EKONOMİ - 27 Haziran 2024 Perşembe 14:12

En stratejik ürünlerin başında gelen ‘kenevir’ Samsun’da masaya yatırıldı

A
A
A
En stratejik ürünlerin başında gelen ‘kenevir’ Samsun’da masaya yatırıldı

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) ev sahipliğinde “Kenevir Araştırma Merkezi Projesi: Kenevir Ürünleri Test Merkezi ve Veri Platformlarının Oluşturulması” ve “Lifli Bitkiler Üretim ve İşleme Kompleksi” projelerinin tanıtım toplantısında geleceğin en stratejik ürünleri arasında gösterilen kenevir, masaya yatırıldı.


OMÜ ev sahipliğinde düzenlenen Kenevir Araştırma Merkezi Projesi: Kenevir Ürünleri Test Merkezi ve Veri Platformlarının Oluşturulması ile Lifli Bitkiler Üretim ve İşleme Kompleksi isimli DOKAP BKI destekli projelerin tanıtım-kapanış toplantısı Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı. Toplantıda Türkiye’deki kenevir sektörünün güncel durumu ortaya konulup, sektörün gelişmesi, sorunların ve çözüm önerilerinin tartışılmasının yanı sıra stratejik önemi de görüşüldü.



“Kenevir alanında patent sayısı 21’e yükseldi”


Programın açılışında konuşan OMÜ Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, "Kenevir, çevrenin konuşulduğu, iklim değişikliğinin konuşulduğu, sağlığın konuşulduğu, aklınıza ne gelirse merkeze oturan gerçekten stratejik bir ürün. Sağlıkta çok kısa sürede çok somut sonuçlar alınabiliyor. Malzeme olarak baktığınızda aynı şeyi malzemede görebiliyorsunuz. Aslında üretiminin engellenmesi de stratejik bir karar. Şüphesiz bunun farklı nedenleri var. Yani uyuşturucu ve benzeri amaçlarla istismarının başka amaçlarla kullanımının bunda etkisi var. Belki de gerekçe olarak kullanıldı. OMÜ’de bir enstitü kuruluyor. Cumhurbaşkanımızın öngörüsüyle bir dünya lideri vizyonuyla ortaya koyduğu bir hedef var. Bu ürün stratejik bir ürün ve biz bu ürünü bütün yönleriyle hayata kazandıracağız. Bütün yönleriyle biz bundan istifade edeceğiz. Toplumuz istifade edecek bundan. 2019’daki bu vizyon, 2020’de gerçekten büyük oranda Samsun merkez gösterildiği için yatırım yapıyor. İşçi, çiftçi yatırım yapıyor. Ancak endüstriyel bir ürüne dönüşmediği için ya da her tarafta burada üreticinin kazanmadığı için ekonomik bir ürüne dönüşmediği için bir yıl içerisinde yüzde 93 oranında üretim terk ediliyor. Bizim bir kültürümüz var. Samsun’da yaklaşık 150 yıllık bir tarihi var. Bilinen bir tarihi var. Bunun kılık kıyafette, tekstilde çok rahatlıkla kullanıldığını görüyoruz. Günlük araç, alet, edevat burada kullanıldığını görüyoruz. Gemi sektöründe ciddi anlamda kullanıldığını görüyoruz ve benzeri. Dolayısıyla bunun stratejik bir öncelik tanımlamasıyla biz 2021’de bir öncelikli alan projesi açıkladık ve destekleyeceğiz diye üniversite ilk etapta 22 projeyle bir çıkış yaptı. Arkasından bir 10 proje daha katıldı. Sadece kenevir konusunda yapılan 34 proje. 2 yıl içerisinde ortaya çıkan. Ama bunun ilginç tarafı şuydu. 22 projeden 9 tane patent başvurusu oldu. 3 tanesi burada ticarileştirildi. 2020’de sıfır olan patent sayısı 2021’de 10, 2022’de 21 oldu” dedi.



“OMÜ kenevir alanında tarihi bir misyon üstlendi”


Kenevirin sanayiden, tekstile tekstilden sağlık alanına olmak üzere birçok alanda kullanılması için tarihi bir misyon üstlendiklerini dile getiren Rektör Ünal, “Kenevirin gerçekten endüstriyel bir ürüne dönüştürülmesi gerekiyor. Eğer dönüştürülebilirse, daha doğrusu süreç yönetilebilirse bu olacak zaten. Üniversite, tarihi bir misyon üstlendi. Yani genellikle üniversite-sanayi buluşması bir jargon olarak kullanılan bir beyandır. Üniversite-sanayinin buluşmasının, çay içme faslını geçtiğini, artık yeni bir bağlamda ve görevlerin tanımlanmak suretiyle kim ne yapacak, kim nerede duracak, ne kadar katkı sağlayacak görevler tanımlanmak suretiyle yeni bir süreç yönetimi ortaya konulması gerekiyor. Sektör temsilcilerinin burada olması bizi cesaretlendiriyor. Çünkü alıcısı varsa bir şeyin değeri var. Eğer alıcısı yoksa bunun enflasyonu var. İlgi bunun alıcısının var olduğunu gösteriyor. Amasız ve fakatsız bir şekilde biz her türlü AR-GE’nize talibiz. Temelde hedeflenen şey herkesin kazanması. Birinin değil herkesin kazanması. Burada üreticinin de kazanması gerekiyor. Çiftçinin de kazanması gerekiyor. Toplumun da buradan kazanması gerekiyor. Yatırım yapanın da kazanması gerekiyor. Eğer bu denge sağlanabilirse bir ekosistemin oluşturulması, bir kültürün oluşturulması kültür oluşturduktan sonra da doğal sürecine girecektir. Bundan sonra talibini kendisi üretecektir. Böyle bir süreç yaşanıyor” diye konuştu.



DOKAP Başkanı Gültekin: “Kenevir uzay sanayinde bile konu ediliyor”


Gelişmiş ülkelerin keneviri uzay sanayinde bile kullanmak için çalışmalar gerçekleştirdiğini ifade eden DOKAP Başkanı Hakan Gültekin, “Bugünkü rakamlarla 30 milyon 500 bin liralık yani 2024 rakamlarıyla iki tane projenin desteklenmesini uygun gördük. Bu gıdaya konu olacak, bu kozmetiğe konu olacak, otomotiv sektöründe, inşaat sektöründe, ilaç sanayinde, her yere konu olacak bir bitki. 70’li yıllarda, 80’li, 90’lı yıllarda bir yasak. Gelişmiş ülkelerde bu yasak uygulanıyor. Gelişmiş ülkelerde özellikle lifli bitkilerle ilgili, kendir kenevir ile ilgili uzay sanayine kadar birçok yerde konu ettiler. OMÜ’nün yaptığı bu çalışma çok hızlı gitmekle ilgili hani vitesi 2’ye 3’e 4’e atmakla ilgili önemli bir sürecin başlangıcı ve devamı var. Başlanıldı, yola çıkıldı, çıktılarını görüyoruz. Özellikle endüstriyel olarak Samsun’da farklı yatırımlarla ilgili süreçler var. Bunlar hepsi çok önemli şeyler, çok kıymetli şeyler. Bizler de bu konuyla ilgili özellikle sürdürülebilirliğinin olması bizim için de çok kıymetli” şeklinde konuştu.



Müdür Sağlam, “Kenevir üretim alanlarına torbacılar almasın diye ‘endüstriyel üründür’ yazacağız”


Kolluk kuvvetleri ile yapılan çalışmalar sonucu bazı uyuşturucu tacirlerinin kenevir tarlalarından lifli bitki aldığını tespit ettiklerini vurgulayan Samsun İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, “Samsun deyince Türkiye’de Kenevir’in ana vatanı akla gelir. Tabii kenevir dediğimizde bütün herkesin aklına ilk gelen ne sanayisiydi ne bir şeydi, uyuşturucuydu. Kolluk kuvvetiyle beraber denetimler de yapıyoruz. Kolluk bir konu getirdi. Dediler ki torbacıların yaptığı şeyde bizim endüstriyel kenevirde ürettiklerimizden almışlar. Mal diyor ellerinde kalmış. Bu büyük bir gelişme. Biz de şunu yapacağız. Bu ürün endüstriyel kenevirdir. Yazacağız bunu. Niye? Onlar da zarar etmesinler çalıştıklarında kendi işlerine baksınlar. Biz bunu kesinlikle Türkiye’de sadece tekstilde değil, otomotivde, ilaç sanayinde selülözde ve birçok sektörde kullanılabilir hale getireceğiz” ifadelerini kullandı.



Prof. Dr. Aytaç: “Hayatımızın içerisinde kenevir ile ilgili ürünlerin daha çok yer almasını beklemekteyiz”


Projelerin ve kenevirin önemini aktaran Kenevir Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Selim Aytaç ise “Bilindiği gibi 2030 yılı Yeşil Mutabakatın devreye geçiş yılıdır. Birkaç yıl önce Paris İklim Anlaşmasına imza attık. Bundan dolayı Kenevire olan ilgi önümüzdeki yıllarda daha çok artacaktır ve bununla ilgili hayatımızın içerisinde kenevir ile ilgili ürünlerin daha çok yer almasını beklemekteyiz. Ülke olarak bu pazarın bu pastanın içerisinden pay almanın yönü 2023 yılında olduğunu düşünürsek çok az bir zamanımız kaldı. Bununla ilgili hem kamu olarak hem özel olarak özel sektör olarak kenevire olan ilgimizi ve bununla ilgili ürün platformlarımızı bir an önce oluşturup devreye geçirmeliyiz” açıklamasında bulundu.


Kenevir Araştırma Merkezi Projesi: Kenevir Ürünleri Test Merkezi ve Veri Platformlarının Oluşturulması” ve “Lifli Bitkiler Üretim ve İşleme Kompleksi Projeleri Kapanışı ve Sektör Buluşması Toplantısı, verilen hediyelerin ardından son buldu.



En stratejik ürünlerin başında gelen ‘kenevir’ Samsun’da masaya yatırıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Sosyal hizmet çalışanları bayram tatili sonrası ilk mesaide buluştu Eskişehir Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesinde, Ramazan Bayramı tatili sonrası ilk iş gününde bayramlaşma töreni düzenlendi. Eskişehir’de kamu kurumlarında bayram sonrası ilk mesai günü yoğunluğu yaşanırken, İl Müdürlüğü binasında bayramlaşma heyecanı hâkimdi. İl Müdürü Orhan Bayrak ve İl Müdür Yardımcıları; hem İl Müdürlüğü personeli hem de Odunpazarı Sosyal Hizmet Merkezi (SHM) çalışanlarıyla bir araya geldi. Samimi bir atmosferde geçen törende, tatil sonrası iş başı yapan çalışanlar birbirlerinin bayramını tebrik etti. "Eşimizden, çocuğumuzdan çok birbirimizi görüyoruz" Törende konuşan İl Müdürü Orhan Bayrak, çalışma arkadaşlarıyla olan bağın önemine dikkat çekti. İş hayatındaki birlikteliğin bir aile sıcaklığında olması gerektiğini vurgulayan Bayrak, "Vaktimizin büyük kısmını iş yerinde, omuz omuza çalışarak geçiriyoruz. Belki de gün içinde eşimizden, çocuğumuzdan daha çok birbirimizi görüyoruz. Bu durum bizi sadece mesai arkadaşı değil, aynı zamanda büyük bir aile yapıyor. Bayramlar ise bu birlikteliğin, paylaşmanın ve kardeşliğin en özel olduğu, anlam kazandığı anlardır" dedi. "Huzur dolu bir bayramı geride bıraktık" Bayram tatilinin sorunsuz geçmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Orhan Bayrak, tüm personelin bayramını kutlayarak sözlerini şöyle tamamladı: "Kazasız belasız, huzur dolu bir bayram dönemini geride bırakmış olmanın mutluluğunu hep birlikte yaşıyoruz. Şahsım adına her birinizin Ramazan Bayramı’nı canı gönülden tebrik ediyor; sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, huzurlu nice bayramlar diliyorum."
Van Van Gölü Havzası’nın doğusundaki yağış bolluğu tarımı ve inci kefali göçünü olumlu etkileyecek Van YYÜ Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, 2026 yılı yağışlarının havzanın su deposu konumundaki doğu bölgesinde yoğunlaştığını, bu durumun hem tarımı hem de inci kefali göçünü olumlu etkileyerek bölge ekonomisine katkı sağlayacağını söyledi. Dünyanın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü’nü besleyen kaynakların büyük bir kısmının bulunduğu doğu bölgesi, son dönemde gerçekleşen yağışlarla birlikte stratejik bir kazanım elde etti. Kapalı havza olması nedeniyle suyun her damlasının hayati önem taşıdığı bölgede, yağış rejiminin özellikle tarımsal ve ekolojik merkezlere yoğunlaşması, 2026 yılı için su krizi beklentilerini tersine çevirdi. İHA muhabirine konuşan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Van Gölü’nün kapalı bir havza olması nedeniyle stratejik açıdan büyük bir öneme sahip olduğunu belirtti. Kapalı havzaların dışarıdan su alması teknik olarak çok zor ve maliyetli olmasından dolayı havzaya düşen yağışın yönetilmesinin kritik bir konu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Alaeddinoğlu, "Havza, doğuya doğru genişleyen, batıya doğru ise daralan yaklaşık bir üçgen biçimindedir. Havzanın toplam su ihtiyacının önemli bir kısmı doğu bölgesinden karşılanmaktadır. 2025 yılının sonunda başlayıp 2026 yılı boyunca devam eden yağışların büyük bir bölümünün doğu kesiminde gerçekleşmesi bu açıdan oldukça değerlidir. Bu yağışlar birçok noktada kritik rol oynamaktadır" dedi. "Yağışlar su ihtiyacını büyük oranda karşılayacaktır" Su kaynaklarının merkez üssü olan doğudaki bu bolluğun kırsaldan göçü engelleyeceğini dile getiren Alaeddinoğlu, "Son yıllarda kırsal bölgelerdeki en temel sorun, insanların köylerini terk etmesidir. Bu göçün arkasındaki ekonomik sorunların temelinde ise büyük ölçüde su sıkıntısı yatmaktadır. Kırsalda yaşayan halkın temel geçim kaynağı hayvancılık ve tarımdır. Yaz aylarında ihtiyaç duyulan su karşılanamadığı için ürünler tarlada kalmakta ve hayvanlar sulanamamaktadır. Bu durum, insanların kırsaldan göç etmesine neden olmaktadır. 2026 yılında düşen yağışlar, tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların su ihtiyacını büyük oranda karşılayacaktır" diye konuştu. "İnci kefali açısından da pozitif bir gelişmedir" Yağışların inci kefali popülasyonu için de kritik olduğuna dikkat çeken Alaeddinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yağışların doğu bölgesinde yoğunlaşmasının bir diğer olumlu sonucu ise gölü besleyen akarsuların önemli bir kısmının bu bölgede yer almasıdır. Bu durum, bölge ekonomisi için hayati önem taşıyan inci kefali açısından da pozitif bir gelişmedir. Düşen yağışların erimesi ve yeraltı sularının akarsuları beslemesiyle, bahar aylarında balıkların akarsuların yukarı çığırlarına yapacağı göç olumlu etkilenecektir. Barajlar büyük ölçüde dolacağı için su tutulmayacak ve gerekli akış sağlanacaktır. Bu durum, balıkların üreme dönemini ve göç sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlamasına yardımcı olacaktır. Bu yıl balıkçılık ve üreme açısından pozitif bir yıl olarak değerlendirilebilir. Havzaya düşen kar veya yağmur; yağışın şekli ne olursa olsun bölge ekonomisine muazzam katkı sunacaktır. Bu bereket, bölgenin sürdürülebilir bir şekilde kalkınmasını ve geleceğe daha umutla bakılmasını sağlayacaktır. Uzun yıllara dayanan verilere göre; Mart, Nisan ve Mayıs aylarında da yağışların nispeten devam edeceğini gösterdiğini söyleyen Alaeddinoğlu, "Geçmişteki ekstremler yaşanır mı bilinmez ancak mevcut veriler ışığında, önümüzdeki birkaç ayın da yağışlı geçmesiyle birlikte 2026 yılında büyük çaplı bir su sorunu yaşanmayacağı öngörülmektedir" şeklinde konuştu.
Ordu Asırlık dede, 102’nci yaşını pasta keserek karşıladı: "Sıhhatim gençlik gibi devam ediyor" Ordu’da 4 çocuk babası Hüseyin Aydoğan, 102 yaşına doğum günü pastası keserek girdi. Sağlık sorunlarının bulunmadığını söyleyen Aydoğan, "Şükürler olsun hiçbir şikayetim yok, sıhhatim gençlik gibi devam ediyor" dedi. Perşembe ilçesi Boğazcık Mahallesi’nde oturan Hüseyin Aydoğan, 102 yaşına çocukları ve torunlarının hazırladığı sürpriz kutlama ile girdi. Aydoğan, mahalle sakinlerinin de katıldığı doğum gününde kendisi için hazırlanan pastanın üzerindeki mumları üfledi. 102’nci yaşında kendisini yalnız bırakmayan çocukları, torunları ve komşularına teşekkür eden Hüseyin Aydoğan, çok mutlu olduğunu söyledi. Küçük yaşta evlenen ve 16 yaşında henüz eğitim hayatı bitmeden ilk çocuğu dünyaya gelen Hüseyin Aydoğan’ın 2 kızı ve 2 oğlu bulunuyor. Hüseyin Aydoğan’ın, kızını evde bırakıp yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki okula yürüyerek gittiği ve o dönem aynı anda çalıştığı da belirtildi. Eşi yaklaşık 30 yıl önce vefat eden Aydoğan’ın 11 torunu ve 12 de torunundan çocuğu bulunuyor. "Ben sağlığımdan çok memnunum" Hüseyin Aydoğan (102), doğum günü kutlaması nedeniyle mutlu olduğunu belirterek, "Hamdolsun Cenâb-ı Allah bu günleri gösterdi. Allah herkesin gönlüne göre versin. Ben sağlığımdan çok memnunum, şükürler olsun hiçbir şikayetim yok, sıhhatim gençlik gibi devam ediyor. Küçüklükten bu yana her işimi kendim yaparım. İki kızım, iki de oğlum var" dedi. "Ben doğduğumda babam okula gidiyormuş" 86 yaşındaki en büyük çocuğu Şükran Altınsoy, "Babamın 102 yaşını kutluyoruz, inşallah ben de o yaşa kadar varırım. Sanki babamla beraber dünyaya gelmişiz gibi, bana hep öyle geliyor. Sağlığı çok şükür yaşına göre iyi. Ben babamın askerden geldiğini biliyorum, ben doğduğumda babam 16 yaşındaymış ve okula gidiyormuş" diye konuştu. "Babamın dedesi 105 yaşına kadar yaşamış" Hüseyin dedenin büyük oğlu Ahmet Aydoğan (79), "Babam 102 yaşındadır, babamın dedesi ise 105 yaşına kadar yaşamıştır. Büyük dede, 1870 yıllarında 2. Abdülhamit döneminde İstanbul’a yayan gidip padişah ile görüşmüş. Yaklaşık 3 buçuk ay kadar yolculuk yapmış" ifadelerine yer verdi. Taner Aydoğan (74) isimli 3’üncü çocuğu da babasının evde kızını bırakıp, evlerinden yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki okula gittiğini, aynı zamanda o dönemde tarlalarda çalıştığını kaydetti. "Sağlığı gayet iyi" Hüseyin Aydoğan’ın en küçük çocuğu Ülker Aydın Aydoğan (68) ise, "Babam 102 yaşını bitirdiği için çok mutluyuz. Bu mutluluğu dostlarımız ile de paylaşmak istedik. Türkiye genelinde 102 yaş az görülüyor. Kendisinin sağlığı iyi ama geçen yıla göre yeme ve içmesi biraz azaldı, biraz da unutkanlık başladı, başka da sorunu yok" şeklinde konuştu. "2 yıl önceye kadar tüm işlerini kendisi yapardı" Aydoğan ailesinin en küçük üyesi Yunus Aydoğan (12) ise, "Bey babam ben doğduğumda galiba 89 yaşındaydı. Ben 5 yaşına kadar bey babam arıları ile ilgilenir, balını kendisi yapardı. Son 2 yıldan bu yana 100 yaşına girdiğinden beri biraz yoruldu. Ondan önce kendi işini hep kendisi yapardı, kendi yemeğini yapar, bize dahi yemek getirirdi. Şu anda sağlığı yine iyi sanki 90 yaşında gibi, maşallah" diye konuştu.
Bursa "Bolluk" müjdecisi leylek sürüsü Bursa semalarında görüldü Bursa’ya Kestel ilçesi tarafından Gölbaşı üzerinden giren leylek sürüsü, yağmura rağmen yoluna devam etti. Hafta başında ve içinde, Bursa ve ilçelerinde 15 derecenin üzerine çıkan hava sıcaklıkları, Ramazan Bayramı’nın ilk gününden itibaren 10 derecin altına düştü. Baharın beklerken gelen kışa leylekler de hazırlıksız yakalandı. Bursa’ya Kestel tarafından giren leylek sürüsü, Gölbaşı üzerinde süzülürken görüntülendi. Farklı kültürlerde çeşitli anlamlar yüklenen leylek, Avrupa’da bir "kurtarıcı", Çin kültüründe bereketi, neşeyi ve uzun ömrü temsil ederken, Türk kültüründe sürü halinde gelen leyleklerin "bolluk" getireceğine, leyleği havada uçarken görmenin ise o sene bol seyahat yapılacağına işaret olduğuna inanılıyor. Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisinde yer alan "Türk Kültüründe Leylek ve Osmanlı Sanatında İkonografisi" başlıklı yazıdan derlenen bilgilere göre, genellikle göl kenarları gibi sulak bölgelerde yaşayan leylekler, balık, böcek, yılan, kurbağa ve çekirgelerle beslenirler. Yuvalarını çatı, baca, ağaç, direk gibi yüksekçe yerlere yapan, sessiz bir kuş türü olmalarına karşılık, kur yaparken tıslama ve gaga sesleri çıkardıkları bilinen bu göçmen kuşlar, Türkiye’ye genellikle havaların ısınmaya başladığı mart sonu ve nisan ayı başında gelirler. Avrupa’da "kurtarıcı" olarak biliniyor Arapçası "laklak", Farsçası "legleg (leglek) veya belarec", Latince ismi ise "ciconia" olan leylek, birçok kültürde farklı anlamlar taşıyor. Antik Yunan (MÖ 756-146) kültüründe doğurganlık, bereket, verimlilik sembolü olan leylekler, Yunan masallarında ise dürüst bir kahramanı, saflığı ve yardımseverliği temsil ediyor. Avrupa kültürlerinde leylek tıpkı Anadolu’da olduğu gibi "Baharın habercisi" olarak görülen leylekler, uzun ve gösterişli gagasıyla, sürüngenlerle diğer zehirli ve zararlı hayvanları yakalamaya hazır, tarlaları bu haşeratlardan uzaklaştıran bir kurtarıcı olarak kabul ediliyor. Çin kültünde ise turna kuşu gibi leylek de uzun ömrü, neşeyi, maddi bolluğu ve mutluluğu temsil ediyor. Bu anlamları nedeniyle Çin’de, yeşim taşından leylek uçlu kolyelerin yapıldığı ve takanı erken ölüme karşı koruduğu inancı hakim. Mekke’den geçtiği için "Hacı" olarak biliniyor Destanlar ve tılsım dışında leylek, Türk Kültürünün yanında dünya kültürlerinde pek konu ve kavramla ilişkilendiriliyor. Bunların başında en çok bilineni, leyleğin doğacak bir bebeğe işaret etmesi. Leylek hangi evin bacasına konarsa, o evde bir bebeğin doğacağına inanılıyor. Türk kültüründe leyleğe yüklenen anlamların başında "Hacı" sıfatı da geliyor. Havaların soğumasıyla kutsal topraklar olan Mekke’den geçerek; Güney Arabistan’a gelen leyleklere "Hacı" sıfatı yakıştırılarak "Hacı Baba" deniliyor. Cami minarelerine yuva yapmalarından dolayı da beyaz ihram giymiş hacılara benzetiliyor. Leyleklerin öldürülmeleri günah sayılarak hem Türk hem İslam kültüründe eti helal kılınmayan tek su kuşu olarak dikkati çekiyor. Aynı zamanda leyleğin yuva yaptığı ağacı veya evi ziyaretgah bilerek kesmemek ve yıkmamak gerektiğine inanılıyor. Bu sebeple leyleğe ve yuvasına zarar verilmez; zarar verildiğinde bu kişinin başına çeşitli belaların geleceği inancı hakim. Sürü halinde gelirse "bolluk" anlamına geliyor Leylek, Türk kültüründe mevsimle de alakalandırılmış ilkbaharın müjdecisi olarak kabul ediliyor. Bu anlamda leylek uzun kış günlerinin bittiği, ilkbaharın müjdecisi göçmen kuşların yuvaya dönmeye başladığı Nevruz’un da habercisi olarak biliniyor. Bereket anlamı yüklenen leylekle ilgili bazı inançlar da yaygın. Leyleklerin bir bölgede uzun süre kalması ya da bir yere sürü halinde gelmesi orada bolluk olacağına işaret ediyor. "Leyleği havada görmek" deyimi de çok gezen insanlara söyleniyor ve çok yolculuk yapacağına inanılıyor.