SAĞLIK - 25 Nisan 2026 Cumartesi 10:07

Ekran bağımlılığı alarm veriyor: 2050’de her 2 kişiden biri miyop olabilir

A
A
A
Ekran bağımlılığı alarm veriyor: 2050’de her 2 kişiden biri miyop olabilir

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, artan ekran kullanımının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, mevcut alışkanlıkların devam etmesi halinde 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olabileceğini söyledi.


Teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte ekran bağımlılığı bebeklikten yetişkinliğe kadar her yaş grubunda yaygınlaşırken, uzun süre yakına odaklanmanın gözlerde kalıcı sorunlara yol açabileceği ifade ediliyor. Medicana International Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, özellikle ekran karşısında geçirilen sürenin giderek artmasının göz sağlığını tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda insanların büyük bölümünün saatlerce yakın mesafeye odaklandığını belirten Özgür, bu durumun özellikle yetişkinlerde göz kuruluğu, yanma, batma, kızarıklık ve geçici bulanık görme gibi şikayetlere yol açtığını dile getirdi. Bu sorunların yaşam kalitesini düşürdüğünü kaydeden Özgür, ekran kullanımının mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini söyledi.


Dr. Özgür, "Ekran süresi hepimizde olduğu gibi dünyada da gerçekten saatler açısından müthiş bir artış gösterdi. Neredeyse hiçbirimiz uzaklara bakmıyoruz. Genelde uzak deyince bir araç kullanımı geliyor aklımıza. Onun dışında hepimizin günlük pratikte 4-5 saat, 8-10 saat belki yakınla ilgili geçirdiğimiz zaman var. Bu yakınla geçirdiğimiz zaman çoğu zaman da ekranlarla ilgili geçirilen zaman. Çocuklarda ve yetişkinde buradaki zararlar değişiyor. Yetişkinler de geniş bir hasta grubunu oluşturuyor. Çağrı merkezi çalışanları, muhasebe, bankacı gibi meslek grupları eğer uzun süre ekrana bakıyorsak biz numara anlamında bozulmadan ziyade göz kuruluğuyla alakalı şikayetler var. Ama bu da ciddi yaşam kalitesini etkiler. Yanmalar, batmalar, kızarıklıklar, bulanık görmeler, geçici de olsa bunlar. Ekran süreleriyle ilgili olabildiğince mecbur olanın dışında azaltmak, bilgisayarda geçirdiğimiz zamanın dışında telefonla geçirdiğimiz zamanı kısıtlamak ve suni gözyaşlarıyla desteklemek diyoruz. Kalıcı bir sorun oluşturmaz ama konforumuzu etkiler, yaşam kalitesini etkiler" dedi.


"Ekran süreleri bu şekilde devam ederse 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak"


Artan ekran bağımlılığının büyük bir toplum sağlığı sorunu olmaya çok yaklaştığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Özgür, "Çocuklarda iş değişiyor. Çocuklarda göz gelişimi devam ettiği için uzun süre yakına bakmak, hele ki bu parlak ekransa ve yakındaki mesafe yaklaştıkça miyopi ile ilgili riskler artıyor. Bununla ilgili geleceğe dönük projeksiyonlar var. Mesela eğer bu ekran süreleri bu şekilde devam ederse ki herkes artık yakına bakıyor, ekranlara 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olacağı hesaplanıyor. Bu gerçekten çok büyük bir oran. Çünkü ben hastalarıma diyorum onu, artık uzakta işimiz yok, hepimiz yakına bakıyoruz. Çocuklarda bu ekran süresi artarak devam ediyor, çok da yakından bakıyor çocuklar. Ne kadar yakına uzun süre bakıyorsak, ne kadar yakından bakıyorsak ve bu ekransa bu yakına baktığımız, miyop ile ilgili riskler artıyor. Yani uzağa görememeyle alakalı problemler ve numaralı gözlükler kullanılmaya başlanıyor" diye konuştu.


"Ekranın dibine girmeden 35-40 santim uzaktan izlenmeli"


Zorunlu durumlarda dahi ekrana çok yakından bakılmaması gerektiğinin altını çizen Özgür, "Miyop’un da derecesi önemli bizde. 3 numaraya kadar hafif miyop sayarız. 3-5 arası, 3-6 arası orta miyop gibidir. Eğer 5-6 numarayı geçiyorsa ileri yüksek miyoplara dönüyor. İleri yüksek miyoplar gözlükle görebilir ama retinayla alakalı, gözün kendi sağlığıyla alakalı ciddi problemler olabilir. İleriye dönük ve bu hesaplanan 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak. Bunun yüzde 10’unun da yüksek miyop olacağı, yani 5-6 numaranın üzerinde olacağı hesaplanıyor. O zaman genel toplum sağlığında ciddi riskler içeriyor. İşin özü ekranla ilgili süreleri mecburiyet yoksa olabildiğince kısıtlamak lazım. Çocuklarımızda da ekstradan buna dikkat etmemiz lazım. Belli süreleri aşmaması lazım mecburi olanların dışında. Bakıyorsa da en azından dibine girmeden 35-40 santim koruyarak ve aralıklı, arada uzağa bakarak, gözünü dinlendirerek geçirmek lazım bu süreyi" şeklinde konuştu.


"Bir gözde olan bozukluk anlaşılamayabilir, rutin muayene bu yüzden önemli"


Rutin muayenelerin göz sağlığındaki öneminden de bahseden Özgür, ayrıca şunları söyledi:


"Biz yenidoğanla birlikte muayenenin başlamasını öneririz. İlk 3 ayda mümkünse yaptırmak lazım. Sonrasında bir sorun yoksa yıllık kontroller öneririz. Asıl 5 ve 7 yaşları, hele ki okul çağları daha da önemli bizim için. Çünkü miyopi genelde ilkokul çağında başlar. Bir gözde olup bir gözde olmayabilir. Hipermetrop için de aynısı geçerlidir. Çocuğun bir gözü iyi görüyorsa diğer gözünün az görüp görmediğini anlama ihtimali çok düşüktür. Rutin taramalarla veya bizim muayenelerimizde ortaya çıkabilir. Onun için özellikle ilkokul çağında muhakkak yılda bir kontrol yaptırmak lazım."

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Belçika Ekonomik Misyonu Türkiye ziyareti öncesi basın toplantısı düzenledi Belçika Ekonomik Misyonu’nun Türkiye ziyareti öncesinde, Belçika’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda basına yönelik bir bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Belçika Kraliçesi’nin liderliğinde 10-14 Mayıs tarihleri arasında İstanbul ve Ankara’ya gerçekleştirilecek Belçika Ekonomik Misyonu ziyaretleri öncesinde, Belçika Türkiye Büyükelçisi Van de Velde ve İstanbul Başkonsolosu Tim Van Anderlecht’in ev sahipliğinde basın bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Toplantıda, misyonun kapsamı, öncelikli alanları ve iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendirmeye yönelik sunulan fırsatlar hakkında bilgi verildi. Toplantıda konuşan Belçika Türkiye Büyükelçisi Van de Velde, "Amacımız firmaları bir araya getirmek. Kraliçe’nin, bakanların ve devlet kurumlarının buraya gelmesi iki ülke arasındaki iş birliğine verdiğimiz önemi göstermektedir. Güncel jeopolitik gelişmeler ve NATO süreci değerlendirildiğinde Belçika’nın özellikle savunma sanayi alanında güçlenmesi önemli bir başlıktır" dedi. ‘’İş fırsatlarını değerlendirmek amacıyla 5 ana sektörden 450 kişi ziyarete katılıyor’’ Belçika Türkiye Büyükelçisi Van de Velde, "Türkiye, ekonomik açıdan Belçika’nın en önemli ortaklarından biri. Belçika’nın Birleşik Krallık, Çin ve diğer Avrupa Birliği ülkeleri dışındaki partnerleri arasında 4’üncü sırada yer alıyor. Burada 13 milyar avroluk bir ticaret hacminden söz ediyoruz. İş fırsatlarını değerlendirmek amacıyla 5 ana sektörden 450 kişi ziyarete katılıyor. Özellikle yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm, lojistik, sağlık, eczacılık (ilaç ve kimya) ile savunma sanayi olmak üzere beş ana sektörde 450 kişiyle bir ziyaret gerçekleştiriyoruz" şeklinde konuştu. "Türkiye’nin sanayi alanındaki gelişimini ve öncülüğünü gördük" Van de Velde, "Savunma sanayinde geçen yıl Savunma Bakanımız Türkiye’ye geldi ve çeşitli ziyaretlerde bulundu. Bu ziyaretlerde Türkiye’nin sanayi alanındaki gelişimini ve öncülüğünü gördüğü için bu yıl heyet, birçok ekiple birlikte geliyor. Bunun dışında, bir yıl sonra iş birliğini geliştirmek ve iş birliğinde bulunmak amacıyla yeniden bir ziyaret gerçekleştirilecek. Geçen yıl Türkiye’nin savunma sanayindeki kapasitesini görmek için gelinmişti, bu yıl ise ticari amaçlı bir ziyaret söz konusu. Ticari ve ekonomik bir misyon yürütülüyor. Bu misyon kapsamında yapılacak görüşmeler sonrasında Belçika’nın Türkiye’den ne tür hizmetler alabileceği değerlendirilecek. Daha çok enerji dönüşümü, atık yönetimi, offshore olarak adlandırılan rüzgar enerjisi ve nükleer enerji başlıkları öne çıkıyor. Ancak Akkuyu ile birebir bağlantılı olarak şu anda bir ziyaretimiz yok" diye konuştu. ‘‘Belçika olarak, vize serbestliğinden yanayız’’ Avrupa ile ilgili vize konusunun konuşulup konuşulmayacağı sorusunu yanıtlayan Belçika Türkiye Büyükelçisi Van de Velde, "Türkiye, Çin’den sonra vize alanında gelişme sağlamak istediğimiz ikinci ülke. Belçika olarak vize serbestliğinden yanayız. Bu kapsamda başvuru sayılarımızı da artırdık. Bu bir bahane değil ancak süreci İstanbul Konsolosluğumuz takip ediyor. Vize başvurularının merkezi İstanbul Konsolosluğu’dur. Burada devletler arası bir protokol ya da iş birliği süreci olmayacak’’ ifadelerini kullandı.
İzmir İzmir’de Bisicab dönemi başlıyor İzmir Büyükşehir Belediyesi, sürdürülebilir ulaşım ve genç istihdamı bir araya getirerek Bisicab araçlarıyla kent içi ulaşımı dönüştürüyor. Bisicab sürücüsü olmak isteyen üniversite öğrencilerine verilen eğitimler başladı ve ilk etapta 20 araç, çevre dostu ve konforlu bir deneyim sunacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, kent içi ulaşımda çevreci dönüşümü destekleyen ve gençlere nitelikli iş imkânı sunan "Bisicab" projesini hayata geçiriyor. Elektrik destekli üç tekerlekli bisikletlerden oluşan sistemi devreye almaya hazırlanan Büyükşehir, karbon salımını azaltmayı hedeflerken üniversite öğrencilerine eğitimli ve donanımlı bir çalışma alanı da oluşturuyor. Gelecek günlerde yola çıkması planlanan Bisicab araçlarını kullanacak üniversite öğrencilerine yönelik eğitimler de başladı. Bisicab ile sürüş eğitimi alan gençler, İzmir’de ilk kez hayata geçirilecek böyle bir çalışmanın içerisinde yer almaktan dolayı heyecanlı olduklarını söyledi. 20 araç Alsancak- Konak arasında hizmet verecek Pilot uygulama kapsamında 20 araç, Alsancak Liman ile Konak arasında 11.00-19.00 saatleri arasında hizmet verecek. Sürücü koltuğunun arkasında yer alan bölümde iki yetişkin ve bir çocuğun konforlu bir şekilde yolculuk yapmasına imkân tanıyan, kısa mesafeli yolculuklar için tasarlanan sistem, özellikle yoğun ve turistik bölgelerde motorlu araçlara alternatif oluşturarak kent içi trafik ve çevre üzerindeki yükü azaltmayı hedefliyor. Elektrik destekli pedallı yapısıyla öne çıkan Bisicab’ler, sıfıra yakın emisyon değerleriyle sürdürülebilir ulaşım vizyonunun önemli bir parçası olarak görülüyor. Mesleki yetkinlik kazandıran bir model Projede görev alacak sürücüler ise kapsamlı bir eğitim sürecinden geçirilerek sahaya çıkmaya hazırlanıyor. Başvuru yapan üniversite öğrencileri; teori derslerinin ardından sürüş güvenliği, ilk yardım, trafik kuralları, araç teknik bilgisi, acil durum yönetimi ve yurttaşla iletişim gibi başlıklarda eğitim alıyor. Sürecin devamında uygulamalı sürüş eğitimine geçen adaylar, yapılan değerlendirmeler sonucunda göreve başlayacak. Bu yönüyle Bisicab, gençlere sadece gelir değil aynı zamanda mesleki yetkinlik kazandıran bir model olarak öne çıkıyor. Öğrencilere hem teorik hem de pratik eğitimler veriliyor Bisiklet İşletme Personeli Can Ateşgüneş, kent içi ulaşımda kullanılacak bisikletlerin avantajlarına dikkat çekti. Bisicab’ın elektrik destekli pedallı bisiklet olduğuna değinen Ateşgüneş "Bunlar İzmir Limanı ile Konak arasında hizmet verecekler. Güzergah üzerinde Alsancak Limanı, Vasıf Çınar Bulvarı, Lozan, Montrö, Basmane, Agora ve Konak durakları yer alacak. Kısa mesafede ulaşım hizmetini karşılamış olacaklar" diye konuştu. Can Ateşgüneş, projeye ilk etapta 30 kişinin başvuru yaptığını ifade ederek, şunları söyledi: "Başvuru yapan öğrencileri teorik eğitimlerden geçirdik. Daha sonra ilk yardım, sürüş güvenliği, aracın teknik özellikleri, genel olarak trafik kuralları ve güvenliği konusunda eğitimler verildi. Ayrıca acil durum yönetimi ile yurttaşla iletişim konusunda eğitim aldılar. Daha sonra teoriden pratiğe geçildi. Sürüş eğitimi alıyorlar. İlk etapta iki tekerlekli bisikletlerle manevra tekniklerini öğrendiler." "Üniversite öğrencilerine çalışma imkanı sunması çok iyi" Sürücü adayı makine mühendisliği bölümü öğrencisi Arda Çam, kente kazandırılan farklı bir projede yer almak için çalışmaya katıldığını söyledi. Çam, "Projeyi ilk gördüğümde çok hoşuma gitti. Bisiklet de kullanıyorum. Bunu değerlendirmek ve projenin bir parçası olmak istedim" dedi. Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü öğrencisi Arda Kemal Yıldırım ise teorik eğitimlerin ardından uygulamalı eğitimlere geçtiklerini anlatarak, şunları söyledi: "Bisiklet kullanıyorum ama bunların hem üç tekerlekli hem de elektrikli olması çok farklı bir deneyim. Bundan sonra yollarda yavaş yavaş Bisicab görmeye başlayacağız. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üniversite öğrencilerine çalışma imkanı sunması çok iyi. Ayrıca çevreci bir proje. O nedenle destekliyorum." Uluslararası ilişkiler öğrencisi olan Alper Arıca, çok heyecanlı olduğunu vurgulayarak, eğitimlerin çok güzel geçtiğini söyledi. "İlk kez hayata geçirilen bir projede yer almak çok güzel" İktisat eğitimi alan Binnur Uzlucan ise çok heyecanlı olduğunu belirterek, "Üniversite öğrencilerine böyle bir imkan tanıdıkları için çok mutluyuz. Projeyi görünce hemen başvuru yapmak istedim. Çok mutluyum. İzmir’de ilk kez böyle bir proje hayata geçiyor ve biz de bunları deneyimleyen ilk kişiler olacağız" dedi. "Sürdürülebilir ve inovatif bir proje" Endüstriyel Tasarım bölümü öğrencisi Onur Sözen ise ilk defa hayata geçirilen bu çalışmanın içerisinde yer almanın mutluluğunu yaşadığını söyledi. Bisiklet kullanmayı çok sevdiğini ifade eden Sözen, "Sürdürülebilir, inovatif bir proje. İlk defa böyle bir araç kullandığım için biraz zorlandım. Çok heyecanlandım aynı zamanda. Ufak tefek zorlukları olsa da olumlu tarafları daha fazla. Burada yer aldığım için çok mutluyum" diye konuştu. "Hobilerimizi kazanca dönüştürmek büyük bir artı" Fizyoterapi ve rehabilitasyon bölümünde okuyan Mustafa Eray Çömlek de bisiklet ve motosiklet kullanmayı çok sevdiğini ifade etti. Bu projeyi gördüğü zaman çok heyecanlandığını vurgulayan Çömlek, "Başka ülkelerde bu çalışmanın örnekleri var ama Türkiye’de ilk. İlk kez hayata geçirilen bir projede yer almak istediğim için başvuru yaptım. Çok heyecanlıyım. Öğrencilere istihdam alanı yaratılıyor. Bu da avantaj. Hobilerimizi kazanca dönüştürmek büyük bir artı" ifadelerini kullandı.
Konya Uzmanlardan "Çocuklar gördüklerini gerçek hayata taşıyor" uyarısı Gelişen teknolojiyle birlikte çocukların internet ve dijital oyunlara çok erken yaşta erişim sağladığını belirten Adli Bilişim Uzmanı Emre Akman, çocukların özellikle şiddet içerikli oyunlardan olumsuz etkilendiğine de dikkat çekerek uyarıda bulundu. Teknolojinin yaygınlaşmasıyla birlikte çocukların küçük yaşlarda telefon, tablet ve bilgisayarla tanıştığını ifade eden Adli Bilişim Uzmanı Emre Akman, internet erişiminin kolay olması nedeniyle çocukların dijital oyunlara yöneldiğini anlattı. Bu oyunların bir kısmının yaşlarına uygun olmadığını vurgulayan Emre Akman, içeriklerin çocukların psikolojisini olumsuz etkileyebileceğini uyarısında bulundu. Teknoloji çok geliştiğine ve bununla beraber meydana gelen sorunlara değinen Adli Bilişim Uzmanı Akman, "Teknolojiye ulaşım çağı da, yaşı da çok erken yaşlara düştü. En başta aileler içerisinde zaten çocukların ellerinde sürekli bir telefon, tablet, bilgisayar olduğu için internet erişimleri mevcut. İnternete erişimleri de çok kolay olduğu için haliyle internette bulunan oyunlara da merak sarıyorlar yaşları küçük olduğu için ve bu oyunlar tabii ki silah, öldürme, yaralama gibi, kötü ve çocukların psikolojisini derinden etkileyecek şekilde olan oyunlar, aslında yetişkinlere özgü oyunlar. Tabii ki yetişkinlere özgü olması bu şekilde bir oyun olmasını gerektirmez ancak yaş itibariyle çocukların kesinlikle oynamaması gereken oyunlar. Çünkü bu oyunlarda insanlar birbirlerini vurma, kırma veya daha yasa dışı, çocukların travmasını etkileyecek, bilinçaltını etkileyecek şekilde kötü etkiliyor. Biz uzmanlar olarak çocukların, ailelerin en azından denetlenme şeklinde bu teknolojik aletlerin verilmesini öneriyoruz" dedi. "Çocuklar bunların tam bilincinde, mantığını da anlayacak yaşta değiller" Akman, çocukların yaşları küçük olduğu için bu oyunlarda yaptıkları, gördükleri hareketleri gerçek hayata da entegre etmeye çalıştıklarını ifade ederek, "Gerçek hayatı entegre etmeye çalıştıklarında tabii ki bunlar akılları, mantıkları henüz daha gelişmemiş olduğu için doğruyu yanlışı ayıramayacak nitelikte oluyorlar. Ancak yaptıkları eylem çok büyük şekilde infial oluşturacak şekilde olaylar olabiliyor. Günümüzde kamuoyunda yakında olan olaylardan zaten bunlara şahidiz. O yüzden çocuklar bunların tam bilincinde, mantığında ve ne olduğunu anlayacak yaşta değiller. O yüzden doğru zannediyorlar, yaptıklarını güzel zannediyorlar ve oyunda gerçekleştirdikleri tüm hareketlerin gerçek hayatta da olabileceğini düşünüyorlar. Bu nedenle çocuklar ellerine geçirdikleri, oynadıkları her oyundan, her filmden, her diziden, her şeyden etkileniyorlar. Çünkü onların yaşı itibariyle daha öğrenerek büyüyorlar ve bu şekildeki oyunlarla karşılaştıklarında bilinçaltlarında vurdulu kırdılı ve çok büyük halkta infial oluşturacak suçları bilinç altlarına yerleştirmiş oluyorlar ve zaman ilerledikçe de bu suçlar bilinç altında çocukların yerleştiği için mantık olarak onlara yaptıkları eylemler, suçlar, fiiller tamamen meşru geliyor" şeklinde konuştu. "Ailelerin denetimi, gözetiminde kullanmaları gerekiyor" Aileler çocukları üzerindeki dikkat etmesi gereken noktaları sıralayan Akman, "Aile bireyleri en başta evde denetlemeliler. Çünkü en başta bu denetleme olmazsa çocuğun oynadığı, izlediği her film, her oyun şu an etkilemese bile bundan 5-10 sene sonra kendi hayatını çok ciddi şekilde etkileyecek seviyeye getiriyor. O yüzden çocuklarımız evdeyken ellerinde teknolojik aletler telefon, tablet, bilgisayar hiç fark etmez hangilerini kullanıyorlarsa ailelerin denetimi, gözetiminde kullanmaları gerekiyor. Yoksa internet çok geniş bir mecra, internetin ucu bucağı yok. Çocuklar herhangi bir şeye ulaşmaları çok kolay ve ulaştıklarında gördüğümüz üzere geri dönüşü olmayan olaylara şahit oluyoruz. Çocukların 15 yaş altı sosyal medya kullanımı kısıtlaması Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Artık vatandaşlar da sosyal medyaya kimlik bilgileri ile üye olacaklar. Bakanlığımız, devletimiz bu yönde bir çalışma yapıyor. Biz bu çalışmayı destekliyoruz. Bu çalışmanın arkasından da gelecek her şeyi destekliyoruz. Çünkü çocuklar bizim geleceğimiz ve bu şekilde eğitilen kasıt dışı, denetim dışı eğitilen çocukların ileride bize ve kendilerine verecekleri zararları istemiyoruz. Biz uzmanlar olarak devleti tamamen destekliyoruz. Çocukların denetim altında bu sosyal medyaları kullanmalarını, ailelerin gözetimi altında bunları kullanmalarını tavsiye ediyoruz. Kesinlikle küçük yaşta çocukların ellerinde telefon verildiklerinde bahsedilen uygulamalar ve oyunlar zaten kamuoyunda çok meşhur, isimleri çok meşhur. Bunlara ulaşmalarını kendi telefonlarından engelleyebilirler. Herhangi bir videoya erişmelerini veya sosyal medya araçlarını kullanırken veya bir tarama cihazını kullanırken örnek veriyorum google gibi kullanırken bunları da filtreleyebilirler. Tamamen denetim altında olurlarsa toplum olarak kamuoyu olarak çocukları kazanmış oluruz" diye konuştu.