ÇEVRE - 09 Nisan 2026 Perşembe 09:52

Sadece apartman değil, esnafın ekmek teknesi de yıkıldı

A
A
A
Sadece apartman değil, esnafın ekmek teknesi de yıkıldı

Eskişehir’in en işlek caddelerinden birinde gerçekleştirilen bina yıkımı, bölge esnafını isyan ettirdi. Yolun kapatılması nedeniyle kepenk kapatmak zorunda kalanların yanı sıra bazı esnafın ise ekmek teknesi yıkım sebebiyle zarar gördü.


Deliklitaş Mahallesi’nde gerçekleştirilecek 8 katlı bina yıkımı çalışmaları nedeniyle İbrahim Karaoğlanoğlu Caddesi’nin İki Eylül Caddesi ile Deliklitaş Caddesi arasında kalan bölümü ulaşıma kapatıldı. Bu olay sebebiyle cadde üzerinde dükkânları bulunan bazı esnaf ’Ekmek teknelerini’ kapatmak zorunda kalırken, bazı esnafın dükkânı ise yıkım sırasında zarar gördü. Bu durum karşısında belediyelerden ve müteahhitlerden herhangi bir muhatap bulamadığını iddia eden cadde esnafı, eve ekmek götürmekte zorlandıklarını belirtti.



Cadde hem araç hem de insan trafiğine kapandı


Yıkım esnasında oluşan inşaat atığı sebebiyle normalde şehrin en işlek caddelerinden biri olan İbrahim Karaoğlanoğlu Caddesi’nde trafik tamamen durdu. Bu durum sadece yıkım bölgesinde olan esnafı değil, cadde üzerinde bulunan tüm esnafı etkiledi. Ayrıca bu durum çevre bölgelerde insan ve araç trafiğinin artmasına sebep oldu.



"Bana ’Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın’ dediler"


Yıkımın olduğu alanda iki dükkânı olan ve bunlardan birinin zarar görmesi sonucu yetkililerle iletişime geçtiğinde kendisine gülerek cevap verildiğini anlatan Kübra Ceylan, şu ifadeleri kullandı:


"Üç gündür yıkım ekibiyle beraber gerçekten ciddi bir mücadele veriyorum. Az önce dükkânımın resmen yıkılışını ve enkaz oluşunu gözlerimin önünde izledim. Gerçekten bütün ürünler zarar gördü ve hâlâ kendime bir muhatap bulamıyorum. Yıkım ekibi olsun, yeni yapılacak binanın müteahhitleri olsun; sadece ’Duvarı örelim, tekrar devam edelim’ derdindeler. Allah rızası için sesimizi duymanızı istiyorum. Ben kimseden sadaka istemiyorum; ben bu dükkânı emek emek var ettim. Bu dükkânda çocuğumu elektrikli battaniyeye sarıp oturttum. Ben bir kadınım ve bu dükkânı tırnaklarımla kazıdım. Şu an enkazını izlemek beni gerçekten çok yıpratıyor. Onları defalarca uyardım ama yıkım ekibi bana hep gülerek cevap verdi. Beni muhatap almadılar, emeklerimi önemsemediler. Üç gündür dükkânım kapalı olduğu için zaten çok ciddi bir ciro kaybım var. Ben burada küçük bir esnafım ve tırnaklarımla kazıdığım emeklerim şu anda yok oldu. Üstelik hâlâ bana ’Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın’ diyorlar. Böyle bir şey olamaz. Üç gündür dükkânımı açamadığım gibi bu enkazın gözlerimin önünde oluşması çok acı bir durum. Yıkım ekibine defalarca söyledim; sanki bu kaçınılmaz sonu hissetmiş gibi ’Yavaş girin, dikkatli olun’ dememe rağmen, kepçenin üzerindeki adam dükkânın yıkıldığını görmesine rağmen ’Ben bu kepçeden inemem’ dedi. Hâlâ dertleri ’Duvarı örelim, devam edin’ demek. Ben bu kutulu ürünlerin tozunu alıp nasıl satabilirim. Ben ikinci elci değilim ki. Bu ürünleri bu şekilde satamam. Kendilerinin Allah korkusu veya kuldan utanması yok belki ama ben yapamam; bu vebaldir. Müşteriye bu ürünleri bu şekilde satamam."



"Bir Allah’ın kulu bizimle iletişime geçmedi"


Yıkım sebebiyle iş yerini kapatmak zorunda kaldığını anlatan Emre Özden, "Şimdi bizim derdimiz bu binanın yıkımı değil. Bu binanın zaten yıkılacağını biliyorduk ve bunu baştan kabul ettik. Fakat binanın bu şekilde yıkılacağını bize kimse söylemedi. Yani caddenin bu şekilde kapanacağını; yıkımın bu kadar önlemsiz, güvenliksiz ve gelişigüzel yapılacağını kimse söylemedi. Burada görebilirsiniz, biz burada esnafız. Yan yana iki üç tane dükkânımız var. Arkadaşım, dükkânı da gösterebilirsin. Kepenk kapalı, önünde demirler ve tahtalar var; tentemi açamıyorum, içeri giremiyorum. Bizim sıkıntımız; dükkân kiramızı ödeyemedik. Kredimiz ve borcumuz var; her şeyden önce geçindirmek zorunda olduğumuz bir ailemiz var. Bizim kapalı olduğumuz günler ekmek paramızdan gidiyor. Bu zararları kimin karşılayacağını bilmiyoruz. Yıkım şirketine gidiyoruz, yüzümüze bakan yok. Müteahhide gidiyoruz, suçu yıkım şirketine atıyor. Yıkım şirketi müteahhide atıyor; müteahhit ise belediyeye atıyor. Muhtara gidiyoruz, o da kaymakama atıyor. Biz kime gideceğimizi şaşırdık. Bu şartlarda bu yıkım olmaz. Bizim zararımızı kim karşılayacak, biz kime gidelim, nasıl bir yol izleyelim bilmiyoruz. Bir Allah’ın kulu bizimle iletişime geçmedi. Yıkımcı burada, onunla konuşuyoruz; ’Ben ne yapabilirim hemşerim’ diyor, ’Belediyeden izin aldım’ diyor, ’Müteahhide gideceksin’ diyor. Müteahhide gidiyoruz; o da ’Ben işi yıkımcıya verdim kardeşim. Ben ne yapabilirim, hanginizle ilgilenebilirim’ diyor. Ne yapacağımızı şaşırdık. Mahalle muhtarına mı gidelim yoksa aramızda para mı toplayalım; biz bunu anlamadık. Biz bize dükkân verin demedik; sadece çoluğumuza çocuğumuza götüreceğimiz ekmek paramızı istedik" şeklinde konuştu.



"Yeni evlendim, evime ekmek götüremiyorum"


Esnaf Harun Avcı ise, dükkânını açtığı ilk günü kapatmak zorunda kaldığını anlattı. Harun Avcı ise, "6 Nisan Pazartesi günü ’Bismillah’ deyip dükkânımı açtım ama sabah geldiğimde karşılaştığım manzara buydu. Üç gündür kapalıyım. Ne bankacılar gelebiliyor ne de pos cihazı alabiliyorum. Müşterilerim arıyor, ama hiçbir şekilde görüşme sağlayamıyorum. Yaya yolunu kapattılar; üç gündür burada fazlasıyla mağduruz. Bununla ilgili muhatap bulamıyoruz. Müteahhide gidiyoruz; ’Yüklenici firmaya gidin’ diyor. Yıkım firmasına gidiyoruz; onlar ’Müteahhide gidin’ diyor. O da ’Belediyeye gidin’ diyor. Hepsine ulaştık ama kimse bize bir çözüm üretmiyor. Biz burada kira, stopaj ve vergi ödüyoruz; bunlar şu an hep cebimizden gidiyor. Yeni evlenmişim ama evime ekmek götüremiyorum. Bu durumdan çok muzdaribiz. En yetkili kimse gelip burada bir açıklama yaparsa ve bize yardımcı olursa tek isteğimiz budur" dedi.



"Bana ’Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın’ dediler"


Yıkımın olduğu alanda iki dükkânı olan ve bunlardan birinin zarar görmesi sonucu yetkililerle iletişime geçtiğinde kendisine gülerek cevap verildiğini anlatan Kübra Ceylan şu ifadeleri kullandı:


"Üç gündür yıkım ekibiyle beraber gerçekten ciddi bir mücadele veriyorum. Az önce dükkânımın resmen yıkılışını ve enkaz oluşunu gözlerimin önünde izledim. Gerçekten bütün ürünler zarar gördü ve hâlâ kendime bir muhatap bulamıyorum. Yıkım ekibi olsun, yeni yapılacak binanın müteahhitleri olsun; sadece ’Duvarı örelim, tekrar devam edelim’ derdindeler. Allah rızası için sesimizi duymanızı istiyorum. Ben kimseden sadaka istemiyorum; ben bu dükkânı emek emek var ettim. Bu dükkânda çocuğumu elektrikli battaniyeye sarıp oturttum. Ben bir kadınım ve bu dükkânı tırnaklarımla kazıdım. Şu an enkazını izlemek beni gerçekten çok yıpratıyor. Onları defalarca uyardım ama yıkım ekibi bana hep gülerek cevap verdi. Beni muhatap almadılar, emeklerimi önemsemediler. Üç gündür dükkânım kapalı olduğu için zaten çok ciddi bir ciro kaybım var. Ben burada küçük bir esnafım ve tırnaklarımla kazıdığım emeklerim şu anda yok oldu. Üstelik hâlâ bana ’Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın’ diyorlar. Böyle bir şey olamaz. Üç gündür dükkânımı açamadığım gibi bu enkazın gözlerimin önünde oluşması çok acı bir durum. Yıkım ekibine defalarca söyledim; sanki bu kaçınılmaz sonu hissetmiş gibi ’Yavaş girin, dikkatli olun’ dememe rağmen, kepçenin üzerindeki adam dükkânın yıkıldığını görmesine rağmen ’Ben bu kepçeden inemem’ dedi. Hâlâ dertleri ’Duvarı örelim, devam edin’ demek. Ben bu kutulu ürünlerin tozunu alıp nasıl satabilirim. Ben ikinci elci değilim ki. Bu ürünleri bu şekilde satamam. Kendilerinin Allah korkusu veya kuldan utanması yok belki ama ben yapamam; bu vebaldir. Müşteriye bu ürünleri bu şekilde satamam."



Sadece apartman değil, esnafın ekmek teknesi de yıkıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Eskişehir merkezli 6 ilde uyuşturucu operasyonu Eskişehir merkezli 6 ilde, polis ekiplerince uyuşturucu satıcılarına yönelik düzenlenen eş zamanlı operasyonda gözaltına alınan 11 şüpheli adliyeye sevk edildi. Gözaltına alınan 5 şüphelinin yakalandıkları illerdeki emniyet müdürlüklerinde işlemlerinin devam ettiği öğrenilirken, soruşturma kapsamında daha önce tutuklanan 4 kişiyle birlikte operasyondaki toplam şüpheli sayısı 20 oldu. Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde zehir tacirlerine yönelik bir çalışma başlatıldı. Eskişehir merkezli olmak üzere Ankara, Antalya, Iğdır, Mardin ve Şanlıurfa illerinde belirlenen adreslere eş zamanlı baskınlar yapıldı. Çok miktarda kokain ile hassas teraziler ele geçirildi Soruşturma çerçevesinde şüphelilerin ikametlerinde ve araçlarında yapılan aramalarda, uyuşturucu maddeler ve ticaretinde kullanılan ekipmanlar ele geçirildi. Yapılan aramalarda; 779,81 gram kokain, 161,64 gram sentetik kannabinoid (bonzai), 239 adet Ecstacy hap, 24,91 gram esrar, 18 mililitre likit esrar, 29 adet sentetik ecza hap, 6 adet hassas terazi ve 1 adet kurusıkı tabanca ele geçirildi. Soruşturma kapsamında yüpheli sayısı 20’ye ulaştı Gözaltına alınan 16 şüpheliden 11’i Eskişehir’de işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilirken, 5 şüphelinin ise yakalandıkları illerdeki emniyet müdürlüklerinde işlemlerinin devam ettiği öğrenildi. Öte yandan, aynı soruşturma kapsamında daha önceki tarihlerde yapılan ara yakalamalarda tutuklanan 4 şüphelinin de dosyaya dahil edilmesiyle birlikte operasyon kapsamındaki toplam şüpheli sayısı 20’ye ulaştı.
İstanbul Üsküdar’da mahkemeyi kazandılar, inşaatı durduramadılar Üsküdar Belediyesi sınırlarında devam eden bir inşaatla ilgili vatandaşlar, mahkeme kararlarına rağmen çalışmaların sürdüğünü iddia ederek duruma tepki gösterdi. Bölgede yaşayan vatandaşlar, açtıkları davaları kazanmalarına rağmen inşaat faaliyetlerinin durmadığını söyleyerek yaşanan hukuk tanımazlığı dile getirdi. Üsküdar’da Asra Grup Mimarlık Yapı Yatırım Anonim Şirketi tarafından inşaat çalışmaları nedeniyle vatandaşlar ve şirket mahkemelik oldu. İddiaya göre, parselasyon ve yapılaşma sürecine karşı vatandaşlar tarafından dava açıldı. Görülen duruşmalar sonucunda mahkemeden yürütmeyi durdurma ve ruhsat iptali yönünde karar çıktı. Ancak bu kararlara rağmen inşaat çalışmalarının devam ettiği ileri sürüldü. Mahkeme kararlarının belediyeye tebliğ edilmesine rağmen çalışmaların sürdüğünü dile getiren mahalle sakinleri, bölgede yaklaşık 30 kişinin risk altında yaşadığını belirterek yaşanan durumu gözler önüne serdi. "Mahkeme kararına rağmen yeniden encümen kararı alındı" Vatandaşlardan Lütfü Karadoğan, mahkeme kararlarının belediyeye tebliğ edilmesine rağmen inşaatın durmadığını iddia ederek, "Sinem Hanım ve Nazım Beyle birebir görüştük ve kendileri bize şu ifadede bulundu: ’Mahkemeliksiniz, dolayısıyla Üsküdar Belediyesi ve vatandaş bir mahkeme yoluna gitmiş, mahkeme sonucunda çıkacak kararlara saygı duyacağız. Ama elimizden bir şey geliyorsa, eğer bir haksızlığa uğramışsanız bu parselasyon konusunda, elimizden geleni yapacağız.’ Biz bu sözü aldık; encümen kararları iptal oldu, yürütme durduruldu. Ama mahkemenin vermiş olduğu kararlara rağmen tekrardan encümen kararı alarak inşaata yapı ruhsatı vermek suretiyle müteahhit firmaya çalışmalarını tüm hızıyla devam ettirdi. 2 Nisan’da aldığımız inşaatın durdurulmasıyla ilgili kararımız şu anda burada. Buna rağmen 5 gündür çalışmaktalar. Tebligat ulaştı, mahkemece de tebliğ edildi Üsküdar Belediyesi’ne ’burası duracak’ diye; burası durmuyor, hala çalışılıyor tüm hızıyla." "Beş dava açtık, beşini de kazandık" Bir diğer vatandaş Hayrettin Bayhatun, "Baştan sona bir hukuk tanımazlık var. Beş ayrı dava açtık ve hepsini kazandık. Ancak hiç mahkeme kararı yokmuş gibi inşaat devam ediyor" ifadelerini kullandı. "’Başkan ’Biz buradaki mağduriyeti çözeceğiz’ dedi, çözmedi" Mahalle Muhtarı Kadir Uğurtay ise hem muhtar hem de vatandaş olarak mağdur olduğunu belirterek, sürecin usule uygun yürütülmediğini öne sürdü. Konuya ilişkin Uğurtay, şu ifadeleri kullandı: "Hem muhtar olarak hem de bir vatandaş olarak mağdur durumdayım. Her şey usulüne göre yapılsaydı bugün bu sorunlarla karşılaşmazdık. 9 dönüm bir yerde yüzde 50.1 muvafakatname almadan belediye böyle bir parselasyon yaptı. Ben muhtarlığımı bir kenara bırakıp bir vatandaş olarak Sinem Hanım’la üç kez görüştüm. Her defasında bana dedi ki, ’Biz buradaki mağduriyeti çözeceğiz.’ Çözmedi. Bir senedir benim evim uçurumda duruyor. Orada yaşayan yaklaşık 30 tane kişi var. Allah korusun bir deprem olsa ya da yağmurdan dolayı bir kayma olsa hepimiz çökeceğiz. "Ruhsat durduruldu ama belediye tekrar encümen kararı aldı" Yapılan yanlış parselasyon nedeniyle kentsel dönüşüm konusunda da sıkıntı yaşadıklarını dile getiren Uğurtay, "Üsküdar Belediyesi ilk göreve geldiğinde ’Burada kanunsuz işler döndüğünü, burada yapılan imarla alakalı sıkıntıların olduğunu’ söylemişti; ’Biz bunlara karşı duracağız’ demişti. Durdu mu? Durmadı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı alet ettiler bu işe. İçişleri Bakanlığı’na yazı yazdılar ’Buranın güvenliğini almamız lazım, dolguları yapmamız lazım’ diye ama yine dolgu yapılmadı. 5 aydır inşaat çalışıyor. Burada yaklaşık 8 tane dava açtık. Biz dava açıyoruz, onlar encümen kararı alıyor. Onlar ruhsat alıyor, biz tekrar ruhsat davası açıyoruz ve her açtığımız davada da biz kazanıyoruz. Ruhsatı durduruldu mahkemelerce, encümen kararları iptal oldu ama yetmedi, belediye tekrar encümen kararı aldı. Biz kimsenin mağdur olmasını istemiyoruz. Bizim amacımız toplu bir kentsel dönüşüm. Ama şimdi nasıl müteahhide vereceğiz orayı? Kaç tane müteahhitle görüştük, yanaşmak bile istemiyorlar çünkü yapılan parselasyon çok kötü bir parselasyon. Bizim davamız yapılan parselasyona. Biz bu konuda hakkımızı arıyoruz" şeklinde konuştu. Mahkeme kararları tartışma konusu oldu Vatandaşlar, mahkemelerin verdiği kararların uygulanmadığını öne sürerek yetkililere çağrıda bulundu. Sürecin şeffaf şekilde yürütülmesini isteyen bölge sakinleri, toplu kentsel dönüşüm yapılması gerektiğini ifade etti. Öte yandan, iddialarla ilgili Üsküdar Belediyesi yetkililerinden konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
İstanbul İTO Başkanı Avdagiç: ’’Savaş kaynaklı enflasyon riskinden ‘üretim, verimlilik ve ihracat’ üçgenini uzak tutmalıyız’ İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, "Avrupa’nın tedarikini yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel ’warflation (savaş kaynaklı enflasyon)’ riskinden üretim, verimlilik ve ihracat üçgenini uzak tutmalıyız." değerlendirmesinde bulundu. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, yaptığı yazılı açıklamada, küresel enerji krizinden Türkiye ekonomisine ve tedarik zinciri kırılmalarına dair değerlendirmelerde bulundu. Küresel ‘savaşflasyon’ riskinin dikkate alınması gereken bir etken olduğunu vurgulayan Avdagiç, Türkiye ekonomisinin iç talep desteğiyle büyümesini sürdürdüğünü, bununla birlikte dış talebin zayıflaması ve maliyetlerdeki artışın büyümenin kompozisyonunu etkileyebileceğini kaydetti. İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye’nin kendi iç dinamikleriyle büyüyebileceğini belirterek, üç temel öneri sıraladı. Avdagiç, "Bizim kendi gücümüz, kendi çözümlerimizdir. Şöyle ki; yenilenebilir kaynaklarla ve nükleer güçte kapasite artışıyla enerji bağımlılığını düşürebiliriz. Katma değerli üretim yapısı ve ihracat kompozisyonuyla dış kaynak ihtiyacını karşılarız. Arz yönlü politikalar ve yapısal reformlarla da enflasyon sorununun üstesinden pekala gelebiliriz." ifadelerini kullandı. "Fırsat penceresi bize konjonktürel değil, yapısal fırsatlar getiriyor" Türkiye’nin önündeki fırsat penceresinin konjonktürel değil, yapısal bir nitelik taşıdığını belirten Avdagiç, şöyle devam etti: "Eskiden enflasyon, deflasyon ya da stagflasyonu bilir ve fiyat artışıyla bağlantısını kurardık. Şimdi ’warflation (savaş kaynaklı enflasyon)’ diye yeni bir kavram daha üretildi. Bununla da savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgası kastediliyor. Bu yeni rejimde büyüme yavaşlarken fiyatlar yükseliyor. Dünyada savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin hep dikkat çektiğimiz potansiyeli, bugün çok daha yüksek bir gerçekleşme şansına sahip: Avrupa’nın tedarikini daha yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Gümrük Birliği entegrasyonu, Türkiye’nin ‘Made in EU’ düzenlemesine dahil edilmesi, gelişmiş sanayi altyapısı ve tedarik avantajı, Türkiye’yi Avrupa için stratejik bir üretim ortağı konumuna taşıyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel ‘warflation’ riskinden ‘üretim, verimlilik ve ihracat’ üçgenini uzak tutmalıyız." "Merkez Bankası’nın üretimi de gözeten politika duruşu istikrarın sigortası olacaktır" İTO Başkanı Avdagiç, TCMB’nin para politikası beklentilerine ilişkin ise şunları söyledi: "Savaş öncesinde oluşan faiz indirimi beklentilerinin, artan enflasyon riski ve küresel sıkılaşma koşulları nedeniyle belirgin şekilde zayıfladığı görülüyor. Piyasa beklentileri, kısa vadede faiz indirimlerinin ötelenebileceği ve para politikasında daha uzun süre sıkı duruşun korunacağı yönünde şekillenmeye başladı. Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı ve finansal istikrarın korunmasına yönelik üretimi de gözeten hassas kurgulanmış politika duruşu, bir bütün olarak ekonomik istikrarın sigortası olacaktır." Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının gittikçe zayıfladığına dikkat çeken Avdagiç, "Uzmanlar dünya ekonomisinin yeniden düşük büyüme, yüksek enflasyon patikasına yaklaştığını söylüyorlar" dedi. Şekib Avdagiç, savaş sona erdirilmezse giderek büyüyen ham petrol kıtlığının tarımdan petrokimyasallara, tekstilden sağlık sektörüne kadar birçok üründe darboğaza yol açabileceğini vurgulayarak, "Temel zorluk artık fiyat olmaktan çıktı, temel zorluk dünya çapında fiziksel kıtlığa dönüşmeye başladı. Arz kıtlığı ve artan fiyatların oluşturduğu etki, tüketici pazarının her köşesine yayılıyor" ifadelerini kullandı. Küresel dönüşümün Türkiye açısından hem riskler hem fırsatlar içerdiğinin altını çizen Avdagiç, "ABD-İran arasındaki kırılgan ateşkesin barışa dönmesiyle dezavantajlarımızın geçici ve yönetilebilir, güçlü avantajlarımızın ise kalıcı ve stratejik nitelikte olduğu yeni bir dönem bekliyoruz" değerlendirmesinde bulundu. "Sadece yılın ilk çeyreğinde dahi kur ile enflasyon arasındaki makasın yüzde 7’ye yaklaşması, ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor" Avdagiç, Türkiye’nin dış ticaret hedefleri için enflasyonla kur arasındaki korelasyonun giderek açıldığını belirtti. Avdagiç, "Sadece yılın ilk çeyreğinde dahi kur ile enflasyon arasındaki makasın yüzde 7’ye yaklaşması, ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor. Türkiye’nin dış ticaret hedefleri açısından enflasyon ile kur arasındaki korelasyonun giderek zayıfladığına dikkat çekiyoruz. Yılın ilk üç ayında kümülatif enflasyon yüzde 10’a ulaşırken, kur artışı yüzde 3 seviyesinde kaldı. Son iki yıllık döneme baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tüketici ve üretici enflasyonunun ortalaması yüzde 70’e ulaşırken, kurdaki artış yüzde 42 seviyesinde gerçekleşti. Böylece iki yılda kur ile enflasyon arasındaki fark 28 puan oldu. Kurun enflasyona paralel hareket etmemesi, zamanla yapısal bir rekabet gücü kaybına dönüşme riski taşıyor. Bu sürecin önüne geçmek zorundayız." ifadelerini kullandı. Bu tablonun yansımasının dış ticaret verilerimizde de görüldüğüne dikkati çeken Avdagiç, 2026’nın ilk çeyreğinde ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,1 azaldığını, ithalatımızın ise yüzde 4,7 arttığını kaydetti. Şekib Avdagiç, şöyle devam etti: "Dolayısıyla bundan sonraki süreçte enflasyonla kur arasındaki korelasyonun paralel gitmesi, hatta bir miktar kur lehine bir sürecin devreye girmesinin, Türkiye’nin rekabetçiliği açısından elzem hale geldiğini düşünüyoruz. Sürdürülebilir bir ihracat büyümesi için enflasyonun kalıcı olarak dizginlenmesinin yanında Türk Lirasının gerçekçi bir seviyede seyretmesi son derece önemli. Katma değerli ürünlere geçişin hız kazanması adına da bunun gerekli olduğuna inanıyoruz."