GÜNDEM - 20 Haziran 2024 Perşembe 10:09

Gizem Nur Özkan’a depremde hayatını kurtaran madencilerden büyük sürpriz

A
A
A
Gizem Nur Özkan’a depremde hayatını kurtaran madencilerden büyük sürpriz

"Asrın felaketi" olarak nitelendirilen depremlerde Adıyaman’da yıkılan binanın altında kalan ve madenciler tarafından yaralı olarak çıkarılan eczacı Gizem Nur Özkan, Şanlıurfa’da avukat İbrahim Uğur Satıcı ile dünya evine girdi. Deprem enkazından 54 saat sonra çıkarılan Özkan’a, kendisini kurtaran madenciler sürpriz yaparak nikah törenine katıldı. Gözyaşlarına hakim olamayan Özkan, madencilere sarıldı, duygu dolu anlar yaşandı.


Merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi olan ve 10 ili etkileyen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerden etkilenen iller arasında yer alan Adıyaman’da Yaşamkent Sitesi’nde yıkılan binadan 28 yaşındaki Gizem Nur Özkan, madencilerin çalışmalarıyla 54 saat sonra sağ olarak çıkarılmıştı. Yaralı olarak çıkarılan Gizem Nur Özkan, aylar süren hastanedeki tedavi sürecinin ardından yeniden Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde eczacı olarak görevine devam etti. Aynı enkaz altında annesini ve 3 kardeşini kaybeden Özkan, enkaz altındayken kendisini kurtaran madencilere söz verip, hayatının geri kalanının güzel geçmesi için söz vermişti. Sözünde durarak işinin başına dönen ve kurduğu evlilik hayaline kavuşan Özkan’a, madenciler büyük sürpriz yaptı.



En kötü ve en güzel gününde yalnız bırakmadılar


Ankara’da görevli madenci Okay Çiloğlu ve Ozan Saraçlı, eşleri ve çocuklarını da yanına alarak Gizem Özkan’ı en kötü gününde olduğu gibi en güzel günlerinde de yalnız bırakmadı. Sürpriz bir şekilde kendisini kurtaran iki madenciyi karşısında gören Özkan, gözyaşlarına hakim olamadı, sarılarak hasret giderdi.



"Beni ölümden değil de cehennemden kurtardılar"


Gelin Gizem Nur Özkan, "Çok çok mutlu oldum. Beni kurtardıkları yer çok kötü bir yerdi. Çok sıkışmıştım. Beni ölümden değil de sanki cehennemden kurtardılar. Allah razı olsun, iyi ki varlar. Davet etmiştik ama geleceklerini düşünmemiştim çünkü mesafe çok uzaktı. Sağ olsunlar bizim için geldiler. Aileleri ile beraber, çocukları ile beraber gelmişler. Sağ olsunlar, Allah razı olsun" şeklinde konuştu.


Damat Avukat İbrahim Uğur Satıcı, "Bugün eğer nikahımız oluyorsa bunu madenci abilerimize borçluyuz. Onları böyle bir anda görünce, duygularımızı tarif edemedik. O nedenle kendilerine çok teşekkür ediyoruz. Hepsinden Allah razı olsun" dedi.



"Adıyaman’a geldiğimizde korkunç bir ortam vardı"


Madencilerden Okay Çiloğlu, "6 Şubat depremlerinde, Adıyaman’a geldiğimizde korkunç bir ortam vardı. Gizem’in yanına gittiğimizde sesini almak o kadar zor oldu ki anlatamayız. Sonunda sesine ulaştık. Benden bir söz istemişti. Ben onun sözünü yerine getirip onu oradan kurtardım. Benim çok uykum geliyordu, 36 saatlik çalışmanın ardından uykum geliyordu, bana abi uyu diyordu. Onun ayaklarının ucunda 5-10 dakika uyumuştum. Gerçekten çok yoğun tempolu bir çalışmaydı. Bizi orada yalnız bırakmayan herkese çok teşekkür ediyoruz. Mehmet amcamızla da çok uğraştık. Allah’ın izniyle sağ salim onları çıkardık. Rabbim bir daha ülkemize böyle acılar yaşatmasın. Varlığımız birliğimiz daim olsun inşallah" ifadelerini kullandı.


Madencilerden Ozan Saraçlı ise "Gizem kardeşimizi çıkarırken, Okay arkadaşımın dediği gibi yorgunluk hiç hissetmedik. Çünkü onu kurtaracağımıza o kadar emindik ki onun bize verdiği seslerden, duygulardan onu mutlaka oradan çıkarmadan ayrılmayacaktık. Allah’a çok şükür çıkardık. Bu mutlu gününde de yanında olduk. Çok şükür nasip oldu. Allah inşallah ömür boyu mutlu eder" diye konuştu.


Sade bir şekilde 2 saat süren nikah töreni, çekilen hatıra fotoğraflarıyla son buldu.



Gizem Nur Özkan’a depremde hayatını kurtaran madencilerden büyük sürpriz

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.