KÜLTÜR SANAT - 28 Şubat 2026 Cumartesi 10:33

Savaşçıların zırhından düğünlerin baş tacına

A
A
A
Savaşçıların zırhından düğünlerin baş tacına

Savaş meydanlarında zırh olarak kullanılan binlerce yıllık örgü tekniği, bugün Karadeniz’de altınla buluşarak mücevhere dönüşüyor. Kökeni İskitler dönemine kadar uzanan Trabzon hasırı, 50 bine varan ilmekle tamamen el emeğiyle örülerek Türkiye’de özgün üretim tekniğine sahip nadir takılar arasında gösteriliyor.


Türkiye’nin en köklü el sanatları arasında yer alan Trabzon hasırı, binlerce yıllık geçmişi ve tamamen el emeğine dayanan üretim tekniğiyle mücevher sektöründe ayrıcalıklı konumunu sürdürüyor.


Kökeninin İskitler dönemine kadar uzandığı belirtilen örgü tekniği, ilk olarak zırh yapımında kullanıldı ve zamanla ustalar tarafından estetik bir forma dönüştürülerek takıya uyarlandı. Tarihte savaşçıları koruyan metal örgü sistemi, Trabzon’da altının tel haline getirilip ilmek ilmek örülmesiyle "altın kumaş" formuna dönüştü.


Sabır ve ustalık gerektiren yapısıyla yüzyıllardır varlığını koruyan Trabzon hasırı, uzun yıllar boyunca özellikle Karadeniz düğünlerinin vazgeçilmez takıları arasında yer alıyor. Dayanıklılığıyla bilinen Trabzon hasırı, zırh örgüsünden gelen sağlam yapısı sayesinde defalarca işlenebiliyor, yenilenebiliyor ve uzun süre formunu koruyor.



Düğün takısı olmaktan çıkıp günlük kullanıma uyarlandı


Son 10-15 yılda geliştirilen yeni tasarımlarla birlikte hasır, yalnızca düğün takısı olmaktan çıkarak günlük kullanım alanında da yaygınlaştı. Bileklik, kolye, küpe ve yüzük gibi farklı modellerle modern çizgi kazanan ürünler, farklı yaş gruplarına hitap etmeye başladı. Trabzon hasırının üretim süreci ise tamamen el emeğine dayanıyor. Altın önce tel haline getiriliyor, laboratuvar analizlerinden geçiriliyor ve ardından örücü kadınlara teslim ediliyor. Bir haftayı bulan süreçte 10 bin ile 50 bin arasında ilmek atılarak altın adeta kumaş gibi örülüyor. Her ürün farklı ellerden çıktığı için her birinin kendine özgü bir hikayesi bulunuyor.



Altın ilmekler fiyatı otomobillerle yarışıyor


Binlerce yıllık geçmişi olan Trabzon hasırı, bugün yalnızca kültürel miras olarak değil, ekonomik değeriyle de gündeme geliyor. Gram altındaki yükselişle birlikte Trabzon hasırı setlerinin fiyatı milyon liraları bulurken, bazı özel tasarım ürünler otomobil fiyatlarıyla yarışır seviyeye ulaşıyor. Yüksek gramajlı ve çok sıralı özel üretim takımları 1 milyon liranın üzerine çıkarken, bazı koleksiyon ve özel sipariş ürünlerde rakamın birkaç milyon liraya kadar ulaşıyor. Bu seviyedeki fiyatlar, sıfır kilometre birçok otomobilin bedeline yaklaşıyor. Özellikle Karadeniz düğünlerinin vazgeçilmez takısı olan Trabzon hasırı, son yıllarda yatırım aracı olarak da değerlendirilmeye başlandı. Dayanıklı yapısı sayesinde defalarca işlenebilmesi ve değer kaybının sınırlı olması, ürünü sadece estetik bir aksesuar olmaktan çıkarıp ekonomik bir enstrümana dönüştürüyor.



"Trabzon hasırı Türkiye mücevher sektörünün ağır abisidir"


Altın işletmecisi Fatih Yılmaz Akdin, düğünlerin en çok aranan takısının Trabzon hasırı olduğunu belirterek, "Trabzon hasırı Türkiye mücevher sektörünün ağır abisidir. Türkiye’de ayrı bir yeri vardır çünkü üretim tekniği tamamen bize has, bu topraklara ait bir tekniktir. Türkiye’nin tek orijinal takısı diyebilirim. Bir sürü unvanı var ama en önemlisi binlerce yıllık bir geçmişe sahip olmasıdır. Bu sanatın kökeni İskitler dönemine kadar dayanıyor. O dönemlerde zırh örücülüğünde kullanılan örgü tekniği, zamanla ustalar tarafından takıya dönüştürülmüş ve Trabzon’da bambaşka bir kimlik kazanmıştır. Bugün Trabzon hasırı düğünlerin en çok aranan takısıdır. Ancak biz yaklaşık 10-15 yıldır bunu sadece düğün takısı olmaktan çıkarmak istedik. Günlük hayatta da herkesin Trabzon hasırı kullanmasını hayal ettik ve tasarımlarımızı buna göre geliştirdik. Şu anda günlük kullanım takıları arasında en üst sıralarda yer alıyor. Trabzon hasırı çok dayanıklıdır. Zırh örücülüğünden geldiği için sağlamdır, defalarca işlenebilir, yenilenebilir ve kolay kolay bozulmaz" dedi.



"Her ilmekte bir hayat izi vardır"


Üretim aşamasında siyanür kullanmadıklarını vurgulayan Akdin, çevre dostu yöntemler geliştirdiklerini söyledi. Üretimlerinin tamamen el emeğine dayandığını söyleyen Akdin, "Bizim üretimimiz tamamen el emeğine dayanır. Örücü kadınlarımız bir ürünü yaklaşık bir haftada örer. 10 bin, 20 bin hatta 50 bine kadar ilmek atılır. Öncesinde altını tel haline getiririz, laboratuvar analizlerine tabi tutarız. Daha sonra örücülerimiz bu telleri adeta kumaş gibi örer. Ortaya çıkan telli kumaş, tasarım ve kilit sistemleriyle işlenerek mücevhere dönüşür. Her ürün farklı ellerden çıktığı için her birinin ayrı bir hikayesi vardır. Her ilmekte bir hayat izi vardır. Zaten markamız da bu hikâyelerden doğdu. Geçmişte örücülerimizin çoğu evlerinden çalışıyordu. Hala evinde çalışan kadınlarımız var ama yaklaşık yedi yıl önce sosyal haklara sahip örücülük projesini hayata geçirdik. Sigortalı çalışma sistemi kurduk, erken emeklilik hakkından faydalanan örücülerimiz oldu. Şu an üretimde çalışanların yaklaşık yüzde 90’ı kadın. Atölye kısmında eskiden sadece erkekler çalışırdı. Ancak kurduğumuz sistem ve geliştirdiğimiz üretim prosedürleri sayesinde kadınları da bu alanda yetiştirdik. Artık atölyede de kadın çalışanlarımız var. Üretim aşamalarında da önemli değişiklikler yaptık. Kuyumculuk sektöründe bazı aşamalarda siyanür kullanılır. Biz üretimimizde siyanür kullanmıyoruz. Renk verme ve temizlik aşamalarında çevre dostu yöntemler geliştirdik. Lazer kaynak sonrası oluşan kararmaları kimyasalla değil, geleneksel yöntemlerden ilham alarak temizliyoruz. Annemin iplikleri limon, karbonat ve tuzla temizleme yönteminden esinlenerek bunu kendi üretimimize uyarladım. Almanya’dan getirdiğimiz makinelerle de süreci daha sağlıklı hale getirdik" şeklinde konuştu.



"Bu iş bizim için yemek içmek gibi bir şey artık"


Altın örücülüğü yapan Hülya Özkara, "En ham hali bizim elimizden geçiyor atölyeye veriyoruz atölye işliyor ve vitrine giriyor. Bu iş gerçekten zor. Ben 25 senedir yapıyorum. Aslında bu mesleği sürdüren çok kişi yok ve arkamızdan gelen genç nesil de yok. Ben annemden öğrendim hasırı ama ardımızdan gelen kimse yok. Halk eğitimlerde kurslar var ama oradan öğrenenler çok verimli olmuyor. Çünkü işin inceliğini tam olarak öğrenemiyorlar. Tam anlamıyla bir meslek olarak görmüyorlar. Yeni nesil genelde ‘öğreneyim, hemen para kazanayım’ düşüncesinde. Oysa bu meslek, incelikleriyle birlikte öğrenilmesi gereken bir iş. Sadece tepe kırmak ya da altın deliğini görmek değil mesele. İşin çok daha ince detayları var. Bu iş bizim için yemek içmek gibi bir şey artık. Çünkü öğrendik ve biliyoruz. Yeni öğrenenler için zor ama biz severek yapıyoruz. Sevilmeden yapılacak bir iş değil aslında. Bu iş ne bir dantel ne de bir iğne oyası. Kendine has çok ayrıcalığı ve ince noktası var" diye konuştu.



"Eğer maddi olarak düşünürsen bu işi yapamazsın, çünkü sevmek lazım"


22 yıldır Trabzon hasırı örücülüğü yaptığını kaydeden İlknur Mazlum, "Biz bu işi sevdiğimiz için yapıyoruz. Sevmeyince yapılacak bir iş değil. İşin süresi de değişiyor. Bir haftada biteni var, on günde biteni var, bir ayda biteni var hatta üç günde bitirdiğimiz de oluyor. Eğer maddi olarak düşünürsen bu işi yapamazsın, çünkü sevmek lazım. Maddiyatı da var elbette ama sevmeden olmaz. Ben çok seviyorum gerçekten çok güzel bir şey. Ürüne başlayıp son aşamaya geldiğimde şöyle bakıp ‘bunu ben mi yaptım’ diye gurur duyuyorum" ifadelerini kullandı.



Savaşçıların zırhından düğünlerin baş tacına

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri Ramazan’da sporcular için beslenme önerileri Ramazan’da sporcular için beslenme önerilerinde bulunan Diyetisyen Deniz Türkaslan, "Hem sahurda hem de iftarda yüksek yağlı kızartmalar, şekerler ve hazır gıdalardan uzak durmamız gerekiyor. Bu yiyecekler gün içerisinde açlık hissini artırıp oruç tutarken zorlanmamıza, iftarda yemeğe saldırmamıza ve kan şekeri dalgalanması oluşturarak kas kaybına sebep olacaktır" dedi. Diyetisyen Deniz Türkaslan, Ramazan’da oruç tutan sporcuların kas kaybı yaşamaları ve daha rahat bir ramazan geçirmeleri için beslenme önerilerinde bulundu. Türkaslan, "Ramazan’da uzun süreli bir açlık söz konusu. İftar yemeğine değindiğimizde sporcu danışanlarımızda aşırı derecede kan şekeri dalgalanmasından kaynaklı olarak iftarda yemeğe saldırma durumunu görebiliyoruz. Yüksek yağlı yiyecek ve içecekler menümüzde olabiliyor. Bunlar bize en çok zarar verecek ve kas kaybını destekleyecek yiyeceklerdir. Sporcular iftarda çorba ve su ile başlayıp, kan şekerini dengeye sokmak için hurma tüketebilir. Yemekten sonra protein merkezli beslenme yapılabilir" ifadelerini kullandı. "Mineral ve vitamin kaynağı olan sebzeleri es geçmememiz gerekiyor" Türkaslan, sahurda kahvaltılıkların yanına ceviz ve tahin gibi sağlıklı yağlar eklenerek tüketilebileceğini belirtti ve, "Sahurda ise protein ağırlıklı ve sağlıklı yağ ile desteklenecek yiyecekler kıymetli oluyor. Yumurta ve peynir gibi protein kaynakları tüketmeliyiz. Zeytin, ceviz, zeytinyağı, tahin gibi sağlıklı yağ kaynakları ekleyebiliriz. İftar ve sahur arasında da su tüketimine dikkat etmemiz gerekiyor. Uzun süreli bir açlıktan sonra vücut su kaybına girebiliyor ve kas kaybı ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Bir anda tüketmek yerine aralıklarla su içerek vücudun su depolarını doldurmamız gerekiyor. Mineral ve vitamin kaynağı olan sebzeleri es geçmememiz gerekiyor. Hem sahurda hem de iftarda yüksek yağlı kızartmalar, şekerler ve hazır gıdalardan uzak durmamız gerekiyor. Bu yiyecekler gün içerisinde açlık hissini artırıp oruç tutarken zorlanmamıza, iftarda yemeğe saldırmamıza ve kan şekeri dalgalanması oluşturarak kas kaybına sebep olacaktır" diye konuştu.
Konya Başkan Kavuş: "Hep birlikte Meram’a değer katmaya devam ediyoruz" Konya’nın merkez Meram İlçe Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, "Meram büyük bir aile. Bu ailedeki birlik beraberliğimizden güç alarak muhtarlarımız ve hizmet neferleri ilçe kurum müdürlerimizle birlikte Meram’a değer katmaya devam ediyoruz" dedi. Meram Belediye Başkanı Kavuş, Meram muhtarları ve ilçede görev yapan kamu kurumlarının müdürleriyle iftar sofrasında bir araya geldi. Başkan Mustafa Kavuş, Meram Kaymakamı Bayram Yılmaz’ın da katıldığı iftar programında Meram muhtarları ve ilçe kurum müdürleri ile istişarelerde bulundu, belediye hizmetleri hakkında bilgi verdi ve mahallelerin ihtiyaçlarını muhtarlardan dinledi. Başkan Kavuş: "Hep birlikte Meram’a değer katmaya devam ediyoruz" Başkan Kavuş, iftar öncesinde muhtarlar ve kurum müdürleriyle yakından ilgilenerek mahallelerin ihtiyaçları, devam eden yatırımlar ve planlanan projeler hakkında görüş alışverişinde bulundu. Yerel yönetim ile mahalleler arasındaki en güçlü bağın muhtarlar olduğunu vurgulayan Kavuş, onların sahadaki gözlemlerinin ve geri bildirimlerinin hizmet kalitesini artırdığını ifade etti. Ramazan ayının paylaşma, dayanışma ve kardeşlik ayı olduğuna dikkat çeken Başkan Kavuş, "Meram’ımız için omuz omuza görev yapan kıymetli muhtarlarımız ve kamu kurumlarımızın değerli müdürleriyle aynı sofrayı paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Meram büyük bir aile. Bu ailedeki birlik beraberliğimizden güç alarak muhtarlarımız ve hizmet neferleri ilçe kurum müdürlerimizle birlikte Meram’a değer katmaya devam ediyoruz" dedi. Meram Kaymakamı Bayram Yılmaz da yaptığı konuşmada kamu kurumları ile belediye arasında güçlü bir koordinasyon bulunduğunu belirtti. Bu uyumun ilçeye yapılan yatırımlara ve vatandaş memnuniyetine doğrudan yansıdığını dile getiren Kaymakam Yılmaz, ortaya konulan birlik ve beraberliğin en büyük kazanım olduğunu ifade ederek, "Birlikte hareket ettiğimiz sürece aşamayacağımız hiçbir mesele yoktur. Ortak akıl ve istişare kültürüyle Meram’ı daha güzel yarınlara taşımaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Bitlis Bitlis’te yoğun karla mücadele çalışması Bitlis’te Kar yağışı nedeniyle kapanan 304 köy yolundan 254’ü ekiplerin yoğun çalışmaları sonucu yeniden ulaşıma açılırken, 50 köy yolunda ise çalışmalar aralıksız sürdürülüyor. Meteoroloji yetkilileri, kent merkezinde 70 santimetreye ulaşan kar kalınlığı ölçüldüğünü belirterek, yağışın bölgeyi terk ettiğini bildirdi. Yetkililer ayrıca, özellikle gece saatlerinde hava sıcaklıklarının eksi 12-13 dereceye kadar düşebileceği uyarısında bulundu. Eğimi fazla olan bölgelerde çığ riskinin sürdüğüne dikkat çekilerek vatandaşların tedbirli olmaları istendi. Bitlis Valiliği’nden yapılan açıklamada, kar yağışıyla birlikte kent genelinde 304 köy yolunun ulaşıma kapandığı, İl Özel İdaresi’ne ait 70 iş makinesi ve 90 personel ile yürütülen çalışmalar kapsamında 254 köy yolunun açıldığı ifade edildi. Açıklamada, kapalı bulunan 50 köy yolunda çalışmaların devam ettiği vurgulandı. Öte yandan, Bitlis Belediyesi ekipleri de kent merkezindeki 13 mahallede karla mücadele çalışmalarını sürdürdü. 70 personel ve 56 iş makinesi ile yapılan çalışmalarda ana arterlerde kapalı yol kalmadığı belirtilirken, bazı mahallelerde ara sokakların açılması ve genişletilmesi çalışmalarının bugün de devam edeceği kaydedildi. Yetkililer, özellikle buzlanma ve çığ riski nedeniyle sürücülerin ve vatandaşların dikkatli olmaları çağrısında bulundu.