaki canlılardır aslında. Bunlar bazen koloniler oluşturarak görüntü hale gelebilir, çıplak gözle görebiliriz ama çoğunlukla göremediğimiz boyutlarda toprakta, havada hatta şu anda avuç içimizde sporları bulunan bir canlı türüdür. Aslında bazı mantarlar kendi floramızın bir parçasıdır. Tıpkı bakteriler gibi bulunması gereken bir şeydir. Ancak kişide bağışıklıkla ilgili bazı bozukluklar olduğunda HİV, AİDS, kanser, kemoterapi, lösemiler gibi durumlarda ya da kontrol edilemeyen durumlarda savunma hücreleri fonksiyonlarını yerine getiremediğinde bu mantarlar hava yoluyla bizim akciğerlerimize yerleşip ya da burnumuzun içerisindeki sinüslere yerleşip, bazen de kan yoluyla akciğerimizden tüm vücudumuza yayılarak bazı enfeksiyonlara sebep olabilirler" dedi Serpil Kuş, tedaviye rağmen iyileşmeyen durumların mantar enfeksiyonunu düşündürdüğünü söyleyerek, "Aslında sadece mantarda olur dediğimiz bir akciğer enfeksiyonu durumu yoktur. Aynı diğer enfeksiyonlar gibi geçmeyen öksürükler, balgam, balgamda bazen belki siyahlık ya da çok beyaz pamukçuk benzeri bir görüntünün oluşması, aralıklı ateş atakları, mevcut antibiyo terapiye rağmen düzelmeyen bir enfeksiyon kliniği olabilir. Çünkü antibiyotikler biliyorsunuz ki bakteriler içindir. Mantarlar için de antifungal, anti mantar ilaçlarının kullanılması gerekmektedir. Hastanın kliniğinin bu şekilde tedaviye rağmen kötüleşmesi, altta da özellikle bir bağışıklık yetmezliği durumu varsa bizi mantar enfeksiyonu konusunda düşündürmelidir" ifadelerini kullandı. "Mantar solunum yoluyla nüfus edebilir" Mantarın solunum yoluyla da vücuda nüfus edebileceğini söyleyen Serpil Kuş, "Mantar solunum yoluyla vücudumuza tabii ki nüfus edebilir. Akciğerlerde altta yatan boşluk oluşumuna sebep olan bir yapısal bozukluk varsa bu alanlarda yerleşip, bağışıklıkta da bir zafiyet bulduğu anda buralarda üreyebilirler. Bunların tedavisi bazen zordur ve hayati tehlike de oluşturabilir. Zaten hepimizin ortamında var diye konuşmuştuk ancak bazen rutubetli yerlerde yaşamak mecburiyetinde kalabiliyoruz. Evlerimizin duvarlarında siyah küfler oluşabiliyor. Bunlar bizim için hastalık oluşturucu mantarlar ve tekrarlayan solumalar esnasında bunlar akciğerlerimize, hava yollarımıza da inebiliyorlar. İkincil olarak da bazen mantarla çok kirlenmiş kıyafetlerin giyilmesi ya da kullanılması yine bağışıklık zafiyeti halinde kişilerde mantar enfeksiyonuna sebep olabiliyor. Ya da bağışıklığının zaten düşük olduğunu bildiğimiz bir kişinin toprakla ya da mantar konusunda rutubetin olduğu bir yerde basit ve hızlı bir şekilde hastaya bulaşmasına sebep olabiliyor" dedi. "Küflü kıyafetler giyilmemeli" Dr. Serpil Kuş, rutubetli ortamlarda kıyafetlerin küflenebileceğini ve bu kıyafetlerin giyilmemesi gerektiğini söyleyerek, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Öncelikle zaten mantar bulunan ki atasözlerinde bile ‘Rutubet insanı öldürür’ şeklinde ana fikri olan atasözleri mevcut. O yüzden bizim rutubetli yerlerden uzak durmamız, evlerimizin havalandırmasını düzenli ve iyi yapmamız gerekiyor. Bunun dışında da küflenmiş kıyafetlerimiz varsa ki dolapta bazen rutubet dolayısıyla kıyafetlerimiz küflenebiliyor. Bunların giyilmemesi gerekiyor. Bunun dışında da kesinlikle bir diyabetimiz varsa bunun kontrol altında tutulması yani 3 aylık şeker takiplerinin normal sınırlarda gitmesine özen göstermemiz gerekiyor. Bu tarz uzayan semptomlar olması, antibiyotiğe dirençli durumlar olması halinde de bir hekime erken başvuru öneriyoruz."
15 Mayıs 2025 Perşembe - 12:54
Pazarda boy-kilo sürprizi: Hem şaşırttı hem güldürdü
Tekirdağ Süleymanpaşa’daki pazarda vatandaşlara ücretsiz boy ve kilo ölçümü yapıldı, bazıları sonuçlara inanamadı. Tekirdağ’ın Süleymanpaşa ilçesinde kurulan semt pazarında, Sağlık Bakanlığı’nın obeziteyle mücadele kapsamında başlattığı program çerçevesinde vatandaşlara boy ve kilo ölçümü yapıldı. Sağlık ekiplerinin kurduğu stantta vatandaşların beden kitle indeksi hesaplandı, çıkan sonuçlar hem bilgilendirdi hem de şaşırttı. Pazar alışverişine gelen birçok kişi, tartıdaki rakamları görünce gözlerine inanamadı. Özellikle kilosunun tahmininden yüksek çıktığını gören vatandaşlar, "Bu kontroller sık yapılmalı" diyerek uygulamadan memnuniyetlerini dile getirdi. Sağlık çalışanları, ölçüm sonrası vatandaşlara sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam konusunda bilgilendirme yaptı. Kilosu önerilen aralığın üzerinde çıkanlar, Süleymanpaşa’daki Sağlıklı Hayat Merkezi’ne yönlendirilerek danışmanlık almaya davet edildi. Etkinlik boyunca pazar alanında yoğun ilgi gören sağlık standı, vatandaşların büyük beğenisini topladı. Uygulamanın sürekli hale gelmesi talep edildi.
15 Mayıs 2025 Perşembe - 12:53
Mantar enfeksiyonunda rutubete dikkat: "Ciğerlere inebilir"
Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Kuş, özellikle rutubetli ortamlarda mantar bulunacağını ve bu ortamda kıyafetlerin küfleneceğini belirterek, mantarların solunum yoluyla akciğerlere nüfus edebileceğini söyledi. Bazı mantarların aslında insan florasının bir parçası olduğunu söyleyen Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Kuş, "Mantarlar, tıpkı bakteriler ve virüsler gibi dışarıda bulunan mikron düzeyindeki boyutlardaki canlılardır aslında. Bunlar bazen koloniler oluşturarak görüntü hale gelebilir, çıplak gözle görebiliriz ama çoğunlukla göremediğimiz boyutlarda toprakta, havada hatta şu anda avuç içimizde sporları bulunan bir canlı türüdür. Aslında bazı mantarlar kendi floramızın bir parçasıdır. Tıpkı bakteriler gibi bulunması gereken bir şeydir. Ancak kişide bağışıklıkla ilgili bazı bozukluklar olduğunda HİV, AİDS, kanser, kemoterapi, lösemiler gibi durumlarda ya da kontrol edilemeyen durumlarda savunma hücreleri fonksiyonlarını yerine getiremediğinde bu mantarlar hava yoluyla bizim akciğerlerimize yerleşip ya da burnumuzun içerisindeki sinüslere yerleşip, bazen de kan yoluyla akciğerimizden tüm vücudumuza yayılarak bazı enfeksiyonlara sebep olabilirler" dedi Serpil Kuş, tedaviye rağmen iyileşmeyen durumların mantar enfeksiyonunu düşündürdüğünü söyleyerek, "Aslında sadece mantarda olur dediğimiz bir akciğer enfeksiyonu durumu yoktur. Aynı diğer enfeksiyonlar gibi geçmeyen öksürükler, balgam, balgamda bazen belki siyahlık ya da çok beyaz pamukçuk benzeri bir görüntünün oluşması, aralıklı ateş atakları, mevcut antibiyo terapiye rağmen düzelmeyen bir enfeksiyon kliniği olabilir. Çünkü antibiyotikler biliyorsunuz ki bakteriler içindir. Mantarlar için de antifungal, anti mantar ilaçlarının kullanılması gerekmektedir. Hastanın kliniğinin bu şekilde tedaviye rağmen kötüleşmesi, altta da özellikle bir bağışıklık yetmezliği durumu varsa bizi mantar enfeksiyonu konusunda düşündürmelidir" ifadelerini kullandı. "Mantar solunum yoluyla nüfus edebilir" Mantarın solunum yoluyla da vücuda nüfus edebileceğini söyleyen Serpil Kuş, "Mantar solunum yoluyla vücudumuza tabi ki nüfus edebilir. Akciğerlerde altta yatan boşluk oluşumuna sebep olan bir yapısal bozukluk varsa bu alanlarda yerleşip, bağışıklıkta da biz zafiyet bulduğu anda buralarda üreyebilirler. Bunların tedavisi bazen zordur ve hayati tehlike de oluşturabilir. Zaten hepimizin ortamında var diye konuşmuştuk ancak bazen rutubetli yerlerde yaşamak mecburiyetinde kalabiliyoruz. Evlerimizin duvarlarında siyah küfler oluşabiliyor. Bunlar bizim için hastalık oluşturucu mantarlar ve tekrarlayan solumalar esnasında bunlar akciğerlerimize, hava yollarımıza da inebiliyorlar. İkincil olarak da bazen mantarla çok kirlenmiş kıyafetlerin giyilmesi ya da kullanılması yine bağışıklık zafiyeti halinde kişilerde mantar enfeksiyonuna sebep olabiliyor. Ya da bağışıklığının zaten düşük olduğunu bildiğimiz bir kişinin toprakla ya da mantar konusunda rutubetin olduğu bir yerde basit ve hızlı bir şekilde hastaya bulaşmasına sebep olabiliyor" dedi. "Küflü kıyafetler giyilmemeli" Dr. Serpil Kuş, rutubetli ortamlarda kıyafetlerin küflenebileceğini ve bu kıyafetlerin giyilmemesi gerektiğini söyleyerek, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Öncelikle zaten mantar bulunan ki atasözlerinde bile ‘Rutubet insanı öldürür’ şeklinde ana fikri olan atasözleri mevcut. O yüzden bizim rutubetli yerlerden uzak durmamız, evlerimizin havalandırmasını düzenli ve iyi yapmamız gerekiyor. Bunun dışında da küflenmiş kıyafetlerimiz varsa ki dolapta bazen rutubet dolayısıyla kıyafetlerimiz küflenebiliyor. Bunların giyilmemesi gerekiyor. Bunun dışında da kesinlikle bir diyabetimiz varsa bunun kontrol altında tutulması yani 3 aylık şeker takiplerinin normal sınırlarda gitmesine özen göstermemiz gerekiyor. Bu tarz uzayan semptomlar olması, antibiyotiğe dirençli durumlar olması halinde de bir hekime erken başvuru öneriyoruz."
15 Mayıs 2025 Perşembe - 12:06
Uzm. Dr. Gizem Kulakoğlu: "Menenjitte erken tanı hayat kurtarır"
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Gizem Kulakoğlu, özellikle çocukluk çağında ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen menenjit hastalığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Menenjitin, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların iltihaplanmasıyla ortaya çıkan hayati risk taşıyan bir enfeksiyon hastalığı olduğunu, hastalığın bakteriyel, viral ve nadiren fungal (mantar kaynaklı) formları bulunduğunu belirten Dr. Kulakoğlu, özellikle bakteriyel menenjitin acil müdahale gerektiren, hızlı ilerleyen ve ölümcül olabilen bir hastalık olduğuna dikkat çekti. En sık görülen belirtileri Uzm. Dr. Kulakoğlu, menenjitin belirtilerinin yaşa göre farklılık gösterebileceğini belirterek, şunları söyledi: "Yüksek ateş, ense sertliği, bilinç bulanıklığı, kusma, baş ağrısı, ışığa duyarlılık ve havale menenjitin en belirgin semptomlarıdır. Özellikle bebeklerde ise huysuzluk, beslenme zorluğu, sürekli ağlama, bıngıldakta şişlik ve havale gibi belirtiler görülebilir. Ebeveynlerin bu belirtileri dikkate alması ve vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması son derece önemlidir." Aşı, menenjite karşı en güçlü koruyucu Dr. Kulakoğlu, menenjitin önlenmesinde aşılamanın hayati önem taşıdığını belirterek, "Hemofilus influenza tip B (Hib), meningokok ve pnömokok aşıları, menenjit etkenlerinin büyük kısmına karşı koruma sağlar. Ailelerin çocuklarının aşı takvimine uygun şekilde bu aşıları yaptırmaları, menenjite karşı en etkili korunma yoludur." dedi. Hızlı tanı ve tedavi hayat kurtarır Menenjit şüphesi taşıyan bir çocuğun acil değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Kulakoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Tanı için genellikle kan tahlilleri ve lomber ponksiyon (belden sıvı alma) gibi yöntemler kullanılır. Bakteriyel menenjitte erken antibiyotik tedavisi çok önemlidir. Gecikmeler; kalıcı beyin hasarı, işitme kaybı veya ölüm gibi ciddi sonuçlara yol açabilir." Dr. Kulakoğlu, menenjit konusunda toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğini belirterek, özellikle okul öncesi ve okul çağındaki çocuklarla ilgilenen eğitimcilerin ve velilerin belirtiler konusunda farkındalık sahibi olmaları gerektiğini vurguladı.
15 Mayıs 2025 Perşembe - 11:35
Ölümcül hastalıkların nedeni obeziteye 5 tedavi yöntemiyle savaş açın
Küresel çapta hızla artan obezite, kalp-damar hastalıklarından solunum problemlerine kadar çok sayıda ölümcül rahatsızlığa zemin hazırlıyor. Diyetisyen Berna Ertuğ, "Obeziteden korunmak için bilinçlenmek, tedaviye etkin şekilde katılmak ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları kazanmak büyük önem taşıyor" dedi. Obezite, günümüzde hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde ciddi boyutlara ulaşan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2022 yılında dünya genelinde 18 yaş ve üzeri yetişkinlerin yüzde 43’ü fazla kilolu, yüzde 16’sı ise obezdi. Asya, Afrika ve Avrupa’nın altı farklı bölgesinde 12 yıl süren MONICA çalışmasında ise 10 yıllık süreçte obezite sıklığında yüzde 10 ila 30 arasında artış yaşandığı tespit edildi. Uzmanlara göre obezite, başta insülin direnci ve tip 2 diyabet olmak üzere, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, kolesterol yüksekliği, solunum bozuklukları, hormonal sorunlar ve kas-iskelet sistemi problemlerine yol açabiliyor. Bu nedenle hastalığa karşı erken önlem alınması ve çok yönlü bir mücadele yürütülmesi gerekiyor. "Enerji dengesi bozulursa yağlanma başlar" 17 Mayıs Avrupa Obezite Günü kapsamında açıklama yapan Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Berna Ertuğ, sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için alınan enerji ile harcanan enerjinin dengede olması gerektiğini vurguladı. Ertuğ, "Günlük alınan enerjinin harcanandan fazla olması durumunda, vücutta depolanan fazla enerji yağ olarak birikir ve obezite oluşur" dedi. Obezitenin, vücut yağ oranının boya göre normalin üzerine çıkmasıyla tanımlandığını belirten Ertuğ, beden kitle indeksinin 25’in üzerindeki kişilerin fazla kilolu, 30’un üzerindekilerin obez, 40’ın üzerindekilerin ise morbid obez olarak sınıflandırıldığını kaydetti. Yanlış beslenme ve hareketsizlik en büyük risk faktörleri arasında Dyt. Berna Ertuğ, obeziteye neden olan etmenlerin başında aşırı ve dengesiz beslenme alışkanlıkları ile fiziksel aktivite yetersizliğinin geldiğini ifade etti. Bunun yanında genetik yatkınlık, hormonal bozukluklar, yaş, cinsiyet, psikolojik problemler, sosyo-kültürel düzey, gelir durumu, çok sık yapılan düşük enerjili diyetler, bazı ilaç kullanımları ve doğumlar arası sürenin kısa olması gibi birçok faktörün de obezite riskini artırdığını belirtti. "Tedavi bireyin kararlılığıyla başlar" Obezitenin tedavisinin uzun soluklu ve disiplinli bir süreç olduğunu vurgulayan Ertuğ, "Bu süreçte bireyin tedaviye kararlı şekilde katılması çok önemlidir. Çünkü obeziteyle mücadelede tek bir yöntem yeterli değildir; bu nedenle tedavi bir ekip işi olmalıdır. Hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapistin birlikte çalışması gerekir" diye konuştu. Obeziteden korunmanın çocukluk çağında başlaması gerektiğini söyleyen Ertuğ, çocukluk ve ergenlik döneminde gelişen obezitenin erişkinlikte kalıcı hâle gelebileceğine dikkat çekerek, aile, okul ve çevrenin yeterli ve dengeli beslenme ile fiziksel aktivite konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Tedavi yaklaşımı çok yönlü olmalı Dyt. Ertuğ, obezitenin tedavisinde temel hedefin gerçekçi bir kilo kaybıyla birlikte hastalığa bağlı sağlık sorunlarının azaltılması, bireye sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi olduğunu söyledi. Vücut ağırlığının altı aylık dönemde yüzde 10 oranında azalmasının dahi ciddi sağlık faydası sağlayacağını vurgulayan Ertuğ, tedavi sürecinde şu yöntemlerin kullanıldığını aktardı: "Farmakolojik tedavi, doktor gözetiminde kullanılan ilaçlarla yürütülüyor. Tıbbi beslenme tedavisi, diyetisyen tarafından bireye özgü planlanıyor ve sadece kilo vermeyi değil, doğru beslenme alışkanlığını sürdürülebilir hâle getirmeyi amaçlıyor. Egzersiz tedavisi kapsamında ise bireyin günlük yaşamına uygun, sürdürülebilir ve keyifli bir fiziksel aktivite programı öneriliyor. Davranış değişikliği tedavisi, yeme alışkanlıklarını ve fiziksel aktivite düzeyini değiştirmeyi hedefliyor. Gerektiğinde cerrahi tedavi yöntemlerine de başvurulabiliyor; ancak bu işlemlerin ardından da yaşam tarzı değişikliklerinin sürdürülmesi gerektiği belirtiliyor." Obeziteyle mücadelede bireyin motivasyonunun ve yaşam biçimi değişikliğine olan inancının kilit rol oynadığını ifade eden Dyt. Berna Ertuğ, "Kendi sağlığı için sorumluluk almayan bireyde hiçbir tedavi yöntemi -cerrahi dahil- kalıcı sonuç vermez" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder