GENEL - 11 Ekim 2019 Cuma 14:10

Binali Yıldırım: "Amerika’yı defalarca uyardık"

A
A
A
Binali Yıldırım: "Amerika’yı defalarca uyardık"

AK Parti İzmir Milletvekili ve Türkiye Cumhuriyetinin son Başbakanı Binali Yıldırım’a Yalova Üniversitesi tarafından fahri doktora verildi.

AK Parti İzmir Milletvekili ve Türkiye Cumhuriyetinin son Başbakanı Binali Yıldırım’a Yalova Üniversitesi tarafından fahri doktora verildi. Barış Pınarı Harekâtı’nı değerlendiren Yıldırım, “NATO müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri’ne defalarca ’bu gittiğiniz yol yol değildir’ dedik. Oradaki amacımız terör devletini ortadan kaldırmaktır“ dedi.


Altınova Meslek Yüksekokulunun açılış törenine katılan Yıldırım, okulun açılış kurdelesini AK Parti Yalova İl Başkanı Muğlim Bağatar, AK Parti Yalova milletvekilleri Ahmet Büyükgümüş ve Meliha Akyol’un yanı sıra Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Suat Cebeci ve Altınova Belediye Başkanı Metin Oral’la birlikte kesti. Meslek Yüksek Okulunu gezen Yıldırım, Rektör Cebeci’den de bilgiler aldı. Binali Yıldırım ardından Yalova’ya geçti. Raif Dinçkök Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Yalova Üniversitesinde akademik yıl açılış törenine katılan Yıldırım’a burada ’Ulaştırma Mühendisliği’ alanında fahri doktora verildi.



“Defalarca uyardık”


Ardından kürsüye gelen Yıldırım Fırat’ın doğusunda sürdürülen Barış Pınarı Harekatı hakkında değerlendirmelerde bulundu. Amerika’nın defalarca uyarıldığını hatırlatan Yıldırım, “Türkiye uzun yıllardan beri başımızı ağrıtan, büyük bedeller ödeten alçak bölücü terör örgütlerine karşı yeni bir operasyonu başlattı. Daha önce başbakanlığım esnasında, Fırat Kalkanı ve Afrin Harekatı başarıyla gerçekleştirilmiş ve Fırat’ın batısındaki bölgeler terör unsurlarından temizlenmişti. Bölgedeki halk huzura kavuşmuş, ülkemizdeki mülteciler topraklarına dönmüştü. Bu kez defalarca müttefiklerimize ve bölge ülkelerine ikazımıza rağmen doğuda yerli halkı göçe zorlayan, çocuklarını zorla silah altına alan ve zulüm yapan o alçak PKK, YPG ve SDG gibi değişik isimlerle meydana çıkan bu örgüte karşı bir operasyon başlattık. Bu operasyon durup dururken olmadı. Benim başbakanlığım zamanında ben bir yandan, Cumhurbaşkanımız bir yandan, NATO müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri’ne defalarca dedik ki, ’bu gittiğiniz yol yol değildir.’ Bir terör örgütü olan DEAŞ’ı yok etmek için başka bir terör örgütünü kullanmak devletlere yakışan bir iş değildir. Peki DEAŞ’ı yok ettikten sonra bu terör örgütünü ne yapacaksınız? Onu yok etmek için bir başka terör örgütü mü kuracaksınız? Bu akla zarar bir iştir. O zaman bize, ’bu bizim için bir seçim değil bir mecburiyet’ dediler. Ne yazık ki hatada ısrar edildi. Binlerce PKK’lı, PKK’nın kuzenleri olan Suriye’deki kolu YPG teröristleri donanımlı hale getirildi ve ülkemizde terör faaliyetlerine zemin hazırlandı. Maalesef bu terör örgütü sıradan bir terör örgütü değil. Bu terör örgütü, dost bildiğimiz ülkeler tarafından birkaç yılda muazzam mühimmatlarla donatıldı. Mühimmatın bazıları şöyle; 37 bin Kalaşnikof tüfek, 7 bin 500 makineli tüfek, 4 bin ağır makineli tüfek, 3 bin 400 RPG7 roket atar, 315 havan topu, bin adet ABD ve Rus yapımı AT4 tanksavar silahı, 195 keskin nişancı tüfeği, 450 PV7 tipi gece görüş dürbünü ve 150 adet kızıl ötesi lazer aydınlatıcı dürbün. Liste böylece uzayıp gidiyor. Bunları ne yapacaklar? Ne yaptıklarını görüyoruz. Her etkisiz hale getirdiğimiz terörist grubunun geride bıraktığı silahlar işte bu silahlar” dedi.



“Oradaki amacımız terör devletini ortadan kaldırmaktır”


Türkiye’nin sürdürdüğü operasyon tepki gösteren devletlere de cevap veren Yıldırım, “Şimdi dünyanın değişik yerlerinden, Türkiye’nin orada ne işi var diyorlar. Sormak lazım, bunu söyleyen ülkelerin hangisinin Suriye ile bir ortak yanı var? Ortak sınırları, komşulukları mı var? Suriye’deki yangından etkileniyorlar mı? Binlerce kilometreden gelip oraya yerleşeceksiniz. 911 kilometre boyunca sınırı olan Türkiye’ye burada ne işiniz var diyeceksiniz. Bizim oradaki işimiz çok açık ve seçiktir. Suriye ve Irak boyunca bin 300 kilometrelik, hudutlarımızın güneyinde oluşturulmaya çalışılan terör devleti ve oluşumlarını ortadan kaldırmaktır. Fırat’ın batısında bunu yaptık. Şimdi kahraman Mehmetlerimiz Suriye Milli Gücü ile birlikte Fırat’ın doğusunda da Barış Pınarı operasyonunu başlatmışlardır. Bu operasyonla birlikte bölgedeki Arap ve Kürtler huzur bulacak, terör örgütünün sultasından kurtarılmış olacaklar. Hem sınırlarımızın ötesinde, hem de sınırlarımızın içerisinde terör tehdidi ve belası sona ermiş olacak. Tabiatıyla Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için öncelikli bir konudur. Bunun teminatı da Türkiye’dir. Türkiye’nin yaptığı iç savaştan yararlanarak kendine alan oluşturmak, Türkiye’ye tehdit oluşturmak isteyen unsurları ortadan kaldırmaktır. Kim ne derse desin bu operasyon başarıyla hiçbir sivile zarar vermeden Türk Silahlı Kuvvetlerimizin 100 yıllık tecrübesi ile tamamlanmış olacaktır. 82 milyon vatan evladının destek ve duası onlarla beraberdir” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara ASO’dan dört stratejik dönüşüm vurgusu Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, üretim ve ihracatı koruyan bir dezenflasyon süreci, döviz riskini büyütmeyen erişilebilir ve öngörülebilir finansman, Ar-Ge’yi ürüne, ürünü üretime, üretimi ihracata bağlayan tutarlı bir teknoloji politikası ve yapay zekâyı, yeşil dönüşümü ve ileri teknolojiyi Ankara sanayisinin yeni sıçrama alanları haline getirecek kararlı bir eylem programına ihtiyaç olduğunu belirterek, "Bu çağın meselesi yalnızca büyümek değil, dayanıklı ve istikrarlı büyümektir. Yani katma değeri yüksek, teknolojik ve sürdürülebilir biçimde üretim yapmaktır. Yalnızca bu günü kurtarmamalıyız; geleceğin rekabet gücünü bugünden inşa etmeliyiz" dedi. ASO Başkanı Seyit Ardıç, nisan ayı meclis toplantısında yaptığı konuşmada küresel ekonominin kalıcı bir türbülans içinde yol aldığını belirtti. Ardıç, IMF’in nisan ayındaki "2026 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu"nun başlığının bunu net biçinde ortaya koyduğunu ifade ederek, "Rapor küresel büyümenin 2025 yılına göre 0.1 puan azalarak, 2026’da yüzde 3.1’e gerileyeceğini, yüzde 4.1 olan küresel enflasyonun petrol fiyatlarındaki hızlı yükselişin de etkisiyle yüzde 4.4’e yükseleceğini öngörüyor. Dünya Ekonomik Forumu ise, 2026 yılını dünyada iş birliğinin azaldığı, jeopolitik ve ekonomik rekabetin üst düzeye çıktığı bir rekabet çağı olarak tanımlıyor" şeklinde konuştu. Diplomasi kapasitesi ticaretin yönünü belirliyor Türkiye’nin dış politikada giderek daha güçlü ve oyun kurucu bir rol üstlendiğinu vurgulayan Ardıç, geçtiğimiz hafta düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’nun bu gelişimin somut göstergelerinden biri olduğu ifade etti. Forumun bu yılki temasının "yarını tasarlamak ve belirsizliklerle baş etmek" olduğunu hatırlatan Ardıç, söz konusu yaklaşımın sanayi politikalarıyla da örtüştüğüne dikkat çekti. Ardıç, küresel ölçekte yalnızca üretim gücünün değil, diplomasi kapasitesinin de ticaretin yönünü belirlediğini, diplomatik açıdan güçlü ülkelerin uluslararası ticaret kurallarını şekillendirebildiğini kaydetti. Türkiye yatırım açısından cazip bir merkez haline geldi Antalya Diplomasi Forumu’nun uluslararası alanda etkisinin artmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın etkisine vurgu yapan Ardıç, diplomatik çabalara katkı sunanlara sanayiciler adına teşekkür etti. Türkiye’nin bölgesinde güveni en kurumsal şekilde sağlayan ülkeler arasında yer aldığını belirten Ardıç, ülkenin üretim altyapısı, sanayi birikimi ve yetişmiş insan kaynağı sayesinde yatırım açısından cazip bir merkez haline geldiğini açıkladı. "Riskin en yoğun olduğu coğrafyada güvenin en yüksek olduğu ülke Türkiye’dir" Ankara’da ise üretim, bilgi ve teknolojinin iç içe olduğu stratejik bir şehir olarak öne çıktığını dile getiren Ardıç, şunları kaydetti: "Güçlü organize sanayi bölgelerimiz ve teknoparklarımız, köklü üniversitelerimiz ve araştırma altyapılarımız etkin bir ekosistem oluşturmaktadır. Savunma sanayinden bilişime, ileri makine teknolojilerinden sağlık teknolojilerine kadar yüksek katma değerli Ar-Ge ve ürün geliştirme kapasitesi Ankara’da yoğunlaşmaktadır. Bütün bunlar bir araya geldiğinde Ankara’mız yalnızca ülkemizin değil, Avrasya’nın en güvenli yatırım merkezlerinden biridir. Uluslararası yatırımcıya çağrımız nettir: Riskin en yoğun olduğu coğrafyada güvenin en yüksek olduğu ülke Türkiye’dir. Türkiye’de bu güvenin kalbi Ankara’dır. Ancak ne fırsatlar ne de potansiyel kendiliğinden gerçeğe dönüşmez; güçlü bir hazırlık şarttır." Üç yıllık dönemde yalnızca 7.3 puanlık bir düşüş yaşandı Ardıç, Haziran 2023’te yıllık enflasyonun yüzde 38.21 seviyesinde olduğunu, Mart 2026 itibarıyla ise yüzde 30.87 seviyesine gerilediğini belirterek, üç yıllık dönemde yalnızca 7.3 puanlık bir düşüş yaşandığını söyledi. Bu süreçte reel sektör üzerindeki baskının hafiflemediğini, aksine birçok alanda daha sert hissedildiğini ifade eden Ardıç, sanayi üretimine ilişkin göstergelerin de bu tabloyu doğruladığını dile getirdi. "Reel sektör son üç yılda daha fazla döviz borçlanmak zorunda kaldı" Dezenflasyon sürecinde uygulanan sıkı para politikası ve yüksek faizlerin şirketleri döviz cinsi finansmana yönlendirdiğini belirten Ardıç, firmaların daha erişilebilir gördükleri bu finansman türüne yöneliminin arttığını kaydetti. Şirketlerin döviz pozisyon açığına da dikkat çeken Ardıç, Haziran 2023’te 74 milyar dolar seviyesinde olan açık pozisyonun Mart 2026 itibarıyla 200 milyar dolara yükseldiğini söyledi. Bu durumun reel sektörün son üç yılda daha fazla döviz borçlanmak zorunda kaldığını ortaya koyduğunu ifade eden Ardıç, mevcut tablonun sanayiciler açısından maliyet baskısını artırdığını, ilerleyen dönemde ise ihracat pazarlarında daralma ve döviz gelirlerinde azalma yaşanması halinde kur şoku riskini gündeme getirebileceğini belirtti. Üretimin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Ardıç, üretimin her aşamasında şeffaflık, belge ve ölçüm temelli bir yaklaşımın önemini belirtti. Türkiye Yüzyılı Yatırım için Güçlü Merkez Programı’na da değinen Ardıç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan programın Türkiye’nin yatırım, üretim, ticaret ve finans merkezi olma hedefi açısından stratejik bir adım olduğunu ifade etti. Türkiye’de teknopark ekosisteminin önemli bir ölçeğe ulaştığını ancak bu büyümenin patentleşme, ticarileşme ve sanayiye teknoloji aktarımı alanlarında aynı düzeyde sonuç üretmediğini söyleyen Ardıç, temel meselenin verilen desteklerin sonuç üretip üretmediği olduğunu vurguladı. Ardıç, rapor kapsamında 13 stratejik çerçevede kapsamlı bir reform seti hazırlandığını ve buna ilişkin uygulama önerileri ile eylem planının sunulduğunu da kaydetti. Ankara Sanayi Odası olarak politika yapıcı ve uygulayıcılara dört talebin altını çizdiklerini belirten Ardıç, şunları söyledi: "Birincisi, üretim ve ihracatı koruyan bir dezenflasyon süreci. İkincisi, döviz riskini büyütmeyen erişilebilir ve öngörülebilir finansman. Üçüncüsü, Ar-Ge’yi ürüne, ürünü üretime, üretimi ihracata bağlayan tutarlı bir teknoloji politikası. Dördüncüsü ise yapay zekâyı, yeşil dönüşümü ve ileri teknolojiyi Ankara sanayisinin yeni sıçrama alanları haline getirecek kararlı bir eylem programı. Çünkü bu çağın meselesi yalnızca büyümek değil, dayanıklı ve istikrarlı büyümektir. Yani katma değeri yüksek, teknolojik ve sürdürülebilir biçimde üretim yapmaktır. Yalnızca bu günü kurtarmamalıyız; geleceğin rekabet gücünü bugünden inşa etmeliyiz. Bu meclis Ankara sanayisinin ortak aklıdır. Bu salonda yalnızca sektörler yoktur; tecrübe, emek, hafıza ve gelecek iddiası da bir aradadır. Bizim görevimiz sadece günü yönetmek değil, istikameti de belirlemektir." Öte yandan program öncesi Rölyef Sanatçısı Gonca Tosun’a ait eserlerin yer aldığı serginin açılışı yapıldı. Serginin açılışında ASO Başkanı Seyit Ardıç, "Sanayi ve sanat birbirinden uzak gibi görünse de aslında aralarında çok güçlü bir bağ var. Sanatçı da üretir, sanayici de üretir. Sanayicinin üretim gücüyle sanatçının estetiği birbirini tamamlar. Biz Ankara Sanayi Odası olarak bu anlayışla sanatçılarımızı desteklemeyi önemsiyoruz" diye konuştu.
Ağrı Ağrı’dan "100. Yılda 100 Proje" vizyonu: 2026 eylem planı için 6 öncelik belirlendi Ağrı Sivil Toplum Örgütleri Birliği, kentin geleceğine yönelik kapsamlı bir istişare toplantısı gerçekleştirerek, 2027 yılında Ağrı’nın il oluşunun 100. yılına özel "100. Yılda 100 Proje" vizyonunu kamu kurumları nezdinde gündeme taşıma kararı aldı. Ağrı Sivil Toplum Örgütleri Birliği’nden yapılan açıklamada, şehrin gelişimi ve kalkınmasına katkı sunmak amacıyla düzenlenen toplantıda, sivil toplum kuruluşu başkanları ve gönüllülerin geniş katılımıyla önemli başlıkların ele alındığı bildirildi. Açıklamada, ortaya konulan vizyonun yalnızca bir fikir metni olarak kalmaması, toplumun tüm kesimleri tarafından sahiplenilmesi gerektiğinin altı çizilerek, kamu kurumlarıyla eş güdüm içinde hareket edilmesi yönünde ortak kanaat oluştuğu ifade edildi. "100. Yılda 100 Proje" vizyonu için ortak irade Toplantıda, Ağrı’nın 2027 yılında il oluşunun 100. yılına ulaşacak olması dolayısıyla hazırlanan "100. Yılda 100 Proje" vizyonunun, ilgili kurumlar nezdinde gündeme taşınmasına karar verildi. Vizyonun gerekli görülmesi halinde ilgili bakanlıklar ve Cumhurbaşkanlığı makamı nezdinde de takip edilmesi yönünde ortak irade ortaya konulduğu belirtilen açıklamada, bu sürecin güçlü bir toplumsal destekle yürütülmesinin önemine vurgu yapıldı. 2026 eylem planında 6 öncelikli proje Açıklamada, söz konusu vizyonun somut adımlara dönüşmesi amacıyla 2026 yılı eylem planı kapsamında belirlenen 6 öncelikli projenin hayata geçirilmesi için gerekli girişimlerin başlatılmasının önemli görüldüğü aktarıldı. Tugay alanının şehirle bütünleşmesi önerisi Şehir merkezinde mücavir alan içerisinde bulunan Tugay Komutanlığı’nın daha uygun ve modern bir alana taşınmasının önerildiği belirtilen açıklamada, boşalacak alanın Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) aracılığıyla yeniden değerlendirilmesinin planlandığı ifade edildi. Bu kapsamda söz konusu alanın, konutlar, millet bahçesi, cami, okul, ticari alanlar ve sosyal donatıların yer aldığı modern bir yaşam merkezine dönüştürülmesinin hedeflendiği kaydedildi. Projenin şehir merkezindeki yoğunluğu azaltacağı, kira baskısını hafifleteceği, trafik sorununa katkı sağlayacağı ve ekonomik hareketliliği artıracağı değerlendirildi. Hastane kapasitesinin artırılması Yoncalı mevkiinde planlanan 400 yataklı hastane projesinin, bölgenin nüfus yapısı ve sağlık ihtiyaçları doğrultusunda 1300 yataklı şehir hastanesine dönüştürülmesinin önerildiği aktarıldı. Bu değişikliğin, Ağrı ve çevre illerin sağlık hizmetlerine önemli katkı sunacağı ifade edildi. Şeker Fabrikası’nda modernizasyon ve yeni üretim alanları Ağrı Şeker Fabrikası’nın kapasitesinin artırılması ve modern teknolojilerle desteklenmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, pancardan elde edilen yan ürünlerin değerlendirilmesi amacıyla fabrika bünyesinde yem fabrikası ve benzeri üretim tesislerinin kurulmasının bölge ekonomisine katkı sağlayacağı belirtildi. Jeotermal kaynaklar ve sağlık turizmi vurgusu Ağrı’nın sahip olduğu jeotermal enerji kaynaklarının daha etkin ve sürdürülebilir şekilde değerlendirilmesi gerektiği ifade edilen açıklamada, sağlık turizmi, termal tesisler ve jeotermal seracılık alanlarında kapsamlı yatırım ve eylem planı hazırlanmasının önemine dikkat çekildi. Murat Nehri için hidroelektrik proje önerisi Uzun yıllardır ekonomik olarak yeterince değerlendirilemeyen Murat Nehri’nin, Ağrı ile Tutak arasında bilimsel veriler ışığında planlanacak hidroelektrik üretim projesi kapsamında ele alınmasının bölgesel kalkınma açısından önemli bir fırsat olduğu kaydedildi. Zengezur Koridoru ve lojistik üs hedefi Bölgesel ticaret açısından stratejik öneme sahip Zengezur Koridoru’nun açılmasıyla ortaya çıkacak ekonomik fırsatlara dikkat çekilen açıklamada, Ağrı’nın bu süreçten azami düzeyde faydalanması gerektiği belirtildi. Bu doğrultuda ilin lojistik üs olma potansiyelini güçlendirmek amacıyla demiryolu hatlarının geliştirilmesi ve yeni tren yolu yatırımlarının yatırım programına alınmasının büyük önem taşıdığı ifade edildi. Ağrı’nın jeopolitik konumu, sınır ticareti potansiyeli ve bölgesel ulaşım ağları göz önünde bulundurulduğunda, demiryolu altyapısının güçlendirilmesinin hem lojistik kalkınma hem de ticaret hacminin artırılması açısından stratejik bir yatırım olacağına işaret edildi. Toplumsal sahiplenme çağrısı Açıklamada, Ağrı’nın ortak aklı ve ortak iradesiyle şekillenecek çalışmaların kentin geleceğine önemli katkılar sunacağına inanıldığı belirtilerek, toplantıya katılan sivil toplum kuruluşu başkanları ve gönüllülere teşekkür edildi. Ağrı halkının desteğiyle güçlü bir toplumsal sahiplenme oluşturulmasının hedeflendiği vurgulandı.