ASAYİŞ - 18 Ağustos 2024 Pazar 23:52

Adıyaman’da takla atan otomobil şarampole yuvarlandı: 4 yaralı

A
A
A
Adıyaman’da takla atan otomobil şarampole yuvarlandı: 4 yaralı

Adıyaman’da sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybettiği otomobilin takla atarak şarampole yuvarlanması sonucu 4 kişi yaralandı.


Edinilen bilgilere göre, Nazım Budak idaresindeki 80 AA 2869 plakalı otomobil, Adıyaman-Kahta karayolu Fuar Alanı yakınlarında sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu takla atarak şarampole yuvarlandı. Meydana gelen kazada sürücü Nazım Budak ve otomobilde bulunan Yusuf Turgut, Mustafa Şahin ile Muhammet Enes Atalay yaralandı. Yaralılar, olay yerine gelen sağlık ekiplerince yapılan ilk müdahalenin ardından Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.


Kazayla ilgili soruşturma sürüyor.



Adıyaman’da takla atan otomobil şarampole yuvarlandı: 4 yaralı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Edirne Sınır kapısında 161 bin euro’luk kaçak altın komşuya takıldı Türkiye’den çıkış yapıp Bulgaristan’ın Kapitan Andreevo Gümrük Kapısı’nda denetlenen yolcu otobüsü ile otomobilde, toplam değeri yaklaşık 161 bin euro’yu aşan beyan edilmemiş altın külçeleri ve mücevherler ele geçirildi. Araçta altın külçeleri bulundu Edinilen bilgiye göre, Hollanda’ya gitmek üzere Edirne Kapıkule Sınır Kapısından çıkarak Bulgaristan gümrüğüne gelen yabancı plakalı otomobil, risk analizi sonrası detaylı aramaya alındı. Hollanda vatandaşı S.D.’nin kullandığı araçta yapılan kontrollerde, sürücünün çantasında kırmızı kumaş torbalar içerisinde gizlenmiş halde 400 gram 24 ayar altın külçesi ile 320 gram 22 ayar altın bilezik bulundu. Ele geçirilen altınların toplam değerinin yaklaşık 100 bin euro olduğu bildirildi. Olaya ilişkin Haskovo Bölge Savcılığı gözetiminde soruşturma başlatılırken, 33 yaşındaki kadın hakkında adli işlem yapıldığı ve 3 bin euro nakit teminat uygulandığı öğrenildi. Otobüs yolcularından altın çıktı Türkiye’den Romanya’ya giden yolcu otobüsünde yapılan kontrollerde de, Romanya vatandaşı bir kadın ve bir erkeğin üzerlerinde beyan edilmemiş altın takılar bulundu. Yapılan aramalarda kadının cebinde 256 gram ağırlığında ve 30 bin 360 euro değerinde 25 altın bilezik, erkeğin üzerinde ise toplam 261 gram ağırlığında ve 31 bin 130 euro değerinde yüzük, küpe, kolye ve benzeri takılar ele geçirildi. Ele geçirilen altınların toplam ağırlığının 830 gramı aştığı belirtildi. Yetkililer, her iki olayda da beyan edilmeyen altınlara el konulduğunu bildirirken, şüpheliler hakkında gümrük mevzuatı kapsamında idari işlem başlatıldığını kaydetti.
Bursa Bahar yorgunluğu ile başa çıkmanın yolları Mevsim geçişleri, hastalıkların artışa geçtiği dönemler arasında yer alıyor. Özellikle ilkbahara adım attığımız bugünlerde görülen bahar yorgunluğu, kişilerin sosyal ve iş yaşamını olumsuz etkilerken, hayat kalitesini düşürebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serdal Baysal, bahar aylarında ortaya çıkan şikayetlerin önemsenmesi gerektiğini belirterek, "Halsizlik, yorgunluk gibi durumlar iki haftadan uzun sürüyorsa, bir hekimden yardım alınmalı" dedi. Kış aylarında yavaşlayan metabolizmanın baharın gelişine ayak uyduramamasından kaynaklanan bahar yorgunluğu, ortalama iki-üç hafta süren halsizlik, yorgunluk ve isteksizlik haliyle kendini gösteriyor. Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzm. Dr. Serdal Baysal, bahar yorgunluğunun belirtilerini şöyle anlattı: "Boyun, sırt, omuz ve yaygın eklem ağrıları, mide bağırsak sisteminde değişikliğe bağlı olarak mide ağrıları, şişlik, gaz, kabızlık ve ishal, iştah değişiklikleri, nöropsikiyatrik değişikliklere bağlı olarak sinirlilik, baş ağrısı, sıkıntı, uyku düzensizlikleri, cilt, kalp, tansiyon ve şeker hastalıklarında artış görülür. Bahar aylarında havadaki ısı, ışık, nem ve havadaki iyon değişikliklerine bağlı olarak insan metabolizmasında da değişiklikler olur. Hormonal değişikliklere bağlı olarak mide şikayetlerinde artış veya mide hastalıklarının nüksü, tansiyon ve şeker regülasyonunda bozulma görülebilir. Yine bahar aylarındaki hareket ve beslenme alışkanlığındaki değişiklik de bahar yorgunluğunun ortaya çıkmasına neden olabilir." Baharda vücudun vitamin ve mineral ihtiyacı artar Uzm. Dr. Serdal Baysal, açık havada yürüyüş yaparak, günlük duş almak, bol sıvı tüketmek, az ve sık aralıklarla beslenmek, vitamin ve mineral içeriği zengin içecek ve yiyecekler tüketmek, hobilerle uğraşmak, müzik dinlemek, sigara, alkol ve kafein içeren gıda tüketimini azaltmakla bahar yorgunluğundan korunalabileceğini kaydetti. Bahar yorgunluğuna karşı düzenli egzersiz, stres ve gürültüden uzak durma, manyetik ortamlardan uzak durma, cep telefonu ile uzun süre konuşmama, sağlıklı beslenme, düzenli ve yeterli sıvı tüketme, kola, alkol, çay ve kafein gibi metabolizmamızı uyaran sıvıları fazla tüketmeme gibi önlemlerin de alınabileceğini belirten Uzm. Dr. Baysal, şöyle devam etti: "Vücudun susuz kalması susuzluğun düzeyi ile bağlı olmakla birlikte yorgunluktan komaya kadar değişen ciddi sağlık sorunlarına neden olur. Düzenli egzersiz olarak sabah veya akşam yürüyüşleri, bisiklet kullanma, jimnastik yapılabilir. Bahar aylarında vücudun vitamin ve mineral ihtiyacı arttığı için bol sebze ve meyve tüketilmeli. Sıcak havalarda artan su ihtiyacı nedeniyle günlük 2-3 litre sıvı alınmalı, alkollü ve kafeinli içecekler mümkün olduğunca az tüketilmeli, karbonhidratlı gıdalar yorgunluk ve dikkatsizliğe neden olduğu için az tüketilmeli. Ağır yemekler yerine sebzeli ve zeytinyağlı gıdalar tercih edilmeli, kavurma ve ızgara etler yerine de haşlama etler tüketilmelidir. Yorgunluk, bir hastalık değil bir şikayettir. Birçok hastalıkta yorgunluk ilk bulgu olabilir, bu nedenle uzun süren yorgunluklarda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalı."
Eskişehir Sadece apartman değil, esnafın ekmek teknesi de yıkıldı Eskişehir’in en işlek caddelerinden birinde gerçekleştirilen bina yıkımı, bölge esnafını isyan ettirdi. Yolun kapatılması nedeniyle kepenk kapatmak zorunda kalanların yanı sıra bazı esnafın ise ekmek teknesi yıkım sebebiyle zarar gördü. Deliklitaş Mahallesi’nde gerçekleştirilecek 8 katlı bina yıkımı çalışmaları nedeniyle İbrahim Karaoğlanoğlu Caddesi’nin İki Eylül Caddesi ile Deliklitaş Caddesi arasında kalan bölümü ulaşıma kapatıldı. Bu olay sebebiyle cadde üzerinde dükkânları bulunan bazı esnaf ’Ekmek teknelerini’ kapatmak zorunda kalırken, bazı esnafın dükkânı ise yıkım sırasında zarar gördü. Bu durum karşısında belediyelerden ve müteahhitlerden herhangi bir muhatap bulamadığını iddia eden cadde esnafı, eve ekmek götürmekte zorlandıklarını belirtti. Cadde hem araç hem de insan trafiğine kapandı Yıkım esnasında oluşan inşaat atığı sebebiyle normalde şehrin en işlek caddelerinden biri olan İbrahim Karaoğlanoğlu Caddesi’nde trafik tamamen durdu. Bu durum sadece yıkım bölgesinde olan esnafı değil, cadde üzerinde bulunan tüm esnafı etkiledi. Ayrıca bu durum çevre bölgelerde insan ve araç trafiğinin artmasına sebep oldu. "Bana ’Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın’ dediler" Yıkımın olduğu alanda iki dükkânı olan ve bunlardan birinin zarar görmesi sonucu yetkililerle iletişime geçtiğinde kendisine gülerek cevap verildiğini anlatan Kübra Ceylan, şu ifadeleri kullandı: "Üç gündür yıkım ekibiyle beraber gerçekten ciddi bir mücadele veriyorum. Az önce dükkânımın resmen yıkılışını ve enkaz oluşunu gözlerimin önünde izledim. Gerçekten bütün ürünler zarar gördü ve hâlâ kendime bir muhatap bulamıyorum. Yıkım ekibi olsun, yeni yapılacak binanın müteahhitleri olsun; sadece ’Duvarı örelim, tekrar devam edelim’ derdindeler. Allah rızası için sesimizi duymanızı istiyorum. Ben kimseden sadaka istemiyorum; ben bu dükkânı emek emek var ettim. Bu dükkânda çocuğumu elektrikli battaniyeye sarıp oturttum. Ben bir kadınım ve bu dükkânı tırnaklarımla kazıdım. Şu an enkazını izlemek beni gerçekten çok yıpratıyor. Onları defalarca uyardım ama yıkım ekibi bana hep gülerek cevap verdi. Beni muhatap almadılar, emeklerimi önemsemediler. Üç gündür dükkânım kapalı olduğu için zaten çok ciddi bir ciro kaybım var. Ben burada küçük bir esnafım ve tırnaklarımla kazıdığım emeklerim şu anda yok oldu. Üstelik hâlâ bana ’Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın’ diyorlar. Böyle bir şey olamaz. Üç gündür dükkânımı açamadığım gibi bu enkazın gözlerimin önünde oluşması çok acı bir durum. Yıkım ekibine defalarca söyledim; sanki bu kaçınılmaz sonu hissetmiş gibi ’Yavaş girin, dikkatli olun’ dememe rağmen, kepçenin üzerindeki adam dükkânın yıkıldığını görmesine rağmen ’Ben bu kepçeden inemem’ dedi. Hâlâ dertleri ’Duvarı örelim, devam edin’ demek. Ben bu kutulu ürünlerin tozunu alıp nasıl satabilirim. Ben ikinci elci değilim ki. Bu ürünleri bu şekilde satamam. Kendilerinin Allah korkusu veya kuldan utanması yok belki ama ben yapamam; bu vebaldir. Müşteriye bu ürünleri bu şekilde satamam." "Bir Allah’ın kulu bizimle iletişime geçmedi" Yıkım sebebiyle iş yerini kapatmak zorunda kaldığını anlatan Emre Özden, "Şimdi bizim derdimiz bu binanın yıkımı değil. Bu binanın zaten yıkılacağını biliyorduk ve bunu baştan kabul ettik. Fakat binanın bu şekilde yıkılacağını bize kimse söylemedi. Yani caddenin bu şekilde kapanacağını; yıkımın bu kadar önlemsiz, güvenliksiz ve gelişigüzel yapılacağını kimse söylemedi. Burada görebilirsiniz, biz burada esnafız. Yan yana iki üç tane dükkânımız var. Arkadaşım, dükkânı da gösterebilirsin. Kepenk kapalı, önünde demirler ve tahtalar var; tentemi açamıyorum, içeri giremiyorum. Bizim sıkıntımız; dükkân kiramızı ödeyemedik. Kredimiz ve borcumuz var; her şeyden önce geçindirmek zorunda olduğumuz bir ailemiz var. Bizim kapalı olduğumuz günler ekmek paramızdan gidiyor. Bu zararları kimin karşılayacağını bilmiyoruz. Yıkım şirketine gidiyoruz, yüzümüze bakan yok. Müteahhide gidiyoruz, suçu yıkım şirketine atıyor. Yıkım şirketi müteahhide atıyor; müteahhit ise belediyeye atıyor. Muhtara gidiyoruz, o da kaymakama atıyor. Biz kime gideceğimizi şaşırdık. Bu şartlarda bu yıkım olmaz. Bizim zararımızı kim karşılayacak, biz kime gidelim, nasıl bir yol izleyelim bilmiyoruz. Bir Allah’ın kulu bizimle iletişime geçmedi. Yıkımcı burada, onunla konuşuyoruz; ’Ben ne yapabilirim hemşerim’ diyor, ’Belediyeden izin aldım’ diyor, ’Müteahhide gideceksin’ diyor. Müteahhide gidiyoruz; o da ’Ben işi yıkımcıya verdim kardeşim. Ben ne yapabilirim, hanginizle ilgilenebilirim’ diyor. Ne yapacağımızı şaşırdık. Mahalle muhtarına mı gidelim yoksa aramızda para mı toplayalım; biz bunu anlamadık. Biz bize dükkân verin demedik; sadece çoluğumuza çocuğumuza götüreceğimiz ekmek paramızı istedik" şeklinde konuştu. "Yeni evlendim, evime ekmek götüremiyorum" Esnaf Harun Avcı ise, dükkânını açtığı ilk günü kapatmak zorunda kaldığını anlattı. Harun Avcı ise, "6 Nisan Pazartesi günü ’Bismillah’ deyip dükkânımı açtım ama sabah geldiğimde karşılaştığım manzara buydu. Üç gündür kapalıyım. Ne bankacılar gelebiliyor ne de pos cihazı alabiliyorum. Müşterilerim arıyor, ama hiçbir şekilde görüşme sağlayamıyorum. Yaya yolunu kapattılar; üç gündür burada fazlasıyla mağduruz. Bununla ilgili muhatap bulamıyoruz. Müteahhide gidiyoruz; ’Yüklenici firmaya gidin’ diyor. Yıkım firmasına gidiyoruz; onlar ’Müteahhide gidin’ diyor. O da ’Belediyeye gidin’ diyor. Hepsine ulaştık ama kimse bize bir çözüm üretmiyor. Biz burada kira, stopaj ve vergi ödüyoruz; bunlar şu an hep cebimizden gidiyor. Yeni evlenmişim ama evime ekmek götüremiyorum. Bu durumdan çok muzdaribiz. En yetkili kimse gelip burada bir açıklama yaparsa ve bize yardımcı olursa tek isteğimiz budur" dedi. "Bana ’Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın’ dediler" Yıkımın olduğu alanda iki dükkânı olan ve bunlardan birinin zarar görmesi sonucu yetkililerle iletişime geçtiğinde kendisine gülerek cevap verildiğini anlatan Kübra Ceylan şu ifadeleri kullandı: "Üç gündür yıkım ekibiyle beraber gerçekten ciddi bir mücadele veriyorum. Az önce dükkânımın resmen yıkılışını ve enkaz oluşunu gözlerimin önünde izledim. Gerçekten bütün ürünler zarar gördü ve hâlâ kendime bir muhatap bulamıyorum. Yıkım ekibi olsun, yeni yapılacak binanın müteahhitleri olsun; sadece ’Duvarı örelim, tekrar devam edelim’ derdindeler. Allah rızası için sesimizi duymanızı istiyorum. Ben kimseden sadaka istemiyorum; ben bu dükkânı emek emek var ettim. Bu dükkânda çocuğumu elektrikli battaniyeye sarıp oturttum. Ben bir kadınım ve bu dükkânı tırnaklarımla kazıdım. Şu an enkazını izlemek beni gerçekten çok yıpratıyor. Onları defalarca uyardım ama yıkım ekibi bana hep gülerek cevap verdi. Beni muhatap almadılar, emeklerimi önemsemediler. Üç gündür dükkânım kapalı olduğu için zaten çok ciddi bir ciro kaybım var. Ben burada küçük bir esnafım ve tırnaklarımla kazıdığım emeklerim şu anda yok oldu. Üstelik hâlâ bana ’Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın’ diyorlar. Böyle bir şey olamaz. Üç gündür dükkânımı açamadığım gibi bu enkazın gözlerimin önünde oluşması çok acı bir durum. Yıkım ekibine defalarca söyledim; sanki bu kaçınılmaz sonu hissetmiş gibi ’Yavaş girin, dikkatli olun’ dememe rağmen, kepçenin üzerindeki adam dükkânın yıkıldığını görmesine rağmen ’Ben bu kepçeden inemem’ dedi. Hâlâ dertleri ’Duvarı örelim, devam edin’ demek. Ben bu kutulu ürünlerin tozunu alıp nasıl satabilirim. Ben ikinci elci değilim ki. Bu ürünleri bu şekilde satamam. Kendilerinin Allah korkusu veya kuldan utanması yok belki ama ben yapamam; bu vebaldir. Müşteriye bu ürünleri bu şekilde satamam."