GÜNDEM - 09 Eylül 2025 Salı 12:25

12 Eylül’ün tanıklarından Haluk Demir cezaevinde yaşadıklarını anlattı!

A
A
A

12 Eylül döneminde Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’ndan yargılanan ve 11 yıl cezaevinde yatan Haluk Demir o döneme ilişkin, "Cezaevi başlı başına insanlık dışı ilişkilerin başladığı ve bittiği yer oldu. Aslan dediğin cüce çıktı, cüce dediğin de aslan oldu" dedi.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren öncülüğünde yapılan 12 Eylül askeri darbesinin etkisi 45 yıl geçmesine rağmen hala sürüyor. Darbe sonrası 650 bin kişi gözaltına alındı, 171 kişi işkenceyle öldürüldü. O dönem ise akıllarda insan hakları ihlalleri, idam ve kötü muamelelerle anılıyor. Dönemin cezaevlerinde tutuklu bulunan mahkumların yaşadıkları ise dün gibi taze. İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine cezaevinde yaşadıklarını anlatan Haluk Demir, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’ndan yargılandığını ve 11 yıl ceza yattığını kaydetti.

"Niye İstiklal Marşı okudunuz diye dünyaya geldiğimize pişman ettiler"

Henüz 16 yaşındayken bir silah yakalattığı için cezaevine girdiğini belirten Demir, yaşı küçük olduğu için sübyanlar koğuşuna alındığını belirterek, "Bizleri önce topladılar. Cezaevine koydular. Kim kimdir, ne değildir belli değil. Herkesi hücrelere alınacakları hücreye aldılar, koğuşa alınacakları koğuşa aldılar. O anda beni de tecrit 1 arkaya. Orada Murat Cankoçak’la, Dev-Yol merkez komite üyesiyle beraber kaldık. İlk önceleri birbirimize yaklaşmadık ama daha sonra sohbetlerimiz de oldu, anlaştık. Yorumlar da yapıyorduk karşılıklı. Üç yıl sonra Milliyetçi Hareket Partisi’nin iddianamesi hazırlandı. Mahkemeye 1982 yılında çıktık. Tabii sanık sayısı fazla olduğu için ilk duruşmada bizler önce alındık. Daha sonra rahmetli Alparslan Türkeş ve MYK üyelerimiz, o anki genel başkan yardımcılarımız falan geldi. Girince ister istemez gayri ihtiyar kalktık, İstiklal Marşı okuduk. İstiklal Marşı’nı okuduk, okumasına gayet güzel. Ama mahkeme ara verdi, o arada tekrar cezaevinin avlusuna geldik. Aman Allah’ım, niye İstiklal Marşı okudunuz diye dünyaya geldiğimize pişman ettiler" ifadelerini kullandı.

12 Eylül’ün tanıklarından Haluk Demir cezaevinde yaşadıklarını anlattı!

"Askerin içerisinde vicdana gelenler oluyor"

Mamak Hapishane Müdürü Raci Tetik’in insanlık dışı işkencelerine maruz kaldıklarını aktaran Demir, "İnanın yemeğin içerisine, çok affedersiniz fare koydular. Şimdi yemek yiyeceksin, zaten yoruluyorsun. Psikolojin zaten dibe vurmuş. Diyorsun ki, ‘Gel arkadaş, yemek yiyeceğiz.’ Yemeğe bakıyorsun, fare. Asker, ‘Bu ne diyor?’, biz de tabii ‘fare’ diyoruz, yok, ‘sıçan’ diyoruz, yok. Ne diyorsak yok, tabii yok derken de bu arada biz bilemedik diye coplanıyoruz. Daha sonra askerin içerisinde vicdana gelenler oluyor. Dedi ki, ‘keklik’ de, ‘keklik’ dedik, sopadan kurtulduk. O sopanın üzerine yemeği nasıl yediysek düşün işte" diye konuştu. Haftada iki kere mahkemeye çıktıklarını belirten Demir, mahkeme salonunda emirlerin dışına çıkıldığında da işkenceye maruz kaldıklarını söyledi.

"Yol farklılığından başka bir şey olmadığını da gördük"

Cezaevlerinde hücrelere bir sağdan bir soldan mahkumlar konulduğunu dile getiren Demir, "Ben bize yakın gazeteleri alıyordum. Onlar da sola yakın gazeteleri alıyordu. Hemen hemen de öbür taraftan da gazete alıyoruz ki acaba onların yorumları nedir diye. En son (Dev-Yol üyesi) Murat Cankoçak, ‘Her gün bu kadar gazete alıyoruz. Niye boş yere para veriyoruz? İşte bir bölüşelim, yarısını sen al, yarısını ben alayım. Beraber okuyalım. Bütçemize faydası olsun’ dedi. Tabii mantıklı geldi, öyle de uyguladık. Daha sonra oturduk siyasi görüşlerimizi, o ne ister, ben ne isterim. Niye böyleyiz, niye geldik buraya falan onların tartışmalarını da yaptık. Yol farklılığından başka bir şey olmadığını da gördük yani" dedi.

12 Eylül’ün tanıklarından Haluk Demir cezaevinde yaşadıklarını anlattı!

"Halbuki o solcuydu, ben sağcı"

Mahkeme sürecinde savunma yapmadan önce sağcı ve solcu mahkumların birbirleri ile yardımlaşarak tavsiyeler verdiğini aktaran Demir, "Solcu bir arkadaşımız da itirafname yazmıştı. Bana verdi, "Abi ben bunu verirsem beni aforoz ederler. Benim haberim olmadan siz verin’ dedi. Ben koğuşta kıdemli olduğum için postaya onun adına verdim. Halbuki o solcuydu, ben sağcı" şeklinde konuştu.

"Askerimizin böyle bir şeye alet olmasından dolayı hala vicdanen rahatsızlık duyarım"

Mamak Cezaevi’nde mahkumun ‘kafes’ adı verilen demirlerle kapalı bir bölüme alındığını belirten Demir, "Kafesin içine atılıyorsunuz. Kafesin içine girdiğiniz andan itibaren siz bir aslansınız. Asker, aslan terbiyecisi. Her hareketinizde, her kımıldamanızda, her nefesinizde sopa yiyorsunuz. Daha sonra oradan dağıtımlar yapılıyor. A blok, B blok, C blok, işte blokların içerisinde tecritler var. Oraya gidişinizde, dönüşünüzde coplanıyorsunuz, her türlü hakareti yiyorsunuz. Cezanın tecritlerinin haricinde bir de hücresi var. Hücreyi anadan üryan konuyorsunuz. 82’de o tipide ben hücredeydim. Anadan üryan soyunuyorsunuz. Suyun içindesiniz. Dursanız su donuyor. Hareketsizsiniz, insansınız bir noktada yoruluyorsunuz. İnsanlık dışı muameleleri gördük, yaşadık. Canımız yanıyor mu? Çok yanıyor. Askerimizin böyle bir şeye alet olmasından dolayı hala vicdanen rahatsızlık duyarım. Geliyorsun, oradan çıkışta yerleri ıslatıyorlar, arap sabunları sürülüyor. Zaten suyun içinden çıkmışsın. Zaten yorgun bitiksin. İki tarafa askerler diziliyor, ellerinde coplarla. Sen o sabunlu yerden yürüyene kadar zaten düşüp kalkıyorsun. Bir de üzerine aynı anda coplar iniyor. Bir geliyorsunuz, simsiyahsınız koğuşta. Oradaki arkadaşlarımız Allah razı olsun, hemen seni sarıyor, sarmalıyor. Bunu da gizli yapıyor. Açık yaptığı zaman asker çağırıp onu da dövebiliyor" dedi.

12 Eylül’ün tanıklarından Haluk Demir cezaevinde yaşadıklarını anlattı!

"Cezaevi başlı başına insanlık dışı ilişkilerin başladığı ve bittiği yer oldu"

12 Eylül öncesi dönemde Ülkü Ocakları Genel Başkanı görevinde olan Hasan Çağlayan’ın yeğeninin de Mamak Cezaevinde askerlik yaptığını aktaran Demir, "Dayısını dövmek zorunda kaldı, ‘Dayı, yapmayayım’ dediğinde, (Çağlayan) ‘Yap’ dedi. Çünkü oradan gitti mi bizim için de sıkıntı. Acil bir şeye ihtiyacımız oluyordu, o getiriyordu. Böyle olaylar da yaşadık. Dolayısıyla cezaevi başlı başına insanlık dışı ilişkilerin başladığı ve bittiği yer oldu. Aslan dediğin cüce çıktı, cüce dediğin de aslan oldu. Maalesef hala şimdi de aynı şekilde devam ediyorlar. O zamanki cezaevi iç emniyet amirlerinden, askerlerden bize yakın olan, düşünceye sahip olan insanlar bizi buldu, görüştük, sohbet ettik, helalleştik. Efendim, bazılarıyla helalleşmedik. Çünkü hakikaten aşmışlardı, helalleşmedik" ifadelerini kullandı

Oğuzhan Halil Özbek - Bilal Sarıkavak - Fırat Demir

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Elazığ Elazığlı bilim insanı Quantum Pioneer Formunda Türkiye’yi temsil etti Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muharrem Tuncay Gençoğlu, Amerika Birleşik Devletlerinde Microsoft Research tarafından düzenlenen Microsoft Quantum Pioneer Forum’a Türkiye’den davet edilen tek bilim insanı oldu. Fırat Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Muharrem Tuncay Gençoğlu, Amerika Birleşik Devletleri’nin Santa Barbara kentinde Microsoft Quantum Pioneer Forum kapsamında düzenlenen ve yalnızca davetli bilim insanlarının yer aldığı kapalı bir uluslararası toplantıya katıldı. Harvard, MIT, University of Sydney ve University of Cologne gibi dünyanın önde gelen üniversitelerinden seçkin araştırmacıların yer aldığı buluşmada Gençoğlu, Türkiye’den davet edilen tek bilim insanı olarak yer aldı. Quantum teknolojilerinin geleceğine yön veren araştırma başlıklarının ele alındığı üst düzey toplantıda Gençoğlu, ölçüm tabanlı topolojik quantum hesaplama alanına ilişkin özgün yaklaşımını uluslararası bilim camiasıyla paylaştı. Sunumun, mevcut yaklaşımlardan farklı bir perspektif sunarak yeni araştırma yönlerine katkı sağlayabilecek nitelikte olduğu değerlendirildi. Sınırlı sayıda katılımcının yer aldığı ve disiplinler arası bilimsel tartışmaların yürütüldüğü etkinlik, quantum bilgi teknolojileri alanında çalışan önde gelen araştırmacıları bir araya getirdi. Katılımcılar, alanın temel sorunları, gelecekteki araştırma yönleri ve muhtemel teknolojik uygulamalar üzerine kapsamlı fikir alışverişinde bulundu. Seçkin katılımcı profili ve yüksek bilimsel düzeyiyle dikkat çeken toplantı, quantum teknolojilerinin geleceğini şekillendiren önemli platformlardan biri olarak değerlendiriliyor. Etkinlik, farklı ülkelerden gelen bilim insanları arasında iş birliği ve yeni araştırma ağlarının oluşmasına da katkı sağladı. Microsoft Research tarafından organize edilen ve davetli katılım esasına göre gerçekleştirilen toplantı, bilim insanlarına gösterilen ilgi ve sağlanan akademik etkileşim ortamıyla da öne çıktı. ‘Türkiye’den katılmak ve hem ülkemi hem de üniversitemi temsil etmek ayrı bir gurur kaynağı oldu’ Fırat Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muharrem Tuncay Gençoğlu, "Bu gelişme hem akademik anlamda hem de akademik çalışmaların teknoloji ve iş dünyasındaki yansımaları açısından benim için oldukça önemli. Microsoft gibi bir firma tarafından davet edilmek ayrıca büyük bir mutluluk. Asıl mesele şu ki Microsoft Quantum Pioneers Forum her yıl fikir ve proje çağrısı açıyor. Bu yıl ben de oraya bir proje fikri gönderdim. Bu fikir ilk aşamayı geçerek seçilenler arasına girdi, ancak değerlendirme süreci hâlen devam ediyor. 14-15 Mart tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Santa Barbara kentinde düzenlenen foruma katılmam için davet aldım. Çok seçkin üniversitelerden konuşmacıların yer aldığı, fotoğraf ve sunumların dışarıya yansıtılmadığı özel bir toplantıydı. Microsoft Research’ün Santa Barbara’da Station Q adıyla faaliyet gösteren ve tamamen Quantum araştırmalarına odaklanan bir grubu bulunuyor. Majorana 1 adı verilen bir quantum çip de geliştirdiler, ancak bu çipin halen bazı eksiklikleri ve çözülmesi gereken problemleri var. Quantum hesaplama alanındaki bu programa davet edilmem bizim için önemli bir fırsattı. Çünkü adeta üst düzey bir ‘devler ligi’ niteliğindeki, son derece seçkin araştırmacıların bulunduğu bir ortamda yer almak beni ziyadesiyle mutlu etti. Ayrıca 28 davetli konuşmacının 27’si Avrupa ve Amerika’dan gelmişti, sadece Fırat Üniversitesi olarak Türkiye’den katılmak ve hem ülkemi hem de üniversitemi temsil etmek ayrı bir gurur kaynağı oldu. Kendi alanlarında dünyanın ilk 5 ve 10’unda yer alan Harvard, MIT, California, Pennslyvania, Indiana gibi üniversitelerle aynı toplantıda bulunmak ve Fırat Üniversitesi’nin adını bu platformda zikretmek benim için son derece onur vericiydi. Toplantıya katılan 28 üniversitenin 25’i Amerika’dan, Amerika dışından ise Avusturalya’dan Sydney Üniversitesi, Almanya’dan Cologne Üniversitesi ve Türkiye’den Fırat Üniversitesi davet edilmişti. Dünyanın en iyi üniversiteleri arasında dışarıdan çağrılan üç üniversiteden biri olmak da ayrıca büyük bir mutluluktu" dedi. ‘Teknoloji hızla ilerlerken geri kalma gibi bir lüksümüz yok’ Kendi yaklaşımının ölçüme dayalı topolojik quantum hesaplama temelli olduğunu belirten Gençoğlu, "İlk kez, ölçüme dayalı topolojik quantum hesaplama sürecinin sonlu durum makineleri çerçevesinde modelleyerek farklı bir yaklaşım ortaya koyduk. Bu fikir orada değerli bulundu; üzerinde çeşitli tartışmalar ve değerlendirmeler yapıldı. İnşallah çalışmaların devamını getireceğiz. Bu etkinliğe katılım, Türkiye’deki bilim insanlarının quantum teknolojileri gibi ‘derin’ ya da ‘yıkıcı’ olarak adlandırılan alanlarda geri kalmayacağını ve bu alanlarda var olduğumuzu göstermesi açısından son derece önemli. Ayrıca özellikle genç akademisyenlerimiz ve öğrencilerimiz için önemli bir motivasyon kaynağı olacağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye’den, Fırat Üniversitesi’nden bir bilim insanının dünyanın en seçkin üniversiteleri arasında yer alarak bir fikrini özgürce sunabilmesi ve bu fikrin tartışılması önemli bir eşiğin aşıldığını gösteriyor. Türkiye’deki pek çok üniversiteden bilim insanı bu eşiği daha önce aşmıştı, Fırat Üniversitesi’nden genç akademisyenlere örnek olabilmek, motivasyonlarını artırmak ve onlara güç katabilmek ise çok daha değerli. Bundan sonra Fırat Üniversitesi’nden ve Doğu’daki diğer üniversitelerden de benzer atılımların geleceğine inanıyorum. Teknoloji hızla ilerlerken geri kalma gibi bir lüksümüz yok" ifadelerini kullandı.
Ankara Bakan Uraloğlu, Karadeniz’de dronla vurulan Türk tankerine ilişkin: "Teknik ekiplerimiz olay yerine sevk edildi, 27 personelimizde yaralanma yok" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Karadeniz’de dronla vurulan Türk petrol yüklü tankere ilişkin, "Karadeniz’de Türk tankerine dron isabet etti. Teknik ekiplerimiz olay yerine sevk edildi. 27 personelimizde yaralanma yok" dedi. Türk şirketi Pergamon Denizcilik İşletmeleri A.Ş.’ye ait eski ismi Beşiktaş olan ‘Altura’ isimli ham petrol tankeri, Rusya’nın Karadeniz’in kuzeydoğusundaki liman şehri Novorossiysk’ten hareket ettikten sonra saat 00.30 sıralarında saldırıya uğradığı açıklandı. Tankerin, Rusya’nın Novorossiysk Limanı’ndan İstanbul’a yola çıktığı ve 140 bin ton ham petrol taşıdığı belirtilirken, gemiye dron isabet etmesi sebebiyle üst güvertesinde ve makine dairesinde hasar oluştuğu ve geminin su aldığı öğrenildi. Saldırının ardından gemiden yapılan yardım çağrısının ses kayıtları ortaya çıktığı, kayıtlarda mürettebattan kimsenin yaralanmadığı, geminin su aldığı ve acil yardım beklendiği açıklandı. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, teknik ekiplerin olay yerine sevk edildiğini ve mürettebattan kimsenin yaralanmadığını belirtti. "27 personelimizde yaralanma yok" Bir televizyon programında konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, mürettebattan kimsenin yaralanmadığını belirterek, "Karadeniz’de Türk tankerine dron isabet etti. Teknik ekiplerimiz olay yerine sevk edildi. 27 personelimizde yaralanma yok. Geminin makine dairesinin insansız deniz aracı ile hedef alındığını düşünüyoruz" ifadelerine yer verdi.
Erzurum Oltu’da coşkulu kurtuluş bayramı Erzurum’un Oltu ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 108. yıl dönümü dolayısıyla kutlama programı düzenlendi. Programın açılış konuşmasını yapan Oltu Belediye Başkan Vekili Selma Mevlütoğlu, "Bugün toprağımızın özgürlükle mühürlendiği esaretin zincirinin bir daha kırılmamak üzere parçalandığı Oltumuzun düşman işgalinden kurtulduğu büyük bir gurur heyecanla kutluyoruz bundan tam 108 yıl önce bu kadim topraklarda sadece bir askeri zafer değil bir milletin namusunu Bayrağını her şeyin üstünde tuttuğunun destanı yazıldı 1918 25 mart sabahı yükselen hürriyet sesi Anadolu’nun istilal müjdecisi oldu aziz Oltulular bizim tarihimiz sadece savunma tarihi değil aynı zamanda bir devlet kurma iradesidir" diye konuştu 25 Mart etkinlikleri kapsamında, Efkan Ala Kültür Evi’nde gerçekleştirilen programa ilçe protokolü ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda temsili göç gösterisi canlandırılırken, müzik konseri, şiir okumaları ve öğrencilerin koro performansları izleyicilerden beğeni topladı. Oltu İbni Sina Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri tarafından sahnelenen temsili göç gösterisi duygusal anlara sahne oldu. Gösteride esaret süreci ve ardından Türk askerinin vatanı kurtarışı canlandırılırken, salonda bulunanlara hem hüzün hem de gurur dolu anlar yaşatıldı. Programa, Oltu Kaymakamı Mustafa Çelik, Oltu Garnizon Komutanı Tank Kurmay Albay Hakan Kan, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Recep Kaplan, Oltu Belediye Başkan Vekili Selma Mevlütoğlu, Oltu Cumhuriyet Başsavcısı Onur Yavuz, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Kazdal, siyasi parti temsilcileri, kurum amirleri ve vatandaşlar katıldı.
Samsun Boynunda kemoterapi, kalbinde meslek aşkı: İki farklı kanser ile mücadele eden hekimin sarsılmaz azmi Samsun’da akciğer ve pankreas kanseriyle aynı anda mücadele eden ve boynuna bağlı kemoterapi ilacıyla çalışmasını sürdüren kadın hekim yaşadığı zorlu sürece rağmen görevinden kopmayarak örnek bir duruş sergiliyor. Samsun’da yaşayan 58 yaşındaki Acil Tıp Hekimi Bendegül Kuruçelik, 35 yıllık meslek hayatında sayısız hastaya şifa oldu. Bugün ise hem hekim hem hasta olarak hayat mücadelesini sürdüren Dr. Bendegül Kuruçelik, yaşadığı zorlu sürece rağmen görevinden kopmayarak örnek bir duruş sergiliyor. FBM Tıp Merkezi’nde acil doktoru olarak çalışan ve iki çocuk annesi olan Kuruçelik, kendisine konulan akciğer ve pankreas kanseri tanılarının ardından zorlu bir tedavi sürecine girdi. Geçirdiği ameliyatların ardından kısa sürede yeniden görevine dönen deneyimli hekim, mesleğine olan bağlılığını bir an olsun kaybetmedi. Boynuna bağladığı aparat ile hem kemoterapi alıyor hem çalışıyor Kemoterapi sürecinin fiziksel olarak oldukça yıpratıcı olduğunu ifade eden Dr. Kuruçelik, buna rağmen çalışmanın kendisine güç verdiğini belirtti. Boynuna takılı cihaz aracılığıyla 48 saat boyunca kemoterapi ilacı aldığını dile getiren Kuruçelik, "Akciğer ve pankreas kanseriyim. Kendi tanılarımı kendim koydum. Ameliyatlardan bir ay sonra çalışmaya başladım. Beni hayata bağlayan iki şey oldu: Kızlarım ve işim. İşimi yaptığım sürece sağlıklıyım. İşimi yapamamak kaygısı, hastalıktan daha çok korkuttu beni. İşimi yaptığım sürece hastalığımı unuttum ve tedaviye çok daha rahat devam edebildim. Bu süreç gerçekten çok zorlu. Hekimken bunun empatisini tam anlamıyla yapamıyormuş insan. Hasta olunca bunun ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Kemoterapi zor bir süreç; bu süreçte çalışmak ise daha da zor. Bu anlamda FBM Tıp Merkezi bana kucak açtı. Kanser hastası bir hekimle çalışıyorlar" dedi. "Bir daha dünyaya gelsem yine acil hekimi olurdum" Kemoterapi ilacı alırken çalışmanın zorluklarını anlatan Dr. Kuruçelik, "Tabii ki sıkıntılarım oluyor. Bu sıkıntıları annelik ve meslek aşkımla minimize ediyorum. Kemoterapim hâlâ devam ediyor. Boynuma taktığım bir cihazla, 48 saat boyunca damardan ilaç alıyorum. Yan etkileri oldukça fazla: Ödem yapıyor, nöropatiye neden oluyor. Elleriniz ve ayaklarınız uyuşuyor. Soğuk bir şeye temas edemiyorsunuz. Gerçekten zor bir süreç. Bugünlere geldiğim için elbette çok mutluyum. Arkadaşlarım ilk zamanlarda çok endişeliydi. Benim rahatlığımı gördükçe onlar da rahatladılar. Hastalarım da memnun. Hatta şaşırıyorlar; boynumdaki cihazın ne olduğunu soruyorlar. Kanser hastası olduğumu öğrenince bana daha farklı bir saygıyla bakıyorlar. Bir daha dünyaya gelsem yine acil hekimi olurdum" diye konuştu.