GENEL - 25 Aralık 2022 Pazar 13:01

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Kur’an-ı Kerim hayat kitabımızdır”

A
A
A
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Kur’an-ı Kerim hayat kitabımızdır”

Kur’an-ı Kerim’in hayat kitabımız olduğunu söyleyen Diyanet İşleri Başkanı Prof.

Kur’an-ı Kerim’in hayat kitabımız olduğunu söyleyen Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, “Kur’an-ı Kerim’i öğrenmemizin amacı onu hayatımıza yansıtmak, cehaletten uzaklaşmak, Kur’an-ı Kerim’in aydınlığı ile yolumuza yürümek” dedi.


Sultan Ali Ünal 4-6 yaş Kur’an Kursu ve Hz. Aişe Yatılı Hafızlık Kız Kur’an Kursu’nun açılışı için Yozgat’ın Sorgun ilçesine gelen Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, açılışını yapmış oldukları bu mekanlarda Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’i çocuklara, talebelere öğreteceklerini söyledi. Erbaş, Kur’an-ı Kerim’in hayat kitabımız olduğunu aktararak, “Hayat kitabımızın öğrenilmesinden daha güzel bir şey var mı? Kur’an-ı Kerim’i öğrenmemizin amacı onu hayatımıza yansıtmak, cehaletten uzaklaşmak, Kur’an-ı Kerim’in aydınlığı ile yolumuza yürümek. Amacımız bu. Şöyle bakıyorum 11 yerin açılışını yapıyoruz bugün. Kimisi Kur’an kursu, kimisi Kur’an kursuna hizmet edecek yan bir takım faaliyetler. Çocuklarımız bu mekanları dolduracak. 4-5-6 yaşındaki çocuklarımızın, 7 yaşındaki çocuklarımızın rabbin kim denildiğinde cevap verebilmesi, peygamberin kim denildiğinde cevap verebilmesi, kitabımız denildiğinde hayat kitabımızı cevap verebilmesi, Kur’an-ı Kerim’i tanımaları, bu yaşlarda ezanını, bayrağını bilmeleri ve büyüklere saygı nedir, küçüklere sevgi nedir, evrensel değerlerimiz nedir bunları öğrenmesi kadar güzel bir şey var mı? Biz işte bu kurslarımızda bunları öğretiyoruz çocuklarımıza. Merhametli gençler olsunlar diye birbirini seven, birbirini sayan gençler olsunlar diye uğraşıyoruz. Eğer biz çocuklarımızı böyle yetiştirirsek sevgi medeniyetinin mensupları da böyle olur. Bizim medeniyetimiz sevgi medeniyeti. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki ’Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş olamazsınız.’ Biz böyle gençler istiyoruz. Birbirine düşman değil, birbirini seven gençler, birbirine dost olan gençler” dedi.



“İslam barış, huzur demek”


Çocukların İslam’ı küçük yaşlarda öğrenmeleri için çalıştıklarını anlatan Erbaş, “Saygının ne olduğunu, vatan sevgisinin ne olduğunu, ezan, bayrak sevgisinin ne olduğunu, büyüklere saygının, anne ve babaya hürmetin ne olduğunu bilen çocuklar, gençler yetiştirdiğimiz zaman biz toplum olarak daha huzurlu, daha mutlu bir toplum olacağız. İslam’ın amacı da budur zaten. İslam barış demek, İslam huzur demek. Hz Adem’den itibaren bütün peygamberlerin getirdiği dinin adıdır İslam. İşte biz çocuklarımızı barış dini, huzur dini İslam’ı küçük yaşlarda öğrensinler diye dert ediniyoruz. Gayemiz bu, amacımız bu. Cenab-ı Hak böyle nesiller yetiştirmeyi, göz aydınlığımız olan nesiller yetiştirmeyi hepimize nasip eylesin” şeklinde konuştu.



“Öğretmenlerimizi peygamber varisi olarak görüyorum”


Ülke genelinde 1 milyon 200 bin öğretmen olduğunu ve onları peygamber varisi olarak gördüklerini belirten Erbaş, “İdarecilerimiz, valilerimiz, ilçelerimizde kaymakamlarımız, müftülerimiz, onların rehberliğinde, liderliğinde neslimize hizmet etmek için çocuklarımıza, gençlerimize hizmet etmek için gayret ediyorlar. Milli Eğitim Müdürlerimiz okullarında daha ahlaklı gençler, nesiller olsun diye öğretmenlerimiz gayret ediyor. Allah hepsinden razı olsun, onları unutmak mümkün değil. Ülkemizde 1 milyon 200 bin öğretmenimiz var. Onların her birisini ben peygamber varisi olarak görüyorum. Tıpkı imamlarımız gibi, vaizlerimiz gibi. Çünkü Peygamber Efendimiz buyuruyor ki ’Ben öğretmen olarak gönderildim.’ O zaman okullarımızdaki her öğretmen bir peygamber varisidir. Onun için Peygamber Efendimizin şu sözünü hiçbirimiz unutmamalıyız: Mizanda sevaplar tartılacak, günahlar da tartılacak. En ağır basan sevap ne olacak biliyor musunuz? Efendimizin ifadesiyle güzel ahlak olacak. Ne muhteşem hadis-i şerif. O zaman biz gençlerimizi ahlaklı yetiştireceğiz” ifadelerine yer verdi.



“Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine önem vermeliyiz”


Okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi olduğunu hatırlatan Erbaş, "18 yarıyıl okutuluyor Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi. Bu derse önem vermemiz lazım. Ebeveynler olarak çocuklarımızı, yavrularımızı test etmemiz lazım. Geri dönüşümlerini almamız lazım. Öğretmenlerimizle irtibat içerisinde olmamız lazım. Ülkemizde 150 bin hocamızla kürsülerimizden, mihraplarımızdan, Kur’an kurslarımızın sınıflarından bunları anlatıyoruz. Ahlaklı nesiller yetiştirelim, onun için öğretmenimizle, vaizimizle, idarecilerimizle hep birlikte ahlaklı, dürüst, doğruluğa önem veren, yalandan uzak duran, iyiliği emreden, kötülükten men eden bir nesil yetiştirelim. Toplumumuz böyle olsun, iyi insanlar olalım. Vakfımızın logosunun altında bir cümle vardır, ‘Yeryüzünde iyilik hakim oluncaya kadar’ diye yazıyoruz. En önemli amaçlarından birisi de budur işte. Bu binalarda iyi çocuklar yetiştireceğiz, iyi gençler yetiştireceğiz, iyi nesiller yetiştireceğiz ve toplumumuz iyi fertlerden oluşan, iyi ailelerden oluşan bir toplum olacak” diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Savaşın gölgesi Doğu Karadeniz turizminin üzerine düştü, rezervasyonlar durdu Doğu Karadeniz turizmi, Körfez’de yaşanan savaş ve siyasi krizlerin etkisiyle rezervasyon iptalleri, Nevruz döneminde yaşanan durgunluk ve yaz sezonuna ilişkin belirsizlikle birlikte son yılların en kritik süreçlerinden birine girdi. Özellikle Ortadoğu pazarına bağlı olarak gelişen bölge turizmi, son dönemde yaşanan gelişmeler nedeniyle rezervasyon iptalleri ve durgunlukla karşı karşıya kaldı. Nevruz döneminde beklenen hareketliliğin yaşanmaması, sektör temsilcilerinin dikkatini turizm çeşitliliğinin önemine çekti. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) Karadeniz Bölgesi Temsilcisi Metin İnan, sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İnan "2004 yılında başlayan Orta Doğu pazarı ciddi anlamda bir büyüme sağlamıştır. Bu büyüme Karadeniz’de bütün illere de sirayet etmiştir. 2018 yılına kadar ciddi anlamda bu süreç Karadeniz’de ilerlemişti. Ortadoğu’da Karadeniz bölgesi bir cennet tabiriyle gösterilmiştir ve özellikle son 10 yıla baktığımızda ciddi anlamda bir yoğunluk yaşadık. Ortadoğu’dan müşterilerin her ülkeden misafirlerini burada ağırladı çok yoğun bir 10 yıl oldu. Ortadoğu‘daki her ülkeden misafirleri burada ağırladık" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle bölgesel gelişmelerden doğrudan etkilendiğini vurgulayan İnan, "Coğrafi olarak Türkiye’nin konumu Orta Asya’da yaşanabilecek en ufak siyasi krizler veya savaşlar yüzünden maalesef turizm konusunda en çok etkilenen ülkedir. Türkiye’de bu savaşta gördü ki İran sınırındaki şehirler ve Karadeniz bölgesi ciddi anlamda etkilenmiştir. Nevruz da bunu gördük. yaşadık. Otellerimize var olan bir çok rezervasyonlar iptal edildi. Nevruz döneminde yaşadığımız 15 günlük süreç maalesef bu yıl boş geçti" diye konuştu. "Yaz dönemine ait hiçbir rezervasyon yok" Bu yıl Ortadoğu’daki vatandaşların rezervasyon yapmadığına dikkat çeken İnan, "Şuanda yaz dönemine ait hiçbir rezervasyon yok. Ortada net bir şey görülmediği için Ortadoğu’daki misafirlerimiz rezervasyon yapmadı. Bu süreç henüz başlamadı. Bu süreç içerisinde biz ciddi bir şey gördük. Turizm çeşitliliğinin çok önemli olduğunu gördük. Karadeniz bölgesi yüzde 90 itibari ile Ortadoğu misafirlerine yönelik çalıştığı için burada yaşanılabilecek en ufak bir krizde maalesef turizm çok etkileniyor. Bizler bu süreçte turizm çeşitliliğinin önemini gerçekten fark ettik. Artık bununla alakalı gelecekte çalışmamız gerekiyor" şeklinde konuştu. Tanıtım çalışmalarına da değinen İnan, "2018 yılında Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı kuruldu. Bölgelerdeki turizm çeşitliliğini arttırmak adına ciddi anlamda tanıtımlar yapılıyor. Şu anda savaş bölgesi en yakın komşumuz olmasına rağmen Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı dünyanın birçok ülkelerinde Türkiye’nin savaştan olumsuz bir şekilde etkilenmediğini göstermek adına bir çok tanıtım yaptı. Bu anlamda turizm çeşitliliğini önümüzdeki yıllarda kazanacağımızı düşünüyorum. Çalışmalar çok güzel gidiyor" ifadelerini kullandı.
Adana Çukurova’yı yağmur vurdu: Tarım arazileri sular altında Adana’da son 3 gündür etkili olan sağanak yağış, Yüreğir ilçesinde tarım arazilerini sular altında bıraktı. Dron ile havadan görüntülenen bölgede mısır, karpuz ve kavun başta olmak üzere birçok ürün zarar gördü. Çukurova’nın tarım başkenti Adana’da, son aylardaki yağışlar tarımsal üretimi olumsuz etkiledi. Özellikle mart ayının son haftalarında etkisini artıran yağışlar nedeniyle Yüreğir Ovası’nda birçok tarla su altında kaldı. Dron ile görüntülenen alanlarda, ekili arazilerin büyük bölümünün sularla kaplandığı görüldü. Bölgede mısır, karpuz, kavun, domates ve biber ekimi yapılırken, bazı alanlarda ise narenciye hasadının henüz tamamlanmadığı öğrenildi. "Çiftçimizin zararı büyük" Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, aşırı yağışların çiftçiyi zor durumda bıraktığını belirterek, "Adana ilimizde son 3 aydır aralıksız yağan yağışlar var. Özellikle son 3 günde yağan yağmurlar nedeniyle çoğu araziler sular altında kaldı. Şu anda martın son haftalarındayız arazide mısır, karpuz, kavun, domates ve biber ekimi yapıldı. Ekilen mısır tohumları ile karpuz ve kavun fideleri sular altında kalarak bozuldu, çiftçimizin zararı büyük" dedi. "Çiftçiler yeniden ekim yapmak zorunda kalacak" Yağışların uzun süredir devam ettiğine dikkat çeken Doğan, "Aralık sonundan bu yana yağışlar sürüyor. Şubat ayının 19’undan sonra Ceyhan ve Seyhan nehirleri yükseldi ve bölgede sıkıntı yeniden arttı. 2024-2025 yılları kurak geçmişti, şu an ise aşırı yağıştan dolayı çiftçilerin çoğu ürününü ekemedi. Ekilen mısır tohumlarının büyük kısmı boşa gitti, çiftçiler yeniden ekim yapmak zorunda kalacak" ifadelerini kullandı. "Bazı bölgelerde zarar daha büyük" Karataş başta olmak üzere bazı bölgelerde karpuz fidelerinin de zarar gördüğünü belirten Doğan, yüksek kesimlerde ise zararın daha az olduğunu söyledi. Mehmet Akın Doğan, "Çukurda kalan ekinler tamamen zarar gördü ancak yüksek kesimlerdeki karpuz ve kavunlar zarar görmedi. Ovanın genelinde kot farkı düşük olduğu için tarla içindeki su ile drenaj kanallarındaki su seviyesi aynı seviyede. Bu nedenle suyun akma şansı yok" diye konuştu. "Drenaj kanalları yeterince temizlenmedi" Drenaj sistemlerine de dikkat çeken Doğan, "Devlet Su İşleri’nin (DSİ) kışa girmeden önce tüm drenaj kanallarını temizlemesi gerekiyordu ancak bu temizlik yeterince yapılmadı. Eğer gerekli temizlik ve tamirat yapılsaydı, sular çekilmiş ve tarlalar kurtulmuş olabilirdi" dedi. Öte yandan Mehmet Akın Doğan, zarar gören çiftçiler için destek isteyip TARSİM kapsamında mısır ekili alanların bitki yüzeye çıkmadığı için sigorta kapsamına girmediğini, ancak karpuz, kavun, domates ve biber gibi ürünlerde fidelerin zarar görmesi halinde sigorta kapsamında değerlendirilebildiğini sözlerine ekledi. "Beklentimizden daha fazla yağmur yağdı" Çiftçi Cemal Kaya ise bölgede 300 dönüm mısır ektiğini ve sular altında kaldığını anlatarak şunları söyledi: "Birinci ürün olarak mısır ektik. Yağmurdan dolayı arazimiz iki gündür sular altında, büyük ihtimalle ürünümüz tamamen çürümüştür. Şu anda ektiğimiz 300 dönüm yer var, henüz ekemediğimiz yerlerimiz de var. Ektiğimiz 300 dönüm ve arkadaşlarımızın ektiği araziler şu an tamamen sular altında, büyük ihtimalle hepsi çürüyecek. Böyle bir yağmur beklemiyorduk. Beklentimizden daha fazla yağmur yağdı ve DSİ’nin drenajı suyu çekmediği için arazilerimiz sular altında kaldı. Devletimizden yardım bekliyoruz."
Hatay Akaryakıt karıştığı iddia edilen yağmur suyu birikintisinden içerek telef olan küçükbaş hayvanların yavrularını biberonla yaşatmaya çalışıyorlar Hatay’ın Yayladağı ilçesinde yaşayan Nurullah Şengül’e ait 43 küçükbaş hayvan, otlatmadan döndüğü esnada akaryakıt ve adblue karıştığı iddia edilen yağmur suyu birikintisindeki zehirli olduğu tahmin edilen suyu içtikten sonra telef oldu. Anneleri telef olan yavruların beslenemedikleri için için telef olmaya başladıklarını ifade eden Şengül, kalan yavruları ailesiyle birlikte biberon yardımıyla sütle besleyerek hayatta kalmalarını sağladıklarını söyledi. Yayladağı ilçesi Çaksına Mahallesi’nde yaşayan Nurullah Şengül, hayvancılık yaparak geçimini sürdürüyor. Geçtiğimiz günlerde yaşanan talihsiz olayda; Dağdüzü Madencilik firmasına ait taş ocağının önünde biriken yağmur suyundan su içen Şengül’e ait hayvanlar, ahıra 80 metre kala rahatsızlanıp yere yığılarak telef olmaya başladılar. Hayvanlarının yere yığıldığını gören Şengül, hayvanlarını kontrol ederken hepsinin telef olduğunu gördü. Otlatmaya çıkardığı 72 küçükbaş hayvandan 43’ü Adblue ve içtiği sudan zehirlenerek telef oldu. Yayladağı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne bağlı ekipler gelerek olay yeri incelemesi yaptıktan sonra sudan numuneler aldı ve hayvanlardan birisini alarak Adana’ya gönderdi. Adana Veteriner Kontrol Araştırma Enstitüsü Laboratuvarı’nda numuneler üzerinde yapılacak incelemelerin ardından hayvanların kesin telef olma nedenleri belirlenecek. Zehirli sudan içerek telef olan 43 hayvanın 41 yavrusu annesiz kalınca aç kaldılar. Anneleri telef olan 41 yavru, aç kaldıkları için günler geçtikte telef oldular. Şuana kadar 15’ten fazla yavrunun telef olduğunu ifade eden Şengül, kalan yavruları ailesiyle birlikte biberon yardımıyla sütle besleyerek hayata tutundurmaya çalıştıklarını söyledi. "Ölen hayvanlarımızdan 41 hayvanın, 41 yavrusu vardı" Zehirlenen hayvanlardan geriye kalan yavruları hayatta tutabilmek için biberonla beslediklerini söyleyen Nurullah Şengül, "Geçen hafta perşembe günü akşam iftara yarım saat kala olan talihsiz bir olay sonucunda 43 hayvanımız telef oldu. Yukarıda çıktığımız taş ocağında yağmur suyuna karışan adblue ve akaryakıt olduğunu düşündüğümüz sudan içen hayvanlarımız telef oldu. Şuan için raporun çıkmasını bekliyoruz, çıkana kadar da bunun takipçisi olacağız. Adblue ve yağmur suyunun karışımından içmiş ve aradan 7 dakika sonra tamamen hayvanlar yollarda dökülüp çoğu yolda öldü. Yolda öldüğünden sonra buraya eş dostun sayesinde toparladık ve götürüp imha edildi. Ölen hayvanlarımızdan 41 hayvanın 41 yavrusu vardı. Yavruların 13’ünü kaybettik. Şu an toplamda 28 yavrumuz kaldı. Vallahi açlıktan öldüğü için inek sütü de zaten bu yavruya gelmez. Süte yarı yarıya su kattığımız için gene de telafisini elimizden geldiği kadar çocuğumla, eşimle, babamla bunu başarmaya çalıştık. Rabbimin hikmeti onların da durumu bu makul ortada durumum haliyle ortada zaten. Biberonla sütle elimizden geldiği kadar zaten iki aylık olanlar da kendini yem yiyerek otlanarak kendini muhafaza altına alabiliyor. Şu an yem yiyenlere kuzu büyütme veriyorum. Öbürleri otlarla ama on günlükler arayla doğanlara onları da biberonla sütle besliyoruz. Onların şu an yem gibi ot gibi yeme şansları yok. Geriye kalanları biberonla eşimle çocuklarımla besliyoruz. Biberonla sütü emmediği için zaten kaybımız buradan gene devam etti. Emek var, emeğe saygı ama hiç yok" dedi. "Yavru kuzulara bir bebek ve evlat gibi bakıyoruz, bunlar Allah’ın emaneti bize" Kalan yavruları bir bebek gibi biberonla besleyerek hayatta kalmaları için mücadele eden Hatice Şengül, "Yavru kuzulara bir bebek ve evlat gibi bakıyoruz. Bunlar bir Allah’ın bir emaneti bize. Biz bunlara bakmazsak acından ölüyor ve bakmak zorundayız. Buna bir bebek gibi, bir çocuk gibi ve evlatlarımız gibi bakıyoruz. Aç olan ölüyor, aç olmayan yaşamaya çalışıyor. Bizde bakmaya çalışıyoruz işte böyle" ifadelerini kullandı.
Bursa Bursa’da geleneksel sanatlara anlamlı katkı: "Zer-i Nâb" Tezhip Sergisi açıldı Bursa’da kültür ve sanat etkinlikleri kapsamında düzenlenen "Zer-i Nâb Tezhip Sanatı Sergisi", Teyyare Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen törenle sanatseverlerin ziyaretine açıldı. Kuzey Makedonya Bursa Fahri Konsolosluğu tarafından organize edilen sergi, tezhip sanatının estetik ve zarafet dolu örneklerini Bursalılarla buluşturdu. Açılış programına AK Parti Bursa Milletvekilleri Mustafa Yavuz ve Ahmet Kılıç, Bursa Vali Yardımcısı Kürşat Güleryüz, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Emin Direkçi, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Bursa Fahri Konsolosu Halil Bedzeti ile çok sayıda davetli katıldı. Geleneksel sanatların yaşatılması vurgulandı Programda yapılan konuşmalarda, tezhip sanatının yalnızca görsel bir süsleme değil, aynı zamanda Türk-İslam kültürünün önemli bir parçası olduğuna dikkat çekildi. Bursa Vali Yardımcısı Kürşat Güleryüz, bu tür organizasyonların kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız ise sanatın toplumların ortak kültürel hafızasını güçlendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu belirterek, yerel yönetimler olarak geleneksel sanatlara destek vermeye devam edeceklerini söyledi. Türkiye ile Kuzey Makedonya arasında kültür köprüsü Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Bursa Fahri Konsolosu Halil Bedzeti de konuşmasında, serginin iki ülke arasındaki kültürel ilişkilerin gelişmesine katkı sağladığını belirtti. Tezhip sanatının köklü bir medeniyetin estetik anlayışını yansıttığını vurgulayan Bedzeti, bu tür etkinliklerin dostluk bağlarını güçlendirdiğini dile getirdi. Sanatseverler için 10 gün açık kalacak İnce işçilikle hazırlanan tezhip eserlerinin yer aldığı sergi, Teyyare Kültür Merkezi’nde 10 gün boyunca ziyaret edilebilecek. Serginin, geleneksel sanatlara ilgi duyan vatandaşların yanı sıra sanat eğitimi alan gençler için de önemli bir kültür buluşması olması bekleniyor. Konuşmaların ardından protokol üyeleri sergiyi gezip sanatçılardan eserler hakkında bilgi aldı.