SAĞLIK - 07 Ağustos 2024 Çarşamba 09:35

Mantardan zehirlenmeler arttı: Profesör Dr. Ahmet Ayar mantardan zehirlendi

A
A
A
Mantardan zehirlenmeler arttı: Profesör Dr. Ahmet Ayar mantardan zehirlendi

Doğu Karadeniz Bölgesinde son günlerde özellikle kırsal yerlerden toplanan mantarları pişirip yiyerek zehirlenenler sayısında belirgin artış yaşanıyor.


Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, yediği mantardan zehirlenerek hastanelik olurken “Yaylada bildiğimi zannettiğim güvendiğim öz güvenimi yüksek bulduğum bir noktada hayatıma mal olacak bir kazaya maruz kaldım” dedi.


Yediği mantar yüzünden Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi, yoğun bakım ünitesinde tedavi gören Ayar, mesleki olarak akademik yönü olduğu halde böyle bir olaya maruz kalmanın mağduriyetini yaşadığını kaydederek, “Mesleki olarak akademik bir yönüm var. Ama bu bölgenin insanı, çocuğu olarak dağları, yaylaları çok severim. Aslında dünyanın yarısını gezmek, bir kesiminde çalışma fırsatı buldum. Ama aklıma yaylalar geldiği zaman memleketimden ayrılmamam bir an önce buraya dönmek isteğim şahsi bir tutkudur. Dağları çok severim ama maalesef ki geçenlerde yaylada bildiğimi zannettiğim güvendiğim öz güvenimi yüksek bulduğum bir nokta hayatıma mal olacak bir kazaya maruz kaldım. Çocukluğumuzda yediğimiz lezzetleri hatırlar. Onlarla alakalı hikâyeler duyarız aslında çimende gezerken dolaşırken bir beyaz gördüğünüzde onun ardına gitmek, bulduğunuzda sevinmek, bir sonrakini aramak, ayrı bir macera adeta bir spor. Ama maalesef son zamanlarda bölgemizde bu konuda çok ciddi hayati tehlikeler karşımıza çıkmakta. Bende yakın bir zamanda yaylada güvendiğim, hiç anormale benzemeyen, eskiden yediğimiz mantarlardan bir tanesini pişirerek yedim ve evim acile 150 metre olması sayesinde çok güçlü bir acil ve yoğun bakım desteği sayesinde hayatta kaldım” dedi.


Büyük bir kaza atlattığımın farkına vardım


Büyük bir kaza atlattığının farkına vardığını ifade eden Ayar, “En önemli konu güven başladığı zaman. Ya bana bir şey olmaz, ya da ben bunları tanıyorum. Ben hastalığım geçtikten sonra ne kadar büyük bir kaza atlattığımın farkına vardım. Bilim okur, yazarı olarak güvenilir kaynaklardan kaliteli dergilerde yayınlanmış dünyanın merkezlerden verileri okuduğum zaman mantar zehirlenmesinin çok büyük bir risk olduğunu hatta doğada gezerken insanların yılandan, böcekten korktuğunu oysa mantardan korkması gerektiğini bir mesaj olarak topluma vermek istiyorum. Burada zehirli olan ve olmayanın birbirine çok benzeyebileceği, bu konuda arkadaşınıza güvenmek, telefonlardaki programlardan fotoğrafa göre karar vermenin çok riskli olduğunu güvenli kaynaklar söylemektedir” diye konuştu.


Hem eziyet çektim hem kaygı ve korku yaşadım.


Yoğun bakımda tedavi gördüğünü, kaygı ve korku yaşadığını belirten Ayar, “Yoğun bakımı tabii hatırlamıyorum. Yoğun bakımda bir güne yakın kalmışım. Ardından serviste bir gün civarında, toparlamadan sonra 10 gün süreyle takibe alındım. Çünkü önce hızlı gelişen zararlı etkileri karaciğere, böbreğe verici etkileri yanında 10 gün kadar yayılabilen etkileri de görülebiliyor. Bu dönem içerisinde hem eziyet çektim hem kaygı ve korku yaşadım. Vatandaşlarımızın bu bağlamda çok duyarlı olmaları, çok uzman değillerse tabiattan toplayacakları mantarlardan uzak durmanın en akıllı yol olacağını düşünüyorum. Bundan sonra tabiattan toplanmış mantarı yemen mümkün değil. Kültür mantarı konusunda tabii ki ticarete saygımız var ama tüketebilecek pek çok gıda varken bu kadar riskli bir gıdayı tüketmeyi düşünmüyorum” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Hatay Bakan Kurum: "Son 2 ayda iklim değişikliği konusunda, dünya genelinde tam 39 milyon içerik üretilmiştir" Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, son 2 ayda iklim değişikliği konusunda dünya genelinde tam 39 milyon içerik üretildiğini ve bu içeriklerin yaklaşık 2 milyar etkileşim ve 196 milyar erişim aldığını belirterek iklim değişikliğinin insanların gündelik hayatına, şehirlerine, faturalarına, suyuna, gıdasına, güvenliğine ve geleceğe dair beklentilerine dokunan çok daha büyük bir başlık haline geldiğini söyledi. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği süreci kapsamında, farklı ülkelerden gelen bakanlar ile aralarında Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşların yöneticilerinin de bulunduğu yabancı temsilciler, "Türkiye’nin COP31’e Giden Yolu: Dirençli Şehirler" panelinde Hatay’da bir araya geldi. COP31’e Başkanlık yapan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, panelde "dirençli şehirler" başlığı altında katılımcılara Asrın İnşa Seferberliği kapsamında Hatay’da hayata geçirilen; iklime ve afetlere dayanıklı, Sıfır Atık uyumlu ve yenilenebilir enerjili afet konutlarını anlattı. Panel kapsamında COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum, İletişim Başkanlığı koordinesinde Türkiye’ye gelen yabancı basın mensuplarıyla bir araya geldi. "Bugün şehirlerin asıl gücü; afetlere ne kadar hazır olduğu, insanına ne kadar güvenli bir gelecek sunabildiğiyle ölçülüyor" Şehirlerin asıl gücünün afetlere karşı olan direncinin olduğunu ifade eden Bakan Kurum, "Bugün burada sizlerle, Türkiye’nin COP31 liderliği sürecinde, şehirlerin geleceğine dair düşüncelerini ele alıyoruz, dirençli şehirleri konuşuyoruz. Hemen ifade etmek isterim; artık dünyada şehirleri yalnızca büyüklükleriyle, nüfuslarıyla ya da ekonomileriyle konuşma dönemi geride kaldı. Bugün şehirlerin asıl gücü; afetlere ne kadar hazır olduğu, insanına ne kadar güvenli bir gelecek sunabildiğiyle ölçülüyor. İşte şu anda içerisinde bulunduğumuz Hatay; bu yüzden çok özel bir yerde duruyor. Hatay, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından; insanından ve kadim ruhundan aldığı güçle yeniden ayağa kalkmayı başardı. Sizler de bu süreci sahadan izlediniz; dünya kamuoyuna taşıdınız. Gazeteciler; herkesin baktığı yere bakarlar ama herkesin görmediğini görürler. Bugün Hatay’da da sadece yapılan binaları değil, yeniden kurulan hayatları da görmenizi istiyoruz" dedi. "Yaklaşık 2 milyar etkileşim ve 196 milyar erişim oluşmuştur" Son 2 ay içerisinde iklim değişikliği konusunda 39 milyon içerik üretildiğini ifade eden Bakan Kurum, "Şimdi sizlere, bu sorulara cevap veren bir analizimi sunmak istiyorum. Son 2 ay için yaptığımız araştırmada ortaya çıkan tablo hakikaten çok çarpıcı. Evet, son 2 ayda iklim değişikliği konusunda, dünya genelinde tam 39 milyon içerik üretilmiştir. Yaklaşık 2 milyar etkileşim ve 196 milyar erişim oluşmuştur. Yani iklim meselesi, artık yalnızca uzmanların konusu değil. İklim değişikliği artık insanların gündelik hayatına, şehirlerine, faturalarına, suyuna, gıdasına, güvenliğine ve geleceğe dair beklentilerine dokunan çok daha büyük bir başlık haline geldi. Bu çalışmamda beni en çok etkileyen sonuçlardan biri şu oldu: Dünya iklim değişikliğini tek bir dille konuşmuyor. Kuzey Amerika’da iklim daha çok toplumsal, ekonomik ve politik etkiler üzerinden konuşuluyor. Avrupa’da karbon emisyonları, net sıfır hedefleri ve fosil yakıtlardan çıkış öne çıkıyor. Asya’da enerji dönüşümü, yenilenebilir enerji ve çevresel çözümler daha güçlü bir yer tutuyor. Afrika’da ve Güney Amerika’da gıda, su ve kalkınma tartışılırken; Avustralya’da enerji ve fosil yakıtlar öne çıkıyor. Buradan çıkardığım sonuç şu! İklim değişikliği küresel bir krizdir ama her coğrafyanın acısı, ihtiyacı, önceliği ve çözümü farklıdır. Bana göre, bir başka dikkat çekici sonuç da şu: İnsanlar iklim değişikliğini en çok hayatlarına doğrudan dokunduğu anda konuşuyor. Yangın, sel, fırtına olduğunda, toprak kayması yaşandığında, su veya gıda krizi kapıya dayandığında konuşuyor. İklim meselesi bir anda soyut bir başlık olmaktan çıkıyor; insanın evini, işini, sağlığını ve güvenliğini ilgilendiren somut bir gerçekliğe dönüşüyor. Paylaşımlarda en çok ’insan’, ’toplum’ ve ’yaşam’ kelimeleri kullanılıyor. Demek ki herkes için mesele, hayatı, güvenliği, geleceğini ve yaşamı korumaktır. İşte bizim COP31 yolculuğunda dirençli şehirleri merkeze almamızın sebebi tam olarak budur. Çünkü bugün şehir; enerjisiyle, suyuyla, altyapısıyla, ulaşımıyla, atık yönetimiyle, yeşil alanlarıyla ve en önemlisi insanına verdiği güven duygusuyla güçlüdür. Bu yüzden biz COP31’de meseleyi insanların gerçek ihtiyaçları üzerinden konuşuyoruz. Çünkü iklim değişikliğiyle mücadele artık sadece bir çevre politikası değil, insan hayatını koruma meselesidir" dedi.
Aydın Güllübahçe’de festival coşkusu başladı. Aydın’ın Söke ilçesine bağlı Güllübahçe Mahallesi’nde düzenlenen 2. Priene Kültür Festivali başladı. İki gün sürecek festival, kortej yürüyüşüyle start alırken festival alanında renkli ve yoğun görüntüler yaşandı. Yaklaşık 200 yeme-içme, hediyelik eşya, organik ürün ve sosyal sorumluluk standının yer aldığı festival alanı vatandaşların akınına uğradı. Gün boyunca müzik, kültür ve sanat etkinlikleriyle dolup taşan festival, bölge halkı ile ziyaretçileri bir araya getirdi. Festivalin açılış törenine Söke Kaymakamı Ali Akça ve Söke Belediye Başkanı Dr. Mustafa İberya Arıkan, festivale ev sahipliği yapan Güllübahçe Mahallesinin Muhtarı Yusuf Çam başta olmak üzere siyasi parti temsilcileri, mahalle muhtarları, sivil toplum kuruluşları temsilcileri katıldı. "Bugün tarihimizle yeniden buluşuyoruz" Açılış töreninin ilk konuşmasını yapan Yusuf Çam, festivalin yalnızca bir etkinlik olmadığını vurgulayarak, "Bugün burada sadece bir festival yaşamıyoruz. Tarihimizle, kültürümüzle ve geleceğimizle yeniden buluşuyoruz" dedi. Priene’nin gölgesinde sanatın, müziğin ve kardeşliğin buluştuğunu ifade eden Çam, Güllübahçe’nin küçük bir mahalle olsa da taşıdığı tarih ve kültürel değerle büyük bir öneme sahip olduğunu söyledi. Çam ayrıca festivalin düzenlenmesine katkı sunan tüm kurum ve kişilere teşekkür etti. Programda konuşan Priene Alan Başkanı Mine Aşçı Altan ise Priene Antik Kenti’nin UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne alınması için yürütülen çalışmalar hakkında katılımcılara kısa bilgiler verdi. "Priene, Söke’nin dünyaya açılan kültür kapısıdır" Festivalde konuşan Dr. Mustafa İberya Arıkan, festivalin yalnızca bir etkinlik değil, tarihi hafızanın yeniden ayağa kaldırılması anlamı taşıdığını belirtti. Priene’nin demokrasiye, felsefeye ve sanata tanıklık etmiş büyük bir medeniyet olduğunu söyleyen Arıkan, "Bu festival, Priene’yi UNESCO Dünya Kalıcı Miras Listesi’ne taşıma hedefimizin önemli bir parçasıdır. Ümit ediyoruz ki yakın zamanda Güllübahçe hak ettiği değeri bulacak ve tüm dünya tarafından daha yakından tanınacaktır" ifadelerini kullandı. Bir kentin yalnızca yollar ve binalarla değil, kültürü ve tarihiyle büyüdüğünü dile getiren Arıkan, "Priene bizim için yalnızca bir antik kent değil, Söke’nin dünyaya açılan kültür kapısıdır" dedi. Festivalin kültüre, tarihe, turizme ve geleceğe yapılan önemli bir yatırım olduğunun altını çizen Başkan Arıkan, organizasyona katkı sunan tüm kurumlara ve belediye ekiplerine teşekkür etti. Konuşmaların ardından halk oyunları ekipleri sahne alırken, festivalin ilk konserini Aydın Büyükşehir Belediyesi Konservatuvar Müzik Grubu verdi. Katılımcılar müzik dolu anlarla festival coşkusunu yaşadı. Festival, çeşitli etkinlikler, gösteriler ve Yavuz Selim Lisesi müzik grubunun konseriyle devam etti.