TEKNOLOJİ - 28 Ocak 2024 Pazar 10:58

Alper Gezeravcı, uzaydan Samsun’a bağlandı

A
A
A

Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda kalacağı sürede yaptığı deneylere ilişkin bilgi vererek, “Mikro yerçekimi ortamı, bilimsel araştırmalar için Dünyada sahip olmadığımız çok farklı fırsatlar sunuyor” dedi.

Türkiye’nin ilk astronotu Gezeravcı, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki bilimsel deney çalışmalarına devam ediyor. Uzaydaki deneyimlerini ve merak edilenlerini paylaştı. Gezeravcı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın ardından ilk canlı yayın bağlantısını Samsun Üniversitesi öğrenci ve akademisyenleri ile gerçekleştirdi. Öğrenciler sordu, ay yıldızlı bayrağımızı uzayda taşıyan Gezeravcı cevaplandırdı.

“Ay yıldızlı bayrağımızı uzayda taşımak şerefine nail olmak, tarif ötesi bir duygu”

“Uzayda olmak nasıl bir duygu?” sorusu üzerine Gezeravcı, “Ay yıldızlı bayrağımızı uzayda taşımak şerefine nail olmak, tarif ötesi bir duygu. Sizlerin de desteğini burada hissetmek, benim his ve düşüncelerime paydaş olduğunuzu bilmek, mutlulukların aile ile paylaşıldığında çoğalması gibi deneyimlerimi daha da değerli hale getiriyor. Beni buraya taşıyan şanlı bayrağımızın, istasyonda asılı olduğu yerden her geçişimde, iradesi ve kararlılığı ile bu büyük adımı atan devletimizin, milletimize yaşattığı mutluluk, gurur ve heyecanı hissediyor ve ürperiyorum. Hatta yerçekimsiz ortamda olmasam, ayaklarımın yerden kesildiğini söylerdim. Ancak, bu deyimin mevcut ortamda fiziki bir karşılığı yok” ifadelerini kullandı.

“İnsanlığın barışçıl biçimde ve iş birliği içinde, geleceğini şekillendirdiği bir anıt niteliğinde”

Uluslararası Uzay İstasyonu hakkında sorulan soruya Gezeravcı, görev yaptığı Uluslararası Uzay İstasyonu’nun, dünyanın alçak yörüngesinde yer alan bir uzay üssü olduğunu belirterek, “Dünya yüzeyinden ortalama 400 kilometre yükseklikte, saniyede yaklaşık 8 kilometre hızla hareket eden bu uzay üssü, düşük yerçekimi ortamında bilimsel deneyler yapılmasına imkân veren bir laboratuvar görevi görüyor. Bunun yanında, eşzamanlı olarak, dünyayı gözleyebildiğimiz insanlı yapay bir uydu niteliği de taşıyor. Saatte yaklaşık 28 bin kilometre hızla, dünyanın etrafında ortalama 90 dakikada bir tam tur atıyoruz. Boyutlarına gelecek olursak, yaklaşık bir futbol sahası büyüklüğünde. 74 metreye 110 metrelik ölçüleriyle bu istasyon, insanoğlu tarafından bugüne kadar uzayda inşa edilmiş en büyük yapı olma özelliği taşıyor; ağırlığı ise yaklaşık 420 ton. ISS’i oluşturan ilk modüller, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri’ne ait roketler ve uzay mekikleri ile taşındı. Bu istasyonda, o zamandan bu yana, pek çok devlet tarafından, birçok bilimsel alanda çalışmalar ve incelemeler gerçekleştirilmiş ve halen de gerçekleştirilmeye devam ediyor. Bu açıdan bakıldığında, insanlığın barışçıl biçimde ve iş birliği içinde, geleceğini şekillendirdiği bir anıt niteliğinde diyebiliriz” yanıtını verdi.

“Uzay istasyonunun normal operasyonu ve acil durum prosedürlerini öğrendik”

“Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaşayabilmek ve oraya uyum sağlayabilmek için şu ana kadar ne tür aşamalardan geçtin?” sorusuna Gezeravcı şu şekilde cevap verdi: “Öncelikle, görevin fizyolojik gerekliliklerini karşılamaya yönelik alçak basınç odası ve santrifüj eğitimleri aldık. Bu eğitimlerde, bir uzay aracının fırlatma ve yörüngede seyir şartlarında ani ivmelenmelerini, çok kısa sürede yaşamanın insan vücudundaki etkileri ve bunlara karşı nasıl mukavemet gösterileceği üzerinde çalıştık. Ardından, fırlatmanın gerçekleştirileceği Falcon-9 roketi ve üzerindeki Dragon uzay aracının normal operasyonuna ve muhtemel acil durum senaryolarına yönelik eğitimleri tamamladık. Bu kısım çok önemliydi. Nitekim; muhtemel acil durum senaryolarının çeşitlendirilebileceği yüzlerce farklı senaryo kombinasyonu mevcuttu. Bunun ardından ise, uzay istasyonunun normal operasyonu ve acil durum prosedürlerini öğrendik. Ardından, kendi görevimize özgü ve gerçekleştireceğimiz bilimsel deneylerin teorik ve sonrasında uygulamalı eğitimlerini, Türk bilim insanlarının da katılımlarıyla kendi ülkemizde tamamladık. Son olarak ise, görevin sonunda dünyaya dönüş sürecinde karşılaşabileceğimiz, suya iniş sonrası acil durum senaryolarını çalıştık. Bu tür durumlarda hayatta kalma eğitimleri aldık.”

“Dragon kapsülü, görev dönüşü suya iniş yapmak üzere tasarlanmış bir uzay aracı”

“Görev sonrası nereye iniş yapacaksınız?” sorusunda Gezeravcı, “Dragon kapsülü, görev dönüşü suya iniş yapmak üzere tasarlanmış bir uzay aracı. Planlı inişimiz, fırlatmanın da gerçekleşmiş olduğu Florida eyaletinin doğusundaki Atlas Okyanusu ve batısındaki Meksika Körfezi’nde yer alan toplam 7 potansiyel iniş noktasından birisine olacak. Neden potansiyel diyorum? Çünkü; inişe karar verilen gün ve saate ilişkin fırlatma öncesinde yapılan istatistiki değerlendirmeler güncel bilgiler ışığında gözden geçirilerek karar veriliyor. Meteorolojik bilgiler, dalga yükseklikleri ve bunun gibi iniş planlamasında etkili olan birçok faktörün, planlanan iniş zamanındaki durumuna göre iniş noktasına karar vermek gerekiyor. Tüm bu bahsettiğim detaylar, planlı iniş için geçerli. Bir de plansız inişler var ki; bu beklenmeyen durumlarda, acil durum senaryoları devreye giriyor. Bu tür bir durumda, dünya üzerinde meteoroloji ve arama-kurtarma şartları açısından değerlendirmesi yapılmış; risk faktörleri minimize edilmeye çalışılmış herhangi bir noktaya iniş gerçekleşebilir” diye yanıt verdi.

“Deneyler bilim insanlarının ve öğrencilerin araştırmaları kapsamında gerçekleştiriliyor”

“Uluslararası Uzay İstasyonu’nda ne tür deneyler yapıyorsun?” sorusuna ise Gezeravcı, “Deney konularımız, malzeme bilimi, biyoloji, fizik, tıp ve genetik alanlarında farklı disiplinlerde araştırma konularını içeriyor. Bu deneyler bilim insanlarının ve öğrencilerin araştırmaları kapsamında gerçekleştiriliyor. Birkaç örnek vermem gerekirse, TÜBİTAK bünyesinde hazırlanan gMetal deneyimizde; kimyasal tepkimesiz şartlarda katı parçacıklar ile akışkan ortamı arasında homojen bir karışımın oluşturulmasına yerçekiminin etkisini araştıracağız. Diğer yandan, tıp alanında, uzay ortamının insan sağlığı üzerindeki etkilerini incelediğimiz bir deneyimiz var. Bu deneyde radyasyona maruz kalmanın kansere neden olan baskılayıcı hücrelere etkisi inceleniyor. Ayrıca, yerçekimsiz ortamdan etkilenen henüz işlevi keşfedilememiş genler ve bunların bağışıklık sistemiyle ilişkileri araştırılıyor. Bu etkilerin tespit edilebilmesi için, ilk önce dünyadayken kan örneklerim alındı. Şu anda da uzayda kan örneklerim alınmaya devam ediyor. Görev sonunda dünyaya inişimizi takiben de yine kan örneği vereceğim. Sonuçlar ilgili hocalarımıza gönderilecek. TÜBİTAK UZAY Enstitümüz tarafından, gelecek günlerde gerçekleştirilmek üzere tasarlanan MİYOKA deneyimizde ise, Türk mühendisleri tarafından geliştirilen ve ilk defa uzayda uygulanacak bir elektronik kart üretimi teknolojisi test edeceğiz. Rasat, Göktürk-2, İmece ve Türksat-6A uydularımızın kartları tasarlanıp üretilirken edinilen tecrübelerden ortaya çıkan bu özgün tekniğin, milli uzay programında yer alan diğer uzay projelerine, özellikle de Ay Araştırma Projesine paha biçilmez katkılar sağlamasını bekliyoruz. Bu deneyimizin entegrasyonu görevden sonra da devam edecek.

Son olarak, gençlerimizin devletimiz gözündeki önemini gösterdiği PRANET deneyinden bahsetmek istiyorum. Muş Bilim ve Sanat Merkezi’nden öğrenci kardeşlerimizin sunmuş olduğu PRANET deneyinde, propolis maddesinin etkilerini inceleyeceğiz. Tüm bu deney çalışmalarından elde edilen verileri, görev dönüşü beraberimde dünyaya geri getirerek, analiz ve değerlendirme için bilim insanlarımıza teslim edeceğim. Sonrasında da bu veriler değerlendirilerek ülkemizin uzayda yürütülen ilk bilimsel araştırmalarının sonuçları elde edilecek" şeklinde yanıt verdi.

"Mikro yerçekimi ortamı, bilimsel araştırmalar için dünyada sahip olmadığımız çok farklı fırsatlar sunuyor"

"Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaptığın bu deneylerin bizlere ne gibi katkıları oldu ya da olacak?" şeklinde gelen soruya ise Gezeravcı, "Çok güzel bir soru ve farklı deneyler için çok farklı ve özel cevapları var. Ama ortak özelliklerine bakacak olursak, Dünya’daki yerçekimi, orada gerçekleşen tüm biyolojik, fiziksel ve kimyasal süreçler üzerinde büyük bir etkiye sahip. Bu etkiyi ortadan kaldırdığımızda, hücrelerin iletişim şekilleri ve maddeleri oluşturan kristal yapıların oluşumu gibi hassas süreçler de farklılaşıyor. Bilim insanlarının kanser, virüsler, genetik bozukluklar ve kalp hastalığı ile bağlantılı anahtar proteinlerin kristal yapılarını incelemelerini zorlaştırıyor. Oysa bu istasyondaki mikro yerçekimi ortamında bu kristalleri incelemek, bir tümörün nasıl geliştiğini analiz etmek ve bununla mücadele edecek yeni bir ilaç yapmak için araştırma yapmak mümkün. Dolayısıyla, mikro yerçekimi ortamı, bilimsel araştırmalar için dünyada sahip olmadığımız çok farklı fırsatlar sunuyor" diye yanıtladı.

"Uzay istasyonu içinde de çekimler yapmaya çalıştım"

"Bizimle uzaydan fotoğraf paylaşacak mısın?" sorusuna ise Gezeravcı, "Evet tabii ki. Bu da görevimin bir parçası. Öncelikle, bilim insanlarımızın ihtiyaç duyduğu, deneylerle ilgili fotoğraf ve videoları çekiyorum. Planlanan deneyleri gerçekleştirip, bunlarla ilgili gerekli verileri eksiksiz şekilde toplamak ilk hedeflerden bir tanesi. Bunun yanında, fırsat oldukça, uzay istasyonu içinde de çekimler yapmaya çalıştım. Tabii bir de sizler için dünyanın fotoğraflarını çekiyorum. Bunları kademe kademe sizlerle paylaşacağım. Dünyamız okyanuslarının maviliğiyle, bulutlarının beyazıyla ve daha birçok rengiyle çok fotojenik bir gezegen, bunların fotoğrafları sizinle yakın bir süreçte buluşacak.

"Türkiye’nin orada da var olduğunu bilmesi için çalışıyoruz"

"Orada bulunan, bu gurur verici faaliyetleri yürüten, Türkiye’nin ilk astronotu olmak sana neler hissettiriyor, ayrıcalıklı olduğunu hissediyor musun?" şeklinde yöneltilen soruya ise Gezeravcı, "Çok değerli ve önemli görevin bir parçası olmaktan ve gelecek nesillerimizin hayallerini, gözleriyle görebildikleri gökyüzünün ötesine, uzayın derinliklerine taşıyabilmiş olmaktan son derece mutluyum. Benim buradaki varlığımdan ziyade, ülkemizin buradaki varlığını temsil etmenin sorumluluğu ağır basıyor. Kendimi milletimizin uzaya erişen eli olarak görüyorum. Ben, aslında geri kalanı yerde olan çok büyük bir ekibin parçasıyım. Biz ekip olarak, siz değerli gençlerin ve gelecek nesillerin göklere baktığında, Türkiye’nin orada da var olduğunu bilmesi için çalışıyoruz" ifadeleriyle cevap verdi.

"Kendimi mikro yerçekimi ortamında, çelik kanatlarım olmaksızın, bir kuş gibi gerçekten serbest ve özgür hissediyorum"

"Pilotluktan gelen bir astronot olarak, yerçekimsiz ortamda en çok zorlandığın ve en rahat uyum sağladığın unsurlar hangileri oldu?" şeklinde gelen soruya ise Gezeravcı, "Uluslararası Uzay İstasyonunda, herkes için genelde en çok zorluk çekilen unsur bir konumda sabit olacak şekilde durabilmek. Bunu uzun süre yapmak neredeyse imkansız. En rahat hissettiğim ve dünyadaki uçuş tecrübemin sağladığı en büyük fayda, yerçekimsiz ortamda oryantasyonumu çok hızlı bir şekilde sağlayabilmek ve havada uçarcasına hareket edebilmek oldu. Kendimi mikro yerçekimi ortamında, çelik kanatlarım olmaksızın, bir kuş gibi gerçekten serbest ve özgür hissediyorum" diye yanıt verdi.

“Tek kelime ile harika görünüyor”

“Uzaydan dünyayı izlemek nasıl bir duygu?” sorusuna ise Gezeravcı, “Tek kelime ile harika görünüyor. Bu derin ve karanlık uzay boşluğunda, bize ev sahipliği yapan dünya, rengiyle insanı büyüleyen bir güzelliğe sahip. Bu görüntü, uzay boşluğundaki yaşam alanımızın eşsiz değerini derinden hissetmeme ve bu güzelliği muhafaza etmek için elimden geleni yapmam gerektiğini bir kere daha idrak etmeme vesile oluyor. Gezegenimizi korumak için biz de ülke olarak yeşil ve temiz enerji üretimi projelerine odaklanmalıyız. Örneğin, buradan uzaya baktığımda Güneş’in sınırsız kaynağını görüyorum. Biz bu kaynağı dünya üzerinde çok sınırlı bir şekilde kullanabiliyoruz. Ayrıca Dünyaya benim bulunduğum yerden baktığınızda, onu sanki ilk defa görmüş gibi bir his kaplıyor içinizi. Buradan bakıldığında, yani yeterince uzaklaştığınızda, aslında tüm dünya sizin yuvanız oluyor. Şehirleri, ülkeleri, dağları, okyanusları ve üzerindeyken sanki birbirinden ayrı ve farklıymış gibi görünen tüm ayrıntılarıyla, onun aslında tüm insanlığın yuvası olduğunu fark ediyorsunuz” dedi.

“Uçsuz bucaksız bir boşluğa bakıyormuşum gibi hissediyorsun”

“Uzay İstasyonundan diğer tarafa, karanlık evrene bakmak ne hissettiriyor?” şeklinde yöneltilen soruya ise Gezeravcı, “Uçsuz bucaksız bir boşluğa bakıyormuşum gibi hissediyorsun. Ama galaksiler ve yıldızlarla süslenmiş bir boşluk bu. 2023 yılında fırlatılan İMECE uydumuzun çektiği Ay fotoğrafını ilk kez gördüğümde müthiş etkilenmiştim. Şimdi buradan galaksilerin ve yıldızların büyüleyici görüntülerini gördükten sonra, evrenin sırlarının keşfinin ne kadar önemli olduğunu düşünüyorum” şeklinde yanıt verdi.

Burak Can Ekizoğlu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Gerçeğini aratmayan sahte ihbar ile Polis Teşkilatı’nın 181. Yıl dönümü kutlandı Bursa’nın İnegöl ilçesinde 10 Nisan Türk Polis Teşkilatı’nın 181. kuruluş yıl dönümü kapsamında mahalle sakinleri, polis ekiplerine unutulmaz bir sürpriz hazırladı. Gerçeğini aratmayan "kavga ihbarı" ile olay yerine çağrılan ekipler, karşılarında konfeti, meşale ve pastalı kutlama bulunca şaşkınlık yaşadı. Sürpriz anlar böyle görüntülendi. İnegöl Fatih Mahallesi Muhtarı Eser Yusufoğlu ile İnegöl Ahıskalılar Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Rüstem Musaoğulları öncülüğünde hazırlanan sürprizde, mahalle sakinleri önce 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak kavga ihbarında bulundu. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen polis ekipleri olay yerine yaklaştığında, mahalle sakinleri rol gereği birbirlerine tekme ve yumruklarla saldırıyormuş gibi yaptı. Kavgayı ayırmak için müdahale eden polis ekipleri, bir anda konfeti ve meşalelerle karşılandı. Ardından getirilen pasta ile polislerin 181. kuruluş yıl dönümü kutlandı. Pastayı üfleyen ekipler, duygu dolu anlar yaşarken mahalle sakinlerine teşekkür etti. Fatih Mahallesi Muhtarı Eser Yusufoğlu yaptığı açıklamada, "Bugün polis teşkilatımızın 181. kuruluş yıl dönümü. Biz de amirlerimize küçük bir şaka yapalım dedik. Ne mutlu bizlere ki böyle güzel polislere sahibiz. İnşallah her zaman şaka niyetli polislerimizi çağırırız. Hepsinden Allah razı olsun." dedi. İnegöl Ahıskalılar Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Rüstem Musaoğulları ise, "Polis teşkilatımızın yıldönümünü kutluyorum. Her şartta güvenliğimizi sağlıyorlar. Ahıska Derneği olarak tüm polislerimize teşekkür ediyoruz. Her zaman devletimizin ve milletimizin yanındayız." ifadelerini kullandı. Polis memuru da mahalle sakinlerinin hazırladığı sürpriz için teşekkür ederek, "Mahallemizin yapmış olduğu 10 Nisan kutlaması ile ilgili sayın muhtarımıza ve mahalle halkına teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. Her zaman bu şekilde güzel kutlamalarla karşılaşmak ümidiyle" dedi. Hazırlanan sürpriz kutlama, hem polis ekiplerinin hem de mahalle sakinlerinin yüzünü güldürdü.
Manisa Manisa’da zirai don nöbeti MANİSA (İHA) – Manisa’nın Demirci ilçesinde hava sıcaklıklarının eksi 3 dereceye kadar düşmesiyle birlikte badem üreticileri, ürünlerini korumak için bahçelerinde "zirai don nöbeti" tutmaya başladı. Çiftçiler, saman balyaları ve badem kabuklarını yakarak dumanlama yöntemiyle ağaçlarını don tehlikesine karşı korumaya çalışıyor. Demirci ilçesinde özellikle 900 rakımın üzerindeki ve 1000 metreye yakın bölgelerde bulunan badem bahçelerinde, ağaçların çiçeklenme ve filizlenme döneminde zarar görmemesi için üreticiler yoğun mesai harcıyor. Meteoroloji verilerine göre 11 Nisan tarihine kadar sürmesi beklenen soğuk hava dalgasına karşı çiftçiler, akşam saatlerinden itibaren bahçelerinde dumanlama çalışmalarına başlıyor. Gece boyunca süren bu çalışmalar, sabahın ilk ışıklarına kadar devam ediyor. Demirci İlçe Tarım ve Orman Müdürü Faruk Şenyurt da zirai donla mücadele eden üreticileri yalnız bırakmayarak gece saatlerinde bahçeleri ziyaret etti. Yapılan çalışmaları yerinde inceleyen Şenyurt, üreticilere teknik destek sağlayıp alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. "Dumanlı koruma" ile ürünlerini kurtarmaya çalışıyorlar Oyukarkası mevkisinde bulunan ve 250 dönümlük alanda 5 bin badem ağacıyla üretim yapılan Karaoklar Ekolojik Hayat Çiftliği’nde de yoğun bir mücadele yürütülüyor. Gece saatlerinde sıcaklığın eksi 3 dereceye kadar düştüğü bölgede üreticiler, yaktıkları materyallerden çıkan yoğun duman sayesinde bahçe içerisindeki sıcaklığı sıfır derece civarında tutarak filizlerin donmasını önlemeye çalışıyor. Çiftlik yöneticisi İsmail Hakkı Sular, geçen yıl zirai don nedeniyle ürün alamadıklarını belirterek, "5000 badem ağacımız var. Bu yıl tedbirlerimizi artırdık. En kolay yöntem dumanlama. Kendi ürünümüz olan badem kabuklarını yakıyoruz, çünkü daha uzun süre duman sağlıyor. Sigortamızı yaptırdık ama mücadeleyi bırakmıyoruz" dedi. "Erken uyarıları dikkate aldık" Demirci İlçe Tarım ve Orman Müdürü Faruk Şenyurt ise geçen yıl yaşanan don olayını hatırlatarak, bu yıl da benzer risklerin bulunduğunu ifade etti. Şenyurt, "Bakanlığımız geçtiğimiz yıl çiftçilerimize destek vermişti. Bu yıl da meteorolojik verilere göre zirai don riski var. Biz de üreticilerimizi önceden uyardık ve sahada çalışmaları takip ediyoruz. İlçemizde 14 bin dekar badem üretim alanı bulunuyor. Meyve veren yaklaşık 200 bin, gelişim aşamasında ise 400 bin badem ağacı var. Bu sezon 500 ton rekolte bekliyoruz" diye konuştu. Karaoklar Ekolojik Hayat Çiftliği Ziraat Mühendisi Muharrem Çaka da erken uyarı sistemlerini dikkate alarak önlem aldıklarını belirterek, "Önümüzdeki iki gece sıcaklığın eksi 3 dereceye düşmesi bekleniyor. Dumanlama yöntemiyle bahçemizde yaklaşık 2 derecelik bir sıcaklık artışı sağlayarak bademlerimizi korumaya çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. Zirai don riskinin devam ettiği Demirci’de çiftçiler, ürünlerini korumak için gece boyunca nöbet tutmaya devam ediyor.