ÇEVRE - 12 Aralık 2025 Cuma 09:44

22 yıllık deprem araştırmacısı Timuçin Özat: "Girit’te 8’in üzerinde deprem Akdeniz’de tsunami riski doğurur"

A
A
A
22 yıllık deprem araştırmacısı Timuçin Özat: "Girit’te 8’in üzerinde deprem Akdeniz’de tsunami riski doğurur"

22 yıldır jeolojik yer olayları üzerine bilimsel çalışmalar yürüten ve bugüne kadar 18 depremi yer, zaman ve büyüklük vererek önceden tespit ettiğini öne süren Timuçin Özat, bunların büyük bölümünün yaşanmadan önce sosyal medya ve basında paylaşıldığını belirterek Girit Adası’nda 2026-2029 yılları arasında 8’in üzerinde deprem ve ardından Akdeniz genelinde tsunami riski bulunduğunu belirtti. Özat, Türkiye’nin güneybatı kıyıları başta olmak üzere birçok ülkenin etki alanında olacağını iddia etti.


Yer bilimleri üzerine 22 yıldır kendi yöntemleriyle araştırmalar yapan Timuçin Özat’ın deprem çalışmalarının başlangıcı 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde kaybettiği kız arkadaşına dayanıyor. O günden sonra depremlerin neden önceden bilinemediğini sorgulamaya başladığını belirten Özat, 1 Mayıs 2003’teki 6,4 büyüklüğündeki Bingöl depreminin ardından çalışmalarını yoğunlaştırdı. Coğrafi Bilgi Sistemleri bölümünü okuyan ve şu anda Jeoloji Bölümü öğrencisi olarak eğitimini sürdüren 40 yaşındaki Özat, gazetecilik tecrübesinin ardından kendini tamamen deprem araştırmalarına adadı. Türkiye’de jeolojik hareketlilik üzerine "Bilimsel parametreler ve matematiksel modeller" geliştirdiğini ve bunların büyük bölümünün uluslararası alanda da kullanılan bilimsel yöntemler olduğunu iddia eden Timuçin Özat, bugüne kadar yer, zaman ve büyüklük vererek 23 deprem tespiti yaptığını, bunların 18’inin gerçekleştiğini hatırlattı.


Özat, "Depremi yüzde 100 bilmek diye bir şey yok ancak yeterli bilgiye sahip bazı bölgelerdeki sismik boşlukların disiplinli şekilde takibiyle yüzde 60 ila 90 arasında matematiksel tahmin yapılabilir. Yüzde 15-20 yanılma payı normaldir. Birçok veri var lakin bunları anlatmaya, yazmaya kalksam çok uzun sürer ve karmaşık duruma gelebilir" dedi.



"Akdeniz’de 722 yıllık bir gerilme birikti"


En belirgin tahminlerinden birinin 23 Ekim 2011’deki 7.2 büyüklüğündeki Van (Erciş-Tabanlı) depremi olduğunu dile getiren Özat, şu anda beklediği dört deprem bulunduğunu, bunlardan en kritik olanının Girit Adası (Akdeniz) olduğunu vurguladı. Afrika plakasının Anadolu’nun altına dalması sonucu bölgede, 1303’ten beri sismik boşluk durumunda olan kesimde ’722 yıllık bir gerilme biriktiğini savunan Özat, 2026-2029 arasında Girit’in güney hattında 8,1-8,2 büyüklüğünde, Mercalli bazında yer yer 9-10 şiddetinde bir deprem meydana gelebileceğini ileri sürdü.


Bölgedeki büyük bir depremin Akdeniz genelinde tsunami riski oluşturacağını belirten Özat, Türkiye’de Muğla, Datça, Fethiye, Marmaris, Milas, Bodrum, Ula, Köyceğiz, Ortaca, Dalaman, Seydikemer, Antalya’nın batısı özellikle Finike, Kaş ve doğusunda Alanya, Aydın’ın Kuşadası, Didim, Söke ilçeleri ile İzmir’in güneyinde Selçuk, Menderes, Seferihisar, Urla, Çeşme kıyılarının etki alanında olduğunu söyledi. Tsunami dalgalarının 15 ila 25 dakikada Türkiye kıyılarına ulaşabileceğini, dalga boyunun 2 ila 8 metre, ilerleme mesafesinin ise düz alanlarda 1-2 kilometre olabileceğini iddia etti. Özat bu konuda Yunanistan’daki çalışmaları da senelerdir takip ettiğini kaydetti.



"23 tespitin 18’i gerçekleşti"


Jeolojik yer olaylarına karşı ilgisinin 1999 yılına dayandığını belirten Timuçin Özat, "17 Ağustos 1999 depreminde kız arkadaşımı kaybettim. Çok etkilendim zaten. Ondan sonra 1 Mayıs 2003’te Bingöl’de bir deprem olmuştu. 176 kişi vefat etmişti. Ondan çok etkilendim ve niye bilinemiyor dedim. Yüzde 100’ü olmasa da bir kısmı bilinebilir dedim ve o günden sonra ciddi bir çalışma içerisine girdim. Hatta o dönemde Karadeniz Ereğli’deydim. Kaymakam Aziz İnci’nin talebi üzerine sekiz ayda hazırladığım 27 sayfalık raporu basın eşliğinde kendisine sunmuştum. Depremleri bilen bir formül yoktur böyle diyenlere de inanmamak gerekiyor. Ama literatürde olan bazı bilimsel parametreler var. Yüzde 60 ila 90 arasında matematik hesaplaması var. Bununla tahmin edilebiliyor. Genellikle yüzde 15-20 yanılma payı oluyor. 2003 yılından 2025 sürecine kadar toplam 23 tespit gerçekleştirdim. Yer, büyüklük ve zaman verilmesi gerekiyor. Bu bağlamda 23 tespitin 18 tanesi gerçekleşti. Bunlardan en büyük olanı da 23 Ekim 2011’de yaşadığımız 7.2’lik Van depremiydi. Geri kalan beş depremin dördü bekleme sürecinde bulunuyor. Bir tanesi üzerinde de çalışmaya devam ediyorum. Beklediğim dört depremin bir tanesi Girit adasında meydana gelecek" diye konuştu.



"Yunanistan’ın Girit adasında 9-10 şiddetinde bir deprem olacak"


2026-2029 arasında Girit’in güneyinde 8.0-8,2 büyüklükleri arasında, yer yer 9-10 şiddetinde bir deprem meydana gelebileceğini savunan Özat, "Mayıs 2025 tarihinde Girit’in kuzeyinde 6’lık iki tane deprem oldu. Marmaris açıklarında 5.8’lik deprem oldu. Bunlar buz dağının görünen kısmı bile değil. Burada bir Afrika plakası var. Bilim insanları Türkiye’de Pasifik çemberindeki gibi Japonya, Endonezya, Filipinler‘deki gibi deprem olmaz diyor. Doğru ama bir parantez açmak gerekiyor. Tıpkı Japonya’da, Endonezya’da, Filipinler’de, Şili’de o ateş çemberinde olan depremlerin ve tsunamilerin bir benzeri sadece Girit bölgesinde olur. Afrika levhası, Ege ve Anadolu’nun altına giriyor. Söz konusu sismik boşlukta 2025 yılı itibariyle 722 yıllık bir gerilme var. Bilim insanları bununla ilgili ciddi çalışmalar yaptı. 2026-2029 arasında 8,1 ya da 8,2 büyüklüğüne çıkacak. Yunanistan’ın Girit adasında 9-10 şiddetinde bir salınım ihtimali yüksek. Bizden ortalama 200 kilometre uzak ancak bu salınım tsunami etkisi oluşturacak. Muğla, Aydın, Antalya batı kıyıları ve İzmir’in güneyi titreşim ve tsunami dalgalarından etkilenecek. Son iki bin yılda 7 kez yaşanmış. Bu aynı zamanda Yunanistan ve Türkiye başta olmak üzere Kıbrıs, Libya, Mısır, Tunus, İtalya, Arnavutluk ve kısmen de Suriye, Lübnan, Filistin ve İsrail kıyıları da bu tsunami dalgalarından etkilenecek. Tsunami dalgaları 15 ila 25 dakika sonra kıyılarımıza ulaşacak. Tsunaminin saatteki hızı 400 kilometreyi geçecek. Türkiye’nin önünde irili ufaklı çok adaları var. Bunlar tsunami etkisini kıracak ancak etkisini kırsa da tsunamiler, fırtına dalgaları gibi değildir, dolanma davranışı gösterir, koy ve körfezlerde büyük ve kıyıya yaklaşınca su duvarı oluşturur. Düz alanlarda 1 ila 2 kilometre kadar içeri girecek. Tsunami dalgasının boyu 2 ila 8 metre arasına çıkabiliyor. 20 senedir hazırlık evresi depremleri gerçekleşiyor. Şu an dahil olmak üzere 2026 ile 2028 sürecinde bu ana şoktan önce 5.0, 5.3, 5.5, 5.8’lik en az 4-5 tane deprem yaşanacak. Türkiye’nin batısından kalan her yerde bu deprem hissedilebilecek. Eğer 8.3’e ulaşırsa Ordu, Giresun, Trabzon’dan çok hafif şekilde hissedilebilir. Kuvvetle muhtemel Zonguldak’a kadar olan kesimde hissedilecek" şeklinde konuştu.



"Türkiye’de bu yüzyıl içerisinde 7.5’luk bir deprem ihtimali çok zayıf ancak 6-7,2 arasında salınım üretecek birçok kırık yani fay mevcut"


İstanbul’un tarihi bazı depremlerinin çok abartıldığını kaydeden Özat, "Türkiye’de bilinen 476 tane diri fay var. 2099’a kadar 7,5 üzerinde bir deprem ihtimali bilinen hatlarda zayıf olasılık. Kuzey Anadolu Fayı’nın yüzde 75-80’i geçtiğimiz yüz yılda gerilim yaşadı. Doğu Anadolu Fayı en son Kahramanmaraş depremlerinde büyük bölümü gerilim boşalımı yaşadı. Batı Anadolu-Ege faylarının yine büyük bölümü geçtiğimiz yüzyılda gerilim boşalım yaşadı. Gerilim atımı olan kesimlerde çok büyük depremler beklenmiyor. Bingöl’ün Yedisu ilçesi boşaltmadı. Burada 241 yıllık bir gerilme var. 2030’lu yıllarda bir deprem bekleniyor. 6,5 ve 7,2 arasında bir deprem olur. Yakın gelecekte, Hakkari-Irak-İran sınır hattı arasında 6,4 ila 7,2 arası iki tane deprem potansiyeli var. Bu da sürecin içerisinde. Hakkari Yüksekova’nın zemini genel olarak iyi değil. Ayrıca, geçtiğimiz günlerde Japon bir uzman Marmara için 7,9’dan bahsetti. 7,9 için 350-400 kilometrelik fay gerekiyor. Marmara Denizi zaten o kadar büyük değil. İstanbul’un tarihi depremleri de çok abartılıyor. 7,4’e kadar bir deprem oldu. 8’lik deprem Marmara’da yok. 150-180 sene sonra İstanbul’un açıklarında 7 ve 7.2’lik tekrar yaşanacak. Tahminler revize edilmeye başladı. İstanbul yakınlarında bu yüz yılda olacak en uç deprem moment büyüklüğü 6,3 bu da tabii ki önemsenmelidir. Güney Marmara, Bandırma tarafı riskli. Balıkesir’in İvrindi ve Edremit Körfezi arası çekinceli. 6.4 ve 7’lik iki salınım ihtimali var zamanını bilemeyiz. Türkiye’de bu yüzyıl içerisinde 7.5’luk bir deprem yok. 7’lik depremde bu yüzyıl içerisinde karasal alanda 6 tane var" ifadelerini kullandı.



"Tsunami tatbikatları yapılmalı"


16 yıllık gazetecilik geçmişi olan Özat, bilinenin aksine Akdeniz’in, Pasifik Okyanusu’ndan sonra tsunami sıklığı ve tehlikesi açısından ikinci sırada yer aldığının altını çizerek, tsunami (süpürtü) tatbikatlarının genel kapsamlı olarak yapılması gerektiğini, Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz’de son 2 bin 500 yılda 92 tsunami kaydı olduğunu sözlerine ekledi.



22 yıllık deprem araştırmacısı Timuçin Özat: "Girit’te 8’in üzerinde deprem Akdeniz’de tsunami riski doğurur"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Trendyol Süper Lig: Gaziantep FK: 2 - Kayserispor: 0 (İlk yarı) Gaziantep Futbol Kulübü, Trendyol Süper Lig’in 30. haftasında Kayserispor’u konuk ediyor. Karşılaşmanın ilk yarısı ev sahibi ekibin 2-0 üstünlüğüyle sona erdi. Maçtan dakikalar (İlk yarı) 2. dakikada sağ kanattan Sorescu’nun ortasına altıpasın hemen gerisinden Maxim’in etkili kafa vuruşunu kaleci Bilal son anda kornere tokatladı. 4. dakikada ceza yayı gerisinde topla buluşan Rodrigues’in sert ve düzgün şutu üst direkten döndü. 6. dakikada Maxim’in pasıyla ceza sahası dışı sağ çaprazında topla buluşan Sorecu’nun rakibini geçtikten sonraki şutu savunmadan sekerek kornere çıktı. 25. dakikada sağ kanattan ceza sahasına atılan topa koşarak dışarı çıkmadan kontrol eden Kozlowski’nin yerden pasına Bayo’nun vuruşu ağlarla buluştu. 1-0. 32. dakikada sağ kanattan atılan ara pasla ceza sahasına giren Chalov’un kalecinin üzerinden içeri çevirdiği topu kale önünde Arda uzaklaştırdı. 45+1. dakikada Kolowski’nin pasıyla ceza yayı gerisinde topla buluşan Camara’nın yerden şutu savunmada Bennasser’e çarptıktan sonra köşeden ağlarla buluştu. 2-0 Stat: Gaziantep Büyükşehir Hakemler: Atilla Karaoğlan, Özcan Sultanoğlu, Ali Can Alp Gaziantep FK: Zafer Görgen, Deian Sorescu, Arda Kızıldağ, Myenty Abena, Kevin Rodrigues, Victor Gidado, Kacper Kozlowski, Drissa Camara, Maxim, Christopher Lungoyi, Mohamed Bayo Yedekler: Mustafa Burak Bozan, Cemilhan Aslan, Luis Perez, Nihad Mujakic, Karamba Gassama, Tayyip Talha Sanuç, Nazım Sangare, Ogün Özçiçek, Denis Draguş Teknik Sorumlu: Mustafa Aksoy Kayserispor: Bilal Bayazıt, Jadel Katongo, Semih Güler, Stefano Denswil, Joshua Brenet (Ramazan Civelek dk. 33), Furkan Soyalp, Youssef Ait Bennasser, Samuel Mather, Laszlo Benes, Miguel Cardoso, Fedor Chalov Yedekler: Onurcan Piri, German Onugkha, Joao Mendes, Burak Kapacak, Denis Makarov, Carlos Mane, İndrit Tuci, Dorukhan Toköz, Görkem Sağlam Teknik Direktör: Erling Moe Goller: Mohamed Bayo (dk. 25), Drissa Camara (dk. 45+1) (Gaziantep FK) Sarı kartlar: Gidado (Gaziantep FK) Benes (Kayserispor)
Ankara Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Okullarımızın güvenliği meselesi önceliklerimizin en başındadır. Burada en küçük bir taviz söz konusu değildir ve olmayacaktır" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Okullarımızın güvenliği meselesi önceliklerimizin en başındadır. Burada en küçük bir taviz söz konusu değildir ve olmayacaktır. Güvenliğin yanı sıra gelişim psikolojisi, sosyal politika, ailenin rolü ve eğitim boyutlarıyla da bu meseleye yaklaşmamız mühimdir. Bu noktada siber devriye faaliyetlerine daha fazla ağırlık vermeyi, siber birimlerimizin kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyoruz" dedi. Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Beştepe’de toplandı. Toplantının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen saldırılara değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, olayların ilk anından itibaren takip ettiklerini ve takip etmeye de devam edeceklerini söyledi. Bu tür olayların kapsamlı bir şekilde araştırılması gerektiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, alınacak yeni tedbirleri de açıkladı. "Son derece ağır bu imtihan karşısında tüm ailelerimize yüce Allah’tan sabır ve metanet temenni ediyorum" Kabine gündeminde geçen haftaki okullara yönelik saldırıların ele alındığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Menfur saldırıların hayattan koparttığı sevgili yavrularımıza ve kendini öğrencilerine siper ederek şehit olan Ayla öğretmenimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Öğretmenimizin ve çocuklarımızın kederli ailelerine sabrı cemil diliyorum. Millet olarak hepimiz ailelerimizin hüznünü samimiyetle paylaşıyoruz. Ancak ne yaparsak yapalım, ateşin düştüğü yeri yaktığını, eşini, annesini, evladını, kardeşini yitiren vatandaşlarımızın yüreklerindeki yangının belki de hiçbir zaman sönmeyeceğini çok iyi biliyoruz. Son derece ağır bu imtihan karşısında tüm ailelerimize yüce Allah’tan sabır ve metanet temenni ediyorum" ifadelerini kullandı. "15’i taburcu edildi, 3’ü yoğun bakımda 6 yavrumuzun tedavisi sürüyor" Okul saldırılarında yaralananlar hakkında da bilgi veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Siverek’teki saldırıda yaralanan 19 kardeşimizden 14’ü taburcu edildi. 2 öğretmen ile 3 öğrencimizin tedavisi halen devam ediyor. Hamdolsun yaralılarımızın herhangi bir hayati tehlikesi bulunmuyor. Kahramanmaraş’taki menfur olayda ise 9 vefatımız, 21 yaralımız vardı. 15’i taburcu edildi, 3’ü yoğun bakımda 6 yavrumuzun tedavisi sürüyor. Rabbimden tüm yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Kahramanmaraş’ın başı sağ olsun. Ülkemize, milletimize geçmiş olsun" diye konuştu. "Siverek’teki saldırı ile ilgili 8 kişi tutuklanırken, Maraş’taki saldırganın menfur eyleminde kullandığı silahların sahibi olan babası tutuklandı" Okullara yapılan saldırıların sadece Kahramanmaraş’ı ya da Siverek’i değil, 86 milyonun tamamını etkilediğini ifade eden ve olayın ilk anından itibaren takipçisi olduklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kahramanmaraş’a düşen ateş diğer 80 vilayetimizin de kalbine düştü. Grup toplantımızdan sonra saldırı haberini alır almaz 4 bakanımızı hemen Kahramanmaraş’a gönderdik. Kabine üyelerimiz, genel başkan yardımcılarımız ve milletvekillerimiz ilk andan itibaren ailelerimizin yanında oldu. Bir yandan yaralılarımıza acil müdahaleler yapılırken diğer yandan yargı, emniyet, milli eğitim, siber güvenlik ve istihbarat birimlerimizin çalışmalarını başlattılar. Hiçbir ihtimal dışlanmadan saldırılar tüm yönleriyle araştırılıyor. Her iki saldırganın dijital ayak izleri takip edilerek kimlerle irtibat halinde oldukları, nelerden etkilendikleri kısa sürede ortaya çıkartıldı. Detaylı incelemeler neticesinde çok önemli bulgulara ulaşıldı. Siverek’teki saldırı ile ilgili 8 kişi tutuklanırken, Maraş’taki saldırganın menfur eyleminde kullandığı silahların sahibi olan babası tutuklandı. Cumhurbaşkanı olarak ben de ilk andan itibaren süreci bizzat ve yakinen takip ettim. Sonraki süreçleri de yakından takip etmeyi sürdüreceğim" açıklamasında bulundu. "Daha olay anlaşılmadan hükümetimize karşı bir kampanya başlatılmasının hangi haklı gerekçesi olabilir?" Sosyal medya ve dijital iletişim platformlarında manipülatif ve zararlı içerik yayan hesaplarla ilgili de gerekli önlemleri aldıklarını açıklayan Erdoğan, yaşanan saldırılar üzerinden yapılan eleştirilere değinerek şunları söyledi: "Değerli vatandaşlarım, milletçe gerçekten yabancısı olduğumuz bir durumla karşı karşıyayız. Dijitalleşmenin ve küreselleşmenin sebep olduğu sıkıntıların ülkemize de sirayet ettiği, gençlerimizi de etkisi altına aldığı görülüyor. Her nimetin maalesef bir yan tesiri oluyor. İnternetin, teknolojinin, dünya ile bütünleşmenin yan tesirleri de kimi zaman kendini böylece gösterebiliyor. Şuraya özellikle dikkatlerinizi çekiyorum. Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilenler başta olmak üzere dünyadaki benzer saldırılara baktığımızda, faillerin amaçlarından birinin toplumu terörize etmek olduğunu görüyoruz. Bu tarz caniler sadece masumların kanını dökmeyi değil, bunu yaparak tıpkı terör örgütleri gibi aynı zamanda toplumda infial uyandırmayı, endişe, tedirginlik, korku ve huzursuzluk oluşturmayı da hedefliyorlar. Üzülerek ifade etmek isterim ki bu süreçte kimi medya organlarımız, kimi siyasetçilerimiz, kimi örgütlerimiz pedagojik açıdan sorunlu beyanatları ve yayın çizgileriyle bilerek veya bilmeden saldırganların amacına hizmet etmiş, faillerin ekmeğine adeta yağ sürmüşlerdir. Kimse kusura bakmasın ama daha olay anlaşılmadan hükümetimize karşı bir kampanya başlatılmasının hangi haklı gerekçesi olabilir? Henüz hiçbir şey belli değilken milli ve manevi değerlerimize bağlı gençler yetiştirmeye çalışan sivil toplum kuruluşları niçin hedef tahtasına konur? Daha vahşice öldürülen yavrularımızın cenazesi bile kalkmadan ‘Olayı 14 yaşındaki çocuğa yıkacaklar’ diyerek niyet okuyuculuğuna girişmek hangi vicdana hangi ahlaka sığar? Milletçe yüreğimiz yanıyor fakat üzülerek gördük ki ana muhalefetin kimi aktörlerinin aklına ilk ‘ramazan etkinliklerini’ eleştirmek geliyor. Sanki böyle bir fırsatı kolluyormuş gibi sorumsuzca açıklamalar yapmak geliyor. Nedir bu telaşınız? Nedir bu aceleniz? Böyle bir acı üzerinden milleti tahrik etmek, öğrencilerimiz arasında korku ve endişe yaymak en hafif tabiriyle sorumsuzluktur. Hangi sebeple olursa olsun kimsenin öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi ve ailelerimizi tedirgin etmeye hakkı yoktur. Saldırıyı tüm boyutlarıyla doğru analiz ettikten sonra infiale kapılmadan sağduyumuzu ve soğukkanlılığımızı yitirmeden ortak aklın ve pedagojinin rehberliğinde hep beraber meselenin üzerine gitmemiz gerekiyor. Nice zorluğun üstesinden gelmiş bir millet olarak Allah’a hamdolsun bunu yapacak birikime de, iradeye de, tecrübeye de ziyadesiyle sahibiz. Vatandaşlarımdan gerilim tuzağına düşmemelerini, serinkanlılıktan ödün vermemelerini bir kez daha istirham ediyorum." "Şiddet olayları asla tek boyutlu değildir" Gerçekleşen şiddet eylemlerinde birçok boyutun ele alınması gerektiğini ve gelişen internet çağı ile çocukların ailelerden daha da uzaklaştığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şiddet olayları asla tek boyutlu değildir. Bu doğrultuda okul ikliminden aile dinamiklerine, dijital medya mecralarından farkındalık çalışmalarına, caydırıcılığın güçlendirilmesinden kurumsal işbirliğine uzanan geniş bir yelpazede, bütüncül bir stratejiyle hareket etmemiz önem arz ediyor. Şiddet kültürünü besleyen mikropların teşhisinde ne kadar isabetli olursak tedavi sürecinde de o derece başarı sağlarız. Bunun için aile yapısı, sosyal çevre, okul ortamı, dijital maruziyet, medya içerikleri ve kurumsal müdahale kapasitesini birlikte ele almak zorundayız. Önümüzde okulların adeta kışlaya ve karakola çevrilmesi buna benzer pedagojik açıdan problemli, okulların asli karakterine zarar verecek tekil bir adımla çözülemeyecek kadar çok katmanlı bir sınama bulunuyor. Şu gerçeğin hepimiz farkındayız; Dünya artık eski dünya değil. Biz anne babalar olarak evin bir odasında sohbet ederken veya televizyon seyrederken evin diğer odalarındaki çocuklarımızın sanal alemdeki dijital arkadaşlarıyla tesis ettiği ilişkinin mahiyetinden haberdar değiliz. Öyle ki bugün çocuklarımızın çoğunun anne babasıyla geçirdiği zaman maalesef dijital dünyadaki ekran sürelerinden daha az. Dijital arkadaşlar, dijital öğretmenler hatta dijital ebeveynler evlatlarımızın hayatlarına, evlatlarımızın karakter gelişimine daha fazla etki ediyor. Özellikle bazı dijital paylaşım uygulamalarının çocuklarımızın zihinlerini infial ettiği sosyal medya platformlarının amiyane tabirle kanalizasyona dönüştüğü bir dönemi yaşıyoruz. İnternetin denetimsiz ve sınırsız dünyasına algoritmaların manipülasyon gücünü de eklediğimizde karşımıza karmaşık bir sorun çıkıyor" diye konuştu. "Okullarımızın güvenliği meselesi önceliklerimizin en başındadır" Alınan önlemlerin kapsamının genişletileceğini söyleyen Erdoğan, "Okullarımızın güvenliği meselesi önceliklerimizin en başındadır. Burada en küçük bir taviz söz konusu değildir ve olmayacaktır. Güvenliğin yanı sıra gelişim psikolojisi, sosyal politika, ailenin rolü ve eğitim boyutlarıyla da bu meseleye yaklaşmamız mühimdir. Bu noktada siber devriye faaliyetlerine daha fazla ağırlık vermeyi, siber birimlerimizin kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyoruz. İnternetin karanlık dehlizlerinde görünür görünmez varlığımızı yapay zekadan da istifade ederek daha da güçlendireceğiz. Okul kolluk işbirliğinin arttırılması, yeni çalışma modellerinin geliştirilmesi yine bu süreçte atacağımız adımlardan biri olacaktır. İhtiyaç duyulan ne varsa tereddütsüz yapılması için ilgili bakanlarımıza bugün gerekli talimatları verdim" dedi. "Okul, aile, rehberlik hattının yalnızca kriz anlarında değil, diğer zamanlarda da etkili şekilde kullanılması önem taşıyor" Ailenin kişinin ilk okulu olduğunu ve çocukların gelişiminin ailede başladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Eğitim ailede başlar, sosyalleşme ailede başlar. Adab-ı muaşeret kuralları ailede öğretilir. Birey içinde yaşadığı toplumun bir parçası olmayı önce ailede öğrenir. Aile kültürün, milli ve manevi değerlerin taşıyıcısı, ahlakın, şefkatin, diğer canlılara merhamet ve empatiyle yaklaşmanın öğretildiği ilk mekteptir. Yıllardır güçlü birey, güçlü aile, güçlü toplum dememizin artan saldırılar karşısında aileyi korumaya çalışmamızın sebebi işte budur. Son olaylarda olduğu gibi aile içi iletişimin zayıflaması, sınır koyma ve disiplinin kaybolması çocukları tehditlere karşı kırılgan hale getiriyor. Okul, aile, rehberlik hattının yalnızca kriz anlarında değil diğer zamanlarda da etkili şekilde kullanılması önem taşıyor. Hükümet olarak bu doğrultuda bazı ilave adımlar atacağız. Okul ve veli arasındaki iletişimi güçlendirmek için iki yıl önce başlattığımız Veli Randevu Sistemini daha etkin hale getireceğiz. Dijital bağımlılıkla mücadele kapsamında velilerimize yönelik destek ve danışma hattını kısa süre içinde devreye alacağız. Öğretmenlerimize ve okul yöneticilerimize kriz yönetimi ve sınıf içi müdahale eğitimleri vereceğiz. Öğrencilerimiz için psikososyal destek mekanizmalarını güçlendirecek duygu değer temelli dijital esenlik çalışmalarını yaygınlaştıracağız. Riskleri erkenden fark eden, etkili bir şekilde müdahale eden bir yapıyla rehberlik uyarı sistemi çalışmalarını daha hassas hale getireceğiz" ifadelerini kullandı. "Suç ve şiddet temalı yapımlarda faillerin güçlü, etkileyici, cezadan muaf, hatta saygın bir kişi olarak gösterilmesi gençlerimizin gerçeklikle bağını zedeliyor" Gençlerin ve çocukların internetten etkilendikleri kadar televizyonlarda yayınlanan program ve dizilerden de etkilendiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şiddetin tırmanmasında bir diğer etken çocuklar üzerinde olumsuz etki uyandıran diziler, filmler, haber sunumları ve popüler kültür ürünleridir. Özellikle suç ve şiddet temalı yapımlarda faillerin güçlü, etkileyici, cezadan muaf hatta saygın bir kişi olarak gösterilmesi gençlerimizin gerçeklikle bağını zedeliyor. Benzer şekilde haber bültenlerinde failin suç işlerken kullandığı yöntemin ayrıntılı biçimde verilmesi son olaylarda olduğu gibi saldırı görüntülerinin tekrar tekrar servis edilmesi çocuklarımız için taklit riskini büyütüyor. Bakınız biz tarihimiz boyunca şefkatli, merhametli, insan ilişkilerinde dayanışmayı yücelten iyiliksever, hamiyetperver bir millet olduk. Milletimizin yüce gönüllülüğünden sadece insanlar değil her türlü canlı da istifade etti. Lakin son yıllarda popüler kültürün de etkisiyle kurucu kodlarımıza sahip çıkma noktasında biraz özensiz ve ihmalkar davranıldı. Şu tabloyla iktidarlarımız boyunca defalarca karşılaştık. Milli ve manevi değerlerimize sahip çıkan her adımımız ülkemizdeki belli kesimler tarafından hayat tarzına müdahale olarak yansıtıldı. Özellikle küresel bir despotizme dönüşen LGBT akımlarıyla mücadelemiz en acımasız eleştirilere maruz kaldığımız konulardan biri oldu. Biz bu musibetin önünü kesmeye çalıştıkça birileri de ellerine geçirdikleri her fırsatı cinsiyetsizleştirme akımlarının önünü açmak için kullandı. Köşelerinden o malum yazarlar bize özgürlük dersi vermeye kalktılar. Özgürlük kavramının arkasına siper alınarak hükümetimizin nesilleri, aileyi, toplumu korumaya dönük politikaları adeta yaylım ateşine tutuldu. Özgürlüğün sorumluluk kavramıyla birlikte geldiği, sorumluluk olmadan özgürlüğün de olmayacağı bu çevreler tarafından ısrarla gözden kaçırıldı. Oysa terazinin bir kefesine özgürlük varsa diğerinde sorumluluk vardır. Mesele bu ikisi arasında altın oranı yakalayabilmektir. Biz her zaman bunu yapmaya çalıştık. İnşallah bundan sonra da bu çizgide yolumuza devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi. "Reyting kaygısı şiddet kültürünü yaygınlaştırmanın mazereti olamaz" Şiddet içerikli program ve dizilerin yerine aileyi merkeze alan programların ve dizilerin yapılması gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gençlerimizin ruh ve beden sağlığı söz konusu olduğunda kuru gürültüye pabuç bırakmayacağız. Tabi burada şunun da altını çizmekte fayda görüyorum; Reyting kaygısı şiddet kültürünü yaygınlaştırmanın mazereti olamaz. Kuşkusuz bu konuda en büyük görev medya kuruluşlarımıza düşüyor. Şiddeti özendiren, çarpık ilişkileri meşrulaştıran, kötülüğü sıradanlaştıran yapımlardan ziyade aileyi merkeze alan, iyiliği, merhameti, şefkati teşvik eden yapımlara ekranlarda daha fazla yer verilmesi gerekiyor. Biz yaşanan bazı kötü tecrübelere rağmen iyiliği hayatının merkezine yerleştirmiş bir milletiz. İçimizi karartan manzaralara rağmen şehit Ayla öğretmenimiz gibi nice güzel insanımız bu milletin mayasında ne olduğunu bizlere hatırlatıyor. RTÜK başta olmak üzere ilgili kurumlarımızla özellikle ekranda şiddet ve yozlaşma meselesinin üzerine daha tavizsiz gitmekte kararlıyız. Farklı alanlarda üretilen verileri birleştirecek, erken uyarı mekanizmalarını güçlendirecek ve şiddet olayı henüz gerçekleşmeden önce müdahale edilmesini sağlayacak sistematik bir yapı kuracağız. Genelleyici ve tek tip çözümlerden ziyade yerel, bölgesel ve vaka bazlı analizlere dayalı bir politika seti üreteceğiz. Bazı bölgelerde aile destek mekanizmalarının güçlendirilmesi için yeni düzenlemeler yaparken bazı alanlarda ise dijital içerik takibinin daha sıkı yapılmasını temin edeceğiz" diye konuştu. "Önümüzdeki dönemde sosyal ağ platformlarında kimlik doğrulama ve bilgi paylaşma yükümlülüğünü getireceğiz" Dijital dünyada bir içeriğin birkaç dakika içinde çok geniş kitlelere ulaşabildiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, dijital dünyaya yönelik yeni tedbirlerin de alınacağını belirterek, "Bu içeriklerin kaldırılması, erişime kapatılması veya yeniden dolaşıma girmesinin engellenmesinde bazen geç kalınabiliyor. Bu gecikmelerin önüne geçilmesi için içerik takibinde tek tek kaldırma mantığıyla değil, hızlı filtreleme araçlarının kullanımı gerekiyor. Aynı şekilde yaş doğrulama kimlik temelli denetim ve VPN ile aşama girişimlerine karşı teknik önlemlerin devreye alınması önem arz ediyor. Meclisimizde görüşmeleri devam eden 15 yaş altı çocuklara sosyal ağı kullanmayı sınırlayan düzeltmenin yürürlüğe girmesiyle birlikte çok önemli bir boşluğu dolduracağına inanıyorum. Yine önümüzdeki dönemde sosyal ağ platformlarında kimlik doğrulama ve bilgi paylaşma yükümlülüğünü getireceğiz" dedi. "Silah sahiplerine özellikle silahın çocuk tarafından ele geçirilmesi halinde verilecek cezayı artıracağız" Bir diğer konu olan ateşli silahlar meselesinde de yeni adımların atılacağına duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Zaten bir süredir bu sorunun üzerinde kararlılıkla gidiyorduk. Şimdi mevcut yapılanlara ek olarak dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyen ateşli silah sahiplerine özellikle silahın çocuk tarafından ele geçirilmesi halinde verilecek cezayı artıracağız. Silah sahipliğinin sınırlandırılması konusunda ilave hukuki düzenlemeleri devreye alacağız. Ayrıca tüm bu alanlarda kapsamlı bir politika belgesini ve eylem planını hayata geçireceğiz. Bugünkü kabine toplantımızda atılacak adımları acil, kısa, orta ve uzun vadeli olarak detaylıca planladık. Devlet olarak bu alanların her birinde yeni uygulanabilir etkin ve caydırıcı önlemleri inşallah kararlılıkla hayata geçireceğiz. Bizim bu ülkenin tüm çocuklarına bir sözümüz var. Onları inşallah vatandaşı olmaktan gurur duyacakları müreffeh, huzurlu, itibarlı, kalkınmış, güvenli bir ülkede yaşamalarını temin edeceğiz. Yüreği yaralı annelerimiz için, bu ülkenin gözleri ışıl ışıl, umutla parlayan çocukları için inşallah bu sorunu büyümeden hal yoluna koyacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Siverekli ve Maraşlı kardeşlerime geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Yavrularımızın ve öğretmenimizin kederli ailelerine Cenab-ı Allah’tan tekrar sabır ve başsağlığı diliyorum" ifadelerini kullandı.
Ankara Öğretmenler 81 ilde bayraklarla ders başı yaptı Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, "Karanlık niyetlerle korku üretmek isteyenlere karşı duracak, şehitlerimizi dualarla anarken aynı zamanda eğitimi, okullarımızı, öğretmenlerimizi, çocuklarımızı koruyacağız" dedi. Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Genel Sekreter Talat Yavuz, Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Çakırcı ve Ankara 4 Nolu Şube yöneticileri, Ankara Etimesgut’taki Ufuk Arslan Anadolu Lisesi’ni ziyaret ederek, ilk ders zili öncesi düzenlenen bayrak törenine katıldı. Öğretmenler odasında eğitim çalışanları ile bir araya gelen Yalçın, "Karanlık niyetlerle korku üretmek isteyenlere karşı duracak, şehitlerimizi dualarla anarken aynı zamanda eğitimi, okullarımızı, öğretmenlerimizi, çocuklarımızı koruyacağız" dedi. Yalçın, okul güvenliğinin güçlendirilmesi, rehberlik hizmetlerinin artırılması, sanal dünyanın tuzaklarına erişimin bir an önce sınırlandırılması, okulların ve öğretmenlerin gereksiz yüklerden kurtarılması, öğrenciye odaklanmaya fırsat vermeyen proje adı altındaki yoğun uygulamalara son verilmesi çağrısında bulundu. Geçen hafta üç gün boyunca iş bırakarak, menfur okul saldırılarına tepkilerini ortaya koyup gereken önlemlerin alınması çağrısında bulunmak için bütün sendikaların seslerini yükselttiklerini ifade eden Yalçın, "İstediğimiz şey basit. Okulların önünde okul polisi olsun, okullarımızın güvenliği milletimizin gözbebeği kahraman polislerimiz tarafından sağlansın" dedi. "Sosyal medya kullanımında yaş düzenlemesi bir an önce çıkarılsın" Dijital dünyadaki karanlık dehlizlerin, oyun platformlarının çocukları resmen zombileştirdiğini vurgulayan Yalçın, şöyle devam etti: "Bizim iş bırakmamızdan sonra oluşan tablo ve çeşitli platformlardaki yazışmalardan Telegram gruplarına varana kadar hepsinde o psikoloji çok net gözüküyor. Bu çok büyük bir tehlikedir. Onun için devlet bu dijital platformlara erişimde belli bir sınırlama getirmelidir. Meclis yasayı bir an önce çıkarmalı ve belli bir yaşa kadar sosyal medya sınırlaması olmalıdır. Sosyal medyanın karanlık dehlizlerini siber güçler, devlet görevlileri mutlaka takip etmelidir. Çünkü önleyici tedbir çok önemlidir." Okullarda rehber öğretmen sayısının mutlaka artırılması gerektiğini kaydeden Yalçın, okul güvenliğinin, okullardaki rehberlik hizmetlerinin artırılmasının, öğretmenlerin üzerindeki yükün azaltılarak öğrenciyle ilgilenecekleri zaman dinginliğini bulmasının önemine işaret ederek, "Okul idarelerinin de okulun fiziki yapılarıyla uğraşmak yerine daha çok liderlik yapacak kafa dinginliğini bulmasına ihtiyaç var" şeklinde konuştu. "Allah bu tür hadiseleri bir daha yaşatmasın" Bu ve benzeri hadiselerin bir daha yaşanmaması temennisinde bulunan Yalçın, "Fatma Nur öğretmenimizin, Necmettin öğretmenimizin cenazelerine katılmış, orada da arkadaşlarla görüşmüş, izlemiş, incelemiştik olayları ama ilk defa böyle bir şey yaşanıyor Türkiye’de. Bu tip hadiseler Amerika’da yaşanırdı ve bunlar ‘İnşallah bize yansımaz’ derdik. Umarım tekrarı olmaz" diye konuştu. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarının ardından güvenlik kamerası kayıtlarının kamuoyuna yansımasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yalçın, söz konusu görüntülerin dolaşıma sokulmasını "usul öğretmek" olarak nitelendirerek, sert bir dille eleştirdi. "Herkesin çıkarması gereken dersler var" "Herkesin çıkarması gereken dersler var. İçişleri Bakanlığı’nın, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, bizlerin, öğrencilerin, velilerin hepsinin çıkarması gereken dersler var" diyen Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Umarım böyle bir hadise tekrar etmez. Meslektaşlar olarak hepimiz bu konuda sesimizi yükselttik, iş bıraktık ve dikkatleri bu konu üzerinde toplamayı başardık. Bundan sonra bunu takip edeceğiz. Bundan böyle okul ve güvenlik konusu, rehberlik konusu ve benzeri konular asla bundan önceki gibi değerlendirilmeyecektir. Çünkü çok travmatik bir durumla karşı karşıya kaldık. Ama bizim işimiz eğitim. Bu çocuklar bize emanettir. Dolayısıyla okula sahip çıkmak, öğrenciye sahip çıkmak, mesleğimize sahip çıkmak, mesleğimizin gereğini yapmak hepimizin görevi, varlık nedenidir." "İşimize sahip çıkıyoruz" Geçen hafta okullarda şiddete karşı gereken tepkileri verdiklerini dile getiren Yalçın, "Bu hafta ise 81 ilde okullarda dualarla arkadaşlarımızı anıp, bayraklarla okullarımızı açıp, okulumuza sahip çıkıyoruz; çocuğumuza, öğrencimize, mesleğimize sahip çıkıyoruz. İşimize sahip çıkıyoruz diyerek yeni bir haftaya girdik" diye konuştu. Öte yandan Eğitim-Bir-Sen tarafından yapılan açıklamada, "Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen menfur saldırıların ardından korkuya endişeye teslim olmayacağımızı ilan ederek çocuklarımıza, okullarımıza ve mesleğimize sahip çıkma sorumluluğu ile ay yıldızlı al bayraklarımızla ders başı yaptık. ’Öğretmen bayraktır, eğitimin bayraktarıdır’ çağrımızı 81 ilde üyelerimizle sahaya yansıttık. Çağrımız doğrultusunda bugün okullarımız, öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin taşıdığı ay yıldızlı al bayraklarla donatıldı. Sanal dünyanın karanlık ve korku üreten ikliminde çocuklarımıza tuzak kurmaya çalışan yapılara karşı tepki seli oluşturduk. Yaşanan acı hadiseleri fırsata çevirmek, kaos oluşturmak isteyen karanlık odaklara asla izin vermeyeceğimizi vurguladık. Çocuklarımızı sanal dünyanın karanlık dehlizlerinde yuvalanan terör örgütlerine teslim etmeyeceğimizi, korku üretmek isteyen her türlü karanlık eyleme karşı duracağımızı bir kez daha ilan ettik" denildi.