EKONOMİ - 22 Ekim 2025 Çarşamba 12:33

ASO Başkanı Ardıç: "TSE sanayimizin gelişiminde son derece stratejik bir role sahiptir"

A
A
A
ASO Başkanı Ardıç: "TSE sanayimizin gelişiminde son derece stratejik bir role sahiptir"

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Türkiye’de sanayinin rekabet gücünün kalite, güvenilirlik, sürdürülebilirlik ve uluslararası uyum düzeyiyle ölçüldüğünün altını çizerek, "Türk Standartları Enstitüsü (TSE) sanayimizin gelişiminde son derece stratejik bir role sahiptir" dedi.


ASO’nun ekim ayı Meclis Toplantısı, ASO Zafer Çağlayan Salonu’nda gerçekleştirildi. Türk Standartları Enstitüsü (TSE) Başkanı Mahmut Sami Şahin’in de katıldığı toplantıda TSE’nin Türk sanayisinin gelişimindeki önemine vurgu yapıldı.



"Hiçbir ülke, tek başına aldığı kararlarla sürdürülebilir bir büyüme patikasında ilerleyemiyor"


ASO Başkanı Seyit Ardıç, yaptığı konuşmada küresel ekonominin uzun süredir görülmemiş ölçüde belirsizliklerle karşı karşıya kaldığını hatırlatarak, artan jeopolitik gerilimlerin, ticaret akımlarındaki zayıflamanın ve faiz oranlarının küresel büyümeyi düşük bir patikaya taşıdığını aktardı. Küresel ekonomideki yeni dengenin yalnızca gelişmekte olan ülkeleri değil, gelişmiş ekonomileri de politika uyumuna zorladığını dile getiren Ardıç, "Artık hiçbir ülke, tek başına aldığı kararlarla sürdürülebilir bir büyüme patikasında ilerleyemiyor; finansal istikrar, üretim kapasitesi ve ticaret politikalarında ortak bir uyum arayışı öne çıkıyor. IMF Başkanı, küresel ekonomik büyümenin bu yıl ve gelecek yıl ‘hafif’ bir şekilde yavaşlayacağını öngördüklerini ifade etti. Belirsizliğin küresel olarak yükselmeye devam ettiğine işaret ederek, ‘Hazır olun, belirsizlik yeni normal ve kalıcı olacak’ dedi" değerlendirmesinde bulundu.



"İş yapış şeklimizi yeni konjonktüre göre yeniden şekillendirmeliyiz"


Uluslararası finans kuruluşlarının son tahminlerinin dünya ekonomisinin 2025 ve 2026 yıllarında yüzde 2,5 oranında büyümesini öngördüğünü aktaran Ardıç, "Bu oran, 2024 yılındaki yüzde 2,8 ve pandemi öncesi dönemdeki ortalama yüzde 3,2 büyümenin altında seyrediyor. Söz konusu veriler, küresel ekonominin potansiyel üretim düzeyinin altında bir performans göstermeye devam edeceğine işaret ediyor. Bu demek oluyor ki artık tüm ülkeleri etkisi altına alacak bir küresel yavaşlama süreci başlamıştır. Hem ülkeler hem bireysel olarak biz üreticiler gelecek planlarımızı ve projeksiyonlarımızı bu yeni ekonomik koşullar altında yeniden tasarlamak zorundayız. Özetle maliyetlerimizi, üretim süreçlerimizi, yatırımlarımızı, ürün çeşitliliğimizi, tedarik zincirimizi, müşteri portföyümüzü, insan kaynaklarımızı, pazarlama ve satış yaklaşımımızı, kısacası iş yapış şeklimizi yeni konjonktüre göre yeniden şekillendirmeliyiz" açıklamasında bulundu.



"Yıl sonu enflasyon beklentisi ise hala yüzde 30’un üzerinde seyrediyor"


Enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ardıç, "Enflasyon eylül ayında yüzde 3,2 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Böylece 16 aydır düşüş eğiliminde olan yıllık enflasyon, ağustostaki yüzde 32,95 seviyesinden yüzde 33,29’a yükseldi. Yüzde 22’lere kadar gerileyen Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi de yeniden yükselişe geçerek yüzde 26,59 oldu. Bu tablo, önümüzdeki süreçte enflasyonun nerede katılaşabileceğine dair önemli sinyaller veriyor. Yıl sonu enflasyon beklentisi ise maalesef hala yüzde 30’un üzerinde seyrediyor" dedi.



"Yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun üretim modeline geçmemiz gerekiyor"


Türkiye ekonomisine dair dikkat çekici gelişmelerden birinin de son iki aydır cari fazla vermesi olduğuna dikkati çeken Ardıç, "Ağustos ayında dış ticaret açığı 2,8 milyar dolar civarında gerçekleşti. Cari açığımız ve dış ticaret açığımız iki aydır geriliyor. Bu tablo, dış denge açısından olumlu bir gelişmedir. Fakat bu gerilemede sanayi üretimindeki daralmanın enerji talebini azaltmış olmasının büyük payı olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Dış açıklarımız üretimimiz arttığında yükseliyor, üretimimiz zayıfladığında ise düşüyor. Aslında bu olgu ülkemizde üretimin ve ihracatın temel sorunudur. Ekonomimiz potansiyelinde büyüdüğünde gerek üretim gerekse yurt içi talep kaynaklı mal ve hizmet ithalatında ihracatımızın çok üstünde artışlar oluyor. Bu döngüden kurtulmak için yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun üretim modeline geçmemiz gerekiyor. Aksi halde yüksek dış kaynak girişine bağımlı bir ekonomi olarak potansiyelimizi gerçekleştiremeyiz ve sürdürülebilir büyüme patikasında istenildiği gibi yol alamayız" diye konuştu.



"Emek yoğun sektörlerde istihdam kayıpları dikkat çekiyor"


Ağustos ayında işsizlik oranının aylık bazda 0,4 puan artarak yüzde 8,5 seviyesinde gerçekleştiğini kaydeden Ardıç, Avrupa Birliği’nin geniş tanımlı işsizlik ortalamasının yüzde 10,9 seviyesinde, Türkiye’de ise Avrupa’nın yaklaşık üç katı olduğunu ifade etti. Sanayi sektöründe ücretli çalışan sayısının geçen yılın ağustos ayına göre yüzde 3,6 azalarak 184 bin 737 kişi gerilediğine dikkati çeken Ardıç, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:


"Özellikle emek yoğun sektörlerde istihdam kayıpları dikkat çekiyor. Son üç yılda yalnızca tekstil ve hazır giyim sektörlerinde 343 bin kişi işini kaybetti. Bu tablo, yalnızca bir istatistik değil; ekonomimizin üretim, ihracat ve sosyal dengeleri açısından alarm veren bir gelişmedir. Artan girdi maliyetleri, yüksek faiz oranları, zayıf iç talep ve ihracatta rekabet gücünün kaybı, özellikle KOBİ’lerimizi ciddi biçimde zorluyor. Birçok firma üretim kapasitesini düşürmek ya da tamamen kapatmak zorunda kalıyor."


Ardıç, ihracat bedelinin yüzde 35’ini Merkez Bankasına satma zorunluluğunun halen devam ettiğini ve bunun sanayicileri zorladığını söyleyerek, döviz dönüşüm desteği süresinin oranı en az yüzde 5 artırılarak uzatılması gerektiğini söyledi.



"TSE’nin farkındalığı artırmasıyla standardizasyon, test ve belgelendirme süreçlerindeki sorunların çözüleceğine inanıyoruz"


Türkiye’de sanayinin rekabet gücünün kalite, güvenilirlik, sürdürülebilirlik ve uluslararası uyum düzeyiyle ölçüldüğünün altını çizen Ardıç, bu unsurların tamamının temelinde ise TSE’nin yer aldığını vurguladı. TSE’nin sanayinin gelişiminde son derece stratejik bir role sahip olduğuna dikkati çeken Ardıç, "Standardizasyon, test ve belgelendirme süreçlerinde sanayicilerimizin yaşadığı bazı yapısal ve operasyonel sıkıntılar, üretimden ihracata kadar birçok aşamada ciddi zaman ve maliyet kayıplarına neden olmaktadır. Sanayicilerimiz, özellikle Avrupa Birliği gibi ihracat pazarlarına uyum sağlamakta zorluk yaşamaktadır. Bazı ürünlerde TSE’nin uluslararası standartlara uyumlu olmaması nedeniyle firmalarımız aynı ürün için birden fazla belgelendirme sürecine girmek zorunda kalıyor. Bu durum hem zaman hem maliyet açısından önemli bir yük oluşturuyor. TSE’nin uluslararası kuruluşlarla iş birliğini güçlendirip standartlarda eşgüdümü sağlaması ve sanayicilerimize yönelik periyodik eğitimlerle farkındalığı artırmasıyla bu sorunun çözüleceğine inanıyoruz" diye konuştu.



"Akredite özel laboratuvarlar TSE süreçlerine entegre edilmelidir"


Ardıç, test ve belgelendirme süreçlerinde zaman zaman yaşanan gecikmelerin ihracata yönelik üretim yapan firmalar açısından önemli zaman kayıplarına neden olduğunu söyleyerek, "Özellikle medikal alanda, teknik personel ve akreditasyon eksikliği ciddi bir sorun oluşturuyor. Türkiye, MDR belgesini kabul eden ilk ülkelerden biri olmasına rağmen bu alanda akredite kurum eksikliği nedeniyle firmalarımız yabancı kuruluşlara yönelmek zorunda kalıyor. Bu da hem yüksek maliyet hem de teknik bilgilerin yurt dışına çıkması anlamına geliyor. Bu noktada önerimiz açık, akredite özel laboratuvarlar TSE süreçlerine entegre edilmelidir. Başvuru, değerlendirme ve raporlama süreçleri tamamen dijital ortama taşınmalıdır. Sanayiciler, başvurularının hangi aşamada olduğunu şeffaf biçimde görebilmelidir" ifadelerine yer verdi.


TSE hizmet bedellerinin yüksek olduğunu sözlerine ekleyen Ardıç, belgelendirme, test ve denetim ücretlerinin KOBİ’ler için ciddi bir mali yük oluşturduğunu ve firmaların ölçeğine göre indirimli tarifeler uygulanmasının firmalar için bir rahatlama sağlayacağını söyledi.



"Avrupa standartlarına uyum oranımız yüzde 99’un üzerindedir"


TSE Yönetim Kurulu Başkanı Şahin ise, TSE’nin yalnızca bir standardizasyon kuruluşu değil, aynı zamanda Türk sanayisinin küresel pazarlarda güçlü bir oyuncu olmasını sağlayan stratejik bir paydaş olduğuna dikkati çekerek, "Test, belgelendirme ve uygunluk değerlendirme süreçleriyle sanayicilerimizin rekabet gücünü artırıyor, dünya pazarlarında ‘Türk Malı’ ibaresinin güvenle anılmasını hedefliyoruz. Bu doğrultuda önceliğimiz, Türkiye’nin üretim gücünü küresel ticaretin gereklilikleriyle tam uyumlu hale getirmektir. Bu amaçla TSE, hem uluslararası düzeyde ISO ve IEC, hem de Avrupa düzeyinde CEN ve CENELEC kuruluşlarında tam üyelik statüsüne sahiptir. Avrupa Birliği ile yürüttüğümüz uyum süreci kapsamında, Avrupa standartlarını (EN) en geç altı ay içinde Türk Standardı haline getiriyoruz. Bugün Avrupa standartlarına uyum oranımız yüzde 99’un üzerindedir. Bu oran, yalnızca teknik bir uyumu değil, Türk sanayisinin küresel pazarlarda söz sahibi olma iradesini de yansıtmaktadır" ifadelerini kullandı.



"Uzman arkadaşlarımızın Ayna Komitelerine katılması kendi standartlarımızı dünya standartı haline getirmemizin bir kapısıdır"


Türkiye’de özel sektörün "Ayna Komiteleri" katılımının Avrupa ülkelerine kıyasla daha düşük olduğunu vurgulayan Şahin, Türkiye’de komitelere katılımın ücretsiz olduğunu ve aidat istenmediğini hatırlatarak, "Kendi sekötürünüzle alakalı kalite üretim sistemlerinde çalışan uzman arkadaşlarımızın Ayna Komitelerine katılması kendi standartlarımızı dünya standartı haline getirmemizin bir kapısıdır. Bizim bu yolu çok iyi kullanmamız lazım. Buradaki varlığımızı da uluslararası platformda artırmamız lazım" şeklinde konuştu.



ASO Başkanı Ardıç: "TSE sanayimizin gelişiminde son derece stratejik bir role sahiptir"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Ekrem İmamoğlu ve diğer 3 sanığın ‘siyasal casusluk’ suçundan yargılandığı davada ara mütalaa İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu, stratejist Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve teknoloji yatırımcısı Hüseyin Gün’ün ‘siyasal casusluk’ suçundan yargılandığı davada ara mütalaa açıklandı. Cumhuriyet savcısı, suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanmadığı ve adli kontrolün bu aşamada yeterli olmayacağını belirterek 4 sanığın da tutukluluk halinin devamını talep etti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu, stratejist Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve teknoloji yatırımcısı Hüseyin Gün hakkında ‘siyasal casusluk’ suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın 3. duruşmasının görülmesine devam edildi. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki duruşma salonunda görülen duruşmada mahkeme başkanı, cumhuriyet savcısından ara görüşünün alınacağını ardından sanıklara söz verileceğini söyledi. Görüşünü açıklayan cumhuriyet savcısı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı’ndan İBB’ye ait kullanılan IP adreslerinin ve ilgili sunucu sağlayıcılarının istenilmesini, ibb.gov.tr uzantılı sistemlere erişim sağlayan kullanıcı IP kayıtlarının tespitini, söz konusu IP adresleri üzerinden hangi kullanıcı hesaplarıyla giriş yapıldığının erişim, tarih ve saat bilgileriyle birlikte tespitini ve bu doğrultudaki log kayıtlarının tespitinin istenilmesini talep etti. Mütalaada log kayıtlarının incelenerek yetkisiz erişim, veri sızıntısı veya hesap ele geçirilmesi bulgularının tespiti, gelen ham verilerin düzenlenerek rapor haline getirilmesi talep edildi. Sanıkların dijital inceleme raporlarında yer alan bilgi ve belgelerin devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler olup olmadığı yönünde görüş bildirilmesinin istenilmesi de ara mütalaada talep edildi. Ara mütalaada sanıkların üzerine atılı suç bakımından suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, atılı suçun kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırları, tutuklu kalınan süre ile atılı suç için kanunda öngörülen ceza miktarına göre tutukluluk süresinin ölçülü olduğu, delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanmadığı, adli kontrolün bu aşamada yeterli olmayacağını belirtilerek 4 sanığın da tutukluluk halinin devamı talep edildi. Duruşma İmamoğlu’nun ara mütalaaya karşı savunması ile sürüyor.
Manisa Manisa Şehir Hastanesi’nden tuz tüketim uyarısı Manisa Şehir Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Hafize Kurt, fazla tuz tüketiminin böbrek sağlığı ve tansiyon üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek önemli tavsiyelerde bulundu. Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla Manisa Şehir Hastanesinde bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Nefroloji Hekimi Uzm. Dr. Hafize Kurt, aşırı tuz kullanımının böbreklerden kalp-damar sistemine kadar birçok hayati fonksiyonu tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda fark edilmeden tüketilen hazır ve işlenmiş gıdaların fazla tuz alımında en büyük etken olduğu belirten Kurt, tuzun vücut için gerekli bir mineral olduğunu ancak doz aşımının ciddi riskler barındırdığını söyledi. Uzm. Dr. Hafize Kurt, şu bilgilere yer verdi: "Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla tuz tüketiminin sağlık üzerindeki etkilerini hatırlatmak istiyoruz. Tuz, vücudumuz için gerekli minerallerden biri olsa da ihtiyaçtan fazla tüketildiğinde özellikle böbrekler, kalp-damar sistemi ve tansiyon üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeden tüketilen hazır ve işlenmiş gıdalar, fazla tuz alımına neden olabilmektedir. Aşırı tuz tüketimi; yüksek tansiyon, böbrek hastalıkları ve kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörlerinden biridir. Böbreklerimiz, vücuttaki sıvı ve mineral dengesini sağlamakla görevli organlardır. Fazla tuz tüketimi ise böbreklerin çalışma yükünü artırarak zaman içerisinde sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilmektedir" Özellikle kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmesi gerektiğini hatırlatan Kurt, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hipertansiyon, diyabet ve böbrek hastalığı bulunan bireylerin tuz tüketimi konusunda daha dikkatli olması gerekmektedir. Sofrada ekstra tuz kullanımını azaltmak, paketli ürünlerin içeriklerini kontrol etmek ve doğal beslenme alışkanlıklarını artırmak bu süreçte oldukça önemlidir. Sağlıklı yaşamın korunabilmesi için küçük görünen alışkanlıkların büyük etkiler oluşturabileceği unutulmamalıdır. Tuz tüketiminin kontrollü şekilde azaltılması, hem böbrek sağlığının korunmasına hem de genel sağlık durumunun desteklenmesine katkı sağlayacaktır"
Antalya Kepez’de "Bandırma Vapuru" 16 Mayıs’ta seyirciyle buluşacak Kepez Belediyesi Kent Tiyatrosu ev sahipliğinde yazar ve yönetmen Kosta Kortidis imzasını taşıyan, Türk tiyatrosunun önemli yapımları arasında gösterilen "Bandırma Vapuru", Antalya seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Hazırlıkları süren oyun, 16 Mayıs’ta Erdem Beyazıt Kültür Merkezi’nde prömiyer yapacak. Kepez’de Türk tiyatrosunun güçlü yapımlarından biri olarak kabul edilen "Bandırma Vapuru", yeniden sahneye taşınıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı onaylı ve arşiv eseri olarak kabul edilen yapım, yalnızca tarihi bir yolculuğu anlatmakla kalmıyor, o anları seyirciye adeta yeniden yaşatıyor. Kepez Kent Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Gökhan Avkıran’ın davetiyle Antalya’ya gelen oyun, yoğun prova süreciyle prömiyere hazırlanıyor. Kepez Belediyesi’nin kültür ve sanat vizyonu doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Kepez Kent Tiyatrosu, "Bandırma Vapuru" ile dünya ölçeğinde sanat üretimi hedefini bir kez daha ortaya koyuyor. Yazar ve yönetmen Kosta Kortidis, ulusal ve uluslararası arenada elde ettiği başarılarla dikkat çekiyor. Los Angeles’tan Almanya’ya, İngiltere’den Polonya ve Yunanistan’a kadar birçok ülkede sahnelenen eserleriyle tanınan Kortidis, farklı kültürlerde karşılık bulan tiyatro diliyle öne çıkıyor. "Bandırma Vapuru" ise sanatçının ritim, imaj, beden dili ve sessizliği bir araya getiren sahne anlayışının en güçlü örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Etkileyici dekor kurgusu, çağdaş koreografisi, güçlü ışık tasarımı ve destansı rejisiyle dikkat çeken yapım, seyirciyi yalnızca bir oyunun içine değil, tarihi bir bilinç yolculuğuna davet ediyor. Oyun, sahne estetiği, teknik altyapısı ve güçlü oyuncu kadrosuyla Türk tiyatrosunun kalıcı repertuvarları arasında yer alma iddiasını taşıyor. Teknik ve sanatsal kadrosuyla da dikkat çeken yapımda ışık tasarımını İhsan Erkan Emre, müzik tasarımını Engin Beslek, dans düzenini Aslınur Sarıca Ünal, dekor tasarımını Esin Özgün ve kostüm tasarımını Ayça Yücebıyık üstleniyor. Oyuncu kadrosunda ise Alptekin Bağlamaç, Necip Kamiloğlu, Atakan Bahçeci, İlker Alemdar, Ezgi Sönmez, Gökhan Avkıran, İlke Deniz Ercan, Aykut Keser ve Zafer Serkan Kanadlı başta olmak üzere birçok isim yer alıyor. "Bandırma Vapuru bir başlangıcın hikâyesi" Tarihi bir dönüm noktasını sahneye taşıyan yapım, yalnızca geçmişi anlatmayı değil, cesaretin, kararlılığın ve bağımsızlık ruhunun bugüne aktarılmasını amaçlıyor. "Bandırma Vapuru", seyirciye yalnızca izlenen değil, hafızalara kazınan bir tiyatro deneyimi sunmaya hazırlanıyor. Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri kapsamında sahnelenecek "Bandırma Vapuru" oyununa tüm vatandaşları davet etti. Başkan Kocagöz, "Cumhuriyetimizin kuruluş yolculuğunu anlatan bu anlamlı oyunda milletimizin bağımsızlık mücadelesini hep birlikte yeniden hissedeceğiz. 19 Mayıs ruhunu yaşamak ve yaşatmak adına tüm hemşehrilerimizi Kepez Kent Tiyatromuzun sahneleyeceği ‘Bandırma Vapuru’ oyununa bekliyoruz" dedi. "Bandırma Vapuru", 16 Mayıs Cumartesi günü saat 20.30’da Erdem Beyazıt Kültür Merkezi’nde tiyatroseverlerle buluşacak.