GENEL - 20 Ocak 2019 Pazar 09:13

Soğuk havada Leylekli Köprüsü’ne akın ediyorlar

A
A
A
Soğuk havada Leylekli Köprüsü’ne akın ediyorlar

Tokat’ın Niksar ilçesinde tarihi Leylekli Köprüsü üzerinde yem kapma yarışı yapan güvercinler, İstanbul Sultanahmet ve İzmir Konak Meydanı’ndaki görüntüleri aratmıyor.

Tokat’ın Niksar ilçesinde tarihi Leylekli Köprüsü üzerinde yem kapma yarışı yapan güvercinler, İstanbul Sultanahmet ve İzmir Konak Meydanı’ndaki görüntüleri aratmıyor.


Tokat’ın Niksar ilçesinde kar yağışı sonrası aç kalan güvercinlerin yem bulabilmek için birbirleri ile olan yarışı objektiflere yansıdı.


Tüm yurtta olduğu gibi Niksar ilçesinde de kış şartları yaban hayatı olumsuz yönde etkiliyor. Kar yağışı ve olumsuz hava koşulları nedeniyle yiyecek sıkıntısı çeken yaban hayvanlarına ise vatandaş duyarsız kalmıyor. Niksar’da tarihi Leylekli Köprüsü üzerinde esnafın verdiği yemlere akın eden güvercinlerin birbiriyle yarışı ilginç görüntüler oluşturdu. Arasta Çarşısında kahvehane işletmeciliği yapan 35 yaşındaki Ahmet Elmalı sabah erken saatlerde ve akşam saatlerinde köprü üzerine yem bıraktıklarını, bu sayede güvercinlerin aç kalmaktan kurtulduklarını söyledi. Yaklaşık on yıldır yaz kış demeden her gün köprü üzerine yem bıraktıklarını belirten Elmalı, “Memleketimiz için uğraşıyoruz ’sadece sevin’ sloganıyla yola çıktık, bu güvercinleri yıllardır besliyoruz biz. Bundan yaklaşık 10 yıl önce üç güvercin geldi buraya çatıya kondu, devamlı çatıya yem bıraktık. Bunlar yabani kuşlardı. Bir sene boyunca çatıya yem koyduk, daha sonra iyi bir kar yağmıştı iki gün boyunca gelmediler. Üçüncü gün geldiler ve o günden bu güne buradan ayrılmadılar, buranın bir simgesi haline geldiler. Artık çevredeki insanlar da yem vermeye başladılar. Şu anda 500 civarında güvercin gelip yemlerini yiyorlar. Bu bölgeyi ikinci bir Sultanahmet yapacağız inşallah” dedi.


Bu soğuklarda hayvanlara sahip çıkmak gerektiğini vurgulayan Elmalı, “Hep bana hep bana denilmemeli, bu kış ortamında hayvanlar yiyecek bir şey bulmakta zorlanıyor. Biz de işitiyoruz ki her vatandaş elinden geldiği kadar hayvanlara sahip çıksın onlara yiyecek bir şeyler versin. Evlerinde kapılarının önüne, pencere kenarlarına yiyecek bıraksalar bu hayvanlar karınlarını doyuracaklar. Bence herkes bunu görev kabul etmeli ve üstüne düşeni yapmalı. Çünkü hayatta tek çıkarsız varlık hayvandır. Buradan tüm insanlara sesleniyorum, biz sadece sevin diye yola çıktık ve gayet mutluyuz. Karşındaki insan olsun hayvan olsun sev mutlu et mutlu ol sadece sevin diyoruz” diye konuştu.


Tarihi köprü üzerine bırakılan yemleri gören yüzlerce güvercin adeta ziyafet yaparak karınlarını doyuruyor. Güvercinlerin yemleri yerken oluşturdukları görüntüler ise vatandaşlar tarafından ilgi ile izleniyor.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.