SAĞLIK - 21 Kasım 2024 Perşembe 12:44

Pülümür’de, gezici sağlık taraması

A
A
A
Pülümür’de, gezici sağlık taraması

Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfı ile Pülümür İlçesi ve Çevre Köyleri Derneği tarafından ilçede gezici sağlık taraması gerçekleştirildi.


Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfı ve Pülümür İlçesi ve Çevre Köyleri Derneği Dayanışma Yardımlaşma Derneği iş birliğiyle bir doktor ve 2 hemşirenin katılımıyla Pülümür ilçesinin 14 köyünde sağlık taraması gerçekleştirildi. Toplam 185 vatandaşın sağlık taramasından geçirildiği belirtilirken çalışmada vatandaşların temel sağlık ölçümlerinin yapıldığı, hastaların ihtiyaçlarına göre müdahalelerde bulunulduğu ve eğitimler verildiği kaydedildi.



Pülümür’de, gezici sağlık taraması

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Huzurevinde 3 kişiyi bıçaklayarak öldüren sanığa üç kez ağırlaştırılmış müebbet talebi Antalya’da yaklaşık 4,5 yıldır kaldığı huzurevinden hakkında tutulan tutanak sebebiyle çıkartılacağı gün husumetli olduğu öne sürülen 3 kişiyi meyve bıçağıyla öldürmek suçundan üç kez ağırlaştırılmış müebbet talebiyle tutuklu yargılanan 65 yaşındaki huzurevi sakini hakkında savcı mütalaasını sundu. Mütalaada iki mağdurun tasarlayarak öldürüldüğü, üçüncü mağdura yönelik eylemin ise "canavarca hisle" işlendiği belirtilirken, mahkeme sanığa ek savunma süresi verip duruşmayı erteledi. Olay, 3 Mayıs 2024 günü saat 01.30 sıralarında Döşemealtı ilçesinde bulunan Halil Akyüz Huzurevi’nde meydana geldi. Yaklaşık 4,5 yıldır huzurevinde kalan İzzettin Süğüt (65), aralarında husumet bulunduğu öne sürülen huzurevi sakini Selçuk Goncegül’e (73) gece uykuda meyve bıçağıyla saldırdı. Saldırıyı duyup odaya gelen Ali Serdar Batır (66) ve Ahmet Özdemirel’i (74) de bıçaklayan Süğüt, yangın merdiveninden kaçtı. İhbar üzerine huzurevine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Ekipler, Selçuk Goncegül ile Ali Serdar Batır’ın hayatını kaybettiğini belirledi. Ağır yaralanan Ahmet Özdemirel de ambulansla kaldırıldığı hastanede kurtarılamadı. Polis ekipleri kaçan İzzettin Süğüt’ü Yeşilbayır Mahallesi Atatürk Caddesi üzerinde yakalayarak gözaltına aldı. Huzurevinde yaşanan tartışmalar nedeniyle hakkında tutanak tutulduğu, tahliye süresi uzatılan odasından o gün çıkışının kesinleştiği öğrenilen zanlı, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilerek tutuklandı. Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde iki elinde bıçak bulunan zanlının koridorda huzurevinin güvenlik görevlisiyle karşı karşıya gelmesi, görevlinin yere düşmesi ile İzzettin Süğüt’ün peşinden gittiği anlar yer aldı. Sanık ilk duruşmada verdiği beyanında, huzurevi yönetimiyle tartışma yaşadığını iddia ederek, "Olay günü huzurevi müdürü bana koridorda küfürler etti, bana vurdu. ’Seni huzurevinden atacağım. Çıkış için imza atmazsan kadını taciz ettiğini söyleriz dediler. Ben de imza attım. Odama döndüğümde ise maktul Selçuk Goncegül bana iki kere vurdu. O gün kendimi kaybettim, psikolojim bozuldu. Ben de o sinirle mutfağa gittim ve elime geçen ilk bıçağı aldım. Daha sonra arkadaşım Ali Serdar Batır’a saldırdım. Selçuk Goncegül ise sandalyede oturuyordu. Televizyon izliyordu. Kolumu tuttu. Ben de kendimden geçtim, saldırdım. Çok pişmanım, ne yaptığımı hatırlamıyorum. Amacım korkutmaktı. Ahmet Özdemirel’i neden bıçakladığımı da hatırlamıyorum" ifadelerini kullandı. Davanın bugünkü duruşmasına sanık İzzettin Süğüt cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlanırken, müşteki avukatı salonda hazır bulundu. Cumhuriyet savcısı, Süğüt’ün Selçuk Goncegül ile Ali Serdar Batır’ı tasarlayarak öldürdüğü, Ahmet Özdemirel’e yönelik eylemini ise canavarca hisle gerçekleştirdiği yönünde mütalaa sundu. Mütalaaya karşı konuşan sanık İzzettin Süğüt, huzurevi yönetimini suçlayarak, "Olaya itirazım yok, burada durmayı hak etmiyorum. Bu olayı yapan da, yaptıran da o dönemdeki başhemşire ile şube müdürüdür. Bizi karşı karşıya getiren onlardır. Ben vedalaşacaktım, beni sürtüştürdüler" dedi. Duruşma, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi ve ek savunmanın alınması için ileri bir tarihe ertelendi.
Mersin Kent Orkestrası yeni yılın ilk konserinde sanatseverleri büyüledi Mersin Büyükşehir Belediyesi, 2026 yılının ilk konserini sanatseverlerle buluşturdu. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası, Kongre ve Sergi Sarayında verdiği konserle Türkçe ve yabancı pop müziğinin sevilen eserlerini aynı sahnede buluşturarak izleyicilere unutulmaz bir müzik ziyafeti sundu. Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen yeni yılın ilk konserinde Kent Orkestrası, Şef Anıl Aydın yönetiminde sahne aldı. Konserde Türk pop müziğinin sevilen eserlerinin yanı sıra, 1970’li yıllara damga vurmuş yabancı pop şarkılarından oluşan geniş bir repertuvar seslendirildi. Programda ‘Tut Beni’, ‘Haydi Gel Benimle Ol’, ‘Haykıracak Nefesim’ gibi Türkçe eserlerin yanı sıra ‘Mambo Italiano’, ‘New York New York’ ve ‘Love’ gibi dünya müziğinin klasikleşmiş şarkıları da yer aldı. Müzikseverlerin yoğun ilgi gösterdiği konserde salonu dolduran dinleyiciler, Kent Orkestrasının performansını alkışlarla destekledi. Konser sonunda Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Koordinatörü ve Opera Sanatçısı Bengi İspir Özdülger, Orkestra Şefi Anıl Aydın’a çiçek takdim etti. Konserin ardından konuşan Özdülger, Mersin Büyükşehir Belediyesinin sanat alanındaki çalışmalarına dikkat çekerek, "Sosyal belediyecilikte ve teknik anlamda yaptığımız öncü çalışmaları, sanat üretiminde de gururla sürdürüyoruz. Şehir tiyatromuz, orkestralarımız, halk dansları topluluklarımız ve bandomuzla adeta bir sanat fabrikası gibi çalışıyoruz" dedi. Sanatın özellikle zor dönemlerde toplum için büyük önem taşıdığını vurgulayan Özdülger, "Bu alkışları başkanımız adına alıyorum. Başkanımızın sanata, sanatçıya ve sanatseverlere verdiği değer bizi bugünlere getirdi. 2026 yılının da sanatla dolu olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. Kent Orkestrası Şefi Anıl Aydın ise yeni yılın ilk konserini sanatseverlerle buluşturmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, "1960’lardan 70’lere ve 80’lere uzanan, tamamen nostaljik bir repertuvar hazırladık. Seyircinin ilgisi ve katılımı bizi çok mutlu etti. Her konserle birlikte ilginin artması, motivasyonumuzu daha da yükseltiyor. Bir sonraki konser için şimdiden çalışmalara başladık" diye konuştu. Konser sonunda Mersin Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası, sanatseverler tarafından ayakta alkışlandı.
Niğde Niğde’de yarıyıl tatili şenliğe dönüşüyor Niğde Belediyesi, çocukların yarıyıl tatilini daha keyifli ve verimli geçirmeleri için 2. Çocuk Tiyatroları Festivali’ni başlatıyor. Hazım Tepeyran Kültür Merkezi’nde düzenlenecek festivalde, tiyatro oyunlarından popüler animasyon filmlerine kadar zengin bir içerik minik sanatseverlerle buluşacak. Festivalin açılış günü olan 17 Ocak Cumartesi, çocuklar için tam bir eğlence atmosferine sahne olacak. Saat 18.00’de başlayacak açılış programında; yüz boyama etkinlikleri, maskot gösterileri ve çocuklara özel ikramlar yer alacak. Eğlenceli açılışın ardından saat 19.00’da Bremen Mızıkacıları tiyatro oyunu sahnelenecek. Dolu dolu etkinlik takvimi Festival programı 18 Ocak ve 25 Ocak tarihlerinde de hız kesmeden devam edecek. Program akışı ise şu şekilde: 18 Ocak Pazar Saat 15.00’te "Kaptan Pengu ve Arkadaşları 5" animasyon filmi gösterilecek. Akşam seansında ise saat 19.00’da "Kırmızı Başlıklı Kız" tiyatro oyunu çocuklarla buluşacak. 25 Ocak Pazar Saat 15.00’te "Aslan Hürkuş 4: Hürjet Oyunda" filmi beyaz perdede olacak. Festivalin kapanışı ise saat 19.00’da "Gala Mikroba Karşı" tiyatro oyunuyla yapılacak. Başkan Özdemir: "Çocuklarımızın tatiline renk katmak istedik" Çocukları sanatla ve sosyal aktivitelerle buluşturmayı önemsediklerini belirten Niğde Belediye Başkanı Emrah Özdemir; "Yoğun bir ders dönemini geride bırakan çocuklarımızın dinlenmeleri kadar, kaliteli vakit geçirmeleri de bizim için değerli. Festivalle çocukların tatiline renk katmayı, ekran başından biraz olsun uzaklaşıp tiyatro salonlarının o büyülü atmosferini solumalarını arzu ettik. Tüm çocuklarımızı ve ailelerimizi Hazım Tepeyran Kültür Merkezi’ne bekliyoruz" dedi. Vatandaşlar, öğrenci biletlerini 50 TL, yetişkin biletlerini ise 70 TL karşılığında https://kulturonline.nigde.bel.tr/ adresinden temin edilebilecek.
Çanakkale Tuğba Yavaş olayında otopsi bilmecesi Çanakkale’de 39 yaşındaki restoratörün 5. kattan düşerek hayatını kaybettiği olayla ilgili görülen davaya ölen kadın ile ilgili yanlış bilgilerin yer aldığı otopsi raporu damga vurdu. 1.55 boyunda 81 kilo ağırlığındaki Tuğba Yavaş’ın otopsi raporunda boy uzunluğunun 1.70 olarak kaydedildiğini belirten Müşteki avukatı Türkan Kara, "1.55 boyundaki mütevvefayı 1.70 yazdığınız zaman o balkondan onun atlayabilme ihtimalini güçlendirmiş oluyorsunuz" dedi. 30 Ekim 2024 tarihinde merkeze bağlı Kepez beldesi Hamidiye Mahallesi Aziz Nesin Caddesi’ndeki bir apartmanda Tuğba Yavaş (39), 5’inci kattaki dairenin balkonundan park halindeki motosikletin üzerine düştü. Durumu fark eden komşuların ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen ambulansla Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi’ne sevk edilen Yavaş, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından polis ekipleri tarafından yapılan incelemeler sonucunda olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Yapılan çalışmalarda ekipler Tuğba Yavaş’ın eşi Prof. Dr. Alptekin Yavaş’ın ifadesine başvurdu. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Alptekin Yavaş, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Çanakkale Cumhuriyet Savcılığı’nın soruşturmayı tamamlamasının ardından iddianame hazırlandı. Prof. Dr. Alptekin Yavaş hakkında ‘başkasını intihara yönlendirme halinde intiharın gerçekleşmesi’ suçundan Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İlk duruşmanın ardından dava Çanakkale 3. Ağır Ceza Mahkemesince ele alındı. Bu arada sanık Alptekin Yavaş’ın avukatları, yeni duruşma öncesi tutukluluk için itiraz etti. Mahkeme, sanık Yavaş’ın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar verdi. Ayrıca davanın 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülmesine karar verildi. Geçtiğimiz günlerde 5’inci duruşması görülen davada hakim, keşif raporu talebi ve bilirkişi raporunun yenilenmesi talebini reddetti. Dava bize göre şüpheli bir kadın ölümüdür Dava dosyasının suç niteliği değiştirilerek ağır ceza mahkemesinden, asliye ceza mahkemesine taşınmasının hukuki olarak doğru olmadığını söyleyen İstanbul Barosu Avukatı Türkan Kara, "Tuğba Yavaş, Çanakkale’deki evinde gece yarısı 5. kattaki balkonundan şüpheli bir şekilde düşerek hayatını kaybeden bir kardeşimiz. Dava bize göre şüpheli bir kadın ölümüdür. Dolayısıyla titizlikle incelenmesi gereken bir dosya. Fakat garip bir şekilde dosya en başında ‘Kadına Karşı Kasten Öldürme’den açılmış olmakla beraber kısa bir süre zarfında bizim çok daha açıklayamadığımız, anlayamadığımız bir biçimde dosya ağır cezadan görevsizlikle ve ‘İntihara Yönlendirme’ şeklinde bir suç vasfında değişiklik yapılarak asliye cezaya gönderiliyor ve dava oradan görülmeye devam ediyor. Biz bunu hukuki olarak doğru olmadığını düşünüyoruz. Başından beri de buna dair itirazlarımızı yaptık, biz en azından dosyayı aldığımız andan itibaren. Ağır cezada görülmesi gereken bir dosya olduğunu vurguluyoruz. Fakat mahkeme sürekli reddetmektedir. Bizden önce de reddedilmiş. Gerek tanık beyanları, gerekse Tuğba’nın yaşamı, buna ilişkin görgüler, olayın oluş şekli, düşmesine ilişkin tanık beyanının yüzüstü, kafa üstü düştüğüne dair durum, hemen düşmesinden evvel eşiyle evde yaşamış olduğu bir arbede, evde bulunan kanlı peçeteler vs. çok ciddi şüpheler söz konusuyken garip bir şekilde intihara teşvik gibi bizim de anlamlandıramadığımız bir biçimde dosya asliye cezada görülüyor. Buna itirazımız dediğim gibi sürekli olarak yapıyoruz fakat kabul görmüyor" dedi. Yüksekten düşmeye bağlı ölümlerde doğal mı ittirilme mi olduğu araştırılmalı Yüksekten düşmeye bağlı bir ölümde mutlaka olayın kaza mı, ittirilme mi olduğunun detaylı olarak incelenmesi gerektiğini söyleyen Avukat Türkan Kara, "Bu celse biz dosyada soruşturma aşamasından beri özellikle şüpheli yüksekten düşmeye bağlı ölümlerde mutlak surette bu düşmenin bir doğal, kazayla bir düşme mi olduğu yoksa bir itme, bir kuvvetle ileri itilmek suretiyle mi kişinin oradan düştüğünün mutlak surette araştırılması bu tip davalarda maddi gerçeğin ortaya çıkması için olmazsa olmaz bir ana delildir. Ne gariptir ki bu dosyada hiçbir aşamada bu yapılmamış. Biz dosyayı aldıktan sonraki duruşmalarımızda da sürekli olarak bunu talep etmemize rağmen, bir önceki celsede bu talebimiz değerlendirmeye alınacağı söylenmiş olmasına rağmen son katıldığımız duruşmada talebimiz açıkça bize göre gerekçesiz bir biçimde bu aşamada dosyaya bir faydası olmayacağı düşünüldüğünden, reddine şeklinde bir red kararı aldık. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bu hukuki olarak bize göre bir garabettir" diye konuştu. Bu tarz kadın ölümleri intihar gibi gösterildiği için artıyor Bu davada gerçeğin ortaya çıkması için olay yerinde keşfin yapılması için çabaladıklarını aktaran Türkan Kara, sözlerine şöyle devam etti: " Eğer maddi bir gerçeği ortaya çıkarmak ve bu kadının intihar mı ettiğini yoksa gerçekten birinci derecede şüpheli olan o an yanında bulunan eş tarafından itilip itilmediği noktasını açıklığa kavuşturmadan böyle bir dosyayı kapatamazsınız. Bu dosyayı bu şekilde kapattığınız zaman bu tarz ölümlere ve bu tarz kadın ölümlerine diyeceğim ki giderek artış gösteriyor farkındaysanız yüksekten ölümler, düşerek ölümler. Neden? Çünkü intihara kaydırma ya da kaza diyerek üstünü örtme ihtimalinin çok daha yüksek olduğu bir ölüm biçimidir yüksekten düşme. Özellikle de bir kadın ölümü ise bu. Mutlak surette şüphelidir. Bizim çabamız bu keşfin yapılması ODTÜ veya benzeri bir kurumdan fizik mühendisi, adli kriminal birimlerden gelecek bilirkişilerle mevcut olay yeri dediğimiz balkonda bir keşfin yapılması hatta bir canlandırma yapılmak suretiyle işin gerçeğinin açığa çıkarılması." Biz kimseyi itham etmiyoruz masumiyet karinesi esastır Kimseyi cinayetle itham etmediklerini masumiyet karinesin esas olduğunu sadece olayın açıklığa kavuşmasını istediklerini belirten Avukat Kara, "Biz kimseyi itham etmiyoruz, masumiyet karinesi esastır. Sadece olayın gerçekte nasıl olmuş olduğunun bilimsel olarak ortaya dökülmesinin şart olduğunu ve ancak bu şekilde verilecek kararın güvenilir bir hukuk kararı olup da vicdanları rahatlatabileceğine inanıyoruz ki doğrusu da budur. Beklentimiz bu yöndeydi fakat reddedildi talebimiz" ifadelerini kullandı. Hiçbir hatayı basit veya yanlışlıkla yapılmış bir hata olarak değerlendiremiyoruz Enteresan bir şekilde pek fazla bir rapor yok. Dava dosyasında sadece otopsi raporu olduğunu, bunun da yanlışlıklar içerdiğini vurgulayan Türkan Kara, "Enteresan bir şekilde pek fazla bir rapor yok. Otopsi raporu var. Orada da bizim müvekkilimiz vefat eden Tuğba Yavaş, 1,55 boyunda ve 81 kilo ağırlığında bir kadın olmasına rağmen raporda boyu 1.70 olarak yazılmış, kilosunu da çok daha düşük yazmışlar. Bu bile ne kadar ciddiyetsiz bir şekilde düzenlendiğini de göstermektedir. Bizi de şu açıdan da düşündürmektedir; Tuğba Hanım’ın boyu 1,55 ve düştüğü iddia edilen balkondaki yükseklikte 1,30 dolayısıyla bu belki de bunun önüne geçmek için de bizim sehven diye düşünmek istediğimiz bu hata ümit ediyoruz ki bilerek yapılmamıştır. Yani maalesef pek çok değişik durumlarla karşılaştığımız için dosyalarda ister istemez çok temkinli yaklaşıyoruz ve hiçbir hatayı da basit veya yanlışlıkla yapılmış bir hata olarak değerlendiremiyoruz. Hukukçu olarak bu şekilde bakmamız mümkün değil çünkü o insanın dosyasının akıbetini, verilecek kararı tamamen değiştirebiliyor. Bütün ayrıntılar bize göre çok önemli, böyle bir hatayı biz kabul etmiyoruz. Böyle bir rapora biz nasıl güvenebiliriz? 1.55 boyundaki mütevvefayı 1.70 yazdığınız zaman o balkondan onun atlayabilme ihtimalini güçlendirmiş oluyorsunuz" şeklinde konuştu. Birisi tarafından itilmeden ya da bir şeyin üstüne basmadan o balkona çıkabilme ihtimali yok Otopsi raporundaki yanlışlığın dosya seyrini değiştirebileceğine dikkat çeken Kara, şu ifadeleri kullandı: "Oysa ki kadının bir yardım almadan ya da birisi tarafından itilmeden ya da bir şeyin üstüne basmadan o balkona çıkabilme ihtimali yok. Boyu 1.55 çünkü ve 80 kilo bir kardeşimiz. Dolayısıyla hani belki tırmanış sporlarıyla ilgilenenlerin o çevikliği gösterebileceği bir ortamdan bahsediyoruz. Ben gidip kendim de olay yerini gördüm ve orada gördüğümüz o balkonun üzerindeki trabzanın balkonu olan yakınlığına baktığınız zaman hani ayağınızı bile sokamıyorsunuz ve öyle bir yapıda ki biri orada herhangi biri bugün Tuba ya da bir başkası oraya ayağını attığı anda aşağıdadır direkt. Orada sanığın anlattığı gibi işte bir sürü orada tutulu kalması, o arada onların neredeyse sohbet etmesi, işte ellerinden kayması vesairesi hiçbir şekilde bize göre bir gerçeklik ve inandırıcılık taşımıyor. Hayatın olağan akışına da son derece ters bir durum." Maalesef kadın cinayetleri dosyalarında ölen kadınlarımız hep suçlu gösterilmeye çalışılır Kadın cinayetleri dosyalarında genellikle kadınların suçlu gösterilmeye çalışıldığını aktaran Avukat Türkan Kara, şunları kaydetti: "Bu kadar çelişki varken burada canlandırmalı bir keşfin yapılmamasını da ben sadece ailenin avukatı olduğumdan değil her türlü yüksekten düşmeye bağlı kadın ölümlerinde bunun yapılmamasını kabul etmiyorum. Çünkü bu yapılmadan gerçeğe ulaşmak gerçekten mümkün değil. Maalesef kadın cinayetleri dosyalarında ölen kadınlarımız hep suçlu gösterilmeye çalışılır. Ölen kadınlar mutlak surette kötü yoldadır, istenilen gibi giyinmiyordur, istenmeyen bir saatte dışarı çıkmıştır, kesin psikolojik sorunları vardır senaryo hep bunun üzerine kuruludur. Adeta ölmüş olan kadın olaydan suçlu çıkar ve bu ölümü hak etmiştir gibi bir manzara çıkar. Ölen kadınlarımız özellikle sanık tarafından hep suçlu gösterilmeye çalışılarak onların yaşamı irdelenir ve adeta hakettiği dillendirilir bu son derece yanlıştır. Biz bu algının toplumda değişmesi için mücadele ediyoruz" (HÇ-