EKONOMİ - 15 Ekim 2025 Çarşamba 12:31

Prof. Dr. Demir: "Gıda hakkı artık bir yaşam meselesi haline geldi"

A
A
A
Prof. Dr. Demir: "Gıda hakkı artık bir yaşam meselesi haline geldi"

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yusuf Demir, "Dünya Gıda Günü" dolayısıyla yaptığı açıklamada, küresel iklim krizi, savaşlar ve ekonomik dengesizliklerin dünyada gıda hakkını tehdit eden en önemli unsurlar haline geldiğini söyledi. Demir, "Daha iyi bir yaşam ve daha iyi bir gelecek için gıda hakkı artık sadece bir hedef değil, bir zorunluluktur" dedi.



"Dünya nüfusunun yarısı ya aç ya da yetersiz besleniyor"


Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) her yıl 16 Ekim’de kutladığı Dünya Gıda Günü’nün bu yılki temasının ’Daha iyi bir yaşam ve daha iyi bir gelecek için gıda hakkı’ olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Demir, "Dünya üzerindeki yetersiz beslenmeye, açlığa ve aç insanların acısına dikkat çekmek amacıyla kutlanan Dünya Gıda Günü, bugün her zamankinden daha büyük bir anlam taşıyor. İnsanlığın en temel hakkı olan beslenme, ne yazık ki 2025 yılı itibarıyla küresel ölçekte derin bir kriz halini almıştır. Dünya Gıda Programı’na göre 1 milyondan fazla insan yatağa aç giriyor. FAO verileri ise 3 milyardan fazla insanın sağlıklı beslenemediğini ortaya koyuyor. Bu iki grup, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 50’sine karşılık geliyor. Yani dünya nüfusunun yarısı ya aç, ya da yetersiz besleniyor. Bu tablo, insanlık için büyük bir çelişkidir çünkü dünya çiftçileri, aslında herkesi doyuracak kadar üretim yapmaktadır" diyerek küresel açlık gerçeğine dikkat çekti.



"Bugünden alınacak tedbirler, gelecekteki gıda güvenliğimizi belirleyecek"


Prof. Dr. Demir, iklim değişikliğinin gıda üretimini etkileyen en ciddi tehditlerden biri olduğunu belirterek, sürdürülebilir tarım politikalarının artık ertelenemeyeceğini vurguladı. Demir, şöyle devam etti:


"Küresel iklim değişikliği, kuraklık, hızlı nüfus artışı, göçler, israf ve zoonotik hastalıklar gıda üretimi ve tüketiminin önündeki en büyük risklerdir. Dünya nüfusunun 2050’de 10 milyara ulaşması, Türkiye’nin de 2040 yılında 100 milyonu aşması bekleniyor. Bugünden alınacak tedbirler, gelecekteki gıda güvenliğimizi belirleyecek. İklim krizi, artık yalnızca bir çevre sorunu değil, doğrudan bir kalkınma ve yaşam meselesidir. Gıda üretiminde sürdürülebilir bir sistem kurmak, gelecek nesillerin sağlıklı beslenmesi açısından hayati önem taşımaktadır."



"İklim krizi her geçen yıl daha fazla hissediliyor"


Yaşanan kuraklık, don, dolu, fırtına gibi olayların tarımsal üretimde ciddi kayıplara yol açtığını belirten Prof. Dr. Demir, "İklim krizi her geçen yıl daha fazla hissediliyor. 2025 yılı içinde yaşanan kuraklık, zirai don, dolu, aşırı yağış ve fırtına gibi olaylar üst üste geldi. Bu felaketlerden tarımsal üretim büyük zarar gördü. Üretimde miktar, nitelik ve kalite ciddi şekilde düştü. Artık tarımsal üretim planlaması yalnızca pazar ihtiyaçlarına göre değil, iklim riskleri göz önünde bulundurularak yapılmalı" diye konuştu.



"Sürdürülebilir gıda sistemi oluşturmak zorundayız"


Demir, gıda üretiminde sürdürülebilirliğin sağlanması için teknolojik ve yapısal dönüşümün önemine vurgulayarak, "Türkiye, dünyanın dokuzuncu büyük tarım ürünleri üreticisidir. Tarım sektörü ülke ekonomisinin yüzde 6’sını, istihdamın ise yüzde 20’sini oluşturuyor. Bu nedenle tarım sadece bir üretim alanı değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir dayanak noktasıdır. Ülkemizin hızla kapalı sistem sulamaya geçmesi, akıllı tarım uygulamalarını benimsemesi gerekiyor. Bu dönüşüm sadece çevresel bir zorunluluk değil, ekonomik bir gerekliliktir" şeklinde konuştu.



"Gıda güvenliğimizi, çiftçilerimizin emeğini ve geleceğimizi korumak için bugünden harekete geçmeliyiz"


Konuşmasının sonunda tüm kurum ve bireylere çağrıda bulunarak, gıda hakkının korunmasının ortak bir sorumluluk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Yusuf Demir, açıklamasını şöyle tamamladı:


"Her insanın sağlıklı ve yeterli beslenme hakkı vardır. Bugünden alınacak tedbirlerle gıda üretiminde sürdürülebilir, erişilebilir ve adil bir sistem kurmak zorundayız. Kuraklığa dayanıklı tohumlar, damla sulama sistemleri, agroekoloji ve permakültür gibi sürdürülebilir yaklaşımlar yaygınlaştırılmalıdır. Kırsal yaşam cazip hale getirilmeli, gençlerin tarıma dönmesi için eğitim ve finansal destekler sağlanmalıdır. Tarım, doğayla bağımızı koruyan bir yaşam alanıdır. Gıda güvenliğimizi, çiftçilerimizin emeğini ve geleceğimizi korumak için bugünden harekete geçmeliyiz; çünkü yarın çok geç olabilir."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Dilovası’ndaki yangın davasında faciadan önce işçiden dikkat çeken söz: "İçimde kötü bir his var" Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 7 kişinin hayatını kaybettiği fabrika yangınına ilişkin davada, tanık olarak dinlenen çevre sakinleri patlama seslerinin peş peşe geldiğini, içeride kalanlara müdahale edemediklerini ve iş yerinin daha önce defalarca şikayet edildiğini öne sürdü. Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülen davanın duruşmasında, aralarında şirket yetkililerinin de bulunduğu 8’i tutuklu, 9 sanığın savunmaları ile müşteki ifadelerinin dinlenmesi tamamlandı. Sıra tanıkların dinlenmesine geçildi. "Patlamalar peş peşe oldu" Tanık Cemil Düzgüner, yangının çıktığı fabrikanın evine çok yakın olduğunu belirterek, "Yanan fabrika evime yaklaşık 10 metre mesafedeydi. Patlama sesi duydum. Dışarı çıktığımda Tuncay’ın yandığını gördüm. Hürol’un ise onu söndürmeye çalıştığını gördüm. Hemen hortumla müdahale ettik. Çocukların ve kadınların içeride olduğunu öğrendik. Alevlere yaklaşamadık. Onları kurtarma imkanımız olmadı. Patlamalar peş peşe oldu. Altay ve İsmail’i iş yerinde gördüm. Çalışanlar kaldırımda yemek yiyordu, çalışma şartları kötüydü" dedi. "İkinci patlamadan sonra içeriden ses gelmedi" Tanık Mehmet Düzgüner ise olay günü yaşananları anlatarak, "Olay günü gümleme ve çığlık sesleri duydum. Yanan birini gördüm. Abim Cemil ile altlı üstlü oturuyoruz. Hemen hortumu çektik ve şahsı söndürdük. İkinci bir patlamadan sonra içeridekilerin sesi kesildi. Orası daha önce başka bir iş yeriydi, lazer işleri yapılıyordu. Sonrasında parfüm üretimi yapılmaya başlandı. Kurtuluş’u tehlike konusunda uyardığımda bana ‘Biz önlemlerimizi aldık’ dedi" diye konuştu. "Elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım" Olay gününden bahseden İlhan Altan, "Olay yerine 50-60 metre mesafemiz vardı. Patlama sesi duyunca olay yerine gittim. Elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım ancak çok da yapabileceğim bir şey yoktu" ifadelerini kullandı. "Sadece yukarıdaki ofiste elektrik vardı" Tesisin elektrik işleriyle ilgilenen tanık Adem Çukan, "Elektrik işleri ile uğraşıyorum. Kurtuluş Bey beni çağırdı, üst katta dağıtım panosunu yaptım. Elektrik kablosu çektim. Ben işlemleri yaptığımda sadece yukarıdaki ofiste elektrik vardı. Kaçak akım rölesi çektim" dedi. "Bir işçi ‘İçimde kötü bir his var’ dedi" Tanık Gökçe Şadiye Sağlam, "Raviva’da ön muhasebe işlerini yapıyordum. Hafta sonu mesaisine gittim, Tuncay ve Hürol ürün yapıyordu. Bir işçi, ‘İçimde tarif edemediğim bir sıkıntı var’ dedi. Kısa bir süre sonra patlama meydana geldi. Eski yerde de tesise kadar çalıştım. Olaydan bir hafta önce Kurtuluş çağırdı, yeni yerde öylece çalışmaya başladım. Sheliq marka krem ve Shauran markalarına ait parfüm yapılıyordu. Dosyada yer alan iş yeri müracaat kontrol müessese açma ruhsatı gösterildi. Atılan imzaların kendisine ait olmadığını söyledi" ifadelerini kullandı. "Eşyalarını almaya gittiler, çıkamadılar" Kıvılcımın karıştırıcıdan çıktığını belirten tanık Hürol Eroğlu, "Olay günü Tuncay ile iş yerine geldik. O gün yapmamız gereken karışımlar vardı. Ben krem, Tuncay ise kolonya karışımı yapıyordu. Birden patlama oldu. Alevlerin içinden Tuncay geldi, onun üzerini söndürmeye çalıştım. Komşu hortum uzattı, onunla söndürdük. 112’yi aradım, içeri giremedim. Kurtuluş’u aradım, ‘Yangın var, hemen gel’ dedim. Sonra itfaiye geldi. 4-5 aydır orada çalışıyordum, geçici süreliğine orada işe başladım. Tuncay, yaralıyken ‘Karıştırıcıda kıvılcım çıktı’ dedi. Ataşehir’deki merkez ofiste Kurtuluş’un çocukları kalıyordu. Ayten’e olay günü, ‘Nasıl oldu da sen yangından çıkabildin, diğerleri çıkamadı?’ diye sorduğumda bana, ‘İşçiler telefon ve çantalarını almaya gitti’ dedi" ifadelerini kullandı. "Hürol Eroğlu’nun yalancı şahitlik yaptığını düşünüyoruz" Müşteki avukatı, "Tanık, bizim sorduğumuz sorulara düşünerek; sanık avukatlarının sorularına ise soluksuz ve düşünmeden cevap verdi. Tanık Hürol Eroğlu’nun yalancı şahitlik yaptığını düşünüyoruz. Bu sebeple hesap hareketleri ile HTS kayıtlarının incelenmesini talep ediyoruz. Kendisi hakkında suç duyurusunda bulunacağız" dedi. Duruşma, avukatların savunmasının alınması ve ara karar verilmesi amacıyla yarına ertelendi.