YEREL HABERLER - 14 Ocak 2017 Cumartesi 12:45

Milletvekili Başer, “Amacımız karmaşayı giderip iki başlılığa son vermektir”

A
A
A
Milletvekili Başer, “Amacımız karmaşayı giderip iki başlılığa son vermektir”

AK Parti Yozgat Milletvekili ve Anayasa Komisyonu Üyesi Av. Yusuf Başer, TBMM’de AK Parti Grubu adına gerçekleştirdiği konuşmada Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı sistemi hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Başer, “Başbakanlık kalksın, Cumhurbaşkanı yürütmenin tek başına başı olsun! Bu iki başlılık da bitsin. Yapmak istediğimiz şey, karmaşayı gidermedir, iki başlılığa son vermektir.” dedi.
TBMM’de AK Parti Grubu adına gerçekleştirdiği konuşmada Anayasa değişikliğinin ülkeye ve millete hayırlı sonuçlar getirmesini dileyen AK Parti Yozgat Milletvekili ve Anayasa Komisyonu Üyesi Av. Yusuf Başer, sistemin önünün açılması için hazırlanan Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı sisteminde söz de karar da milletin olacaktır. Anayasa değişikliğinin; geleceğin yeni, güçlü ve ileri Türkiye’sinin manivelası olacağına inanıyorum” ifadelerine yer verdi.
Anayasa değişikliği teklifinin, millet için hazırlandığının altını çizen Başer, “Millete soralım arkadaşlar! Milletten kimse kaçmasın. Anayasa değişikliği ile 104. Maddede ne diyoruz? Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere iki başlı, halka iki başkan seçtiren bir uygulama olmasın. Başbakanlık kalksın, Cumhurbaşkanı yürütmenin tek başına başı olsun! Bu iki başlılık da bitsin. Yapmak istediğimiz şey, karmaşayı gidermedir, iki başlılığa son vermektir. Buna hangi mantıklı kişi hayır diyebilir?” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partili olmasını şiddetle eleştirenlerin olduğuna değinen Başer, “Cumhurbaşkanının seçilince partisi ile ilişkisi kesilsin demenin anlamı şudur. ‘Biz gerçekleri görmek istemiyoruz. Herkes partili değilmiş gibi tiyatro yapsın.’ Bu ikiyüzlü ve çelişkili duruma siz yönetim mi diyorsunuz? Siyasetten ikiyüzlülüğü çıkartıp atmanın; dürüst, açık, kimlikli siyaseti savunmanın neresi yanlıştır? Bu millet, riyasız, samimi, dürüst siyaseti hak edecek kadar asil karakterlidir. Biz de onlara bunu söylüyoruz: Bu oyuna bir son verelim, dürüst olalım. Partimiz AK Partidir, liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’dır.” dedi.
“Önceki sistemde olduğu gibi Cumhurbaşkanlığı vesayet makamı değil artık, milletin demokratik iradesinin tecelligahıdır” diyen Başer, “Halk iradesi orada ortaya çıkıyorsa, oraya bir ‘erk’ tevdi etmesi kadar meşru ve doğal ne olabilir? Halkın seçtiği Cumhurbaşkanını, merasim başkanlığında bırakmayı hiç kimse tahayyül bile edemez! Böyle bir istek, halk iradesine saygısızlık olur, hakaret olur. Elbette halkın seçtiği kişi güçlü olacaktır. Halk iradesinden elbette bir erk çıkacaktır” şeklinde konuştu.
Mevcut sistemde hükümetle Cumhurbaşkanı arasında kriz olmamasının istisna olduğunu savunan Başer, “Ak Parti olarak krizden keyif alan, işler yavaşlayınca milletin huzursuz olmasından mutlu olanlardan değiliz. İşte o takozu Türkiye’nin tekerleğinin önünden bu nedenle kaldırıyoruz” ifadelerine yer verdi.
Cumhurbaşkanının Yüce Divan görevi de gören Anayasa Mahkemesi’nin, Yüksek Mahkeme’nin üyelerini seçecek diye feveran edildiğini söyleyen Başer, “12 yıllığına seçilmiş üyeler var karşımızda. 5 yıllığına seçilmiş bir Cumhurbaşkanı’nın döneminde bunlardan kaç tanesinin süresi dolar da atama imkanı olabilir? Süresi dolanlardan da kaç tanesinin ataması Cumhurbaşkanının kendi kontenjanından olur? 2 mi, 3 mü? Bu mu tehlike? Bu mu kendini yargılayacakları seçmek? Yok eğer, diyorsanız ki Recep Tayyip Erdoğan’a İnşallah, Allah uzun ömür verir, 20 yıl daha bu memleketin başında durur, millet ondan vazgeçmez, biz de daha iyisini asla bulamayız halka sunacak, o nedenle hep o başta kalır ve atamaları da o yapar, o zaman iş başka. Böyle düşünüyorsanız, o zaman kapatın partinizi de gidin kardeşim, siyaseti de bırakın, ülkeye özgüvenli bir muhalefet gelsin” açıklamalarında bulundu.
Eleştirilerin tutarlı olması halinde yararlanılabileceğini vurgulayan Başer, “Bir Cumhurbaşkanı en fazla 2 defa seçilebilecek. Buna da sınır getirdik ki bu ülkeye artık ne ‘Milli Şef’ler gelsin, ne ebedi Başkanlar olsun, ne de 6 defa gidip yedi defa gelen “kurtarıcı baba”lara kalsın bu ülke. Halkımız bunu görmeli; muhalefete rağmen liderinin süresini sınırlamayı AK Parti iktidarı olarak biz istiyoruz” görüşlerine yer verdi.
Anayasanın 104. Maddesi ile Padişahlarda olmayan yetkilerin Cumhurbaşkanına verildiği iddialarına ise Başer “Siz hiç Meclise bütçe sunan onay isteyen bir padişah gördünüz mü? La yüs’el değil, seçilmişliğin sorumluluğu ile Yüce Meclisin karşısına çıkıp demokratik kültürün gereği olarak hesap verecek bir Cumhurbaşkanı, ne zamandır padişah oluyor, neden sizi rahatsız ediyor? Öngörülen sistemde Meclisi feshetme yetkisi, aslında kendisini de feshetmesi anlamına gelmektedir. Siz, kendini baştan indiren kaç padişah gördünüz? Bunun adı demokratik liderliktir, Bunun adı Halkın liderliğidir, Bunun adı Milletin Cumhurbaşkanlığıdır” cevabını verdi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Cumalıkızık UNESCO Dünya Mirası Alanı Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi Bursa’da Cumalıkızık’ın UNESCO Dünya Mirası kimliğinin korunması, sürdürülebilir yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve geleceğe taşınmasına yönelik kapsamlı bir değerlendirme toplantısı Tayyare Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Gurubu tarafından organize edilen toplantıya yerel yöneticiler, akademisyenler, Bursa alan başkanı ve ekibi, sivil toplum kuruluşları, köy temsilcileri ve koruma uzmanları katıldı. Gündemde tarihi dokunun korunması, restorasyon süreçleri, artan ziyaretçi yoğunluğunun oluşturduğu baskılar, yangın ve afet riskleri, altyapı ihtiyaçları ile yerel halkın sürece aktif katılımı yer aldı. Toplantıda Cumalıkızık’ın yalnızca turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, UNESCO Dünya Mirası unvanının korunabilmesi için koruma-kullanma dengesinin hassasiyetle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Ziyaretçi yoğunluğu kritik boyutta Geçen yıl bir günde yaklaşık 34 bin kişinin Cumalıkızık’ı ziyaret ettiği belirtilen toplantıda, bu yoğunluğun Bursaspor maç günlerindeki stadyum kalabalığıyla kıyaslanabileceği ifade edildi. Uzmanlar, kontrolsüz yoğunluğun tarihi doku üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıda yeterli sağlık altyapısının olmadığı, acil tahliye planlarının eksik olduğu, güvenlik ve yönlendirme sistemlerinin yetersiz kaldığı, ziyaretçi yönetiminin profesyonel şekilde yapılmadığı ifade edildi. Yapı stoğu ve restorasyon durumu endişe verici Köyde yapılan güncel yapı tespitine göre: Toplam 259 ev bulunuyor, 168’i tarihi yapı niteliğinde, 76’sı betonarme, 21’i tamamen yıkılmış, 17’si harabe ve tehlike arz eder durumda. Toplam 38 yapı oturulamaz durumda Dikkat çeken bir tespit ise kamu ve STK yapılarının neredeyse tamamı restore edilmişken, köy halkına ait tarihi evlerin yaklaşık yüzde 78’inin hâlâ restore edilmemiş olması. Köy halkının kendi imkanlarıyla restore ettiği ev sayısı yalnızca 19 olarak açıklandı. Toplamda 113 evin restorasyon beklediği, harabe durumdakilerle birlikte yaklaşık 151 yapının müdahale gerektirdiği belirtildi. "Koruma yükü köylünün üzerinde kaldı" Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usulüne uygun olmayan müdahaleler bulunduğu ancak bunun yalnızca "köylünün bilinçsizliği" ile açıklanamayacağı vurgulandı. Restorasyon desteğinin sınırlı kaldığı, köy halkının büyük kısmının yıllardır sıra beklediği ifade edildi. "Benim evim neden restore edilmiyor, komşumun benden ne farkı var?" düşüncesinin yaygınlaştığı belirtilirken, koruma yükünün köylü üzerinde kaldığı eleştirisi yapıldı. Toplantıda dikkat çeken bir eleştiri de önceliklerin yanlış belirlenmesine yönelik oldu. Yoğun ziyaretçi baskısı ve otopark ihtiyacı sürerken yeni piknik alanı yapılmasının yanlış öncelik olduğu ifade edildi. UNESCO alanı çevresinde turistik yükü artıracak projeler yerine altyapı ve koruma önceliği olması gerektiği vurgulandı. "Bir Günde 50 Bin Kişiye Hediyelik Eşya Üretebilecek Bir Köy Değiliz" Konuşmalarda "Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz" sözüyle mevcut turizm baskısının gerçekçi olmadığı ifade edildi. Köy ekonomisinin ve yaşam kapasitesinin ziyaretçi yoğunluğuna göre yeniden planlanması gerektiği belirtildi. Uluslararası iş birlikleri ve tanıtım Toplantıda Safranbolu ve Avrupa’daki örnek miras alanlarıyla iş birliği geliştirilmesi, uluslararası uzmanlarla ortak çalışmalar yapılması, İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin hayata geçirilmesi yönünde öneriler paylaşıldı. Avrupa’daki bazı UNESCO köylerinin mimariyi korumak için geliştirdiği yenilikçi yöntemlerden örnekler verilirken, amaçlarının bu örneklerden öğrenmek ve Cumalıkızık’a uygun modeller geliştirmek olduğu ifade edildi. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmalı" Toplantıda geleneksel üretim kültürünün, kadın emeğinin ve kırsal yaşam kimliğinin korunmasının UNESCO sürecinin temel parçalarından biri olduğu vurgulandı. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmadan yalnızca fiziksel restorasyon yeterli olmaz" görüşü öne çıktı. Boş duran kamu yapılarının kadın üretim merkezi, sağlık destek noktası, ziyaretçi ağırlama alanı ve kültürel buluşma merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. "UNESCO unvanı sınırsız turizm değildir" UNESCO uzmanlarının geçmişte yaptığı "Sınırsız turist kabul edilemez" uyarısı hatırlatılırken, 34-50 bin kişinin bir günde gelmesinin başarı gibi sunulmaması gerektiği vurgulandı. Kontrollü ziyaretçi sistemi, rezervasyon ve zaman planlaması, kapasite yönetimi, yönlendirilmiş turizm modeli uygulanması gerektiği belirtildi. "Cumalıkızık dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir" Toplantıdaki en önemli uyarılardan biri de Cumalıkızık’ın içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabileceği yönündeydi. Bursa’nın aşırı büyümesi, kent baskısının köylere dayanması, çevre yapılaşmalarının artması, rant baskısı, tarım alanlarının sanayiye dönüşmesi ve doğal alanların kaybedilmesi başlıca kaygılar olarak sıralandı. Ortak akıl vurgusu Toplantı sonunda katılımcılar, Cumalıkızık’ın geleceğinin ancak kurumlar, uzmanlar ve köy halkının ortak hareket etmesiyle sürdürülebilir şekilde korunabileceği görüşünde birleşti. Ortak akıl, şeffaf iletişim ve katılımcı yönetim anlayışının güçlendirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceği belirtildi. "Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır" görüşü toplantıya damga vuran mesajlardan biri oldu.