SAĞLIK - 27 Ekim 2025 Pazartesi 12:03

Çocukların görünmeyen savaşı: Akran zorbalığı

A
A
A
Çocukların görünmeyen savaşı: Akran zorbalığı

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ayçiçek Dinçer, zorbalığın ergen bireylerin sosyalleştiği okul, okul çevresi ve mahallelerde gözlemlendiğini belirterek, "Zorbalık; güç dengesizliği içeren, tekrarlayan veya tekrarlama potansiyeli olan istenmeyen saldırgan davranışlardır" dedi.


Zorbalık davranışını genel olarak kimlerin sergilediğini ve hangi alanlarda yapıldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayçiçek Dinçer, "Zorbalık; bir kişinin bir kişiye karşı güç gösterisi yapmak için güç dengesizliğini içeren, tekrarlayan ya da tekrarlama potansiyeli olan istenmeyen saldırgan davranışlardır. Bu kişilerin daha çok okul dönemindeki çocuklar olduğunu söyleyebiliriz. Zorbalığın gerçekleştiği alanlar ise ergen bireylerin sosyalleştiği okul, okul çevresi ve mahallelerde gözlemleniyor" değerlendirmesinde bulundu.



"Zorbalığın 3 tipi mevcuttur"


Zorbalık tiplerine de değinen Dr. Öğr. Üyesi Ayçiçek Dinçer, şu bilgileri verdi:


"Zorbalığın 3 tipi mevcuttur. Bizim akran zorbalığı dediğimiz kavram aslında geleneksel zorbalıktır. Bunun da 3 alt tipi vardır. Bunları Fiziksel, Sözlü ve İlişkisel-Sosyal olarak sıralayabiliriz. Fiziksel dediğimiz alt tip, bireyin karşı bireye fiziki şiddet uygulaması olarak tanımlıyoruz. Sözlü dediğimiz durum da bireyin görünümüne, becerilerine, yeteneklerine, ailesine, kültürüne karşı alay etme ve aşağılama durumu. İlişkisel-sosyal boyutu da daha çok mağdurun kendi sosyal ilişkilerini karalama, dedikodu yayma, bir gruptan dışlama, akran ilişkilerini bozmaya yönelik olan davranışlardır."



"Dijital zorbalık artık çağımızın yükselen zorbalık türü"


Dijital zorbalığın giderek yükseldiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ayçiçek Dinçer, "Pandemi döneminde eve kapanma sürecinin bize getirdiği dezavantaj ise küçük yaşlardaki çocukların sıkça ekran başında vakit geçirmesi. Artık küçük yaşlardaki çocuklar bu beceriye sahip değilken dijital ortamı çok iyi kullanabilir hale geldiler. Dijital zorbalık artık çağımızın yükselen zorbalık türü diyebiliriz. İnternetin sınırsız ve kontrolsüz olması gençlere ‘sonsuzluk’ sağlıyor. Bu ortamlarda da gençler istenmeyen davranışlara devam ediyor. Bunları çevrimiçi ortamlarda mağdur hakkında dedikodu yapmak, mağdura ait olan fotoğrafları izinsiz şekilde paylaşmak ve dolaşıma sokmak şeklinde sıralayabiliriz. Diğer zorbalığa uğradığımız ortamlarda ortamlardan sıyrılabilsek de, dijital zorbalıkta size karşı uygulanan saldırı dijital ortama düştüğü anda çok büyük bir hızla yayılıyor ve orada depolanıyor" açıklamasında bulundu.



"Siber zorbalık mağduriyetinde kız çocukları biraz öne çıkıyor"


Zorbalıkta hangi cinsiyetin hangi tipe maruz kaldığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayçiçek Dinçer, "Genel anlamda baktığımızda zorbalık, erkek ve kız çocukları arasında eşit derecede görülüyor. Lakin siber zorbalık mağduriyetinde kız çocukları biraz öne çıkıyor. Erkekler daha çok fiziksel ve sözlü zorbalığa maruz kalırken, kızlar daha çok iletişimsel ve sosyal zorbalığa maruz kalıyor" şeklinde konuştu.



"Çocuklara baktığımız zaman geçmişlerinde ihmal ve istismar görebiliriz"


Zorbalık davranışında zorba birey ve mağdur bireyin profillerine mercek tutan Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ayçiçek Dinçer, "Mağdurların kişilik profiline baktığımız zaman, kendi dış görünüşlerinden memnun olmayan, sosyoekonomik olarak daha dezavantajlı kesimlerden gelen, sosyal akranlarıyla daha az sosyalleşen bireyler olduğunu söyleyebiliriz. Bu çocuklara baktığımız zaman geçmişlerinde ihmal ve istismar görebiliriz. İstismar ve ihmal de bu zorbalığı normalleştirmesine ve kabullenmesine neden oluyor. Zorbaların profiline bakacak olursak dışardan bakıldığında arkadaş ortamında ‘havalı ve popüler’ görülen çocuklar. Aslında baktığımızda bu kişilerin eğitim başarıları düşük, dürtü kontrolleri zayıf ve duyguları düzenleme becerileri alt seviyede. Bu alanlarda becerileri düşük olduğu için erişkinlik süreçlerinde iş ve sosyal hayatlarında da sıkıntı yaşıyorlar. Bu kişilerin ebeveynleri ise ‘duyarlı ebeveynlik ‘ dediğimiz ideal ebeveynlik davranışından daha uzak tutum sergiliyor. Tutarsız disiplin anlayışı benimsemiş olabilirler. Zorba çocukların arkadaş ilişkileri ise kendileri gibi bireylerle diyebiliriz" diye konuştu.



"Zorbalığa seyirci olan çocuklar zorbanın inançlarını ve davranışlarını benimseme eğilimindeler"


Zorba ve mağdur kişinin dışında iki profilin daha karşımıza çıktığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayçiçek Dinçer, şöyle devam etti:


"Üçüncü profil olarak zorba-mağdur karşımıza çıkıyor. Çocuklar, bireyler tarafından zorbalığa maruz kalıp mağdur oluyorlar. Lakin bu mağdur çocuklar ellerine güç geçtiğinde zorbalık yapabiliyor. Mağdur olmak da zorbalıkla beraber gidebiliyor. Son olarak zorbalığa seyirci olanlar var. Bunlar direkt zorba ya da mağdur değil ama zorbanın kendisine de aynı baskıyı yapmasından korktuğu için seyirci kalıyorlar. Bazen ebeveynler olarak okulda ya da sokakta çocuklar arasında yaşanan olaylar için ‘aman sakın karışma’ diyoruz. Bu söylemlerimiz aslında bir hata. Çünkü zorbalığa seyirci olan çocuklar ya da gençler zorbanın inançlarını ve davranışlarını benimseme eğilimindeler."



"Çocukların ve gençlerin tam potansiyeline erişmesine hatta hayatına neden olabilen engeller"


Zorba kişilerin ve mağdurların psikolojik durumlarına değinen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ayçiçek Dinçer, şu bilgileri verdi:


"Bir de psikolojik boyutları söz konusu. Mağdur çocukların iştahsızlık, karın ağrısı problemleri, baş ağrısı problemleri, okula gitmekte isteksizlik, okul başarısında düşüklük, okulu bırakma isteği, kaygı bozuklukları, intihar düşünceleri ve hatta ölümle sonuçlanan davranışları olabiliyor. Bunlar çocukların ve gençlerin tam potansiyeline erişmesine hatta hayatına neden olabilen engeller. Zorbalarda ise durum aslında çok da iyi değil. Dürtü kontrolleri ve duygu düzenleme becerisi zayıf, okul başarısı düşük, madde bağımlılığı ve suça eğilimi olabilen bireyler. Bu çocuklar aslında o kadar da ‘havalı ve popüler’ değiller."



"Okul, aile ve çocuğu içine alan planlamayla gitmek lazım"


Çocukların bu davranışı sergilememesi veya maruz kalmaması için alınabilecek önlemlerden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ayçiçek Dinçer, açıklamasını şöyle tamamladı:


"Okulla işbirliği içinde olup müfredatlarda akran zorbalığı ve siber zorbalıkla ilgili eğitimler verilmeli. Aileler olarak eğer çocuğumuz zorba ise, ilk olarak zorbalığı kimseye yapamayacağını bilmesi lazım. Bu bizim katı ve keskin disiplin kuralımız. Bu disiplin, çocuğun elindeki bazı ayrıcalıklar alınarak uygulanabilir. Bu yolda şiddete şiddetle başvurmamak gerek. İkinci olarak rol model olmak gerekiyor. Çocuğunuza şiddetin ne kadar yanlış olduğunu anlatmanız ve bunları da davranışlara yansıtmanız lazım. Üçüncü olarak çocukları yararlı sportif aktivitelere yönlendirmek önemli. Buradaki amacımız empati yeteneği yüksek olan çocuklar yetiştirmek. Bizler ilk olarak çocuğumuzun sonradan öğrenebileceklerini öğretmeye çalışıyoruz. Sonradan öğrenemeyeceklerini yok sayıyoruz. Seyirci olan zorbalar için ailelerin ‘seyirci kalman hiç doğru değil’, ‘senin de başına gelebilirdi’ ya da ‘sen yalnız kalmak ister miydin’ gibi sözlerle teşvik etmesi gerekiyor. Mağdur çocukları yalnız bırakmamak gerekiyor. Şu bir gerçek ki; akademik başarısı iyi olan, sosyal ve bilişsel çevresi iyi olan, yanında arkadaş çevresi olan, arkadaşlarıyla olumlu ilişkiler kurabilen çocuklar zorbalıktan korunmuş çocuklardır. Tabi ki ebeveyn ilişkileri de önemli. Aileler çocuklarıyla iletişim halindeyse o çocuklar zorbalıktan korunuyor. O yüzden okul, aile ve çocuğu içine alan planlamayla gitmek lazım."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kütahya "Uluslararası Tarım, Orman ve İnsan Fotoğraf Sergisi" Kütahya’da açıldı Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından düzenlenen 15. Uluslararası Tarım, Orman ve İnsan Fotoğraf Sergisi, Kütahya’da kapılarını ziyaretçilere açtı. Sergide, yarışmada dereceye giren ve seçilen toplam 70 fotoğraf sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Açılışta konuşan Kütahya İl Tarım ve Orman Müdürü Ertan Keleş, organizasyonun tarımın, ormanın, toprağın ve suyun önemine dikkat çekerek toplumsal farkındalık oluşturmayı hedeflediğini söyledi. Yarışmanın ilk kez 2009 yılında hayata geçirildiğini hatırlatan Keleş, 2024 yılı itibarıyla uluslararası kimlik kazandığını ve bu yıl 15’incisinin düzenlendiğini ifade etti. Yarışmanın; genel, çiftçi, öğrenci, tema ve bakanlık çalışanları kategorileri başta olmak üzere toplam 6 kategoride gerçekleştirildiğini belirtti. Keleş, 2025 yılı "Tema Kategorisi"nin konusunun "Bereketin Yüzyılı" olarak belirlendiğini dile getirirken, farklı ülkelerden çok sayıda eserin yarışmaya katıldığını vurguladı. Yarışmada genel kategoride birincilik ödülünü Vietnam’dan Tuy Tran Van "Fishing Net" adlı eseriyle kazanırken, ikincilik ödülünün Antalya’dan Yalçın Akkaya "Toptancı Hali" isimli fotoğrafıyla elde edildiği belirtildi. Genel üçüncülük ödülünün de yarışma sonuçlarıyla birlikte açıklandığı bildirildi. Sergide yer alan 70 fotoğrafın, Kütahyalı ziyaretçilerin beğenisine sunulmaya devam edeceği öğrenildi.
İstanbul Şirketler ödeme ve tahsilat çözümlerini tek platformdan yönetebilecek Artan dijital ödeme hacmi, çoklu tahsilat kanallarının yaygınlaşması ve işletmelerin değişen nakit akışı beklentileri, ödeme sistemlerinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Octet Türkiye’ye göre, 2026 yılında şirketlerin finansal çevikliğini belirleyecek ana unsur, farklı ödeme ve tahsilat yöntemlerini tek bir merkezden yöneten ödeme orkestrasyonu yaklaşımı olacak. Son yıllarda hem küresel ölçekte hem de Türkiye’de ödeme ve tahsilat sistemlerinde hızlı bir dönüşüm yaşanıyor. Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de kartlı ödeme tutarı yaklaşık 15 trilyon TL seviyesine ulaşırken, kredi kartı sayısı 129 milyonun, POS sayısı ise 1,7 milyonun üzerine çıktı. Bu tablo, işletmelerin nakit akışlarını daha öngörülebilir ve esnek şekilde yönetebilmek için tek bir ödeme yöntemine bağlı kalmak yerine; kartlı ödeme, Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS), ticari kredi kartı ve alternatif finansman çözümlerini bir arada değerlendirme ihtiyacını güçlendiriyor. Özellikle bayi ve alt bayi yapılanmasına sahip şirketler açısından kredi kartıyla tahsilat ve DBS ile güvence altına alınan tahsilat modellerinin birlikte kullanılması, finansal kontrolü daha da kritik hale getiriyor. Şirketler, farklı ödeme kanallarını aynı anda kullanırken, Açık Bankacılık altyapıları sayesinde farklı bankalardaki hesap ve hareketlerini tek bir platform üzerinden görüntüleyebiliyor; böylece nakit pozisyonlarını bütüncül biçimde izleyerek finansal kararlarını daha sağlıklı ve hızlı alabiliyor. Bu çoklu yapının beraberinde yönetim karmaşıklığını da getirdiğini söyleyen Octet Türkiye Kurucu Ortağı ve CPO’su Zeynep Bulut, "Farklı kanalların farklı sistemler üzerinden takip edilmesi, finans ekipleri için operasyonel yükü ve veri kaybı riskini artırıyor. Bu da ekiplerin zamanını manuel takip, mutabakat ve veri konsolidasyonu gibi operasyonel süreçlere harcamasına neden oluyor. Ödeme orkestrasyonu ise tüm ödeme ve tahsilat araçlarını tek bir çatı altında toplayarak işletmelere merkezi bir kontrol alanı sunan yeni bir yaklaşım olarak öne çıkıyor" dedi. "2026’da rekabet, ödeme çeşitliliğinden çok yönetim kabiliyetiyle belirlenecek" Bulut, ödeme orkestrasyonunun 2026 yılında neden kritik bir rol üstleneceğini ise şöyle açıkladı: "İşletmeler bugün yalnızca daha fazla ödeme seçeneği sunmak değil, aynı zamanda bu seçenekleri kendi nakit döngülerine uygun şekilde yönetmek istiyor. Satıcılar alacaklarını mümkün olan en kısa sürede tahsil etmeyi; alıcılar ise ödemelerini kendi finansal planlarına göre vadelendirmeyi hedefliyor. Ödeme orkestrasyonu, bu iki ihtiyacı aynı anda karşılayabilen esnek bir yapı sunuyor." Bulut, ’’2026 yılında sektörde fark oluşturan unsur, ürün sayısından çok bu ürünlerin birbiriyle ne kadar uyumlu çalıştığı ve işletmeye ne kadar görünürlük sağladığı olacak. Çoklu ürün altyapısı, merkezi raporlama ve tek platform üzerinden yönetim, şirketlerin finansal karar alma süreçlerinde belirleyici hale gelecek’’ dedi. Bugün birçok yapının yalnızca POS altyapısı üzerinden çözüm sunduğuna dikkat çeken Bulut, "Biz ürünler arasında gerçek bir orkestrasyon sağlıyoruz. Sanal POS, Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS), Master Merchant ve Tedarikçi Finansman Sistemi (TFS) gibi çözümlerin birbirinden bağımsız değil. Bu sistemlerin entegre ve senkronize çalışması, işletmelere bütüncül bir finansal yönetim imkanı sunuyor. Böylece ödeme tarafında parçalı çözümlerin ötesine geçen farklı bir konumlanma oluşturuyor" şeklinde konuştu. Veri odaklı finansal yönetim yeni standart haline geliyor Bulut, sözlerini şöyle tamamdı: "2026’da ödeme sistemleri yalnızca bir işlem altyapısı değil, aynı zamanda karar destek mekanizması olarak konumlanacak. Veriyi doğru okuyan, müşteri ihtiyacına göre esneyebilen ve uçtan uca yönetim sunan çözümler, işletmeler için rekabet avantajı oluşturacak. Artan dijitalleşme, regülasyonların olgunlaşması ve işletmelerin değişen beklentileri, ödeme sistemlerinde orkestrasyon odaklı bir yapıyı kaçınılmaz kılıyor. Gerçekleştirdiğimiz teknolojik geliştirmeler ve yönlendirme setleri sayesinde işlem süremizi yüzde 75 oranında iyileştirdik; başarılı işlem oranımızı ise yüzde 25 seviyesinde artırdık. Octet Türkiye olarak ödeme ve tahsilat çözümlerini tek bir ekosistemde buluşturan yaklaşımımızla şirketlerin 2026 ve sonrasında daha öngörülebilir, esnek ve verimli bir nakit akışı yönetimi kurmalarına katkı sağlamayı hedefliyoruz." Müşteri ihtiyaçlarını okuyan ürün mimarisi öne çıkıyor Yapılan açıklamaya göre, Octet Türkiye’nin Sanal POS, DBS, Master Merchant, Tedarikçi Finansman Sistemi (TFS) ve NFC tabanlı çözümleri; alıcı ve satıcı tarafının farklı beklentilerini aynı ekosistem içinde buluşturan tamamlayıcı bir yapı sunuyor. Bu yapı, şirketlerin hem tahsilatlarını hızlandırmasına hem de ödeme vadelerini daha kontrollü şekilde planlamasına imkan tanıyor.
Konya Hızla su birikintisine giren otomobil takla attı Konya’da günlerdir yağışlı hava etkili olurken, yağmur yağışıyla oluşan su birikintisine hızla giren aracın kontrolden çıkarak takla attı. O anlar güvenlik kamerasına yansıdı. Uzmanlar, yağışlı havalarda oluşan su birikintilerinin sürücüler için ciddi riskler barındırdığını belirterek, hızın düşürülmesi ve dikkatli sürüş yapılması gerektiğini belirtti. Kaza, merkez Karatay ilçesi Aslım Caddesi üzerinde meydana geldi. İddiaya göre, cadde üzerindeki su birikintisine hızlı giren araç kontrolden çıkarak takla attı. Görüntülerde kaza sonrası başka bir araç kaza yapan aracın yanına yardım için dururken, takla atan otomobilin sürücüsünün de araçtan çıktığı görülüyor. Yağışlı havalarda sürüş şartları değişiyor Uzmanlar da yağışlı havalarda sürüş şartlarının değiştiğine dikkat çekerek, kuru zemine göre risklerin arttığını belirtti. Su birikintilerinin bulunduğu yerlerde aracın alt kısmının zarar görebileceğini, motorun su alma riskinin bulunduğunu belirten uzmanlar, suyun yönüne bağlı olarak aracın sağa ya da sola çekebileceği, bu durumun da direksiyon hakimiyetinin kaybedilmesine neden olabileceğini dikkat çekti. Islak ve kuru havada araç kullanmanın farklı bir durum olduğunu söyleyen İleri Sürüş Uzmanı Ramazan Ceylan, "Kuru zeminde aracımızla gittiğimiz esnada yoldaki engelleri, çukurları görebiliriz. Ancak yağmurlu havalarda özellikle su birikintilerinin olduğu yerlerde aracın geçmiş olduğu yerde bir çukurun veya yolda bir çökmenin, ne olduğunu bilmediğimiz için burada yavaş geçmemiz gerekiyor. Burada aracın tabii ki bir yere savrulmasından ziyade çok hızlı geçtiğimiz takdirde motorun su alma ihtimali, parçalarının su alma ihtimalinden dolayı araçta bazı arızalar da meydana gelebilir" dedi. "Su birikintilerini gördüğümüz zaman hızımızı düşürmemiz gerekiyor" Aracın yoğun bir su birikintisine girdiği zaman çekme yapabileceğini belirten Ramazan Ceylan, "Suyun yönüne göre sağa sola çekebilir veya aracı asılabilir. Burada aracın hakimiyetini kaybetme ihtimalimiz yüksek. Çünkü biz normal şartlarda bir engelle karşılaşıyoruz. Eğer hızlı bir şekilde suyun içerisine girdiğimiz zaman muhtemelen sağa veya sola çekme ihtimali yüksektir. Bu da direksiyon hakimiyetini kaybettirir. Dolayısıyla su birikintilerini gördüğümüz zaman hızımızı düşürmemiz gerekiyor ve dikkatli bir şekilde oradan geçmemiz lazım. Bunun bir diğer sıkıntısı da şudur, biz eğer su birikintisine hızlı girdiğimiz zaman sağımızda ya da solumuzda bulunan araçlara veya karşıdan gelen araçların üzerine suyun fışkırma ihtimali olacaktır. O aracın da görüş açısını kapatır bir başka aracın da kaza yapmasına sebep olabiliriz. Dolayısıyla bunları dikkate alarak aracı kullanmamız gerekiyor. Kazasız, belasız bir yere varmamız için de bütün trafik kurallarına harfiyen uymamız gerekir" diye konuştu.
İstanbul Turkcell’e 1 milyar dolarlık uluslararası Murabaha sendikasyonu Turkcell, 5G ve yeni nesil iletişim teknolojileri yatırımlarında kullanılmak üzere 14 bankanın katılımıyla, piyasa standartlarının ötesinde bir vade ve maliyet yapısıyla 1 milyar dolarlık Murabaha sendikasyon kredisine imza attı. Türkiye, 1 Nisan itibarıyla 5G’ye geçiş için geri sayıma başlarken, Turkcell dijital geleceği destekleyecek stratejik bir finansman adımı daha attı. Başta Körfez merkezli olmak üzere üst düzey uluslararası bankaların yoğun ilgisiyle sonuçlanan 1 milyar dolarlık Murabaha sendikasyon kredisi, şirketin 5G ve yeni nesil teknoloji yatırımlarına güçlü bir kaynak sağlayacak. 5G ve dijital altyapı yatırımlarına güçlü destek Başlangıçta 500 milyon ABD doları olarak planlanan işlem, uluslararası piyasalardan hedeflenenin 2,4 katı fazla talep gördü ve bu güçlü yatırımcı ilgisi üzerine kredi tutarı 1 milyar dolara yükseltildi. İşlemin, bir Türk şirketi tarafından gerçekleştirilen bugüne kadarki en büyük kurumsal Murabaha sendikasyonu olarak kayıtlara geçtiği belirtildi. Sağlanan finansman; başta 5G olmak üzere, Turkcell’in yeni nesil bağlantı teknolojileri, dijital altyapı ve geleceğin iletişim çözümlerine yönelik yatırımlarını destekleyecek. HSBC’nin Lider Banka olarak görev aldığı konsorsiyumda; Kuwait Finance House, BNP Paribas, Dubai Islamic Bank, Emirates NBD, Gulf Bank, ICBC ve QNB gibi önde gelen uluslararası bankaları Yetkilendirilmiş Lider Düzenleyiciler olarak yer aldı. Faizsiz finansman ilkelerine dayalı Murabaha sendikasyonu, Turkcell’in finansman kaynaklarını çeşitlendirme stratejisini desteklerken uzun vadeli yatırım kapasitesini de güçlendirdi. İşlem, yıllık SOFR + yüzde 1,95 kâr payı ve komisyonlar dâhil yıllık toplam SOFR + yüzde 2,14 maliyet oranıyla emsalleriyle kıyaslandığında oldukça cazip bir seviyede fiyatlandı. Nihai vadesi 7 yıl olarak belirlenen krediyle, piyasa standardı kabul edilen 5 yıl vadenin üzerine çıkıldı. Kredinin ilk iki yılı anapara geri ödemesiz olarak oluşturuldu. "Turkcell’in finansal başarısı, operasyonel gücü ve yatırım vizyonuna küresel onay" Anlaşmaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Turkcell Grup CFO’su Kamil Kalyon, şunları söyledi: "Turkcell olarak geleceğin teknolojilerini inşa ederken, finans birimi olarak biz de bu vizyonu güçlü finansal temellerle destekleyen bir köprü görevi üstleniyoruz. Dijital dönüşüm ve ileri teknoloji yatırımlarının yarının dünyasını şekillendirebilmesi ancak sağlam bir bilanço yapısı ve çeşitlendirilmiş finansman kaynaklarıyla mümkün olabilir. Bu doğrultuda attığımız adımlar hem bugünün hedeflerini hem de geleceğin potansiyelini sürdürülebilir bir şekilde hayata geçirmeyi amaçlıyor. Günümüz makroekonomik ve jeopolitik koşulları dikkate alındığında, bu sendikasyon kredisine hedeflenen tutarın 2,4 katı fazla talep gelmesi, Turkcell’in finansal gücünün, sağlam bilanço yapısının ve yatırım stratejisinin uluslararası yatırımcılar tarafından güçlü şekilde desteklendiğini gösteriyor. Piyasa standartlarının üzerinde 7 yıl vade ve oldukça uygun maliyet koşulları ile sağlanan bu kaynak, 5G ve dijital altyapı yatırımlarımıza önemli bir ivme kazandırırken, finansman yapımızın çeşitlendirilmesine ve uzun vadeli büyüme hedeflerimizin desteklenmesine katkı sağlayacak."