EKONOMİ - 07 Eylül 2025 Pazar 09:36

Karadeniz’de fındık hasadı tamamlandı: Üretici kırma ve kavurma işini artık işletmelere bırakıyor

A
A
A
Karadeniz’de fındık hasadı tamamlandı: Üretici kırma ve kavurma işini artık işletmelere bırakıyor

Fındık üreticileri, bu yıl hem kuraklık hem de böcek zararı nedeniyle ciddi sorunlarla karşı karşıya. Üretimin düşüklüğü, fındık kırım ve işleme tesislerinin de temposunu etkiledi.


Karadeniz Bölgesi’nde Ağustos ayında başlayan fındık hasadı tamamlandı. Kurutma işleminin ardından üreticiler, geleneksel yöntemlerin aksine artık fındıklarını evde işlemiyor; kırma ve kavurma işlemleri için bölgedeki özel işletmelere yöneliyor.


Karadeniz’in en önemli tarım ürünleri arasında yer alan fındıkta, hasat ve kurutma süreci sona erdi. Üreticilerin bir kısmı kuruttukları fındıkları doğrudan tüccara satarken, bir kısmı ise uzun kış aylarında tüketecekleri fındıkları işlenmiş halde almayı tercih ediyor.


Son yıllarda sayıları giderek artan kırma ve kavurma işletmeleri, bölge halkına büyük kolaylık sağlıyor. Üreticiler bu işletmelere getirdikleri fındıkları; kırılmış, kavrulmuş ve vakumlanmış paketler halinde belirli bir ücret karşılığında teslim alıyor.


Yetkililer, bu hizmetlerin hem hijyen açısından hem de zaman tasarrufu açısından üreticilere büyük avantaj sağladığını belirtirken, Ortahisar ilçesinde bulunan fındık kırma, kavurma ve paketleme tesisi vatandaşların yoğun ilgi çekiyor.


Çarşıbaşı ilçesinde 2001 yılında fındık işleme sektörüne adım atan ve şu anda Ortahisar ilçesinde faaliyet gösteren İsko Fındık sahibi Mustafa Dereköylü, sezonun düşük tempoyla başladığını belirterek rekolte ve randıman düşüklüğüne dikkat çekti.


Dereköylü, müşterilerin yüzde 90’ı ürünleri hediyelik ya da kendi tüketimleri için aldığını belirterek, "Geriye kalan yüzde10’luk kısım ise tüccara satmak yerine, fındığını kırdırıp kavurttuktan sonra anlaştıkları marketlerde iç fındık olarak satıyor" dedi.


Ortahisar ilçesindeki işletmesinde yaptığı kırma, kavurma ve paketleme işleminin vatandaşların yoğun ilgisini çeken Dereköylü, "Sezonumuz başladı. Bu yıl fındık hasadı biraz sıkıntılı. Kuraklık ve böcek zararı fındığı ciddi şekilde etkiledi. Sezon başlamış olmasına rağmen, fındığın az olması nedeniyle kırım işleri şu an için biraz düşük seyrediyor. Rekoltedeki düşüşten dolayı biz de sezona başladık ama yoğunluk fazla değil. Vatandaşların fındıklarını günlük olarak kırıyor, kavuruyor, paketleyip teslim ediyoruz. Müşterilerimizin taleplerine göre fındık ezmesi, fındık unu, sütlü ve kakaolu krema gibi çeşitler üretiyoruz. Fındıklarını işleyip teslim ediyoruz" dedi.


Sektöre 2001 yılında başladığını belirten Dereköylü, "Bu işe 2001 yılında Çarşıbaşı ilçesinde başladım. İki yıl orada üretim yaptıktan sonra dükkânımı merkeze taşıdım. Başlangıçta üç kişiydik, şimdi sayımız onun üzerine çıktı. Birçok vatandaş kabuklu fındıktan ne kadar iç fındık çıktığını, yani randımanın ne olduğunu bilmiyor. Fındık kırdırdıkça öğreniyorlar. Fındık, genelde yarı yarıya randımanla çıkıyor. Örneğin, 100 kilogram fındık getiren bir müşteri, çiğ fındık, kavrulmuş fındık, fındık ezmesi, fındık kreması, fındık krokanı gibi çeşitlerin hepsinden istiyor" diye konuştu.



Müşterilerimizin yaklaşık yüzde 90’ı ürünleri hediyelik ya da kendi tüketimleri için alıyor


Müşterilerin yüzde 90’ı ürünleri hediyelik ya da kendi tüketimleri için aldığını kaydeden Dereköylü, "Müşterilerimizin yaklaşık yüzde 90’ı ürünleri hediyelik ya da kendi tüketimleri için alıyor. Geriye kalan yüzde10’luk kısım ise tüccara satmak yerine, fındığını kırdırıp kavurttuktan sonra anlaştıkları marketlerde iç fındık olarak satıyor. Bir ton, iki ton, beş ton gibi büyük miktarlarda ürün yaptıran müşterilerimiz sayıca az, ancak bu sayı önümüzdeki beş-on yıl içinde artacaktır" dedi.



Fındıkta ürün çeşitliliği arttı


Fındıkta ürün çeşitliliğinin arttığını ifade eden Dereköylü, "Şu anda fındıktan ürettiğimiz ürünler arasında çiğ iç fındık, kavrulmuş fındık, fındık ezmesi (ballı, pekmezli, şekerli çeşitleri), Nutella tarzı çikolatalı sütlü krema, fındık krokan ve fındık unu yer alıyor. Fındıktan kuru baklava da yapıyoruz fakat şu an için yetiştiremiyoruz. Sektöre başladığımda sadece kırma, kavurma ve ezme işleri yapıyordum. Diğer ürünleri ise zamanla, müşterilerimizin talepleri doğrultusunda üretmeye başladık. Sezonumuz genelde iki-üç ay kadar sürüyor ama her gün kırım yapıyoruz" diye konuştu.



Rekolte de randıman da düşük


Bu sene rekolte ve randıman oranının düşük olduğunu belirten Dereköylü, "Bu yıl gelen fındıklar 43-48 randıman arasında değişiyor. Rekolte de, randıman da düşük. Sıcaklar fındığı yaktı. Geçen yıla kıyasla böcek zararı az olsa da, hem böcek hem sıcak etkili oldu. On yıl önce fındıklar çok kaliteliydi; son beş yıldır ne yazık ki bu kaliteyi göremiyoruz. Ücretlendirmeyi kabuklu fındık üzerinden yapıyoruz. Ürün fiyatları, müşterinin tercihine göre değişiyor. Her ürünün fiyatlandırması farklıdır" dedi.



Karadeniz’de fındık hasadı tamamlandı: Üretici kırma ve kavurma işini artık işletmelere bırakıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Pancar deposunda sinema ve lezzet yolculuğu Nilüfer Belediyesi’nin akademik ve kültürel birikimi harmanladığı "Gastroetnomüzikolojik Kaynatmalar" etkinliği, Şubat ayında "Boran Geldi Kış Geldi Safa Geldi Hoş Geldi Sinemalarda" temasıyla sinema ve yemek ilişkisini ele aldı. Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı’nın hazırlayıp sunduğu "Gastroetnomüzikolojik Kaynatmalar" buluşmalarının beşincisi "Boran Geldi Kış Geldi Safa Geldi Hoş Geldi Sinemalarda" temasıyla gerçekleştirildi. Yemek ile müzik ilişkisini ele alan etkinlikte, bu ay sinemanın büyüleyici dünyası ve lezzet kültürü konuşuldu. Prof. Dr. İlkay Kanık’ın konuk olduğu programda, katılımcılar Bursa’nın sinema tarihinden Yeşilçam mutfağına uzanan geniş bir yelpazede bir yolculuğa çıktı. Etkinlik, sinema kültürünün ayrılmaz parçaları olan Uludağ Gazozu ve patlamış mısır ikramıyla başladı. Bursa’nın sinema geçmişine vurgu yapan Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı, 1923 yılında Türk kadınlarının ilk kez rol aldığı "Ateşten Gömlek" filminin Bursa’da gösterilen ilk film olduğunu, ayrıca ilk sesli Türk filmi olan İstanbul Sokakları’nın da Muhsin Ertuğrul tarafından yine Bursa’da çekildiğini hatırlattı. Prof. Dr. İlkay Kanık ise konuşmasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sinemaya verdiği öneme dikkati çekti. Atatürk’ün bir sinema senaryosu yazdığını ve sinemanın bir milletin çağdaşlaşmasındaki gücüne inandığını belirten Kanık, Yeşilçam’ın doğuşuna giden yolun bu vizyonla açıldığını ifade etti. Kanık, "Türkiye’de ilk film gösterimi 1897 yılında yapılmıştır ve o günden bugüne film sektörü çok yol kat etmiştir. Türk filmlerinde yemekler ve çeşitli lezzetler hep ön plana çıkmıştır" dedi. Ses ve lezzet eşleştirmesi Etkinlikte katılımcılara dinledikleri müzikler ile tattıkları lezzetler arasındaki duygusal bağı keşfetmeleri için anketler de dağıtıldı. Ratatuy, Neşeli Günler, Tosun Paşa, Muhsin Bey ve Chocolat gibi filmlerden kesitler paylaşılırken; aynı anda filmlerde yer alan çiğ köfte, kuru fasulye, boza ve çikolata gibi yiyecekler ile sahneler ve lezzet eşleştirmeleri gerçekleştirildi. Etkinliğin sonunda Bursa’da çekilen Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? filmi üzerinden gölge oyunu, semai kahvehaneleri ve bozahaneler eşliğinde eski Bursa’nın canlı kültürü ele alındı. Prof. Dr. İlkay Kanık, bu tür anlatıların toplumsal dönüşümü yansıttığını belirterek, "Filmlerde kurulan sofralar, pazarlar ve yemekler ile dönemin ve bölgenin canlılığı ve kültürü bize yansıtılmaktadır" değerlendirmesinde bulundu. Gastroetnomüzikolojik Kaynatmalar etkinliği, önümüzdeki aylarda farklı temalarla devam edecek.
Isparta Üç çocuk annesi, taksi şoförlüğüyle hem ailesinin geçimine katkı sağlıyor hem de kadınlara örnek oluyor Isparta’da yapan üç çocuk annesi Hacer Topal, 3 yıldır sürdürdüğü taksicilik mesleğinde hem ailesinin geçimine katkı sağlıyor hem de kadınlara örnek oluyor. Şoförlüğün önce bir heves, ardından tutkuya dönüştüğünü dile getiren Topal, "İlk başta heves gibiydi ama sonra tutkuya dönüştü. Şimdi ise mesleğim oldu ve gurur duyuyorum" dedi. Isparta’da yaşayan üç çocuk annesi 39 yaşındaki Hacer Topal, yaklaşık 3 yıldır taksi şoförlüğü yapıyor. Aslen Sivaslı olan ve 10 yıldır kentte yaşamını sürdüren Topal, direksiyon başında ekmeğini kazanıyor. Gece gündüz demeden çalışan Topal, mesleğini severek sürdürdüğünü ifade ederken kadınların istedikleri takdirde her mesleği başarabileceğini gösteriyor. "Direksiyon benim ekmeğim oldu" Yaklaşık 10 yıldır Isparta’da yaşadığını belirten Hacer Topal, şoförlüğün önce bir heves, ardından tutkuya dönüştüğünü dile getirdi. Topal, "Ben okuyamadım, aslında çok istemiştim ama şartlar el vermedi. Arabayı kullanmak nasıl bir duygu diye merak ederek başladım. İlk başta heves gibiydi ama sonra tutkuya dönüştü. Şimdi ise mesleğim oldu ve gurur duyuyorum. Direksiyon benim ekmeğim. Ondan para kazanıyorum. Üç çocuğum var, bir ev geçindiriyorum. Isparta’da iş imkanları zaten kısıtlı. Ekonomik şartlar belli. Arabanın yakıtı, vergisi, sanayi masrafları derken kazandığımızın çoğu giderlere gidiyor ama yine de çalışmak zorundayım" dedi. "Taksime abi diye binip ‘Abla sen miydin?’ diye şaşırıyorlar" Kadın taksici olarak zaman zaman şaşkınlıkla karşılandığını belirten Topal, yaşanan ilginç anları da, "Arabaya binen yolcular genelde ‘Merhaba abi’ diyor. Sonra dönüp beni görünce ‘Abla sen miydin?’ diye şaşırıyorlar. Tebrik eden de çok, fotoğraf çektirmek isteyen de. Video çekip paylaşanlar oluyor. Bazen trafikte sıkıştıranlar oluyor ama ben kurallara uyarak yoluma devam ediyorum. Bir gece mesaisinde iki yolcu binmişti. Beni görünce şaşırdılar. Öndeki Kevser Suresi’ni okumaya başladı, arkadaki tekbir getiriyordu. O anı hiç unutamıyorum, hâlâ aklıma geldikçe gülüyorum" sözleriyle paylaştı. "Kadınlar korkmasın, direksiyon başına geçsinler" Kadınların hem evde hem iş hayatında büyük sorumluluk taşıdığını vurgulayan Topal, kadınlara da çağrıda bulunarak, "Bir kadın hem anne, hem çalışan, hem öğretmen, hem de evin direği oluyor. Ülkemizde kadın olmak kolay değil ama imkânsız da değil. Ehliyeti olup korkan kadınlar varsa kesinlikle tavsiye ediyorum. Direksiyon başına geçsinler, kendi ekmeklerini kazansınlar. Ben çocuklarımın okuması için mücadele ediyorum. Onlar sevdikleri mesleği yapsın istiyorum. Eğer bir gün direksiyon başına geçmek isterlerse ona da saygı duyarım. Yeter ki severek yapsınlar" ifadelerini kullandı.
Burdur Babasından öğrendiği ayakkabı tamirciliğini 40 yıldır sürdürüyor Burdur’un Gölhisar ilçesinde 40 yıldır ayakkabı tamirciliği yapan usta, babasından öğrendiği mesleği yarım asra yaklaşan tecrübesiyle sürdürüyor. Kaybolmaya yüz tutan meslekler arasında yer alan ayakkabı tamirciliği, Burdur’un Gölhisar ilçesinde iki usta tarafından yaşatılmaya çalışılıyor. Bu ustalardan biri olan Ali Şakar (55), küçük yaşlarda babasının yanında çırak olarak başladığı mesleğini 40 yıldır aralıksız sürdürüyor. Değişen tüketim alışkanlıkları ve hazır ürün kullanımının artmasıyla birlikte tamir kültürünün zayıflarken Şakar, en büyük sıkıntının çırak yetişmemesi olduğunu ifade etti. Mesleğin gelecek nesillere aktarma konusunda kaygılı olduğunu belirten Şakar, gençler bu işi yapmak istemediğinden ve kendisinden sonra bu işi yapacak kimsenin olmadığını söyledi. "Bizi üzen nokta bu mesleğin kaybolacak olması" İlkokula giderken boş zamanlarında babasının yanına gelerek ayakkabı tamirciliğini öğrendiğini anlatan Ali Şakar, "40-45 senedir bu işi yapıyorum. Babamdan öğrendiğim gibi yıllardır bu mesleği sürdürüyorum. Ayakkabı tamiri, boyaması, valiz, çanta gibi tüm eşyaların tamirini yapıyoruz. İlçemizde de bu mesleği yapan 2 kişi kaldık. Bir tanesi Armutlu Mahallesi’nde, merkezde de biz varız. Başka da kimse kalmadı. Çırak da zaten bulunmuyor. Artık herkes hazıra yöneldi. Bizi üzen nokta da bu mesleğin kaybolacak olması. Ben mesleği babamın yanında, ilkokulu okurken öğrendim. Ama şimdi gençlerden hevesli kimse yok" dedi.