EKONOMİ - 30 Ağustos 2023 Çarşamba 08:59

Tarih kaynaklarında Van’ın 4 noktasında petrol çıkarıldığı ortaya çıktı

A
A
A

Van’daki madencilik çalışmalarını araştırıp kitaplaştıran YYÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdulaziz Kardaş, tarih kaynaklarına göre Van’ın 4 noktasında petrol çıkarıldığını söyledi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın Eylül ayında Van’da bir sondaj yapılacağı açıklaması kentte bayram havası oluşturdu. Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltma yolunda atılan adımların yeni müjdeleri de beraberinde getirmesi bekleniyor. Bu çerçevede Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca petrol rezervinin bulunduğu Gabar Dağı’nın ardından yeni çalışmalara başlandı. Son olarak Eylül ayında Van’da bir sondaj yapılacağı açıklandı.

“Yöre halkı burada petrolün varlığını biliyordu”

Başta Osmanlı dönemi olmak üzere Cumhuriyet ve Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) arşivlerinden yararlanarak Van'da madencilik alanında yapılan çalışmaları kitaplaştıran Doç. Dr. Kardaş, bölgenin yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengin bir bölge olduğunu belirtti. İkinci Abdülhamit döneminde bölgenin zengin yeraltı kaynaklarına sahip olduğunun fark edilmesi üzerine 1896 yılında Şakir Paşa'nın bölgede araştırma yaptığını söyleyen Doç. Dr. Kardaş, daha sonra bölgede görevlendirilen maden uzmanı Abdullah Kazım Efendi'nin Van'ın dört noktasında petrol olduğuna dair bir rapor sunduğunu ifade etti. Osmanlı döneminde Beşparmak, Kürzot, Amik ve Haraşik köylerinde petrol çıktığını dile getiren Kardaş, “Daha önceki çalışmalara baktığımızda yöre halkı zaten uzun zamandan beri burada petrolün varlığını biliyordu. Özellikle İsabey Dağı'nın eteklerinden sızıntı halinde olan petrolü yöre halkı kovalarla toplayıp evlerine götürüyordu. Bu petrolü ise hem ısıtma hem de aydınlatma amacıyla kullanıyordu. Yaz aylarında da özellikle uyuzlu hayvanlarının ayaklarına sürüyorlardı ve bu tedavi amacıyla kullanıyorlardı” dedi.

“Ruslar buradan çekilirken petrol kuyularına beton dökmüşler”

1915 yılında Van’ın işgal edilmesiyle Ruslar’ın yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürme yoluna başvurduğunu ifade eden Kardaş, “Bu bölgelerdeki arşiv belgelerine göre günde yaklaşık 2 bin litre petrol çıkarıldığından bahsediyor. Yine Ruslar motorlu araçların mazot ihtiyacının bir kısmını buradan karşılıyor. Aynı zamanda Van Gölü'nde çalışan gemilerin bir kısmının yakıt ihtiyacını da buradan karşıladığını söyleyebiliyoruz. Cumhuriyet döneminde Ruslar buradan çekilirken bu petrol kuyularına beton dökmüşlerdir ve o bölgedeki galerileri tahrip ettiklerini söyleyebiliyoruz. Diğer taraftan Cumhuriyet döneminde de burada çalışmalar yapıldı. Demokrat Parti dönemine kadar buradan petrol çıkarıldığını söyleyebiliyoruz” diye konuştu.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın ilk sondajı Eylül ayında yapacağı açıklamasının mutluluk verdiğini dile getiren Kardaş, “Bu yıllardan beri istediğimiz bir şeydir. İnanıyorum ki Van halkının da isteğiydi. Bakanımızın bu açıklaması beni çok mutlu etti. Sanırım Van halkı da mutlu olmuştur. İnşallah olumlu bir netice alınır” şeklinde konuştu. 

Yılmaz Sönmez

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.