POLİTİKA - 06 Mart 2026 Cuma 11:42

Adalet Bakanı Gürlek: "(Umut Hakkı) Şahsa özgü, genel af anlayışı olan düzenlemeler yapılamaz"

A
A
A

Adalet Bakanı Akın Gürlek, "umut hakkı" konusunda, "Şahsa özgü, genel af anlayışı olan düzenlemeler yapılamaz" dedi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara’da düzenlenen iftar programında medya temsilcileriyle bir araya geldi. Programda ‘Terörsüz Türkiye’ süreci, 12. Yargı Paketi, suça karışan çocuklarla ilgili konularda değerlendirmelerde bulunan Bakan Gürlek, basının demokratik toplumun vazgeçilmez bir unsuru olduğunu ve kamuoyunun doğru, hızlı ve güvenilir bir şekilde bilgiye ulaşmasında önemli bir rol üstlendiğini dile getirdi. Terörsüz Türkiye sürecinin devam ettiğini kaydeden Bakan Gürlek, TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun Adalet Komisyonu’na geldiğini hatırlattı. Mevcut aşamada kanunların yapılmasına hazır olduklarını belirten Gürlek, şu ifadelere yer verdi:

"Dün burada aynı şekilde Adalet Komisyonu Başkanımız ve üyelerimize de iftar yaptık. Onlarla da genel olarak çerçeve şeklinde ne tür bir yasal düzenleme yapılması gerektiğini konuştuk. Tabii onlar da şu an net olarak bilmiyorlar ama mutabakat metnini ben okudum. Orada bazı kavramlar özellikle kamuoyunda tartışılmaya çalışılıyor. O kavramlar biliyorsunuz yok mutabakat metninde. Şunun altını çizmemiz gerekiyor. Burada şahsa özgü, genel af anlayışı olan düzenlemeler yapılamaz. Adalet Komisyonumuz da bunun farkında. Muhtemelen geçici hükümler konulacak. Hangi kanunlarda değişiklik olur onu tabii biz bilmiyoruz. Adalet Komisyonumuzun ve daha sonradan da Yüce Meclis’in takdirinde ama biliyorsunuz Ceza İnfaz Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu gibi kanunlarda muhtemelen değişiklik yapılacak. Bunun tasarısını, yöntemini, şeklini, sınırlarını elbette yüce Meclisimiz çizecek. Tekrardan söylemek istiyorum. Biz Adalet Bakanlığı olarak bu süreçte dahil değiliz. Sadece teknik olarak Meclis’teki arkadaşlarımız destek isterse biz desteğe hazırız."

Adalet Bakanı Gürlek:

Terörsüz Türkiye sürecini önemsediklerini söyleyen Bakan Gürlek, örgütün tamamen silah bırakmasının ve daha sonra örgütün feshedilmesinin sürecin olmazsa olmazlarından olduğunu dile getirdi. Bakan Gürlek, 12. Yargı Paketi’nin TBMM’ye sunulmuşken geri çekildiğini hatırlatarak, "12. Yargı Paketi Meclisteydi. Ben Adalet Bakanı olarak atandıktan sonra bu paketi geri çektik çünkü bir kısım eksiklikler olduğunu hissettim. Özellikle toplumdaki beklentiler, talepler önemli. Yani şimdi şöyle genel olarak toplumda özellikle vatandaşlarımızda adalete güven eksikliği var. Biz bunun araştırmasını da yapıyoruz. Adalete güven neden eksik deyince ilk soru şu ortaya çıkıyor. Yargılamanın uzun süre sürmesi, yani vatandaşlarımızın bu konuda bir memnuniyetsizliği var. Bunun temeline indik. Yani yargılamalar neden uzuyor? Ben uygulamadan geliyorum, bu konuda bilgi sahibiyim. Bilgi sahibi olduğum için hemen icraata geçmek istiyorum. Yani burada bir alışma aşaması olmadan direkt icraata geçmek istiyorum. Burada çeşitli arkadaşlarla birlikte formüller üzerinde çalıştık. Yani ne yapabilirsek vatandaşlara dokunabiliriz. Özellikle oluşan mağduriyetler en az seviyeye indirilebilir diye çalıştık" açıklamasında bulundu.

"12. Yargı Paketi’yle uzlaşma ve arabuluculuk kapsamını genişletmek istiyoruz"

Geçen yıldan kalma 12,5 milyon dosyanın yargıda olduğunu hatırlatan Bakan Gürlek, bu sayının çok fazla olduğunu ifade ederek, "Yani bizde çok fazla maalesef dosya yargının önüne gidiyor. Öncelikli olarak her dosyanın, her uyuşmazlığın yargının önüne gitmemesi için bizim gerekli adımları atmamız gerekiyor. Biliyorsunuz daha önce çeşitli adımlar atıldı. Uzlaştırma müessesi genişletildi, arabuluculuk müessesi genişletildi ama vatandaşımız mutlaka hakim, savcının yüzünü görmek istiyor, bir adliyeye gelmek istiyor. Bu konu da yeni düzenleyeceğimiz pakette de tekrardan uzlaşma ve arabuluculuk kapsamını genişletmek istiyoruz. Özellikle boşanma davaları biliyorsunuz çok uzun süreçler devam ediyor, 8 yıl, 10 yıl bu davalar sürüyor. Bu süreçte vatandaşlarımız nafaka ödüyor. Kendine yeni bir hayat kuramıyor. Bu konuda 12. Yargı Paketi’nde özellikle çekişmeli boşanma davalarında eğer taraflar aralarında her iki tarafta davacı ve davalı taraf evet biz boşanma konusunda anlaşıyoruz dedikleri an hakim bir tutanak tutup bunu, arabuluculuğa gönderecek" şeklinde konuştu. Gürlek, dava sürelerinin çok uzun olduğunun da altını çizerek, Hâkimler ve Savcılar Kurulu bünyesinde yer alan Yargının Etkinliği ve Verimliliği Bürosu ile davaların sürelerinin denetleneceğini ve davanın uzama nedenine göre personel desteği veya yeni mahkeme açılması gibi önlemler alınacağını belirtti.

Adalet Bakanı Gürlek:

"Bir dosya hem istinafa hem Yargıtay’a gitmeyecek"

Yargılamaların hızlanması konusunda farklı çalışmaların da olduğunu dile getiren Gürlek, "Atlamalı temyiz müessesesi var. Yani bir dosya hem istinafa hem Yargıtay’a gitmeyecek. Bunu da 12. Yargı Paketi’nde yargının hızlanması için getirmeyi düşünüyoruz. Hakim arkadaşlarımızı biraz zorlayacağız. Atama, terfide belirli bir karar ve o kararın Yargıtay’dan onanmasını artık mutlak kriter olarak arayacağız. Yani hakimin belirli bir iş vizesi tutturması gerekecek terfi etmesi için. Vermiş olduğu kararın da doğruluğunun olması gerekecek. Yani o karar hem de Yargıtay’dan onanacak. Bu da bizim artık olmazsa olmazımız" diye konuştu.

"Çocukların adam öldürme gibi suçlarda yetişkinler gibi ağırlaşmış müebbet hapis cezası almasını sağlayacağız"

Bakan Gürlek, çocuk yaşta suça bulaşan çocuklarla ilgili de 12. Yargı Paketi’nde düzenleme getirmek istediklerini belirterek, sözlerine şu şekilde devam etti:

"Çocuklarla ilgili cezaları ben yetersiz buluyorum, bunu daha önce de söylemiştim. Maalesef kanunumuzda şöyle bir düzenleme var; 12 - 15 yaş aralığı ve 15 yaş ve 18 yaş aralığı hakkında ayrı ayrı çocuklara özel indirimler yapılmış. Bir de biliyorsunuz çocukların almış olduğu cezaların infazında özel bir ayrıcalık var. Çocukların cezaevinde kalmış olduğu 1 gün, 2 gün sayılıyor. Çocuklar diğer mahkumlar gibi ayrı bir cezaevinde kalmıyor. Çocuk evi dediğimiz şekilde biraz daha şartları uygun cezaevinde kalıyor. Bu konuda gerekli adımları atacağız. Özellikle çocukların adam öldürme ya da diğer suçlarda yetişkinler gibi ağırlaşmış müebbet hapis cezası gerekiyorsa onların almasını sağlayacağız. Bu düzenlemede Mecliste bir komisyon kuruldu. O komisyonda da zaman zaman görüşüyoruz. İnşallah bu düzenlemeyi de hayata geçireceğiz. Tabii çocukların geleceği bize emanet. Onları hem suç işlemeye ilişkin ortamdan uzaklaştırmamız lazım hem de suç işledikten sonra da rehabilite etmemiz gerekiyor. Yani onların tekrardan topluma kazandırılması gerekiyor."

"Yeni nesil çeteler çocukları ailelerinden kiralıyorlar"

Özellikle yeni nesil çetelerin çocukları kullandıklarını dile getiren Gürlek, "Çocukları kullanıyorlar, 12-15 yaşındaki çocukları kullanıyorlar. Hatta bakın şunu net söyleyeyim, çocukları ailelerinden kiralıyorlar. Biz bunu tespit etmiştik. Adana’dan, Antep’ten çocukları ailelerinden kiralıyorlar İstanbul’a getiriyorlar. Daha sonra sırtını sıvazlıyorlar. ’Aslansın, kaplansın’ deyip çocukları suçta kullanıyorlar. Neden? Çünkü çocukların alacağı cezalar belli. Çocuğun cezaevinde yatacağı süre belli. O çocuk dışarı çıktıktan sonra da tekrar örgütten kurtulamıyor. Daha farklı eylemlere girişiyor. Biz 11. Yargı Paketi’nde bununla ilgili düzenlemeler yaptık biliyorsunuz. Özellikle suç örgütlerinin, örgüt yöneticilerinin, örgüt üyelerinin çocukları suçlarda kullanması durumunda verilecek cezaları arttırdık. 12. Yargı Paketi’nde bu cezaları tekrar arttırmayı düşünüyoruz. Çünkü çocuklar bize emanet. Geleceğini korumakla yükümlüyüz" dedi.

Adalet Bakanı Gürlek:

"Çocuğun işlediği suçtan dolayı aileyi sorumlu tutamayız"

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Bakan Gürlek, suça karışan çocuğun yükümlülüğünün ailesinde olmasına ilişkin düzenlemeler olduğunun hatırlatılması üzerine "Biz onu mukayeseli hukukta araştırdık. Sonuçta aile çocuğu koruyup kollamakta yükümlü. Aynı zamanda bir ailenin denetim görevi var. Ama tabii suçlarında şahsi sorumluluğu var. Çocuğun işlediği suçtan dolayı aileyi sorumlu tutamayız. Ama bizim hukuk özellikle borçlar hukukunda değil mi? Genel olarak bir genel kusur sorumluluğu var. Yani kusur varsa genel olarak o da sorumlu. Bu konuda bir düzenleme yapmadık ama özellikle bana da çok fazla geliyor, ailelere de bir düzenleme yapalım diye. Ama şu konuda bir çalışmamız yok. Ailelerin özellikle çocuklara sahip çıkması lazım" değerlendirmesinde bulundu.

"12. Yargı Paketi’nde çocukların ıslahıyla ilgili düşüncelerimiz var"

Çocukların ıslah edilmesine ilişkin 12. Yargı Paketi’ne düzenleme eklemeyi de düşündüklerini belirten Gürlek, "12. Paket’te çocukların ıslahıyla ilgili düşüncelerimiz var. Çocuk henüz cezaevinden çıkmadan topluma kazandırılmasına ilişkin düşüncelerimiz var. Aynı şekilde uyuşturucuyla mücadele kapsamında da. Şimdi uyuşturucu biliyorsunuz tahliye oluyor. Tekrardan uyuşturucu bataklığına nasıl sürükleniyor? Bizim uyuşturucuyla ilgili şu an tam olarak kanunlaştıramadık, yani yasal metne sokamadık. Şöyle bir düşüncemiz var" dedi.

"12. Yargı Paketi’nde çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin düzenlememiz var"

Bakan Gürlek, belirli bir yaş altındaki çocukların sosyal medyada kullandığı uygulamalara ilişkin cezai yaptırım yapılıp yapılmayacağına ilişkin soru üzerine ise, "16 yaş ve üzerindeki kişilerin sosyal medyaya girmesi; işte bu konuda doğrulama kodu, cep telefonundan gelen onay koduyla girmesi konusunda çalışmalarımız var. Aynı zamanda bu kapsamdaki çalışmalarda da çocukları şiddete, cinsiyetsizliğe ya da sapkın akımlara sevk eden sosyal medya hesapları, Youtuberlar, influencer vs. onlarla ilgili de çalışmalarımız var. Onlarla ilgili ceza kanununda şu an bir boşluk var. O boşluğu da inşallah 12. Yargı Paketi’nde doldurmayı düşünüyoruz" diye konuştu.

"Terör suçlarında şartlı salıverme hükümleri yok"

Terörsüz Türkiye süreci kapsamında tartışılan ‘umut hakkı’ konusuna ilişkin Gürlek, "Terör suçlarında şartlı salıverme hükümleri yok. Ne demek o? Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almışsa infazı yapılıyor. Terör suçları dışında cezaların infazı farklı. 30 yıl olabiliyor, 36 yıl olabiliyor. O konuda Meclisimizin takdiri eğer ceza güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda bir değişiklik yaparsa elbette farklı olur. Ama şu anki uygulamada terör suçlarında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aynen infaz ediliyor. Herhangi bir erken sürede dışarı çıkmıyor. O Meclisimizin takdiri" dedi.

"Kadına şiddet olaylarında kanunları tekrar güncelleyeceğiz"

Kadına şiddet olaylarıyla ilgili konuların titizlikle ele alındığını ifade ede Bakan Gürlek, "Bakanlığımızda Mağdur Hakları Daire Başkanlığı var. Bu süreçleri takip ediyor. 6284 Sayılı Kanun’un uygulamasında sorunlar var. Onu bizzat biz de görüyoruz. Özellikle 5. maddede koruyucu tedbirler var. Bu tedbirler işte polis mi yapacak, savcı mı yapacak? Bu konuda tekrar gözden geçirme yapıyoruz. 6284 Sayılı Kanun’da, kadınlarla ilgili zaten daha önce kademeli olarak bazı cezalar artırıldı. Yani eğer suç mağduru kadınsa doğrudan doğruya verilen cezalar artırıldı. Tekrar kanunları güncelleyeceğiz. Yapılması gereken bir şey varsa yapacağız. Ama 6284 Sayılı Kanun’da özellikle koruyucu tedbirlerin uygulanması konusunda bir aksaklık olduğunu görüyorum. Bu konuda bir güncelleme çalışması yapacağız" ifadelerine yer verdi. Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin soru üzerine Bakan Gürlek, Demirtaş’ın ’Terörsüz Türkiye’ sürecinden ayrı devam eden bir süreç olduğunu söyleyerek, "Şu an ayrı yürüyen bir süreç. Onunla ilgili şu an devam eden bir süreç var" dedi.

"Anayasanın ele alınarak değişiklik yapılması gerekiyor"

Terörsüz Türkiye süreci çerçevesinde Anayasa değişikliğine ihtiyaç olup olmadığına ilişkin ise Gürlek, "Terörsüz Türkiye için Anayasa değişikliğine ihtiyaç duyulur mu? Yani o bence şu an temel kanunlarda değişiklik yapılarak ihtiyaç giderilebilir. Ama genel olarak ben şunu söylüyorum. Anayasa değişikliğini sadece terörsüz Türkiye süreci için değil, genel olarak ülkemizin bir Anayasa değişikliği ihtiyacı var. Genel olarak bu konuda eksik Anayasalarımız var. 1982 darbe anayasası biliyorsunuz. Yani yamalı bohçaya döndü, sürekli olarak değişiklikler yapıldı. Elbette anayasanın ele alınarak değişiklik yapılması gerekiyor" şeklinde konuştu.

"Ben İBB soruşturmasını yaparken şahıslara bakmadım"

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Gürlek, "Bir cumhuriyet savcısının şahıslarla ilgisi yok. Cumhuriyet savcısı şuna bakar; ortada bir suç var mı yok mu? Burada şahısların makamları, mevkileri, yaptıkları görevler ilgilendirmez. Burada o şahsın belediye başkanı olması, sanatçı olması ya da zengin fakir olması cumhuriyet savcısının görevi değildir. Ben o soruşmayı yaparken bu şekilde baktım. Yani o şahsın belediye başkanı olması bizim için önemli değil. Biz suç var mı yok mu buna bakarız. O bakımdan yani o şahsın şahsım hakkındaki açıklamalarını ben önemsemiyorum. Ben sadece cumhuriyet savcısı olarak görevimi yaptım. Vicdanen de rahatım" ifadelerini kullandı.

"Şahsın belediye başkanı olması ya da isminin Ekrem olması, Veli olması bizi ilgilendirmiyor"

Hukuk sisteminin birbirini tamamladığını ifade eden Gürlek, İBB davasında da bunun görüldüğünü söyleyerek, "Yani bir savcı yanlış karar verirse itirazdan zaten üst mahkeme kaldırır. Mahkeme yanlış karar verirse Yargıtay bozar. Biz burada şahıslarla ilgili problem yapmıyoruz. Ortada yolsuzluk ve dolandırıcılık ya da büyük bir ihaleye fesat karıştırma soruşması vardı. Biz şahısların isimlerini kapatıp dosyaya baktık. Arkadaşlarımız da bu yönde bir iddianame düzenledi. Burada şahsın belediye başkanı olması ya da isminin Ekrem olması, Veli olması bizi ilgilendirmiyor. Cumhuriyet savcısı kuvvetli suç şüphesi varsa tutuklamaya sevk eder. Makul şüphe varsa soruşturmaya başlar. Daha sonradan da delillerin tamamlanma aşaması olur. Yani siz de iddianameyi okudunuz. Yani orada iddianamedeki delillerin çoğu somut deliller. MASAK raporları, tanık beyanları, etkin pişmanlık beyanları, para hareketleri, HTS baz istasyon kayıtları, soruşma bu şekilde ilerledi. Bizim şahıslarla ilgili bir çekincemiz yok. Savcı olarak o tarihte görevimizi yaptık" diye konuştu.

"Bu tip davalarda makul süre yok"

İBB davasında yargılamanın 9 Mart’ta başlayacağını da hatırlatan Gürlek, davanın makul süresine ilişkin soruya, "Yargılama mahkemenin kontrolünde. Ben onu bilmiyorum ne zaman bitirir ama o tip davalarda makul süre yok. O ağır cezalardaki makul süre yok. Şimdi 406 sanık var bildiğim kadarıyla. Tabii uygulama şöyle oluyor ama bu mahkemeye sadece tek bir heyet bakacak. Yani bu heyetin başka bir dosyası yok. Alanında uzman, vakıf arkadaşlardan oluşuyor. Bir cumhuriyet savcısı görevlendiriliyor duruşma heyetinde. Ne kadar sürede tamamlanır bunu ben bilmiyorum. Ama yani savunmalar alınıyor biliyorsunuz. Daha sonra tanıklar dinleniyor. Delillerin tartışılması aşaması oluyor. Bu tamamen mahkemenin, heyetin, heyet başkanının kendi kontrolünde yürüteceği bir yöntem" yanıtını verdi.

Kemal Diri

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Ekrem İmamoğlu ve diğer 3 sanığın ‘siyasal casusluk’ suçundan yargılandığı davada ara mütalaa İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu, stratejist Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve teknoloji yatırımcısı Hüseyin Gün’ün ‘siyasal casusluk’ suçundan yargılandığı davada ara mütalaa açıklandı. Cumhuriyet savcısı, suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanmadığı ve adli kontrolün bu aşamada yeterli olmayacağını belirterek 4 sanığın da tutukluluk halinin devamını talep etti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu, stratejist Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve teknoloji yatırımcısı Hüseyin Gün hakkında ‘siyasal casusluk’ suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın 3. duruşmasının görülmesine devam edildi. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki duruşma salonunda görülen duruşmada mahkeme başkanı, cumhuriyet savcısından ara görüşünün alınacağını ardından sanıklara söz verileceğini söyledi. Görüşünü açıklayan cumhuriyet savcısı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı’ndan İBB’ye ait kullanılan IP adreslerinin ve ilgili sunucu sağlayıcılarının istenilmesini, ibb.gov.tr uzantılı sistemlere erişim sağlayan kullanıcı IP kayıtlarının tespitini, söz konusu IP adresleri üzerinden hangi kullanıcı hesaplarıyla giriş yapıldığının erişim, tarih ve saat bilgileriyle birlikte tespitini ve bu doğrultudaki log kayıtlarının tespitinin istenilmesini talep etti. Mütalaada log kayıtlarının incelenerek yetkisiz erişim, veri sızıntısı veya hesap ele geçirilmesi bulgularının tespiti, gelen ham verilerin düzenlenerek rapor haline getirilmesi talep edildi. Sanıkların dijital inceleme raporlarında yer alan bilgi ve belgelerin devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler olup olmadığı yönünde görüş bildirilmesinin istenilmesi de ara mütalaada talep edildi. Ara mütalaada sanıkların üzerine atılı suç bakımından suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, atılı suçun kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırları, tutuklu kalınan süre ile atılı suç için kanunda öngörülen ceza miktarına göre tutukluluk süresinin ölçülü olduğu, delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanmadığı, adli kontrolün bu aşamada yeterli olmayacağını belirtilerek 4 sanığın da tutukluluk halinin devamı talep edildi. Duruşma İmamoğlu’nun ara mütalaaya karşı savunması ile sürüyor.
Manisa Manisa Şehir Hastanesi’nden tuz tüketim uyarısı Manisa Şehir Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Hafize Kurt, fazla tuz tüketiminin böbrek sağlığı ve tansiyon üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek önemli tavsiyelerde bulundu. Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla Manisa Şehir Hastanesinde bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Nefroloji Hekimi Uzm. Dr. Hafize Kurt, aşırı tuz kullanımının böbreklerden kalp-damar sistemine kadar birçok hayati fonksiyonu tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda fark edilmeden tüketilen hazır ve işlenmiş gıdaların fazla tuz alımında en büyük etken olduğu belirten Kurt, tuzun vücut için gerekli bir mineral olduğunu ancak doz aşımının ciddi riskler barındırdığını söyledi. Uzm. Dr. Hafize Kurt, şu bilgilere yer verdi: "Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla tuz tüketiminin sağlık üzerindeki etkilerini hatırlatmak istiyoruz. Tuz, vücudumuz için gerekli minerallerden biri olsa da ihtiyaçtan fazla tüketildiğinde özellikle böbrekler, kalp-damar sistemi ve tansiyon üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeden tüketilen hazır ve işlenmiş gıdalar, fazla tuz alımına neden olabilmektedir. Aşırı tuz tüketimi; yüksek tansiyon, böbrek hastalıkları ve kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörlerinden biridir. Böbreklerimiz, vücuttaki sıvı ve mineral dengesini sağlamakla görevli organlardır. Fazla tuz tüketimi ise böbreklerin çalışma yükünü artırarak zaman içerisinde sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilmektedir" Özellikle kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmesi gerektiğini hatırlatan Kurt, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hipertansiyon, diyabet ve böbrek hastalığı bulunan bireylerin tuz tüketimi konusunda daha dikkatli olması gerekmektedir. Sofrada ekstra tuz kullanımını azaltmak, paketli ürünlerin içeriklerini kontrol etmek ve doğal beslenme alışkanlıklarını artırmak bu süreçte oldukça önemlidir. Sağlıklı yaşamın korunabilmesi için küçük görünen alışkanlıkların büyük etkiler oluşturabileceği unutulmamalıdır. Tuz tüketiminin kontrollü şekilde azaltılması, hem böbrek sağlığının korunmasına hem de genel sağlık durumunun desteklenmesine katkı sağlayacaktır"
Antalya Kepez’de "Bandırma Vapuru" 16 Mayıs’ta seyirciyle buluşacak Kepez Belediyesi Kent Tiyatrosu ev sahipliğinde yazar ve yönetmen Kosta Kortidis imzasını taşıyan, Türk tiyatrosunun önemli yapımları arasında gösterilen "Bandırma Vapuru", Antalya seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Hazırlıkları süren oyun, 16 Mayıs’ta Erdem Beyazıt Kültür Merkezi’nde prömiyer yapacak. Kepez’de Türk tiyatrosunun güçlü yapımlarından biri olarak kabul edilen "Bandırma Vapuru", yeniden sahneye taşınıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı onaylı ve arşiv eseri olarak kabul edilen yapım, yalnızca tarihi bir yolculuğu anlatmakla kalmıyor, o anları seyirciye adeta yeniden yaşatıyor. Kepez Kent Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Gökhan Avkıran’ın davetiyle Antalya’ya gelen oyun, yoğun prova süreciyle prömiyere hazırlanıyor. Kepez Belediyesi’nin kültür ve sanat vizyonu doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Kepez Kent Tiyatrosu, "Bandırma Vapuru" ile dünya ölçeğinde sanat üretimi hedefini bir kez daha ortaya koyuyor. Yazar ve yönetmen Kosta Kortidis, ulusal ve uluslararası arenada elde ettiği başarılarla dikkat çekiyor. Los Angeles’tan Almanya’ya, İngiltere’den Polonya ve Yunanistan’a kadar birçok ülkede sahnelenen eserleriyle tanınan Kortidis, farklı kültürlerde karşılık bulan tiyatro diliyle öne çıkıyor. "Bandırma Vapuru" ise sanatçının ritim, imaj, beden dili ve sessizliği bir araya getiren sahne anlayışının en güçlü örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Etkileyici dekor kurgusu, çağdaş koreografisi, güçlü ışık tasarımı ve destansı rejisiyle dikkat çeken yapım, seyirciyi yalnızca bir oyunun içine değil, tarihi bir bilinç yolculuğuna davet ediyor. Oyun, sahne estetiği, teknik altyapısı ve güçlü oyuncu kadrosuyla Türk tiyatrosunun kalıcı repertuvarları arasında yer alma iddiasını taşıyor. Teknik ve sanatsal kadrosuyla da dikkat çeken yapımda ışık tasarımını İhsan Erkan Emre, müzik tasarımını Engin Beslek, dans düzenini Aslınur Sarıca Ünal, dekor tasarımını Esin Özgün ve kostüm tasarımını Ayça Yücebıyık üstleniyor. Oyuncu kadrosunda ise Alptekin Bağlamaç, Necip Kamiloğlu, Atakan Bahçeci, İlker Alemdar, Ezgi Sönmez, Gökhan Avkıran, İlke Deniz Ercan, Aykut Keser ve Zafer Serkan Kanadlı başta olmak üzere birçok isim yer alıyor. "Bandırma Vapuru bir başlangıcın hikâyesi" Tarihi bir dönüm noktasını sahneye taşıyan yapım, yalnızca geçmişi anlatmayı değil, cesaretin, kararlılığın ve bağımsızlık ruhunun bugüne aktarılmasını amaçlıyor. "Bandırma Vapuru", seyirciye yalnızca izlenen değil, hafızalara kazınan bir tiyatro deneyimi sunmaya hazırlanıyor. Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri kapsamında sahnelenecek "Bandırma Vapuru" oyununa tüm vatandaşları davet etti. Başkan Kocagöz, "Cumhuriyetimizin kuruluş yolculuğunu anlatan bu anlamlı oyunda milletimizin bağımsızlık mücadelesini hep birlikte yeniden hissedeceğiz. 19 Mayıs ruhunu yaşamak ve yaşatmak adına tüm hemşehrilerimizi Kepez Kent Tiyatromuzun sahneleyeceği ‘Bandırma Vapuru’ oyununa bekliyoruz" dedi. "Bandırma Vapuru", 16 Mayıs Cumartesi günü saat 20.30’da Erdem Beyazıt Kültür Merkezi’nde tiyatroseverlerle buluşacak.