Son Dakika
|
İran-ABD arasında Hürmüz merkezli anlaşma taslağı iddiası
Antalya’da akran zorbalığı!
MHP Genel Başkanı Bahçeli’den CHP’ye kongre için ’9 Eylül’ önerisi
Futbolcu Furkan Perker bayram tatili yolunda ailesiyle kaza geçirdi: 5 yaralı
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Büyük Çamlıca Camii'nde bayram mesajı!
Acemi kasaplar hastaneye koştu!
MHP lideri Bahçeli, Merhum Türkeş’in kabrini ziyaret etti
Artvin’de sağanak taşkınlara neden oldu
Demokrasi şehitleri mağdurları ilk kez Dolmabahçe’de
Arafat'ta 2 milyon Müslüman hacı oldu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Transparent Steel Church Revives Belgium’s Historic Herkenrode Abbey
Mescid-i Aksa'da bayram namazı 140 bin Müslümanla kılındı
Edirnekapı Şehitliği’nde bayram ziyareti
Rize’de kaçan kurbanlık sahiplerine zor anlar yaşattı
Kurbanlığı araçtan sarkıtıp kilometrelerce sürükledi
Vatandaşlar Kurban Bayramı namazını Ayasofya’da kıldı
MHP lideri Bahçeli, Merhum Türkeş’in kabrini ziyaret etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şerif ile telefonda görüştü
SAĞLIK
Hastanede geleneksel bayramlaşma programı
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:37:49
Özel İmperial Hastanesi’nde Kurban Bayramı dolayısıyla geleneksel bayramlaşma programı düzenlendi. Hastane yönetimi, hekimler ve çalışanların katılımıyla gerçekleşen programda bayramın birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu ön plana çıktı. Programa Yönetim Kurulu Üyesi Yüksel Şahin, Başhekim Uzm. Dr. Cemil Bayarslan, Genel Müdür Cihan Başoğlu, hekimler ve hastane çalışanları katıldı. Programda konuşan Genel Müdür Cihan Başoğlu, Kurban Bayramı’nın tüm insanlığa sağlık, huzur, mutluluk ve bereket getirmesi temennisinde bulunarak, tüm çalışanların ve vatandaşların bayramını kutladı. Özel İmperial Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Yüksel Şahin ise, "Bayramın getirdiği sevgi, birlik ve dayanışma duygularının hayatımıza huzur ve mutluluk katmasını diliyor, tüm çalışanlarımızın ve vatandaşlarımızın Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyoruz" diye konuştu. Programda bayramların toplumsal dayanışmayı güçlendiren özel günler olduğuna vurgu yapılarak, sevgi, paylaşma ve birlik duygularının önemine dikkat çekildi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:58
Etin kalitesini bozup proteinini düşürmeyin
Kurban Bayramı’nda kurbanlıkların kesiminin ardından hemen dolaplara alınan etlerin kalitesinin düştüğünü belirten uzmanlar, etlerin 5-6 saat bekletilmesinin son derece önemli olduğunu kaydetti. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi 2. Başkanı Önder Yıldız, kurban kesiminin ardından etin nasıl saklanması gerektiğine ilişkin bilgiler verdi. Vatandaşların kesim sonrası en büyük hatasının etleri hemen dolaplara kaldırmak olduğunu söyleyen Yıldız, "Kesimden sonrası bizim için son derece önemli. Kesimden sonra etlerin uygun ortamlarda 5-6 saat süreyle güneş almayan yerde küçük parçalara ayırılmış şekilde bekletilmesi gerekir. Bu, etin olgunlaşmasını sağlayacak, bakterilerin üremesini engelleyecek. Hem de insanlarımızın sağlıklı bir şekilde et tüketimini sağlayacaktır" dedi. Etlerin hemen dolaba atılmasının birçok kayıplara neden olduğuna değinen Yıldız, "Halkımızın yaptığı en büyük hata şu; kesimden sonra etlerin hemen buzdolabı ya da derin donduruculara konularak muhafaza edileceğini düşünüp uygulaması. Bu uygulama etin kalitesini bozuyor. Ölüm sertleşmesi ve orada oluşabilecek olumsuz bakterilerin yok edilmesi noktasında etlerin küçük parçalara ayrılarak güneş almayan yerlerde 5-6 saat muhafaza edilerek olgunlaşmasını sağlaması gerekir. Bu ortamların oluşturulmasının ardından paketlenerek ya buzdolabına ya da derin donduruculara konulabilir. Eğer ki böyle yapılmazsa buradaki risk başta etin kalitesini düşürür, bozulur. Olgunlaşma bakterileri orada görev yapmadığı için lezzetinde, kokusunda ve sertliğinde bazı sıkıntılar oluyor. Tüketiminde de hem damak tadı olarak hem kalite olarak hem de protein ile besleyici değerler yönünden kayıplara neden oluyor. Bunlara dikkat etmemiz son derece önemli" diye konuştu.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:51
Baş diyetisyenden kurban eti uyarısı: "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir"
Diyetisyen Filiz Beycan, Kurban Bayramı boyunca aşırı ve dengesiz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, kurban etinin en az 12-24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baş Diyetisyeni Filiz Beycan, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konusunda vatandaşlara uyarılarda bulundu. Bayram boyunca kontrolsüz et tüketiminin sindirim sistemi problemleri başta olmak üzere kolesterol, trigliserid ve tansiyon yükselmesine neden olabileceğini ifade eden Beycan, özellikle kurban etinin kesilir kesilmez tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Bayram sabahında hafif bir kahvaltı yapılmasının önemli olduğunu belirten Beycan, "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir. Etin içerisindeki ölüm sertliği dediğimiz bir sertlik oluşur ve bu da sindirim sistemimizde problemlere yol açabilir. Yediğimizde eğer hazımsızlık, şişkinlik oluşmasını istemiyorsak etimizi mutlaka dinlendirmeliyiz. Onun için ilk önce kahvaltıda peynir, yumurta tarzı protein kaynaklarından oluşan, yanına zeytin, yeşillikler eklenmiş bir dilim tam buğday ekmeği tarzında bir kahvaltı yapabiliriz" dedi. "Gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor" Et pişirme yöntemlerine de değinen Beycan, "Daha çok haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmemiz gerekiyor. İçerisine ekstra tereyağı veya kuyruk yağı gibi yağlar kullanmamak lazım ki sağlığımız olumsuz etkilenmesin. Bir diğer önemli hususumuz sebze yemeklerini mutlaka tüketmemiz lazım. Hem etin sindirimini artırabilmek hem de içerisindeki demir emilimini artırabilmek için yanına sebze veya salata ilavesi yapmamız gerekiyor. Mutlaka yanında su tüketimi çok önemli. Böbreklerimize proteinden bir yük binecektir. Bu yükün hafifletilmesi için de gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor. Aynı zamanda kahve ve çayın fazla tüketilmesi de vücuttaki sıvı ihtiyacını artıracağı için su tüketimi bu yönden de önemli" şeklinde konuştu. "Etin yanında asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edilebilir" Vatandaşların en sık yaptığı hatalardan birinin eti kesilir kesilmez tüketmek olduğunu söyleyen Beycan, "Eti kesilir kesilmez pişirmememiz gerekiyor ki sindirim sisteminde problemlere, hazımsızlığa, şişkinliğe, kabızlığa yol açmasın. Bir diğer husus yine etin yanında mutlaka sebze ve salatanın tüketilmesi gerekiyor. Bu da bizim sindirim sistemimizi daha rahatlatacaktır. Çok kızartmalı, yağlı değil de haşlama tarzı olabilir. İçerisinde baharatları çok fazla kullanmamak gerekir ki sindirim sistemimiz daha rahat çalışsın. Bunlara dikkat edebiliriz. Yine dediğimiz gibi su tüketimi çok önemli. Etin yanında mutlaka asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edebiliriz" ifadelerini kullandı. "Kolesterol hastaları haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketebilir" Kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların beslenmelerine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Beycan, "Eğer hastamız diyabet hastasıysa tatlı tüketmesini, hamur işi tüketmesini hiç istemiyoruz. Ancak ikramlık olarak meyve tüketebilir veya kuru yemiş, kuru meyve gibi hafif ikramlıklar tercih edilebilir. Bunun yanında eğer kalp damar hastalığı mevcutsa, kolesterol yükseklikleri varsa et miktarları çok önemli. Haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketmesi gerekiyor. Yine pişirirken yağlı değil de yağsız etleri tercih etmesini istiyoruz. Bunun yanında tansiyon hastalarımız için pişirirken içerisine ekstra tuz ilavesi yapmamalarını istiyoruz ki tansiyon yükselmesi meydana gelmesin. Sindirim ve mide problemleri olanlarda da daha çok haşlama öneriyoruz. Kızartılmış etler sindirim sisteminde problemlere yol açabilir" açıklamasında bulundu. "Eti tekrar dondurmuyoruz, aksi halde zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" Etin saklama koşullarına ilişkin de bilgi veren Beycan, etlerin küçük porsiyonlara ayrılması gerektiğini ifade ederek, "3-4 gün içerisinde tüketeceksek buzdolabında 0-4 derecede, bir hafta içerisinde tüketeceksek daha çok eksi 2 derecede saklayabiliriz. Ama uzun vadede, yaklaşık 6 ay kadar bir süre saklamayı planlıyorsak eksi 18 derecede dondurarak muhafaza etmemiz gerekiyor. Pişireceğimiz zaman da oda sıcaklığında, kaynar su altında veya kalorifer yanında çözdürme işlemi yapmamalıyız. Buzdolabı içerisinde uzun sürede çözdürme yapmamız gerekiyor ki bakterilerin oluşmasını önleyelim. Ve çözdürdüğümüz eti tekrar dondurmuyoruz. Eğer dondurursak zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" şeklinde konuştu. Bayram boyunca aşırı et tüketiminin halsizlik, baş ağrısı, tansiyon yükselmesi ve gut gibi sağlık problemlerine yol açabileceğini belirten Beycan, dengeli porsiyonlarla birlikte sebze tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:45
Diyetisyen Gamze Söylemez: "Etin en az 24 saat dinlendirip yumuşamasını bekleyin"
Kurban etinin, hayvan kesildikten hemen sonra pişirilmemesi gerektiğini hatırlatan Diyetisyen Gamze Söylemez, etin en az 24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kesilen etin daha sert olduğunu ve bu nedenle sindirimi zorlayacağını ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez; "Dinlendirişmiş eti yavaş ve kısık ateşte kendi suyu ile pişirin, bu esnada iç yağ ve kuyruk yağı da koymayın. Etler büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine konularak veya yağlı kağıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler eksi 18 derece derin dondurucuda 3 ay süreyle saklanabilir. Etler kıyma haline getirilirse, buzdolabında iki günden fazla saklamamalıdır. Parça et ise 2-3 gün saklanabilir" dedi. "Etin yanında pirinç pilavı, patates, börek olmasın" Sindirimi zor olan kırmızı etin, hazımsızlık ve şişkinlik olmaması için akşam yemeklerinde değil, öğle yemeklerinde yenilmesini tavsiye eden Söylemez, sözlerine şöyle devam etti; "Kurban etini yine kırmızı et gibi geç saatte tüketmeyin. Bayram diye et yemeyi abartmayın. Günde 100-150 gramdan (örneğin yaklaşık 3-4 köfte) daha fazla et yemeyin. Ayrıca etin yanında pirinç pilavı, patates, börek gibi glisemik indeksi yüksek besinleri de tüketmemeye özen gösterin. Zira bayramda hazımsızlık ve kabızlık yakınmaları sık görülebileceğinden etin yanında sebze yemekleri ya da salata yiyin." "Kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olanlar dikkat " Eti mangalda yapmanın ya da kavurma olarak tüketmenin, Kurban Bayramı’nın önemli ritüellerinden biri olarak görüldüğünü ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez, "Kavurmayı ne kahvaltıda ne de geç saatteki akşam yemeklerinde yemeyin. İlla eti mangalda pişirecekseniz yakmayın. Mangalda yanmış et mide, pankreas ve kalın bağırsak kanseri için risk oluşturabilir. Düzenli beslenin 2-3 saatte bir bir şeyler atışırın. Sıvı alımına dikkat edin ve günde 2-3 litre su tüketin. Çay, kahve gibi kafeinli içeceklerden uzak durun. Yemekleri çok iyi çiğneyerek tüketin Bayramda bilinçsizce et/çikolata/tatlı tüketimi mide yanması gaz şişkinlik hazımsızlık ve bağırsak sistemi bozukluklarına yol açabilir. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve porsiyon kontrolünde dikkatli olmalıdır. Sağlıklı yaşamın en temel kurallarından biri olan fiziksel aktivitenin artırılması anlamında günlük yürüyüşler yapabilir, bayram süresi boyunca kilo kontrolünüze destek olabilirsiniz" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
26 Mayıs 2026 Salı- 10:58
Onkoloji bölümü çalışanı kanseri çalıştığı hastanede yendi: "Elime kitle geldi, erken evre çok önemli"
2
22 Mart 2024 Cuma- 09:52
Kalın bağırsak kanseri farkındalık ayı
3
26 Mayıs 2026 Salı- 11:38
Dermatoloji Uzmanı Dr. Kurt’tan deri kanseri uyarısı
4
26 Mayıs 2026 Salı- 08:45
18 yıldır nakil kalbiyle yaşıyor: Üç bypasslı hastaya riskli pil operasyonu
5
11 Mart 2026 Çarşamba- 11:00
"Tedavisi yok" denilen hastalıkta umut
11 Nisan 2025 Cuma - 11:36
Prof. Dr. Murat Gültekin: "Parkinson hastalığı 40’lı yaşlarda ortaya çıkabilir"
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Gültekin, "11 Nisan Dünya Parkinson Günü" dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Parkinson hastalığı 40’lı yaşlarda ortaya çıkabilir" dedi. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Gültekin sosyal sorumluluk kapsamında 11 Nisan Dünya Parkinson Günü dolayısıyla hasta ve hasta yakınlarını bilgilendirmek amacıyla bir etkinlik düzenledi. Burada konuşan Gültekin, "11 Nisan Dünyada Parkinson hastalığı için farkındalık günüdür. Son 30 yılda yapılan bilimsel çalışmalarda Parkinson hastalığının dünyada biraz daha sık ortaya çıktığı ve daha erken yaşlarda görüldüğü saptanmıştır. Hastalık çoğunlukla vücudun bir tarafında, kolda veya bacakta hareketlerde yavaşlama şeklinde kendini gösterir. Hasta kişi, hastalığın başladığı tarafta yavaşlama ile birlikte ağrı, uyuşukluk veya özellikle istirahatte ortaya çıkan titremeyi de fark edebilir. Hastalığın temel bulgusu sağ veya sol tarafta yavaşlamadır. Hastalık yıllar içinde ilerleme gösterir." ifadelerini kullandı. Parkinsonun nasıl ortaya çıktığıyla ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Murat Gültekin, "Hareketlerde yavaşlama veya titreme görülmeden yıllar önce bazı işaretler de görülebilir. Gece uyuduktan sonra, uykuda bağırma-çağırma, tekme atma veya konuşma-rüyasını sesli olarak yaşama durumu- REM uykusu davranış bozukluğu görülebilir. Ayrıca koku almada azalma, kabızlık, kol veya bacak ağrısı veya depresyon da görülebilir. Böyle bir durumda Parkinson konusunda tecrübeli bir Nöroloji uzmanına muayene için başvurmak gerekir. Çünkü erken teşhis ile birlikte verilen tedaviler sonraki yıllarda günlük hayatı kolaylaştırır" şeklinde konuştu. "Tedavilerin çoğu Türkiye’de mevcut" Hastalığın güncel tedavileri ile ilgili konuşan Prof. Dr. Murat Gültekin, parkinson hastalığı tedavisi için dünyada kullanılan tedavilerin çoğunun Türkiye’de mevcut olduğunu kaydederek, "Safinamid etken maddesi olan Parkinson ilacı da 2024 yılından itibaren artık ülkemizde de bulunmaktadır. Türkiye’de ilaç tedavileri dışında 3 farklı cihaz destekli tedavi de hastalara sunulmaktadır. Uygun olan tedaviler için Parkinson konusunda tecrübeli Nöroloji uzmanlarına (Parkinson-Hareket bozukluğu uzmanı) başvurmak, tedavi ve klinik takip için önemlidir. Tedaviler ile ilgili olarak maalesef özellikle beyin pili konusunda hastalar arasında yanlış bilgilenme mevcuttur. Bu hastalar teşhisten-son evreye kadar, her türlü tedaviler için, Parkinson alanında tecrübeli Nöroloji uzmanları tarafından takip edilmelidir" dedi. Prof. Dr. Murat Gültekin, parkinson uzmanı nörologların yer aldığı bilimsel bir kuruluş olan Türkiye Parkinson Hastalığı Derneği’nin web sitesinde, teşhis ve tedavi yöntemleri için her türlü doğru bilgiye ulaşma imkânının mevcut olduğunu söyleyerek, fizyoterapinin hastalığın ilerlemesini yavaşlattığının altını çizdi ve "Her Parkinson hastası, her evrede, mutlaka düzenli Fizyoterapi yapmalıdır. Düzenli yapılan fizyoterapinin Parkinson hastalığın hızını yavaşlattığına dair güçlü kanıtlar vardır" ifadelerini kullandı. Gültekin ayrıca, hasta ve hasta yakınlarının sorularını da cevapladı.
11 Nisan 2025 Cuma - 11:23
Çalışan kalpte bypass yöntemi riskleri azaltıyor
Kalp-akciğer makinesine gerek kalmadan gerçekleştirilen "çalışan kalpte bypass" yöntemi, iyileşme sürecini hızlandırıyor, riskleri azaltıyor. Kalp ve Damar Cerrahı Dr. Uğur Kaya "Kalbin doğal ritmi korunarak yapılan bu ameliyat, özellikle yaşlı ve riskli hastalar için büyük avantaj sağlıyor" dedi. Modern yaşamın getirdiği stres, yanlış beslenme ve hareketsizliğin, kalp hastalıklarını her geçen gün daha yaygın hale getirdiğine dikkat çeken Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Uğur Kaya güncel operasyon teknikleri hakkında önemli bilgiler verdi. Kalp damarlarında tıkanıklık görülen hastalarda, cerrahi müdahale gerektiğinde en etkili tedavinin genellikle bypass ameliyatı olduğunu belirten Dr. Kaya "Uzun yıllar boyunca bu ameliyat, kalbin durdurulup hastanın kalp-akciğer makinesine bağlanmasıyla yapılırken, artık daha konforlu ve güvenli bir alternatif mevcut: Çalışan kalpte bypass" diye konuştu. Bu yöntemin detaylarını anlatan Dr. Kaya "Geleneksel yöntemin aksine, kalbin durdurulmadığı bu teknikle kalp kendi ritminde çalışmaya devam ederken, cerrahi müdahale gerçekleştiriliyor. Bu sayede hastanın doğal dolaşımı korunuyor ve iyileşme süresi belirgin şekilde kısalıyor" dedi. "İyileşmeyi hızlandırıyor" Dr. Kaya kalp-akciğer makinesine bağlanmadan yapılan bu ameliyatın, özellikle yaşlı hastalar, şeker ve tansiyon hastaları gibi riskli gruplar için önemli avantajlar sunduğunu ifade etti. Bu yöntemin sunduğu başlıca faydaları ise şöyle sıraladı: "Kalp durdurulmadığı için organlara giden kan akışı kesintiye uğramıyor ve bu da daha hızlı bir iyileşme sağlıyor. Kalp-akciğer makinesinin neden olabileceği böbrek yetmezliği veya beyin hasarı gibi komplikasyonlar bu yöntemde daha az görülüyor. Doğal dolaşım sistemi korunarak pıhtılaşma ve emboli gibi riskler minimize ediliyor". "5-6 damara kadar bypass mümkün" Çalışan kalpte bypass sırasında kalp atmaya devam ederken, tıkalı damarların yerine sağlıklı damarlar dikildiğini ifade eden Dr. Kaya özel cerrahi ekipmanlar sayesinde atmakta olan bir kalpte dahi milimetrik müdahalelerin mümkün olduğunu dile getirdi. Ameliyat süresinin genellikle 1,5-2 saat arasında sürdüğünü; aynı anda 5-6 damara kadar bypass yapılabildiğini ve hastanın genellikle birkaç gün içinde taburcu edildiğini söyledi. "Yüksek riskli hastalarda bile güvenli" Bu yöntemin özellikle kalp fonksiyonları zayıf olan, yaşı ileri veya ek hastalıkları bulunan hastalarda tercih edildiğine değinen Dr. Kaya "Kalbin çalışmasını durdurmadan yapılan bu ameliyat, cerrahın tecrübesiyle birleştiğinde hem güvenli hem de hızlı sonuçlar veriyor. Artık birçok hastamız kalp-akciğer makinesine bağlanmadan, daha az travmayla sağlığına kavuşabiliyor. Sonuç olarak çalışan kalpte bypass, kalp cerrahisinde daha az travmatik, daha hızlı ve etkili bir tedavi seçeneği sunuyor" diye konuştu.
11 Nisan 2025 Cuma - 11:03
ESOGÜ Hastanesi’nde "Kalıtsal Kanserler Farkındalık Etkinliği" düzenlendi
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı ve Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencileri tarafından, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası dolayısıyla "Kalıtsal Kanserler Farkındalık Etkinliği" düzenlendi. Etkinliğe Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevilhan Artan, Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Beyhan Durak Aras, Doç. Dr. Oğuz Çilingir, Dr. Ögr. Üyesi Ebru Erzurumluoğlu Gökalp, Dr. Öğr. Üyesi Sinem Kocagil ve Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencileri katıldı. ESOGÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi poliklinikler girişinde düzenlenen etkinlikte, toplumda genetik yatkınlıkla gelişen kanser türlerine dikkat çekilmesi ve erken tanının hayat kurtarıcı etkisinin vurgulanması hedeflendi. Etkinlik kapsamında açılan bilgilendirme standında kalıtsal kanser türleri, genetik testler, aile öyküsünün önemi, tarama yöntemleri ve sağlıklı yaşam önerileri hakkında bilgiler verilerek, öğrenciler tarafından hazırlanan broşürler katılımcılara dağıtıldı. Yapılan açıklamada etkinliğin amacının kalıtsal kanserler hakkında toplumu bilinçlendirmek, genetik risk taşıyan bireyleri erken tanı ve tarama yöntemleri konusunda yönlendirmek ve Tıp Fakültesi öğrencilerinin topluma yönelik sağlık iletişimi becerilerini geliştirmek olduğu belirtildi. Açıklamada kalıtsal kanserlerin, bireyin taşıdığı genetik mutasyonlar nedeniyle gelişebileceği belirtildi. Ailede kanser öyküsü olan bireylerin genetik danışmanlık almasının, erken tanı ve önleme açısından büyük önem taşıdığı anlatıldı.
11 Nisan 2025 Cuma - 10:51
Çocuklarda dikkat eksikliği okul başarısını olumsuz etkiliyor
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Samira Hüseynova, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) çocuklarda en sık görülen nörogelişimsel bozukluklardan biri olduğunu belirterek, bu durumun özellikle okul başarısını olumsuz etkilediğini vurguladı. "DEHB, çocuğun isteğiyle değil, nörogelişimsel bir durumla ilgilidir" diyen Dr. Hüseynova, bazı ebeveynlerin çocuklarının davranışlarını yanlış yorumlayabildiğini belirterek, "Bazı çocuklar teknolojiyle ilgili faaliyetlerde uzun süre odaklanabiliyor. Bu da ailelerin kafasını karıştırabiliyor. Oysa bu durum, dikkat eksikliğinin olmadığı anlamına gelmez. DEHB’li çocuklar, özellikle faydalı ya da sorumluluk gerektiren işlerde dikkatlerini toplamakta zorlanırlar" açıklamasında bulundu. Okul başarısında belirgin düşüş gözlemlenebilir Dr. Hüseynova, "DEHB olan çocuklar derslerde hayallere dalabilir, anlatılanları bir süre sonra takip edemez ve ödev başında çabuk sıkılabilir. Hiperaktivitesi olan çocuklarda ise, yerinde duramama, kıpır kıpır olma ve sürekli hareket etme gibi belirtiler dikkat çeker" dedi. Tedavi edilmezse ne olur? Tedavi edilmeyen DEHB’nin çocukların sosyal, akademik ve duygusal gelişimini olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Dr. Hüseynova, "Bu çocuklarda özgüven kaybı, ilişkilerde zorlanma, madde bağımlılığına eğilim, kaza riskleri ve yaşam kalitesinde düşüş gibi ciddi sonuçlar ortaya çıkabilir" diye konuştu. DEHB tedavisi nasıl planlanır? DEHB tedavisinin çocuğun yaşına, eşlik eden durumlara ve bireysel ihtiyaçlarına göre belirlendiğini belirten Dr. Hüseynova, "Tedavide ilaç kullanımı, psikoterapi, ebeveyn eğitimi ve bireysel destekler birlikte yürütülmelidir. Özellikle 6 yaş altı çocuklarda psikososyal yaklaşımlar ön planda tutulurken, 6 yaş sonrası dönemde ilaç tedavisi de gündeme gelmektedir" dedi. Bilimsel çalışmaların sonuçlarına göre, ilaç tedavisinin DEHB tedavisinde en etkili yöntem olduğunu da sözlerine ekledi.
11 Nisan 2025 Cuma - 10:44
Canik’te Bağımlılıkla Mücadele Semineri
Samsun’un Canik Belediyesi, Bağımlılık ve Bağımlılıkla Mücadele Semineri gerçekleştirdi. Canik Belediyesi, ilçede Bağımlılık ve Bağımlılıkla Mücadele konulu seminer programı düzenledi. Canik Halk Kütüphanesi ve Etüt Merkezi’nde gerçekleşen programda bağımlılık oluşumu, bağımlılık döngüsü, alkol bağımlılığı, kumar bağımlılığı, madde bağımlılığı, tütün bağımlılığı, teknoloji bağımlılığı, madde bağımlılığı ve bağımlılıktan korunma yolları hakkında katılımcılara bilgiler aktarıldı. Bilimsel çalışmalar paylaşıldı Yeşilay Samsun Şube Başkanı Emre Güneş’in konuşmacı olarak katıldığı seminer programında katılımcılara ayrıca bağımlılıkla mücadele yöntemleri, bağımlılık tanı ve ölçüleri, bağımlıkta mücadelede aile tutumu ve arkadaş ilişkileri konularında katılımcılara bilgiler aktarıldı. Her yaştan vatandaşın yoğun ilgiyle katıldığı programda, bağımlıkla mücadelede koruyucu ve önleyici faktörler üzerine gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar ile ilgili bilgiler paylaşıldı.
11 Nisan 2025 Cuma - 10:33
Bafra Devlet Hastanesi’nden "Yasaklı Kol" uygulaması: Hayat kurtaran bileklik
Samsun Bafra Devlet Hastanesi’nde meme kanseri ve diyaliz hastalarının sağlık süreçlerinde oluşabilecek ciddi risklerin önüne geçmek amacıyla "Yasaklı Kol" bileklik uygulaması başlatıldı. Uygulama kapsamında işlem yapılması sakıncalı olan kola takılan siyah renkli bileklikler üzerinde "Yasaklı Kol" ifadesi yer alıyor. Bu sayede acil durumlarda ya da hasta bilincini kaybettiğinde sağlık personeli için önemli bir uyarı sağlanmış oluyor. Bafra Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Alaiddin Domaç, "Hastanemizde 2019 yılında mamografi hizmeti verilmeye başlandı. Meme kanseri tanısı almış hastalarımızın takibinde önemli bir aşamaya geldik. Ancak bu hastaların birçoğunun ameliyat sonrası işlem yapılmaması gereken kolları bulunuyor. Pembe bileklik, sağlık sektöründe bu durumu belirtmek için kullanılsa da birçok hasta rengi nedeniyle bu bilekliği takmak istemiyor. Biz de hem estetik hem de fark edilirliği açısından siyah renkli ve üzerinde ‘Yasaklı Kol’ yazılı bileklik uygulamasına geçtik" dedi. Uygulama yalnızca onkoloji hastalarıyla sınırlı kalmadı. Aynı zamanda diyaliz tedavisi gören ve kollarında fistül bulunan hastalar için de bileklik kullanımı başlatıldı. Dr. Emre Akgün, fistülün diyaliz hastaları için hayati önem taşıdığını vurgulayarak, "Fistülün bulunduğu kola iğne yapılmaması, tansiyon ölçülmemesi, baskı uygulanmaması gerekiyor. Bu bileklik, acil durumlarda yanlış müdahalelerin önüne geçilmesi açısından oldukça önemli" ifadelerini kullandı. Uygulamanın hasta konforunu da artırdığını belirten Radyoloji Teknisyeni Kudret Demirel, "Daha önce kullanılan pembe ve kırmızı bileklikler hastalar tarafından estetik kaygılar nedeniyle takılmak istenmiyordu. Siyah renkte sade bir bileklik tasarlandı. Bu sayede hastalarımız bilekliklerini günlük hayatta da rahatlıkla kullanabiliyor" diye konuştu. Bileklik uygulamasının memnuniyetle karşılandığını ifade eden hasta ve hasta yakınları da uygulamanın önemine dikkat çekti. Bafra Devlet Hastanesi, bu uygulamayla hasta güvenliğini önceleyen yenilikçi bir adım atarken, sağlık alanında örnek bir farkındalık çalışmasına imza atmış oldu.
11 Nisan 2025 Cuma - 10:05
MEAH’ta kadavra bağışı anlatıldı
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem-1 öğrencileri tarafından "Bağışla bedenini, tıp eğitiminde yaşasın" adlı sosyal sorumluluk projesi kapsamında farkındalık standı kuruldu. Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Deniz Yörük ve Dr. Öğretim Üyesi Ceren Uğuz Gencer öncülüğünde düzenlenen etkinlikte, hastanenin ana poliklinik girişinde hasta ve hasta yakınları kadavra bağışı konusunda bilgilendirildi. Öğrenciler, kadavranın tıp eğitimindeki yeri ve önemine değinerek, bağış sürecine dair yasal prosedürler hakkında detaylı bilgi verdi. Kadavra bağışı yapmak isteyen vatandaşlara, bağış formlarını doldurmalarında da bire bir yardımcı olundu. Etkinlikte, beden bağışının sadece tıp öğrencilerinin eğitimi açısından değil, aynı zamanda gelecekte sağlık hizmeti sunacak hekimlerin insan anatomisini birebir öğrenebilmesi için ne denli hayati olduğu vurgulandı. Kadavra bağışının, dolaylı olarak milyonlarca insanın hayatına dokunduğu, modern ve nitelikli tıp eğitiminin temel taşlarından biri olduğu ifade edildi.
11 Nisan 2025 Cuma - 09:58
Güzel Sanatlar Lisesi öğrencilerinden minik hastalara moral konseri
İzmir Kemalpaşa Ümran Baradan Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri, sosyal sorumluluk projesi kapsamında, Ege Üniversitesi Tülay Aktaş Onkoloji ve Kemik İliği Transplantasyonu Hastanesinde tedavi gören kanser hastası çocuklar için moral konseri verdi. Hastanenin konferans salonunda gerçekleştirilen konsere, hastanede tedavi gören çocuklar, aileleri ve sağlık görevlileriyle birlikte katıldı. Konserde, Türk Sanat Müziği, çocuk şarkıları, türküler ve koro şarkıları da seslendirildi. Tedavi gören minikler, şarkılara alkışlarla tempo tutarak eşlik etti. Hastalıklarını bir an olsun unutma fırsatı bulan çocuklar, konser boyunca keyif dolu anlar yaşadı. Öte yandan hastanede tedavi gören fakat konsere gelemeyen bazı çocuklar da unutulmadı. Öğrenciler, müzik aletlerini yanlarına alarak, yatan hastaların odalarında müzik çaldı. Ege Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Kantar da "Lenfoma, beyin, karın ve kemik tümörleri gibi kötü huylu hastalığa sahip olan çocukların tedavileri burada yürütülüyor. Bu süreçte moral çok önemli. Kliniğimizde oyun odamız var. Çocuklar burada oyun oynayabiliyorlar. Ergenler için de ayrı bir odamız var. Bizim en çok aradığımız etkinlikler müzik etkinlikleri. Müzik, hepimizin yaşama daha fazla tutunmasını sağlıyor. Müzik, tek başına bir tedavi yöntemidir. Çocuğun ve ailenin tedaviye uyum sağlayabilme süreçlerinde müzikler, tiyatro gösterileri çok önemli. Kliniğimizde müzik ve tiyatro ekiplerini sık sık misafir ediyoruz" açıklamalarında bulundu. "Hastane ortamında en önemli şey moral" Müziğin insan bedeni üzerindeki olumlu etkilerinin ispatlandığını ifade eden Ümran Baradan Güzel Sanatlar Lisesi Müdür Yardımcısı Özlem Yarıcı, "Öğrencilerimizi hastalarla buluşturmak istedik. Gençlerimizin bir sanatçı adayı olarak ileride sosyal sorumluluk almaları, topluma dokunabilmeleri, insanlara şifa olabilmeleri, toplumun yaralarını iyileştirebilmeleri için gönüllü olabilmeleri adına hastalarla öğrencilerimizi bu etkinlikte bir araya getirmeye çalıştık. Hem gençler hem de hastalar için bir moral ortamı oluştu. Hastane ortamında en önemli şey hastanın moralidir. Moral vermek ve güzel bir anı oluşturmak amacıyla bir aradayız" diye konuştu. Konserde, koro olarak iki şarkı seslendireceklerinden bahseden 11’inci sınıf öğrencisi Beste Ozan "Çocuklara hm koronun nasıl bir şey olduğunu hem de birliğin, bütünlüğün ve seslerin uyumunu göstermek amacıyla buraya geldik. Bunu gösterirken de onları eğlendirmek istiyoruz. Uzun bir hazırlık süreci oldu. Bu tarz etkinlikleri sürdürmek istiyoruz" ifadelerine yer verdi. "Etkinlikte yer aldığım için çok mutluyum" Grubun gitaristi Ozan Cem Tombak ise şunları kaydetti: "Ben ilk kez bu tarz bir etkinlikte görev alıyorum. Burada, hasta çocuklara hem müzik yapmak hem de çalgılarımızı tanıtıp onlara moral vermek istedik. Çok güzel bir duygu. Karşımızdaki küçük bir çocuk. Onu düşünerek buradayız. Böyle bir etkinlikte yer aldığım için çok mutluyum."
11 Nisan 2025 Cuma - 09:58
Saç boyalarındaki tehlike: "Güzellik için sağlığınızdan olmayın"
Saç boyalarının yanlış seçimi ya da bilinçsiz kullanımının cilt sağlığını ciddi şekilde tehdit edebildiğini belirten Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Nermin Bahat, "Güzelliğiniz için sağlığınızdan olmayın, mutlaka uzman görüşü alın" uyarısı yaptı. Günümüzde saç boyaları, kişisel bakımın ve estetik görünümün vazgeçilmez bir parçası haline geldi. BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesinde Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Nermin Bahat, saç boyalarının cilt üzerindeki etkilerine dikkat çekerek sağlıklı bir tercih için nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlattı. Alerjik reaksiyonlara karşı dikkatli olun Saç boyalarının içeriğinde yer alan bazı kimyasal maddeler, özellikle hassas cilt yapısına sahip bireylerde alerjik reaksiyonlara yol açabiliyor. Dr. Bahat, "PPD gibi maddeler, temas dermatiti gibi sorunlara neden olabilir. Boya uygulamadan önce küçük bir alanda yama testi yapılması, cilt sağlığı açısından hayati önem taşır" dedi. Amonyak ve kimyasal içeriklerden kaçının Amonyak gibi agresif kimyasallar içeren ürünler, hem saç tellerine hem de saç derisine zarar verebilir. Uzm. Dr. Bahat, bu maddelerin saçın doğal yapısını bozduğunu ve zamanla dökülmelere neden olabileceğini vurguladı. Doğal içerikli ürünlere yönelin Amonyak içermeyen, bitkisel bazlı ve dermatolojik olarak test edilmiş ürünlerin ön planda tutulması gerektiğine dikkat çeken Dr. Bahat, "Saç derisinin sağlığının da en az saçın rengi kadar önem taşımaktadır. Özellikle argan yağı, keratin ve vitamin içeren boyaları hem saç hem de cilt sağlığına destek olur" dedi. Her cilt tipi farklıdır: Uzman görüşü alın "Her cilt tipi farklıdır. Bu nedenle saç boyası seçmeden önce bir dermatoloji uzmanına danışmak, olası komplikasyonları önlemek adına en sağlıklı yaklaşımdır" diyen Dr. Bahat, saç boyası uygulamalarının profesyonel ellerde ve doğru ürünlerle yapılması gerektiğini söyledi. Güzelliğiniz kadar sağlığınızı da koruyun Dr. Bahat son olarak "Saç renginizi değiştirirken sağlığınızı da korumayı unutmayın. Uzmanlar, düzenli dermatolojik kontrollerin, saç ve cilt sağlığını uzun vadede korumak için önemli" şeklinde konuştu.
11 Nisan 2025 Cuma - 09:52
Niğde’de Sağlıklı Hayat Akademisi Eğitimleri Başladı
Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Sağlıklı Hayat Akademisi (SAHA) eğitimleri, ülke genelinde olduğu gibi Niğde’de de tüm ilçeleri kapsayacak şekilde başladı. Eğitim programı, 81 ilde 543 kurum ve merkezde eş zamanlı olarak başlatıldı. Niğde’de ise program, İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı koordinasyonunda 10 Nisan 2025 tarihi itibariyle uygulanmaya başlandı. Toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi amacıyla başlatılan eğitimler, her yaş grubuna hitap ediyor. Programda her yaşta sağlık eğitimi, koruyucu sağlık hizmetleri ve aile hekimliği, ağız ve diş sağlığı farkındalığı, sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele, fiziksel aktivite ve doğru egzersiz alışkanlıkları, kanser taramaları ve erken teşhis, akılcı ilaç kullanımı, kronik hastalıklar, kadın sağlığı, ruh sağlığı, bağımlılıkla mücadele, yaşlı sağlığı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması gibi konular ele alınıyor. Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada; eğitimlere katılım için herhangi bir ön şartın bulunmadığı, katılmak isteyen vatandaşların merkez ilçe ve Bor ilçesindeki Sağlıklı Hayat Merkezlerine, diğer ilçelerde ise Toplum Sağlığı Merkezlerine şahsen başvurarak kayıt yaptırabilecekleri ifade edildi.
11 Nisan 2025 Cuma - 09:39
4 damarı kapalı olan ve bir gözünü kaybetme riski bulunan hasta ameliyatla sağlığına kavuştu
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde, 4 damarının kapalı olması nedeniyle aylardır tek başına yemek yiyemeyen ve bir gözünü kaybetme riski olan Naci Özmen isimli hasta, Lokman Hekim Van Hastanesinde yapılan başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Konuyla ilgili İHA muhabirine açıklamada bulunan Lokman Hekim Van Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Tuncel, 63 yaşındaki hastanın baş dönmesi, bayılma, ciddi tansiyon düşüklüğü ve yürüyememe şikayetleriyle geldiğini ifade ederek, "Hastanın beyne giden iki damarı, sağ kola giden ana damar ve yine kalpteki ana damarlardan biri tıkalıydı. Özellikle beyne giden damarların göğüs kafesi kısmında tıkalı olmasından dolayı ameliyatı çok riskliydi. Hasta ile konuşup riskleri anlattık. İki şahdamarını, kol damarını ve kalp damarını aynı seansta açtık. Çok şükür bir sıkıntı yaşamadık. Sağlık durumu iyi inşallah taburcu edeceğiz" dedi. Kalp rahatsızlığından dolayı yaklaşık 4 aydır tek başına yemek yiyemediğini aktaran Naci Özmen isimli hasta ise "Kalpten rahatsızlığım var. 4 aydır rahat yemek yiyemiyordum, rahat nefes alamıyordum. 3 kez anjiyo oldum ama iyileşmedim. Bu sefer kendimi çok iyi hissediyorum. Doktorum başta olmak üzere hastane çalışanlarına çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Hasta Naci Özmen’in oğlu Uğur Özmen de, "3-4 ay önce babam böyle oldu. Tek başına yemek bile yiyemiyordu. Neredeyse bir gözünü kaybedecekti. Şu anda durumu çok iyi. Korktuğumuz hiçbir şey olmadı. Çok teşekkür ediyorum" diye konuştu.
11 Nisan 2025 Cuma - 09:31
"Tavuk döner kaynaklı zehirlenmeler, kitlesel sağlık krizlerine yol açabilir"
Son besin zehirlenmesi vakalarını değerlendiren Prof. Dr. Doğancı, "Yeterince pişirilmediğinde stafilokok, salmonella ve basillus gibi bakteriler toksin üretebilir. Bu toksinler, besinin tadını veya kokusunu değiştirmediği için kolayca fark edilemez ve kitlesel zehirlenmelere yol açar" dedi. Kocaeli ve Konya’da yaşanan ve yüzlerce kişiyi etkileyen besin zehirlenmesi vakaları, halk sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Doğancı, yaşanan salgınları ve alınması gereken önlemleri değerlendirdi. Kocaeli’ndeki vakaların odağında yer alan tavuk döner tüketiminin halk sağlığı açısından yüksek risk taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Doğancı, "Tavuk eti, döner gibi uzun süre dış ortamda pişirilen besinler için uygun bir seçenek değildir. Yeterince pişirilmediğinde stafilokok, salmonella ve basillus gibi bakteriler toksin üretebilir. Bu toksinler, besinin tadını veya kokusunu değiştirmediği için kolayca fark edilemez ve kitlesel zehirlenmelere yol açar" dedi. "Tavuk döner üretim ve tüketimi yasaklanabilir" Ekonomik krizle birlikte artan tavuk eti tüketiminin halk sağlığı risklerini artırdığına dikkat çeken Doğancı, "Tavuk dönerin birkaç gün saklanıp tekrar ateşe konması gibi uygulamalar, ciddi risk taşır. Bu nedenle tavuk dönerin üretimi ve tüketiminin yasaklanması bile gündeme gelmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’de besin güvenliğinin denetiminde önemli eksikler bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Doğancı, "ABD’deki FDA gibi bağımsız ve güçlü denetim kurumlarına acil ihtiyaç var. Aynı zamanda salgınlara hızla yanıt verecek, CDC benzeri ulusal bir hastalık kontrol merkezinin kurulması da elzemdir" dedi. Antibiyotikli tedaviye dikkat Besin zehirlenmelerinde gereksiz antibiyotik kullanımı ve yanlış tedavi yöntemlerinin de başka sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çeken Doğancı, "Antibiyotikler toksinlere etkili değildir. Gereksiz kullanımları, bazı durumlarda daha büyük sağlık sorunlarına neden olabilir" ifadelerini kullandı. Salgınlarla baş edebilmek için önceden hazırlanmış senaryoların ve tanı/takip protokollerinin büyük önem taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Doğancı, "Hangi örneğin hangi laboratuvara gönderileceği, hasta tedavisinin hangi rehbere göre yapılacağı gibi detaylar önceden netleştirilmelidir. Medyanın doğru ve bilimsel bilgilerle bilgilendirilmesi de halkın güvenini sağlamak açısından kritik önemdedir" diye konuştu. Son olarak, toplum sağlığının korunması için yerel ve ulusal düzeyde iş birliği ve sürekli güncellenen meslek içi eğitimlerin önemine değinen Doğancı, "İstatistiklerin doğru tutulması ve kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşılması, gelecekteki önlemlerin daha etkili olmasına katkı sağlayacaktır" dedi.
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder