GÜNDEM - 25 Nisan 2026 Cumartesi 12:56

Kuduz aşısı sonrası kedileri ölen aile şikayetçi oldu

A
A
A
Kuduz aşısı sonrası kedileri ölen aile şikayetçi oldu

Samsun’da evcil kedilerinin kuduz aşısı sonrası öldüğünü iddia eden aile, CİMER’e ve savcılığa şikayette bulundu.

İlkadım ilçesinde yaşayan Şekercioğlu ailesinin 6 yaşındaki "Paşa" isimli British cinsi kedisi, kuduz aşısı yaptırılmak üzere Samsun Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’ne götürüldü. Ailenin iddiasına göre Hindistan menşeili "Raksharab" isimli aşının uygulanmasının ardından kedi kusmaya başladı. İlk gün çok sayıda kusma yaşayan hayvan, veteriner müdahalesiyle kısa süreli toparlanma gösterse de birkaç gün sonra yeniden fenalaştı. Fakülte hayvan hastanesine kaldırılan kedi, tedaviye cevap vermeyerek telef oldu. Kedinin ölümü üzerine aile, birçok evcil hayvanda aynı aşı sonrası ölümlerin yaşandığı gerekçesiyle CİMER’e ve Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü hakkında şikayette bulundu.

"Kedimiz, Hint aşısı sonrası telef oldu"

Kedilerinin müdürlükte Hint aşısından sonra hastalanarak telef olduğunu iddia eden Burak Şekercioğlu, "Kedimize, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nde kuduz aşısı yaptırdık. Yapılan aşı Hint aşısıymış. Raksharab isimli bu aşıdan sonra kedimiz kusmaya başladı. Veterinere götürdüm. Antibiyotik ve serum tedavisi ile birazcık kendisini toparladı. Ama akabinde tekrar gece vakti su içerken düştü, dengesini kaybetti. Apar topar hayvan hastanesine götürdük. Orada yine müdahaleler yapıldı. Fakat ertesi gün kedimizi kaybettik" dedi.

Kuduz aşısı sonrası kedileri ölen aile şikayetçi oldu

"Birçok ilde aynı aşı sonrası ölümlerin yaşandığına dair şikayetler var"

Aynı aşıdan olan birçok küçük kedi ve köpeğin telef olduğunu ileri süren Şekercioğlu, "Araştırmalarımıza göre internet üzerinde yaklaşık 18 sayfa farklı illerden şikayetler var. Herkes bu aşıdan şikayetçi. Bu aşı yüzünden çok fazla köpek ve kedi telef olmuş vaziyette. İç organları hasar görmüş, kanlı ishale dönmüş ve artık bu ufak canlıları kurtaramıyoruz. Lütfen bu aşıyı sonlandırsınlar, farklı bir aşıya geçsinler ya da kullanmasınlar. Bununla alakalı hem CİMER’e başvurumu yaptım hem de Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundum" diye konuştu.

Kuduz aşısı sonrası kedileri ölen aile şikayetçi oldu

"Kedinin ölmesinin ardından çocuklarım çok üzüldü"

Kedilerinin ölümünden sonra çocukların büyük üzüntü yaşadığını ifade eden Tuğba Şekercioğlu, "Ben psikoloğum. Hayvanların insan psikolojisine iyi geldiğini biliyorum. Çocuklarımız için iyiydi. Kedimizi kaybetmek hepimizi derinden üzdü. En kötü zamanlarımızda bile bizimle birlikte olan ailemizden birini kaybettik. Lütfen Hint aşıları durdurulsun. Çocuklarımızı bu ölümlerden sonra toparlamak çok zor oluyor" şeklinde konuştu.

Kuduz aşısı sonrası kedileri ölen aile şikayetçi oldu

Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden iddialara cevap

Konu hakkındaki iddialara cevap veren Samsun Tarım ve Orman İl Müdürü Kemal Yılmaz ise "Geçen yıl 25 bin kuduz aşısı yaptık. Bu sene de 3 bin 500 kuduz aşısı uyguladık. Aşıdan sonra alerjik reaksiyon gösteren hayvanlar olabiliyormuş. Bu şekilde reaksiyon gösteren 5-10 hayvan olmuş. Aşı, ishal yapabiliyormuş. Bunun sonrasında ölümler de olabiliyormuş. Tüm aşılarda böyle bir risk var. Bu reaksiyonların tedavileri de mümkün" ifadelerini kullandı.

Erdi Demir

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Düzce Çocuklarda süreklilik gösteren davranışlar dikkate alınmalı Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Dr. Meltem Küçükdağ, çocuklarda şiddet davranışının genellikle tek bir nedene bağlı olmadığını söyledi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Öğretim Üyesi Dr. Meltem Küçükdağ, çocuklarda şiddet eğilimine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Çocuklarda şiddet eğilimini, başkalarına fiziksel, sözel ya da psikolojik zarar verme davranışlarına yatkınlık olarak tanımlayan Meltem Küçükdağ, "Bu durum tekil bir öfke patlamasından ziyade süreklilik gösteren ve çocuğun problem çözme aracı olarak agresyonu kullanmasıyla karakterizedir. Burada önemli olan sadece davranışın varlığı değil; sıklığı, yoğunluğu ve çocuğun bunu bir çözüm yolu olarak benimseyip benimsemediğidir" dedi. Çocuğu şiddete yönelten en temel nedenler Şiddet davranışının genellikle tek bir nedene bağlı olmadığını belirten Küçükdağ, "Biyolojik yatkınlıklar, psikolojik süreçler ve çevresel etkenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Aile içi şiddet veya ihmal, tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, genetik yatkınlık, düşük dürtü kontrolü, sosyal öğrenme yoluyla model alma ve akran etkisi en sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Çocuklar özellikle davranışı gözlemleyerek öğrenir. Eğer bir çocuk sorunların bağırarak, vurarak ya da baskı kurarak çözüldüğü bir ortamda büyüyorsa, bunu doğal bir iletişim biçimi olarak içselleştirebilir" ifadelerini kullandı. Çocuklarda erken dönemde bazı önemli sinyallerin gözlemlenebildiğini dile getiren Küçükdağ, sık öfke patlamaları, kurallara karşı yoğun direnç, empati eksikliği, hayvanlara ya da akranlara zarar verme davranışları ve sürekli tartışma eğiliminin başlıca belirtiler arasında yer aldığını vurguladı. Bu davranışların süreklilik göstermesi ve farklı ortamlarda da ortaya çıkmasının kritik olduğuna dikkat çeken Dr. Küçükdağ, erken fark edilen durumların uygun müdahale ile büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini belirtti. "Dijital içerikler tek başına belirleyici değil" Dijital oyunlar ve sosyal medyanın çocuklar için yalnızca bir eğlence aracı olmadığını ifade eden Küçükdağ, "Aynı zamanda öğrenme, model alma ve kimlik geliştirme ortamlarıdır. Dijital içerikler tek başına bir çocuğu şiddet eğilimli hale getirmez; ancak uygun zemin varsa bu eğilimi artırabilir, pekiştirebilir ve zamanla normalleştirebilir. Özellikle aksiyon ve rekabet temelli oyunlarda şiddetin bir ‘başarma aracı’ olarak sunulması, çocukta bu yönde bir algı oluşturabilir. Sosyal medyada kavga videoları, linç kültürü ve aşağılayıcı içeriklerin görünürlüğü de şiddetin sıradanlaşmasına yol açabilir" dedi. "Sorun, içeriğin denetimsiz tüketilmesi" Tekrarlayan maruziyetin duyarsızlaşmaya yol açtığını belirten Dr. Meltem Küçükdağ, "Çocuk zamanla başkasının acısına daha az tepki verir ve empati becerileri zayıflayabilir. Dijital ortamın sunduğu hızlı ödül sistemi, sabır becerisini azaltır ve dürtü kontrolünü zorlaştırır. Bu da gerçek hayatta öfke ve agresyonun daha hızlı ortaya çıkmasına neden olabilir. Özellikle ergenlik döneminde sosyal medya, aynı zamanda bir statü alanıdır. Bazı çocuklar dikkat çekmek veya güçlü görünmek için daha agresif davranışlar sergileyebilir. Burada en kritik nokta, sorunun içerikten çok içeriğin denetimsiz ve yalnız tüketilmesi olmasıdır" diye konuştu. Ailelere öneriler Ailelere önemli tavsiyelerde bulunan Küçükdağ, içeriklerin tamamen yasaklanması yerine birlikte izlenmesini ve değerlendirilmesini önerdi. Küçükdağ, "Çocuğa alternatif davranışları düşündüren sorular yöneltmek, ekran süresini net ve tutarlı sınırlarla belirlemek ve ekran dışı sosyal, sportif ve sanatsal alanları desteklemek önemlidir. Unutulmamalıdır ki çocuklar, ekranda gördüklerini gerçek hayatta deneme eğilimindedir. Bu nedenle mesele yalnızca ekran süresi değil, içeriğin nasıl işlendiğidir" dedi. Akran zorbalığıyla çift yönlü ilişki Akran zorbalığı ile şiddet eğilimi arasındaki ilişkinin çift yönlü olduğunu belirten Küçükdağ, "Zorbalığa maruz kalan çocuklar yoğun öfke ve çaresizlik yaşayabilir. Bu duygular sağlıklı şekilde ifade edilemediğinde çocuk ya içe kapanır ya da agresifleşir. Öte yandan empati becerileri gelişmemiş ve dürtü kontrolü zayıf çocuklar zorba rolünü benimseyebilir. En kritik grup ise hem zorbalığa maruz kalan hem de zorbalık yapan çocuklardır. Bu durumda ‘zorba-mağdur döngüsü’ oluşur" ifadelerini kullandı. Okul ortamının bu döngüyü kırmada önemli rol oynadığını vurgulayan öğretim üyesi, öğretmenlerin erken belirtileri fark etmesi, güvenli bir sınıf ortamı oluşturması ve aile ile iş birliği içinde hareket etmesinin belirleyici olduğunu belirtti. "Fiziksel ceza kesinlikle kullanılmamalı" Aile yaklaşımının kritik rolüne dikkat çeken Küçükdağ, "Fiziksel ceza kesinlikle kullanılmamalıdır. Bunun yerine net, tutarlı ve sakin sınırlar konulmalıdır. Çocuğun kişiliği değil, davranışı hedef alınmalıdır. Çocuğa duygularını ifade etme becerisi kazandırılmalı ve ebeveynler model olmalıdır" dedi. Davranışların artması, başkalarına zarar verme riskinin ortaya çıkması ya da çocuğun sosyal işlevselliğinin bozulması durumunda mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Küçükdağ, erken yaşta kazandırılan duygu düzenleme becerilerinin koruyucu etkisine dikkat çekti. "Erken müdahale süreci değiştirebilir" Şiddet eğilimi olan her çocuğun ileride ciddi sorunlar yaşayacağı anlamına gelmediğini de ifade eden Meltem Küçükdağ, "Ancak erken yaşta başlayan ve süreklilik gösteren agresif davranışlar müdahale edilmediğinde daha ciddi risklerle ilişkilidir. En önemli nokta, erken müdahalenin bu sürecin yönünü değiştirebileceğidir" dedi. Şiddet davranışının yalnızca bir disiplin sorunu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Küçükdağ, "Çocuklar çoğu zaman duygularını ifade edemez ve davranışlarıyla kendilerini anlatır. Bu nedenle şiddet bir sonuçtur; asıl mesele onun arkasındaki ihtiyacı görebilmektir. Yargılayıcı olmayan, anlayan ve sınır koyabilen bir yaklaşım çocukların gelişimini destekler" diyerek sözlerini tamamladı.
Aydın Ameliyathaneden okyanusa uzanan hikaye Kuşadası’nda anlatıldı Aydın’ın Kuşadası ilçesinde düzenlenen etkinlikte, sualtı fotoğrafçısı ve göz hekimi Op. Dr. Eser Paşa, ameliyathane ile sualtı arasında kurduğu bağı anlatarak doğa ve insan yaşamına dair farkındalık oluşturdu. Kuşadalı fotoğrafçıları bir araya getiren Kuşadası Fotoğraf Dostları (ADAFOD), "Fotoğrafçının Beslenme Saatleri" etkinliklerinde bu hafta milli sualtı fotoğrafçısı ve göz hekimi Op. Dr. Eser Paşa’yı ağırladı. Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği’nin (EKODOSD) ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinliğin konusu ise "İki Dünya, Tek Nefes" oldu. Bu temayla sunum gerçekleştiren milli sualtı fotoğrafçısı Paşa, ameliyathane ile sualtı arasında kurduğu bağı anlatarak iki farklı dünyanın aslında aynı sorumluluk ve hassasiyetle yürütüldüğünü vurguladı. Paşa, bir yanda insan hayatına dokunan bir meslek, diğer yanda doğayı ve deniz yaşamını koruma çabasının ortak noktada buluştuğunu ifade etti. Sualtı fotoğrafçılığının yalnızca bir sanat değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk olduğunu ifade eden Paşa, doğayı anlamanın ve korumanın önemini hatırlattı. Ayrıca Paşa, sualtı fotoğrafçılığında yalnızca fotoğraf tekniğinin yeterli olmadığını, aynı zamanda çok iyi bir dalgıç olunması gerektiğini belirtti. Etkinlik ile ilgili açıklama yapan EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü; "Milli sualtı fotoğrafçısı ve göz hekimi Op. Dr. Eser Paşa’nın ’İki Dünya, Tek Nefes’ temasıyla gerçekleştirdiği sunum, katılımcıları hem düşündürdü hem de derinden etkiledi. Ulusal ve uluslararası yarışmalarda dünya şampiyonlukları ve önemli başarılar elde eden Dr. Eser Paşa, ameliyathane ile sualtı arasında kurduğu güçlü bağ üzerinden, iki farklı dünyanın aslında aynı nefeste buluştuğunu anlattı. Birinde hayata dokunan eller, diğerinde yaşamı korumaya çalışan bir bilinç. Her iki dünyada da sabrın, dikkatin ve sorumluluğun ne kadar hayati olduğunu vurguladı. Sualtının etkileyici dünyasından yansıttığı görüntülerle izleyenleri derin bir yolculuğa çıkaran Paşa, bu eşsiz yaşam alanının aynı zamanda ne kadar kırılgan olduğuna da dikkat çekti. İklim değişikliğiyle değişen dengeler, çoğalan türler ve özellikle denizleri kuşatan plastik kirliliğine vurgu yaptı" dedi. Sunumun ardından katılımcıların sorularını yanıtlayan Op. Dr. Eser Paşa’ya, EKODOSD Denetim Kurulu Üyesi sualtı fotoğrafçısı diş hekimi Rüştü Kirman ve Habip Yanç tarafından ADAFOD adına teşekkür belgesi takdim edildi.
Mersin Tarsus’ta kaplumbağalar için seferberlik Mersin’in Tarsus ilçesinde belediye ekipleri, deniz kaplumbağalarının yuvalama alanlarını korumak amacıyla sahada kapsamlı bir çalışma yürütüyor. Tarsus Belediyesi tarafından Kulak Mevkii sahilinde gerçekleştirilen çalışmalarda, nesli tehlike altında bulunan caretta caretta ve chelonia mydas türlerinin yuvalama alanları yakından izleniyor. Son dönemde artan yağışlar nedeniyle kıyıya taşınan plastik, cam ve çeşitli atıkların oluşturduğu riskleri ortadan kaldırmak için bölgede detaylı temizlik yapıldı. Yuvalama sezonunun sürdüğü 1 Mayıs - 30 Eylül tarihleri arasında devam edecek çalışmalar kapsamında kumsalda biriken atıklar, gönüllülerin de katılımıyla toplandı. Doğal dengenin korunması amacıyla sahada iş makinesi kullanılmazken, temizlik çalışmaları tamamen insan gücüyle gerçekleştirildi. Koruma altında bulunan türlerin sağlıklı bir şekilde yuvalama yapabilmesi için yürütülen çalışmalarla kumsalın doğal yapısına zarar verilmeden düzenleme yapıldığı bildirildi. Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, doğanın korunmasının önemine dikkat çekerek, "Doğamız ciddi bir tahribat altındayken, onu koruma sorumluluğumuz her zamankinden daha büyük. Deniz kaplumbağaları nesli tehlike altında olan canlılar ve bu kumsallar onların yaşam alanı. Burada yapılan her çalışma, doğayı ve yaşamı koruma mücadelesidir. Bu bilinçle hareket ederek gelecek nesillere daha sağlıklı bir çevre bırakmayı hedefliyoruz" dedi.