POLİTİKA - 03 Mart 2026 Salı 12:02

Bakan Fidan'dan savaş açıklaması: "Vatandaşlarımızdan ölü veya yaralı yok"

A
A
A
Bakan Fidan'dan savaş açıklaması: "Vatandaşlarımızdan ölü veya yaralı yok"

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Çatışma bölgelerindeki vatandaşlarımızı yakından izliyoruz. Şu ana kadar olaylarda yaralanan ya da hayatını kaybeden herhangi bir vatandaşımız yok" dedi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, medya kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle iftar programında bir araya geldi. Burada basın mensuplarının sorularını cevaplayan Fidan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) - İsrail ve İran arasındaki savaşın hem bölgenin geleceğini hem de küresel istikrarı riske atabilecek nitelikte olduğunu belirtti. Fidan, "İran'ın bölgedeki Arap ülkelerinde bulunan ABD üslerini doğrudan hedef alması, atılan adımların daha büyük bir bölgesel güvenlik krizine dönüşme ihtimalini artırıyor. Bir başka başlık da Hürmüz Boğazı. Boğazın kapanması, küresel finans ve enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açabilir. Bu da ABD'yi kısa sürede bir şekilde sonuç almaya zorlayabilir" ifadelerini kullandı.

"İran'dan doğal gaz akışının kesilmesi küresel ölçekte enerji arz güvenliği açısından önemli bir risk doğurabilir"

İlk aşamada saldırıların İran'ın bölgedeki vekil unsurlarında belirgin bir hareketlenmeye yol açmadığını aktaran Fidan, "Ama Hizbullah tarafında bazı hareketlilikler oldu. İran halkı içinde, 'rejim değişikliği sonucunu doğuracak' ölçekte bir dalgalanma ise şu an için görünmüyor. Mevcut şartlarda en olumsuz senaryo şu: Çatışmanın tırmanarak sürmesi ve İran'la birlikte tüm bölgeyi içine çeken bir istikrarsızlık ortamının oluşması. Bunun yanında enerji boyutu var. İran'dan doğal gaz akışının kesilmesi ya da Körfez ülkelerinden enerji ithalatında ciddi bir aksama yaşanması, küresel ölçekte enerji arz güvenliği açısından önemli bir risk doğurabilir" değerlendirmesinde bulundu.

"Meselenin askeri, güvenlik, siyasi, ekonomik ve enerji boyutlarını ayrı ayrı çalışıyoruz"

Bakan Fidan, meseleyi her boyutuyla ele aldıklarını dile getirerek, "Bu meselenin askeri, güvenlik, siyasi, ekonomik ve enerji boyutlarını ayrı ayrı çalışıyoruz; olası senaryolara göre atılabilecek adımlar üzerinde hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Bizim temel isteğimiz, talebimiz net: Karşılıklı saldırılar bir an önce dursun ve yeniden diplomasiye dönülsün. Bunu da bütün görüşmelerimizde açık şekilde vurguluyoruz" açıklamasında bulundu.

"İran, füze ve dronlar ile İsrail'i gerçekten rahatsız edebilir"

Netanyahu'nun İran tehdidinin ortadan kaldırılmasını istediğini aktaran Fidan, sözlerine şöyle devam etti:
"Tehdidi ne olarak tanımlıyordu, İran'ın sahip olduğu yetenekler olarak tanımlıyordu. Şimdi yeteneklerin de ötesine geçip rejimin kendisi olarak tanımlıyor. Rejim değişikliği hedefi var. Savaş, bizim olmasın diye uğraştığımız husustu. Bunun mücadelesini verdik. Çözümler de sunduk açıkçası. Hatta savaşın başlangıcını geciktirmiş de olduk. Aslında savaş daha erken başlayacaktı, biz biraz daha geciktirmiş olduk bu çabalarla. Belki bir neticeye ulaşabilirdi ama eski yönteme dönmeyi tercih ettiler. Yine müzakerenin ortasında bu savaş başladı. İranlılar, müzakerenin ortasında savaş başlaması meselesini bir şekilde aslında diplomasinin ihanete uğraması olarak da nitelendiriyorlar. Bence, İsrail ve ABD, İran'ı ilerisi için de tehdit oluşturacak bir İran olmaktan çıkartmak isteyeceklerdir. Şimdi İran da maliyet üretmek için çaba harcıyor. O da Körfez'deki enerji hedeflerini bombalayarak şu anda maliyet üretiyor. Açıkçası bu maliyet ne kadar daha devam eder, ne olur ona bakacağız. Ama İran'ın beklediği cevap gelmeyecek gibi. İran buraları bombalayarak ‘bunlar da Amerika'ya baskı yapsınlar, savaşı durdursunlar' falan diyecek ama o olmayacak gibi Ancak İran, füze ve dronlar ile İsrail'i gerçekten rahatsız edebilir, bunları ciddi bir şekilde kullanırsa."
Bakan Fidan, terör örgütlerinin bulundukları bölgelerdeki zayıflıklardan ve bölünmüşlüklerden istifa eden yapılar olduğunu anlatarak PKK'nın İran'daki varlığına ilişkin, "Bir kımıldama olur mu olmaz mı, bunu yakından takip ediyoruz. Farklı çizgideki Kürt grupların bir araya gelerek bir ittifak kurduklarını, ortak açıklamalar yaptıklarını da görüyoruz. Bunları yakından takip ediyoruz. Bunlar rejimle ne kadar savaşacaklar, bulundukları yerdeki diğer etnisitelerle ne kadar savaşacaklar, ne olacak, neyi hedefliyorlar, nereden ne çıkar, hepsini takip ediyoruz, analiz ediyoruz" diye konuştu.

"Terörsüz bölge meselesi biraz Suriye'yi, Irak'ı, İran'ı ilgilendiren bir husus"

Terörsüz Türkiye ile TBMM'de devam eden bir süreç olduğunu söyleyen Fidan, "Terörsüz Türkiye'nin olması için terörsüz bölgenin olması gerekiyor, bunu hep teknik dili biraz düzeltmek için kullanmak zorunda kalıyoruz. Terörsüz bölge meselesi biraz Suriye'yi, Irak'ı, İran'ı ilgilendiren bir husus. Buralardaki denklemde örgüt kendiliğinden irade koymadığı sürece, Terörsüz Türkiye'de belli adımları atmak mümkün olmuyor. Yakından takip ediyoruz. İçerideki siyasal süreç ayrı bir konu. Onu ben dediğim gibi, şu anda siyasi partiler raporu aldılar. Bakıyorlar, kendileri de herhalde bir karar verecekler" dedi.
İran'ın Kıbrıs Adası'nı hedef alıp almayacağı konusuna ilişkin değerlendirmede bulunan Fidan, "Kuzey Kıbrıs için çok fazla risk olduğunu düşünmüyorum an itibarıyla. Güney'de de riskin sınırlı olduğunu düşünüyorum, çok sınırlı. Sivil tesisler için çok fazla bir şey olmayabilir" şeklinde konuştu.

"Türkiye kendini her zaman korur"

Bakan Fidan, bölgedeki saldırıların Türkiye'ye sıçrayıp sıçramayacağı sorusuna, "İran konusundan bağımsız olarak konuşuyorum: Türkiye kendini her zaman korur. Bunun için gerekli iradeye de yeteneğe de sahibiz" cevabını verdi.

"Sükunetin sağlanması ve yeniden bir barış ortamı oluşması için yoğun bir çaba içindeyiz"

Bölgedeki gerginliğin azaltılmasına yönelik uluslararası çabalar olduğuna dikkati çeken Fidan, "Sükunetin sağlanması ve yeniden bir barış ortamı oluşması için yoğun bir çaba içindeyiz. İran'da ve genel olarak bölgemizde istikrarın korunması kritik. Bu nedenle çatışmaların bir an önce bitmesi ve diplomatik sürecin başlaması gerektiğini her fırsatta söylüyoruz. Burada aslında tek katmanlı müzakere yok, çok katmanlı müzakere var. Birincisi savaşan tarafları tekrar masaya getirebilir miyiz? Saldıran taraf saldırısını ne zaman durduracak veya durdurmaya hazır? Minimumu bunun, onları tatmin edecek bir askeri yetersizliğe ulaştırmak. Minimum savaşı durdurma şartı. Maksimumu da rejim değişikliği. Yani, savaş, en erken temel askeri kabiliyetlerin yok edilmesi veya etkisiz hale getirilmesiyle, en geç ise İran'da bir rejim değişikliğiyle sona erebilir. Bu minimum şartın gerçekleşmesi belli bir süre, belli bir askeri operasyon silsilesi isteyecek. İran geniş bir coğrafya. Füze sistemleri, radar sistemleri, hava savunma sistemleri, elektronik harp sistemleri, deniz kuvvetleri çok yere dağılmış" açıklamasında bulundu.
Fidan, başka ülkelerdeki yetkililerle temas halinde olduğunu ifade ederek, barış isteniyorsa ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.

"Şu ana kadar olaylarda yaralanan ya da hayatını kaybeden herhangi bir vatandaşımız yok"

Bölgede yaşayan vatandaşların durumuna ilişkin de bilgi veren Bakan Fidan, "Çatışma bölgelerindeki vatandaşlarımızı yakından izliyoruz. Şu ana kadar olaylarda yaralanan ya da hayatını kaybeden herhangi bir vatandaşımız yok. İran'da, çifte vatandaşlar dâhil, yaklaşık 20 bin civarında vatandaşımız bulunuyor. İran'la olan üç sınır kapımızdan hem Türk vatandaşlarımız hem de üçüncü ülke vatandaşları ülkemize şu an itibarıyla sorunsuz şekilde geçiş yapabiliyor. Çağrı merkezimiz var, Başkonsolosluklarımız, Büyükelçiliklerimiz, burada Konsolosluk işleri ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü yani 24 saat çalışıyoruz. Her saatte bir rapor alıyoruz. Şu anda can güvenliği açısından çok büyük bir sıkıntı yok" ifadelerini kullandı.

"İran kendi vatandaşlarını sınırdan çıkarmıyor"

Fidan, İran'dan Türkiye'ye göç dalgası olma ihtimaline ilişkin ise, "Biz geçen Haziran Savaşı'ndan itibaren Dışişleri'nin koordinasyonunda ilgili birimlerle koordine toplantısı yapıyoruz. İçişleri, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kızılay, Savunma, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT). Her türlü planlamayı yapıyoruz. Bu konuda halkımız müsterih olsun. Gerekli imkanlara ve planlamalara sahibiz. Şu anda İran kendi vatandaşlarını sınırdan çıkarmıyor. İran izin vermiyor şu anda. Dolayısıyla İran'dan hiç kimse gelmiyor şu anda bize" dedi.

İran ile ABD - İsrail arasındaki savaşın Gazze'yi kötü etkilediğini de söyleyen Fidan, "İsrail Gazze'ye giriş çıkışları durduruyor, biliyorsunuz savaştan dolayı ve vurulan diğer ülkeler de bizim Gazze'de beraber çalıştığımız ülkeler, Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Ürdün vesaire bunlar, hepsi beraber çalıştığımız ülkeler. Mısır hariç, şimdi bu ülkelerin başında başka acil ateşleri var ve ister istemez gündemleri değişiyor" ifadelerine yer verdi.

"Her türlü platforma destek sağlama irademiz var"

Filistin'e yönelik desteklerin sürdüğünü belirten Bakan Fidan, "Filistin meselesinde, daha önce de söyledik, her türlü platforma destek sağlama irademiz var. İnsani yardımlar baştan beri devam ediyor, herhalde bizden daha fazla veren olmadı. Dolayısıyla bizim bir de ayrıyeten nakdi deklarasyona girmemize gerek yok, ayni yardım sürekli yapılıyor. Onun dışında Uluslararası Barış Gücü ile alakalı şu anda oluşan kompozisyonda hali hazırda bizden bir talep olmadı. İnsani yardım konusunda oldu. Bunu da yapıyoruz" dedi.

"Ara seçimden önce CAATSA'dan bir sonuç elde etmek için çalışılıyor"

İsrail'in, ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) yaptırımlarının kalkmasını istemediğinin sorulması üzerine Fidan, "İsrail belli yeteneklere civardaki ülkelerin kavuşmasını istemez. Şu anda o modda gidiyor. Bakalım bu mücadeleler devam edecek. Herkes kendi elindeki kartı bir şekilde oynayacak. Ara seçimden önce CAATSA'dan bir sonuç elde etmek için çalışılıyor. Biz siyasi adımları attık. Göreceğiz" ifadelerini kullandı.

"Kendi mahallemizde bir oluşum olacaksa bunun içerisinde hep beraber olmaya hazırız"

Fidan, Avrupa güvenlik mimarisine ilişkin ise şunları kaydetti:

"Avrupalılar bunu kendi aralarında daha çok, ileri savunma sanayii alanında ileri götürdüler biliyorsunuz, SAFE gibi. Biraz daha işte Amerikan savunma sistemlerinden bağımsız hale gelelim ama NATO'nun dışında NATO birliklerinin olmadığı, Avrupa'nın kendi birlikleri ile bir şeyler yapmaya ilişkin kapsamlı bir çalışma ve plan halihazırda yok. Arayışlar var, tartışmalar var. Biz de tartışmaları yakından takip edip ediyoruz. Gerekli yerlerde gerek biz gerek diplomatlarımız müdahil oluyoruz. Bizim duruşumuz, Cumhurbaşkanımızın duruşu bu: Kendi mahallemizde bir oluşum olacaksa biz de bunun içerisinde hep beraber olmaya hazırız."

Behçet Aksoy

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Elazığ Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir" Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Makatta ağrılar, akıntılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, bağırsak hastalıkları hakkında değerlendirmelerde bulunarak makattan gelen sıvıların dikkate alınarak hemen doktora başvurulması gerektiğini belirtti. İltihaplı bağırsak hastalıkları olarak temelde iki türlü hastalığın olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Bir tanesi crohn yani regional iletis, diğeri de kolitis ülseroza diğer bir adıyla ülseratif kolit hastalığıdır. Bu iki hastalık birbiriyle çok karşılaşabildiği gibi, bu iki hastalığın arasında yer alan indetermine kolit dediğimiz bir başka grup daha vardır. Bu iki hastalığın da genel cerrahide yeri vardır. Özellikle kalın bağırsak kanseri gelişimi açısından ülseratif kolit oldukça önemlidir. Özellikle 8 yıldan uzun süredir tanı konulmuş olan ülseratif kolit vakalarında kalın bağırsak kanseri gelişimi riskinde çok ciddi bir artış olmaktadır. O nedenle 8 yıldan uzun süredir tanısı olan tüm hastaların yılda bir kere kolonoskopi olmalarını öneriyoruz. Hatta bu hastaların uygun bir anda hastalıkları aktif olmadığı bir süreçte ileal J-Poş ve total kolektomi dediğimiz bir ameliyat geçirmeleri, ülseratif kolitten ömür boyu kurtulmalarını sağlayacaktır. Bu nedenle ülseratif kolitte 8 yıldan uzun süredir tanınız varsa, çok dikkatli olmanızda büyük bir fayda var" diye konuştu. Baysal, "Crohn hastalığını ise ince bağırsakların son kısmına özellikle yerleşen bazen kalın bağırsakta da aralıklı olarak seyreden, ağızdan makata kadar olan tüm sindirim sistemine tutabilen bir hastalıktır. Bu hastalıkta kanser gelişim riski düşüktür ama bu hastalıkta makatta apseleri, fissürleri, fistülleri olan hastaların mutlaka kolonoskopi yaptırmaları gerekiyor. Kolonoskopide ince bağırsakların son kısmına baktırmaları ve orada gelişen bir crohn hastalığı varsa tekrarlayan apseler ve fistüller oluşur. Bundan dolayı da uyanık olmaları gerekmektedir. Crohn hastalığında bağırsaklar birbirine yapışarak fistüller ve bazı başka cerrahi problemler ortaya çıkartabilirler. Bu yönden crohn hastalarının uyanık olmaları gerekiyor. Düzenli tedavi kullanmaları gerekiyor. Bu iki hastalık genel cerrahide bizim en çok önem verdiğimiz bağırsak hastalığıdır. Ülseratif kolit kalın bağırsak gelişimi riskini arttırdığı için, kron hastalığı ise genellikle makat üzerinde apseler ve fistüller, fissürler geliştirdiği için bizim için çok önemlidir" ifadelerini kullandı. İltihaplı bağırsak hastalıkları hakkında bilgi veren Baysal, "İltihaplı bağırsak hastalığından şüphelenmek için makatta ağrılar fistüller ve apseler olması crohn hastalığını şüphelendirir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır. Bunların ilaç tedavileri de vardır. Bu ilaç tedavileriyle hastalar tedavi olabilirler ama en önemli şey, bunların oluşturduğu komplikasyonlardır. Bu hastalıklar sebebiyle oluşan rahatsızlıklardır. Bu hastalıkların karaciğer, safra, göz, eklemler ve cilt üzerine de bazı komplikasyonları ve bulguları vardır. Bunlar açısından da hastaların kontrol edilmeleri gereklidir. Makattan gelen balgamsı, sümüksü ve kanlı akıntılar, çok önemli akıntılardır. Karın ağrısı, kramp tarzında ağrılar çok önemlidir. Böyle durumlarda derhal bir doktora başvurmalarında fayda var" ifadelerini kullandı.
Bursa Şehitlerin adı Esentepe’de yaşatılacak Nilüfer Belediyesi’nin, Çanakkale Savaşı’ndan günümüze vatan uğruna hayatını kaybeden tüm Nilüferli şehitlerin adını yaşatacağı Şehitler Anı Parkı, bu yıl Esentepe Mahallesi’nde Nilüferlilerle buluşacak. Şehitlerin aziz hatırasını yaşatmak amacıyla hayata geçirilecek parkta yer alacak abide de, tüm Nilüferli şehitlerin isimlerini onlara yakışır bir vefa ile geleceğe taşıyacak. Nilüfer Belediyesi’nin, ilçedeki tüm şehitlerin hatırasını yaşatmak amacıyla hayata geçirdiği Şehitler Anı Parkı projesinde çalışmalar sürüyor. Şehitlerin aziz hatırasını tek bir anı mekânında yaşatmayı amaçlayan park, yalnızca bir anıt alanı değil; ailelerin bir araya gelip ortak hafızayı yaşatabileceği anlamlı bir buluşma noktası olacak. Esentepe Mahallesi’nde inşa edilecek olan parkta, Çanakkale Savaşı’ndan Milli Mücadele’ye, Kore Savaşı’ndan Cumhuriyet dönemine kadar vatan uğruna hayatını kaybeden tüm Nilüferli şehitlerin isimlerine yer verilecek. Kent dokusuna nefes aldıracak nitelikte 2 bin 956 metrekarelik bir alanda planlanan parkın bin 960 metrekaresi yeşil alan olacak. Park içinde şehit anıtı, tören alanı, amfi düzenlemesi, açık kütüphane, okuma alanları Nilbel Kafe, dinlenme alanları, yürüyüş alanları, bisiklet park alanı ve otopark bulunacak. Yıl boyunca anma törenleri ve resmi programlara ev sahipliği yapabilecek şekilde planlanan Şehitler Anı Parkı, 24 saat güvenlik önlemleri ile korunacak. Şehitlerin hatırasını yaşatmanın kendileri için bir borç olduğunu dile getiren Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, "Bizler için şehitlerimizin aziz hatırası ve ailelerin talepleri her zaman ilk sıradadır. Bu vatan için toprağa düşen hiçbir kahramanımızın adını güvenliği tam sağlanamayan, zamanla yıpranma riski olan sokak arası parklara hapsetmek istemedik. Onlara olan minnet borcumuzu; 24 saat korunan, kütüphanesiyle ve dev anıtıyla gençlerimize ilham verecek, ailelerimizin her daim başköşede ağırlanacağı Şehitler Anı Parkı ile ödemeyi görev bildik. Bu projeyi en başından beri şehit ailelerimiz ve gazilerimizle kurguladık; çünkü o isimlerin nasıl yaşatılacağına dair en doğru cevabı yalnızca onlar verebilirdi. Her bir Nilüferli şehidimizin adı bu parkta; çocukların sesiyle, ailelerin dualarıyla yaşamaya devam edecek" dedi.
İstanbul Hemoroidde ’ekran bağımlılığı’ etkisi: "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı" Ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin burada kalınan süreyi uzattığını söyleyen uzmanlar, hastalıklara karşı uyardı. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Sürek, "Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı, artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip çok fazla vakit geçirmekte. 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroit veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda. Hemoroit bir anatomik yapı, hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla, dikkat etmeliyiz" dedi. Halk arasında ’basur’ olarak bilinen makat bölgesindeki hemoroit dokusunun sarkması, genişlemesiyle kaşıntı, kanama, ağrı gibi şikayetlerle kendini gösteren hemoroidal hastalığa karşı uzmanlar uyarıyor. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Ahmet Sürek de yaşam şeklinin değişmesi, yoğun işlenmiş gıda tüketimi, aşırı acı ve baharatlı gıdaların tüketilmesi, tuvalette uzun süre kalınması, ıkınma, hareketsizlik gibi nedenlerle hemoroidal hastalığın daha sık görüldüğünü belirtti. Doç. Dr. Sürek, son dönemde özellikle genç yaş grubunda ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin hastalık üzerinde etkili olduğunu söyledi, önemli uyarılarda bulundu. "Sıklığının artışının ana nedenlerinden biri; ekran bağımlılığı" "Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip telefonla çok fazla vakit geçirmekteler" diyen Doç. Dr. Ahmet Sürek, "Bu da tabii çeşitli sağlık problemlere yol açmakta. Uzun süre tuvalette, telefona bakarak vakit geçirmek, bağırsağımızın alt noktasında makat dediğimiz bölgede kan akımının durmasına neden oluyor. Kan damarlarında kan birikmesine neden oluyor. Bu da hemoroit, anal fissür dediğimiz makat çatlaklarına yol açabiliyor, kas disfonksiyonları (kas yapısındaki bozulmalar), ıkınmalarla prolapsuslar (dışarı çıkma, sarkmalar) meydana geliyor. Daha çok genç yaşlarda gördüklerimiz; anal fissür ve hemoroit olarak söyleyebilirim. Ekran bağımlılığı çok önemli bir konu, tuvalette çok fazla vakit geçiriyorlar hem de maalesef Z kuşağımız, gençlerimiz biraz daha artık aktivite, spor yerine herhalde bilgisayar başında vakit geçiriyor. Oyunlar oynuyorlar, devamlı oturarak vakit geçirdikleri için bu hastalıkların şu an görülme sıklığının artışının ana nedenlerinden biri aslında bu; ekran bağımlılığı. Alt bölgedeki damarlarda basınç artışı sağlayarak bu hastalıkların genç yaşlarda görülmesine olanak sağlamaktadır" şeklinde konuştu. "Telefonumuzu yanımıza almayalım" Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Sürek, "Bu hastalıkların en büyük nedenlerinden biri kabızlık, tuvalete girdiğimizde çok ıkınmamız, ekran başında veya iş yerinde çok fazla oturmak, hareketsizlik, tuvalette 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroit veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Makat bölgesinde her kanama hemoroit olmayabilir. En büyük önerilerimden biri; tuvalete gidiyorsak telefonumuzu yanımıza almayalım. Hemoroit sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda hemen hemen herkesin etkilendiği bir hastalık. Hemoroit zaten herkeste olan kan damarları, bağ dokusu ve düz kaslardan oluşan, büyük abdestimizin, gazımızın makat çevresini kaplayarak kaçmasını önleyen bir anatomik yapı. Yediğimize, içtiğimize, hareketlerimize çok dikkat etmemiz gerekiyor. Hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz çünkü hemoroit bir anatomik yapı. Evresine göre tedavi uyguluyoruz, 4 evreye ayrılıyor. Yaşam tarzını değiştirme, bol su içme, lifli gıdalar yeme, yürüyüşlerini artırması belki bir spor fiziksel aktiviteyi artırmasını öneriyoruz, bunlarla zaten çoğu geçebiliyor. Geçmezse medikal ilaçlar verebiliyoruz. Etkili olmazsa endoskopik müdahalelerimiz oluyor, en son aşamada artık hiçbir tedaviden fayda görmüyorsa cerrahiye hastaları yönlendirebiliyoruz" dedi. "Kabızlık uzun sürüyorsa mutlaka doktora gidip nedeni araştırılmalı" Hastalıkların oluşmaması için yapılması gerekenleri sıralayan Doç. Dr. Sürek, "Engellenmesi için şunu söyleyebilirim; hareketli bir yaşam, çok ekran başında veya işyerinde oturarak çalışıyorsak da mutlaka kısa bir yürüyüş yapmayı öneriyorum. Lifli gıdaları bol tüketmemiz gerekiyor hem bağırsak sağlığımız hem de bağırsak hareketleri, büyük abdestin formundaki yumuşaklıklarla bu hastalıklara yakalanmayı azaltmakta. Toplardamarlarda kan birikir ve bu hastalıklar meydana gelir, hemoroidin içinde kan birikirse hemoroidal hastalık meydana geliyor. Kabızlığı yenebilmemiz için aktiviteyi artırmamız, bol su içmemiz, lifli gıdalar yememiz gerekiyor. Uzun sürüyorsa mutlaka bir doktora gidip nedeninin araştırılması gerekiyor. İşlenmiş gıdalar hem kabızlık artışına hem de bağırsak floramızın bozulmasına, hastalıkların gelişmesine neden olabiliyor. Bağırsak sağlığımızı korumak için tahılları ön plana almamız gerekiyor, taze sebze, meyveleri bol tüketmemiz gerekiyor. Z kuşağı fast foodu aşırı seviyor, tüketiyor. Bu da bu hastalıkların gelişmesinde ve oluşmasında büyük etkenlerden biri" ifadelerini kullandı. "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı" "Kesinlikle sosyal medyadan hasta kendini tedavi etmemeli" diyerek sözlerine devam eden Doç. Dr. Sürek, "İnternetten araştırıp tedavisini kendisi yapmamalı, bazen bunların altından kanserler de çıkabiliyor, özellikle 45 yaşından yüksek insanlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekiyor. İnternette yazan her şey kişi için doğru değil. Kolorektal kanseri artık 20’li 30’lu yaşlarda da görüyoruz. Geçmeyen bir kanama, kronikleşmiş bir kabızlığı varsa vatandaşlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekmekte. Belki kolonoskopi belki başka görüntülemeler yapılacak. Bu hastalıkların da yaşı biraz daha düştü, sebebi de yaşam tarzındaki değişiklik. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. 20 ile 40 yaş arasında bayağı bir hastamız özellikle genç 20, 30 yaş arasında daha da fazla hastamız bize başvuruyor. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla. Bağırsak sağlığımız çok önemli, insanın ikinci beyni derler, bütün vücudu etkiliyor, bağırsağımıza çok iyi bakmamız gerekiyor" diye konuştu.
İstanbul Merkez Bankası anketinde yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 28,94 oldu Cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 27,53 iken, bu anket döneminde yüzde 28,94 oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Mayıs ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’ni yayımladı. Anket, reel sektör ve finansal sektör temsilcilerinden oluşan 72 katılımcı tarafından yanıtlandı ve sonuçlar katılımcıların yanıtları toplulaştırılarak değerlendirildi. Yıllık enflasyon beklentileri Katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 27,53 iken, bu anket döneminde yüzde 28,94 oldu. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 23,39 iken, bu anket döneminde yüzde 23,82 oldu. 24 ay sonrası TÜFE beklentisi ise bir önceki anket döneminde yüzde 18,02 iken, bu anket döneminde yüzde 18,43 olarak gerçekleşti. 12 ay sonrası enflasyon beklentileri 2026 yılı Mayıs ayı anket döneminde, katılımcıların 12 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminleri değerlendirildiğinde, TÜFE’nin ortalama olarak yüzde 16,60 olasılıkla yüzde 19,00 - 21,99 aralığında, yüzde 45,20 olasılıkla yüzde 22,00 - 24,99 aralığında, yüzde 22,30 olasılıkla ise yüzde 25,00 - 27,99 aralığında artış göstereceği öngörüldü. Aynı anket döneminde nokta tahminler esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre ise, katılımcıların yüzde 17,46’sının beklentilerinin yüzde 19,00 - 21,99 aralığında, yüzde 41,27’sinin beklentilerinin yüzde 22,00 - 24,99 aralığında, yüzde 28,57’sinin beklentilerinin yüzde 25,00 - 27,99 aralığında olduğu gözlendi. 24 ay sonrası enflasyon beklentileri 2026 yılı Mayıs ayı anket döneminde, katılımcıların 24 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminleri değerlendirildiğinde, TÜFE’nin ortalama olarak yüzde 13,92 olasılıkla yüzde 12,00 - 15,99 aralığında, yüzde 47,79 olasılıkla yüzde 16,00 - 19,99 aralığında, yüzde 20,20 olasılıkla ise yüzde 20,00 - 23,99 aralığında artış göstereceği öngörüldü. Aynı anket döneminde nokta tahminler esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre ise, katılımcıların yüzde 14,04‘ünün beklentilerinin yüzde 12,00 - 15,99 aralığında, yüzde 49,12‘sinin beklentilerinin yüzde 16,00 - 19,99 aralığında, yüzde 24,56‘sının beklentilerinin yüzde 20,00 - 23,99 aralığında olduğu gözlendi. Faiz beklentileri Katılımcıların BİST Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan cari ay sonu gecelik faiz oranı beklentisi bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de yüzde 40,00 oldu. Haziran ayı Para Politikası Kurulu toplantısı için TCMB politika faiz oranı beklentisi bu anket döneminde yüzde 37,00 olarak gerçekleşti. Döviz kuru beklentileri Katılımcıların cari yıl sonu döviz kuru (ABD Doları/TL) beklentisi bir önceki anket döneminde 51,23 TL iken, bu anket döneminde 51,57 TL oldu. 12 ay sonrası döviz kuru beklentisi ise bir önceki anket döneminde 53,62 TL iken, bu anket döneminde 54,69 TL olarak gerçekleşti. GSYH büyüme beklentileri Katılımcıların GSYH 2026 yılı büyüme beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 3,5 iken, bu anket döneminde yüzde 3,3 olarak gerçekleşti. GSYH 2027 yılı büyüme beklentisi ise bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de yüzde 4,1 olarak gerçekleşti.