ÇEVRE - 02 Nisan 2026 Perşembe 11:14

Bakan Kurum: "Atıkların ekonomiye katkısı 450 milyar liraya çıkacak"

A
A
A
Bakan Kurum: "Atıkların ekonomiye katkısı 450 milyar liraya çıkacak"

Sıfır Atık Projesi’nin planlı bir şekilde büyüdüğünü belirten Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "Atıkları dönüştürerek ekonomiye Mart 2026 itibarıyla 365 milyar lira kazandırdık. Yıl sonuna kadar bu rakamı 450 milyar liraya çıkarmayı hedefliyoruz" dedi.


Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 ve Sıfır Atık Projesi ile ilgili bir gazeteye açıklamalarda bulundu. Sıfır Atık Projesi’nin planlı ve istikrarlı bir şekilde büyüdüğüne dikkat çeken Kurum, "Toplanan atıkları geri dönüştürerek, ülkemiz ekonomisine Mart 2026 itibarıyla 365 milyar lira kazandırdık. 2026 yılı sonuna kadar bu rakamı 450 milyar liraya çıkarmayı ve sonraki yıllarda bu kazancı katlayarak artırmayı hedefliyoruz" dedi. Böylece atıklar yılsonuna kadar ekonomiye ilave 85 milyar lira, yani aylık yaklaşık 10 milyar lira katkı verecek.



"2026’da 100 milyon ton hedefi"


2017 yılında yüzde 13 olan geri kazanım oranının; kademeli bir artışla 2023’te yüzde 34,92’ye, 2024’te yüzde 36,08’e ve 2025 yılı itibarıyla yüzde 37,53’e yükseldiğini kaydeden Kurum, 2026 yılında hedeflerinin geri kazanım oranını yüzde 39’a çıkarmak olduğunu vurguladı Kurum, "Geri kazanım oranını 2035 yılında yüzde 60’a, 2053 yılında ise yüzde 70’e çıkarmayı hedefliyoruz. Proje başlangıcından 2025 yılı sonuna kadar geçen süreçte; toplamda 90 milyon ton geri kazanılabilir atığı ekonomiye kazandırdık. 2026 yılında hedefimiz bu rakamı 100 milyon tonun üzerine çıkartmak" dedi.


Bakan Kurum sözlerine şöyle devam etti: "Ama şunu belirtmem lazım, aslında en önemli kazanım şu: Biz anlayışı değiştirmeye başladık, zihinlerde bir dönüşüm yaptık. Bakın bunlar sıradan bir istatistik değil; alışkanlıkların, zihniyet kalıplarının ve gündelik yaşam pratiklerinin yeniden düzenlenmesi demektir. Ben özellikle yeni nesillerde gençlerde, çocuklarda bu farkındalığın çok yüksek olduğunu görüyorum. Çocuklarımız daha kreşte sıfır atığı, geri dönüşümü, israf etmemeyi öğreniyor. Bu bizim en önemli kazanımımız."


"Birleşmiş Milletler’den şartız destek"


30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü ve bu yıl Türkiye’de yapacağımız COP31 zirvesinin ABD’deki görüşmelerin ana gündemi olduğunu dile getiren Bakan Kurum, "BM Genel Sekreteri Sayın Antonio Guterres ile görüştük, yine başka ikili görüşmelerimiz de vardı. İklim krizini bütün boyutlarıyla masaya yatırdık, paydaşlarımızla değerlendirdik. COP31 vizyonumuzun somut, uygulanabilir ve sonuç odaklı bir anlayışa dayandığını vurguladık ve bu noktada BM yetkilileri, Türkiye’nin alacağı tüm kararların arkasında olduklarını ifade ettiler" dedi.


Birleşmiş Milletler’de de tüm dünyaya hem sıfır atık kazanımlarını hem COP31 hazırlıklarını anlattıklarını dile getiren Kurum sözlerini şöyle sürdürdü:


"İki ayrı oturumda iki başlığı ayrı ayrı ele aldık. Tabii özellikle bu yıl Kasım ayında COP31’le, ki dünyanın en büyük zirvesi bu, 196 ülkeyi ağırlayacağız. Zirveye hazırlıklarımız noktasında, bu bilgilendirmeye ihtiyaç olduğunu da oradaki izlenimlerimizden gördük. Bizim bilgilendirmemiz bu noktada çok faydalı oldu, geri dönüşleri de aldık, Avrupa’dan Asya’ya Afrika’ya her kıtadan destek aldığımızı gördük. COP31’in ev sahibi ve başkanı olarak bu zirveye ilişkin vizyonumuzu anlattık. Biz artık taahhütlerin konuşulduğu değil, somut adımların atıldığı bir noktaya gelmek istiyoruz. Yaptığımız toplantılarda şu gerçeği bir kez daha fark ettik ki, ülkeler de bizimle aynı çizgide. Artık uygulamaların konuşulmasını istiyorlar. Bu görüşümüzü teyit etmiş olduk."


Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde filizlenen Sıfır Atık Hareketi’nin artık sınırları aşan küresel bir çevre hareketi olarak kendilerini gururlandırdığını vurgulayan Kurum, "Şimdi biz burada Sıfır Atık Hareketimizle iyiliğin yayıldığını, insanlığın ortak vicdanına seslenen bir çağrıya dönüştüğüne hep birlikte şahitlik ettik. İklim krizi bir ihtimal değildir. Şu anda aslında yaşadığımız gerçeğin ta kendisidir. New York’tan dünyaya haykırdığımız bu söz, verilerle örülmüş bir tespitin özlü ifadesiydi aslında. Dert büyükse çare de büyük olurmuş, o halde hem tehditlerin hem de çarelerin büyüklüğünü cesurca konuşmak lazım diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.


Türkiye’yi bekleyen tehditlere de değinen Kurum, "Türkiye, coğrafyasının bir lütfu olarak dünyanın en zengin biyoçeşitliliklerinden birine ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda coğrafyasının bir bedeli olarak iklim krizinin en ağır yükünü taşıyan bölgenin tam ortasında duruyor. Bilim insanlarının da bu konudaki öngörüleri açık: Akdeniz havzası, küresel ısınmanın dünya ortalamasının üzerinde bir hızla ısındığı coğrafya. Bu ne demek? Kuraklık, seller, orman yangınları ve aşırı hava olayları Türkiye için artık "olabilir" kategorisinde değil. Artık "ne zaman ve ne şiddetle" olacak? Bu sorunun gündemde tutulduğu bir gerçeklik var" diye konuştu.


İklim krizini hayatın her alanında hissedildiğine vurgu yapan Kurum, "Tarım arazilerimizin verimliliği düşüyor, su havzalarımız baskı altında, kıyı şeridimiz deniz seviyesi yükselmesiyle tehdit altında, yaşadığımız seller, orman yangınlarının bir çoğu iklim krizinin sonucu. Bunların her biri aslında, yalnızca ekolojik değil; ekonomik, sosyal ve insani birer krizdir. Peki bu krizle nasıl mücadele edeceğiz? Bu değişim sürecine uyum sağlayacağız. Su yönetiminden kentsel planlamaya, tarımsal dönüşümden kıyı koruma yapılarına kadar her alanda uyum stratejilerini hayata geçirmeye devam edeceğiz" değerlendirmesinde bulundu.


"Yeni dünyaya uyumlu konutlar inşa ediyoruz"


Halihazırda yeni yapıların tamamını iklim dirençli, sıfır atık uyumlu, yenilenebilir enerjili olduğunu kaydeden Kurum, "Yani yeni dünyayla uyumlu. Bakın deprem bölgesinde 11 ilde 2 yılda 455 bin konut yaptık, bu evleri yaparken de sadece sağlam konutlar olarak tasarlamadık, iklim değişikliğine uyumlu yapılar da inşa ettik. Bu anlayışı her yerde ortaya koyuyoruz, koyacağız. Yeşil dönüşümü bir fırsat olarak göreceğiz. Yenilenebilir enerji alanında Türkiye, kayda değer bir yol kat etmiştir; ancak sanayi sektörünün döngüsel ekonomi ve temiz teknoloji yatırımları hem istihdam üretecek hem de rekabet gücümüzü pekiştirecektir" açıklaması yaptı.


Burada en önemli konulardan birinin halkın desteğini almak olduğunu belirten Kurum, "Toplumsal farkındalık oluşturmak. Toplumsal farkındalık ve eğitim ile politikaların sürdürülebilirliğini artıracağız. Sıfır Atık hareketinin bugün 105 ülkede yankı bulması, en başta gönülleri kazanmanın gücünü göstermektedir. İklim bilinci, sınıf duvarlarından taşarak sokağa, fabrikaya, tarlaya ve sofra başına kadar ulaşmalıdır diyoruz" diye konuştu.


"Depozito iade makineleri Türkiye’de yayılacak"


Sıfır Atık’ın en kritik ayağının "sistemi değiştirmek" olduğunun altını çizen Bakan Kurum, "Bu noktada Depozito Yönetim Sistemi çok önemli. Siz de hatırlarsınız; eskiden şişeleri verir bakkaldan ücretini alırdık. Şimdi depozito iade makinelerimize şişeler atılacak, vatandaşımız depozito ücretini alacak, şişeler de dönüşüme gidecek, ekonomiye kazandırılacak. Bu sistemi Kızılcahamam ve Sakarya’da pilot il olarak başlatmıştık, şu anda 53 ilimizde de tam anlamıyla iade noktalarının kurulumu tamamladık. İnşallah bu yıl tüm Türkiye’de hayata geçecek" dedi.


Depozito makineleri ile 3.3 milyon kW enerji tasarrufu


Proje başlar başlamaz, ciddi bir geri dönüşüme şahit olduklarını dile getiren Kurum, proje tüm illerde uygulanmamasına rağmen bu sistemle bugüne kadar yaklaşık 14 milyon ambalajı geri topladıklarını kaydederek, "Bu bin 200 ton atığın ekonomiye dönmesi, 3.3 milyon kWh enerji tasarrufu ve 820 ton sera gazının önlenmesi anlamına geliyor" mesajı verdi.


Yurtdışından yapılan ve her yıl artarak devam eden atık ithalatına da değinen Murat Kurum, "Şimdi sürekli gündeme geliyor değil mi? Yurtdışından çöp ithal ediliyor diye. Bizi eleştiriyorlar. Biz de anlatıyoruz, onlar çöp değil atık, hepsi bir değer. İşte bu sistem tamamen oturduğunda bu ithalat da tamamen ortadan kalkacak, kendi atıklarımızı değerlendirecek, ekonomiye kazandıracağız. Hem çevreyi koruyacağız, hem ekonomimize katkı sağlayacağız. Bir pet şişeyi çöpe değil, geri dönüşüm kutusuna atmak, tek başına anlamsız gibi görünebilir; ancak bu bilinç 86 milyon insana yayıldığında çok şey fark edecektir. Bu anlayışla inşallah daha kuracak çok sistemimiz, çok projemiz olacak" şeklinde konuştu.


Sıfır Atık Projesi kapsamında Sıfır Atık Mavi Hareketi’ni, 10 Haziran 2019’da başlattıklarını hatırlatan Kurum şöyle devam etti: "Bu kapsamda düzenlemeler yaptık. Bugüne kadar yaklaşık 325 bin tondan fazla deniz çöpü toplandı. 3,1 milyon metrekare hayalet ağı kaldırıldı ve 10 milyon deniz canlısının yok olması önlendi. Az önce de bahsettim. Sıfır Atıkta, çevre hareketlerinde toplumsal farkındalık çok önemli. Bunun için de çalışıyoruz. Mesela son olarak Türkiye Basketbol Federasyonu ile başlattığımız "Sporda Sıfır Atık" modelini futbol başta olmak üzere diğer spor branşlarına da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz."


"Konut ve sitelere özgü yeni modeller"


Önümüzdeki dönemde konutlarda ve özellikle sitelerde uygulanacak modellerle geri kazanım oranlarını artıracaklarını, eğitim ve farkındalık çalışmalarıyla toplum genelinde sıfır atık bilincini daha da güçlendireceklerini bildiren Kurum, aynı zamanda kuracakları yeni iş birliği protokolleriyle sahadaki uygulamaları yaygınlaştırarak sıfır atık yaklaşımını günlük hayatın doğal bir parçası haline getireceklerini ifade etti.


"Hürmüz’ün kapanması dünyaya çok şey anlattı"


Bakan Murat Kurum, COP31’de herkesin uzlaşısıyla, gelecek nesillere de ışık tutacak bir Antalya Deklarasyonu’na imza atmak istediklerine dikkat çekti. Kurum, "Burada özellikle okyanuslara, tükenecek suya dikkat çekmek istiyoruz. Son zamanlarda yaşanan gelişmeler, ABD-İran gerilimi, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması temiz enerji dönüşümü, enerji verimliliği ve enerji arzı güvenliğinin ne kadar hayati bir mesele olduğunu bir kez daha ortaya koydu.


Bunun için temiz enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, gıda güvenliği, su yönetimi, iklime dirençli şehirler ve kırılgan bölgelerde dayanıklılığın güçlendirilmesi başlıkları üzerinde paydaşlarımızla yoğun bir çalışma sürdürüyoruz" dedi. Dirençli şehirler meselesini de özellikle öne çıkarmak istediklerini vurgulayan Kurum, "Türkiye’nin 2023 depreminin ardından 2 yılda 500 bin konutu depremzede vatandaşlarımıza teslim etmesi, bu alanda dünyaya aktaracak somut bir birikimimizin olduğunu gösteriyor. Bu bilgi, beceri ve tecrübeyi tüm dünyayla paylaşmak istiyoruz" şeklinde konuştu.


"COP31 Zirvesi Türkiye için büyük fırsatlar sunacak"


COP31 için belirlenen, "Söz değil, eylem zamanı" temasına değinen Bakan Murat Kurum, "Tema tesadüfen belirlenmedi. Uygulama COP’ı diyoruz. Dünya kamuoyunun iklim zirvelerine olan güveni sarsılmış durumda; her toplantıdan koca vaatler, buna karşın ufak icraatlar çıkıyor. Biz bu kısır döngüyü kırmak için yola çıktık. Eylem planımız üç katmanlı işliyor: Birincisi hazırlık: Nisan’da ülke görüşlerini topluyoruz, Mayıs’ta Eylem Gündemini olgunlaştırıyoruz, Haziran’da operasyonel hâle getiriyoruz. İkincisi zirve: 9-20 Kasım boyunca müzakereler, 11-12 Kasım’da ise Liderler Zirvesi ile taahhütler somut kararlara dönüşecek. Üçüncüsü ise takip: Antalya’dan çıkan kararların uygulanıp uygulanmadığını izleyecek bir mekanizma kuruyoruz. Süreç bu şekilde işleyecek" dedi.


Muazzam buluşmanın, Türkiye’yi küresel iklim çözümlerinin merkezi olarak konumlandırırken eşsiz ekonomik ve diplomatik fırsatlar da sunacağını anlatan Kurum, "Yenilenebilir enerji, yeşil teknoloji, döngüsel ekonomi ve temiz üretim alanlarında faaliyet gösteren yerli ve yabancı şirketler için COP31, dev bir iş geliştirme platformuna dönüşecektir. Türk şirketleri bu vitrinde hem teknolojilerini hem de kapasitelerini sergileme imkânı bulacaktır. Bunun yanı sıra yeşil yatırım ortaklıkları için zemin oluşacak, teknoloji transferi kapıları aralanacaktır" dedi.


COP31 için 3 ilke: "Diyalog, uzlaşı, aksiyon"


COP31 ile ilgili düşüncelerini de paylaşan Kurum, "Öncelikle masadaki tabloyu net görmek gerekir. Jeopolitik kırılmaların derinleştiği, hemen hemen her sabah dünyanın başka bir köşesinde afetlerin yaşandığı zorlu bir dönemden geçiyoruz. Yalnızca doğa eliyle değil, insan eliyle de yani savaşlar, soykırımlar, şehirlerin yerle bir edilmesi gibi sebeplerle iklim değişikliğinin tetiklenmesi gibi durumlar, iklim kriziyle iç içe geçmiş birbirini besleyen bir felaketler zinciri oluşturmaktadır. Bununla beraber; dünyanın ısınma hızına bizim Bu noktada COP31’de sesimiz daha da gür çıkacaktır.


COP31 başkanlığı olarak 3 ilkeyle yürüyoruz: Diyalog, uzlaşı ve aksiyon. Dünya artık yeni söz değil; sonuç istiyor" dedi. Her ülkenin kendi kendine yettiği bir dünyayı hayal ettiklerini vurgulayan Bakan Kurum "Bu çerçevede çok taraflılığı savunan, kimsenin geride bırakılmadığı anlayışını öne çıkaran adil ve hakkaniyetli bir COP başkanlığı sürecini yürütüyor olacağız. Bu anlamda COP31, ülkemizi tüm ihtişamıyla dünyaya tanıtmak ve Türkiye’nin çözüm üreten, güven veren, liderlik eden bir ülke olduğunu tescil ettirmek için de eşsiz bir fırsat olacaktır" ifadelerini kullandı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Darıca’da öğrenciler trafik kurallarını uygulamalı öğreniyor Darıca Belediyesi tarafından hayata geçirilen Trafik Eğitim Parkı’nda, çocuklara trafik bilinci kazandırılması amacıyla düzenlenen eğitimler sürüyor. Sırasöğütler Mahallesi’ndeki Trafik Eğitim Parkı’nda, Darıca Belediyesi, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve İlçe Emniyet Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen programlar kapsamında öğrenciler, uzman eğitmenlerden teorik ve uygulamalı dersler alıyor. Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, trafik bilincinin küçük yaşta kazanılmasının önemine dikkat çekerek, Trafik Eğitim Parkı’nda verilen eğitimlerle çocukların güvenli trafik davranışlarını erken yaşta öğrenmelerini amaçladıklarını ifade etti. Başkan Muzaffer Bıyık, bilinçli nesiller yetiştirmenin toplumun geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirterek bu yöndeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini söyledi. Gerçek trafik ortamına benzer şekilde hazırlanan eğitim alanında yer alan yollar, kavşaklar ve trafik işaretleri sayesinde öğrenciler öğrendikleri bilgileri uygulama fırsatı buluyor. Akülü araçlarla gerçekleştirilen uygulamalı eğitimlerde çocuklara trafik ışıklarına uyma, yaya geçitlerini doğru kullanma ve güvenli hareket etme alışkanlığı kazandırılıyor. Eğitim ve eğlencenin bir arada sunulduğu programlarla çocukların küçük yaşta trafik kültürü edinmeleri hedefleniyor.
İstanbul Kaçkar Turizm Fuarı, 17-18 Nisan’da düzenlenecek Doğu Karadeniz’in turizm potansiyelini ulusal ve uluslararası alanda tanıtmayı hedefleyen Kaçkar Turizm Fuarı’nın basın lansmanı yapıldı. Rize Merkez Çay Çarşısı Etkinlik Alanı’nda 17-18 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenecek Kaçkar Turizm Fuarı’nın basın lansmanı İstanbul’da yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Toplantıya Artvin Vali Yardımcısı Dilara Şenoğlu, Rize Vali Yardımcısı Abdullah Kurt, Rize Belediye Başkan Yardımcısı Abdulkadir Öksüz, Rizem Kültür Turizm Derneği Başkanı Burak Avcı, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) yetkilileri, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) üyeleri ile sektör paydaşları katıldı. Fuar, ’Discover Kaçkar’ turizm stratejisi kapsamında hayata geçiriliyor. Doğa, kültür ve gastronomi turizmine odaklanan fuar programında; etkinlik sokağı, ulusal ve uluslararası spor turizmi tanıtımları ve sürdürülebilir turizm temalı paneller yer alacak. Bölgenin turizmde dönüşüm sürecine katkı sağlamayı hedefleyen Kaçkar Turizm Fuarı, yatırımcıların ilgisini bölgeye çekerek ekonomik kalkınmayı güçlendirmeyi ve uluslararası ölçekte kalıcı iş birlikleri kurmayı amaçlıyor. Abdullah Kurt: "Fuar, turizminin geleceğine yön verecek" Toplantıda açıklamalarda bulunan Abdullah Kurt, Rize’nin yaylaları, doğası ve misafirperverliğiyle eşsiz bir destinasyon olduğunu vurgulayarak, "Eşsiz doğası, uçsuz bucaksız yaylaları ve köklü kültürel zenginliğiyle Rize, bugün dünya turizminde parlayan bir yıldızdır. Bu potansiyeli daha görünür kılmak ve sürdürülebilir bir anlayışla tanıtmak adına profesyonelleri, yatırımcıları ve akademisyenleri bir araya getiren güçlü bir buluşmaya imza atıyoruz. Kaçkar Turizm Fuarı, sadece bir organizasyon değil; bölge turizminin geleceğine yön verecek fikirlerin ve kalıcı iş birliklerinin filizleneceği bir merkezdir. Tüm misafirlerimizi, Rize-Artvin Havalimanı’nın sunduğu konforla yaylalarımızda doğayı solumaya ve Karadeniz’in kadim kültürünü yerinde deneyimlemeye davet ediyoruz" diye konuştu. Dilara Şenoğlu: "Bölgemizin güvenli olduğunu ifade etmek istiyoruz" Körfez ülkelerinde yaşanan olumsuzlukların aksine Türkiye’nin ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nin güvenli olduğunu ve gelecek olanların herhangi bir çekince yaşamaması gerektiğini belirten Dilara Şenoğlu, "Bu faaliyet bizim adımıza da ilk ve Rize adına da ilk. Dolayısıyla bunu birlikte yapıyor olmaktan da ayrı mutluluk duyuyoruz. Turizm fuarında birçok tanıtım faaliyetleri de gerçekleşecek ve etkinliklerimiz de yer alacak. Ama buradaki esas amaçlarımızdan biri; bildiğiniz üzere özellikle Körfez ülkelerinde küresel boyutta birtakım olumsuzluklar yaşanıyor ve biz aslında bölgemizin güvenli olduğunu ifade etmek istiyoruz. Uluslararası medyaya, uluslararası camiaya, yabancı turistlere bölgemize gelmeleri hususunda herhangi bir çekinceleri olmamalarını istiyoruz. Fuarda turizmden paydaşlarımız da bulunacak. Hedeflediğimiz üç nokta var; bunlardan biri gelecek misafirlerimizin sayısını artırmak, gecelik konaklama süresini artırmak ve daha uzun süreli kalmalara teşvik etmek, misafirlerimizin memnuniyet düzeyini artırmak. Artvin, saklı bir cennet. Baktığınız zaman dikey bir dünyaya sahibiz orada. Gelecek olan misafirlerimizi dikey olarak baktığımız Artvin coğrafyasında birçok deneyime beklediğini söylemek istiyorum. Hiç gelmemiş olan misafirleri özellikle davet etmek istiyorum. Bunu Artvin’de görev yapan bir bürokrat olarak söylemiyorum; bahsettiğimiz noktaları deneyimleyen, tecrübe eden ve anlatan bir yerli turist olarak da söylüyorum" diye konuştu. Abdulkadir Öksüz: "Gastronomi çalışmalarımız sürüyor" Abdulkadir Öksüz, turizmin gelişimi için altyapı ve kentsel dönüşüm çalışmalarının eş zamanlı yürütüldüğünü ifade etti. Öksüz, yerel esnafa katkı sağlayan sosyal tesis projelerinin yanı sıra gastronomi alanındaki çalışmalara dikkat çekerek, "Yöresel tariflerimizin kayıt altına alınması sürecini titizlikle sürdürüyoruz. Turizmi kültürel ve fiziksel projelerimizle destekliyoruz" dedi. Burak Avcı: "Bölgenin en kapsamlı turizm buluşması" Fuarın üç yıllık bir emeğin sonucu olduğunu ve bölgede bu ölçekte ilk kez düzenlendiğini vurgulayan Burak Avcı, "Güzel bir lansman oldu. Bölgemizin ciddi bir turizm potansiyeli var. Bu potansiyeli bütün dünyaya duyurmak istiyoruz. Bunu planlı bir şekilde ilerletiyoruz. Bunun için fuar düzelme kararı aldık. 150’ye yakın seyahat acentesi, otelci stant açacak. Bölgeyle çalışmak isteyen, tatil yapmak isteyen, turizmle ilgili herhangi bir iletişim kurmak isteyen hem vatandaşlarımız hem profesyonellerimiz bu fuarda istediği her şeyi bulacak. Son iki senedir ürün ve etkinlik odaklı bir turizm stratejisi izliyoruz. Geçtiğimiz eylül ayında dünyaca ünlü ultra trail maratonunu, Ayder yaylasında yapıldı. Bu yaklaşık 50 yakın ülkeden misafirimiz ve yarışmacımız geldi. Çok büyük bir organizasyondu, 3-4 bine yakın misafir ve yarışmacıyı ağırladık. Geçen aylarda Handüzü yaylamızda Kar Motoru Dünya Şampiyonası’nı düzenledik. Artvin’de Macahel’de bu yaz bütün misafirlerimiz orada yoga gibi bu tarz kendileri yaptı. Rafting, hiking, trekking gibi bir sürü aktivitemiz var. Sınır tanımaz bir turizm stratejisiyle bütün dünyaya etkinliklerimize, fuarımıza katılmalarını, bölgede keyifle tatillerini geçirmelerini istiyoruz. Bu fuarda 16 ülkeden 160’a yakın yabancı seyahat acentesi davetli. Savaş ortamında cesaretimiz ve güvenli ülke, güvenli turizm mottomuzu vurgulayabileceğimiz orta doğudan 36 misafirimiz gelecek. Türki Cumhuriyetler bizim bölgemiz için çok kıymetli. Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan’dan yaklaşık 30-40 kişi gelecek. Almanya, Hollanda, Belçika, İsviçre’den 40’a yakın misafirimiz gelecek" değerlendirmesinde bulundu. TÜRSAB Doğu Karadeniz Bölge Temsil Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tuna da, "İki şehrin valiliklerin ortaklaşa yürüttüğü bir proje olduğunu belirten, "Rizem Derneğimizin koordinasyonunda, TÜRSAB olarak destek verdiğimiz Kaçar Turizm Fuarı için çok heyecanlı ve mutluyuz. Rize, Artvin bölgesi, spor turizminde, gastronomi olsun, birçok alanda ön plana çıktı. 17-18 Nisan’da büyük bir ev sahipliği yapacak. Bütün kurumları iş birliği içinde hareket etmesi çok kıymetli. Bütün turizm paydaşlarımızın katılımlarını bekliyoruz" şeklinde konuştu.
Ankara DEM Parti Sözcüsü Doğan: "Öcalan’ın özgür bir şekilde çalışabileceği, doğrudan temas kurabileceği iletişim şartlarının oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz" DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, "Biz Öcalan’ın özgür bir şekilde çalışabileceği, yaşayabileceği, doğrudan temas kurabileceği iletişim şartlarının oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz" dedi. DEM Parti Sözcüsü Doğan, Genel Merkez binasında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Doğan, bölücü terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın özgür şartlarda çalışabileceği, yaşayabileceği ve doğrudan temas kurulabilecek iletişim şartlarının oluşturulması gerektiğini ifade etti. "Duymamak, ertelemek, ötelemek sorunlara çare olmuyor" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in MYK sonrası yaptığı açıklamalara değinen Doğan, "Görüyoruz ki hala yeni bir dil oluşturulamıyor. Neler olmadığını biliyoruz zaten, kamuoyu da biliyor ama olması gerekenlere ilişkin, hepimizin yapması gereken, tüm siyasi partilerin yapması gereken, daha açık, daha şeffaf bir şekilde kamuoyu ile sürece ilişkin bilgileri paylaşmak. Bundan sonrasında ilişkin yol haritasını paylaşmak, yapılması gerekenleri, talepleri, beklentileri duymak. Bunları duymamak, ertelemek, ötelemek sorunlara çare olmuyor. Aksine bunları gündeme almak ve bir an önce çözüme kavuşturmak gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Öcalan’ın özgür bir şekilde çalışabileceği, doğrudan temas kurabileceği iletişim şartlarının oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz" Adalet Bakanı Akın Gürlek’in idare yerleşkeden söz ettiğini, gerek duyulduğunda bazı binaların yapılabileceği ve bölücü terör örgütü elebaşı Öcalan için mi yapılacağına dair sorulan soruyu cevaplayan Doğan, "Doğrudan Adalet Bakanının yanıt vermesi gerekiyor. Biz Öcalan’ın özgür bir şekilde çalışabileceği, yaşayabileceği, doğrudan temas kurabileceği iletişim şartlarının oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Bunu en başından beri söylüyoruz. Bunu böyle bir konut, yapı tartışmasına sıkıştırmanın da eksik, hatta yanlış bir değerlendirme olduğunu düşünüyoruz. Bugüne kadar İmralı Ada Hapishanesi’ne yaklaşım, Kürt meselesine yaklaşımın bir göstergesi haline döndü, bir aynası haline döndü. Bu hakikati layıkıyla, bu hakikate yakışır bir şekilde barış ve demokratik toplum sürecinin ruhuna, ritmine, temposuna uygun bir şekilde değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz. Bunun olsa olsa sürece pozitif katkıları olur. Bu mesele şöyle değil, dar bir alandan geniş bir alana geçsin. Mesele esasen geniş bir alanda tartışılabilirse, bu dar alandan çıkartılabilirse, yani dar bir bakış açısından, dar bir siyasi yaklaşımdan çıkartılabilirse, tüm bunlar çok küçük detaylar olarak kalır, halledilebilir meseleler olarak kalır. Dolayısıyla yapının nasıl bir yapı olduğunu, yapılıp yapılmadığını, idari yerleşke içerisinde ne öngörüldüğünü, bunların detaylarını Adalet Bakanı yanıtlamalı. Adalet Bakanı da bu taleplere ilişkin siyasi ve idari engellerin kaldırılması gibi konularda çalışmalar yürütmeli. Öcalan’ın doğrudan teması nasıl sağlanabilir kamuoyuyla, bunlar önemli konular" diye konuştu. "Silahlarını yakarak imha eden ve demokratik siyaset yapmak istediklerini söyleyenler, bunları nasıl konuşacağız?" Aynı zamanda Doğan, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Yeni bir dil oluşturmak için çabalamak yerine tekrarlardan eski dili güçlendiren, ayrıştırıcı etkiler oluşturan bir dil tercih ediliyor. Bu son derece kritik kavşakta, bu son derece hayati kavşakta, yapılması gereken bu değil. Bundan vazgeçilmelidir. O yüzden demokratik siyaset tartışmasında tabii ki 30 yıllıkları da tartışacağız. Sürgünden dönecek olanları da tartışacağız. Neticede tartıştığımız konu dağda silahlarını yakarak imha eden ve Türkiye’ye dönmek istediklerini, demokratik siyaset yapmak istediklerini söyleyenler, bunları nasıl konuşacağız? Bunları elbette konuşacağız. Bunlar da dünyada oldu. Biz bu dönemi bir şekilde başaracağımıza, ortak alanlarımızı genişleterek, demokratik mücadele alanını genişleterek başaracağımıza inanıyoruz. Ancak lütfen bu sürecin hızına negatif anlamda etki oluşturacak ya da bu sürecin önünde engeller teşkil edecek veya zaten sarsılmış olan toplumsal güveni daha da sarsıcı etki oluşturacak açıklamalardan, yorumlardan, değerlendirmelerden kaçınalım. Doğru değil çünkü."
Kocaeli Sağlık ve ekonomide güçlü sistem hedefi bu görüşmede ele alındı MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar ile bir araya gelen AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen heyeti, Türkiye’nin sağlık ve ekonomik yapısında ihtiyaç duyulan dönüşümlere ilişkin değerlendirmede bulundu. AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen Sendikası Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban öncülüğündeki heyet, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar’a hayırlı olsun ziyaretinde bulunarak, Türkiye’nin sağlık ve iktisadi geleceğine yönelik kritik başlıklarda değerlendirmelerde bulundu. Gerçekleştirilen görüşmede; Hekimlik Meslek Kanunu başta olmak üzere sağlık sisteminde köklü dönüşüm ihtiyacı, hekim haklarının güçlendirilmesi ve kamu yararını esas alan sürdürülebilir politikaların hayata geçirilmesi konuları ele alındı. Aynı zamanda iktisadi yapılanma süreçleri ve çalışan odaklı projelerin ülke ekonomisine sağlayacağı katkılar stratejik bir perspektifle değerlendirildi. "Sağlıkta ve ekonomide adil ve güçlü bir sistem için kararlılıkla çalışıyoruz" AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, "Attığımız her adım; yalnızca bugünü değil, yarının güçlü Türkiye’sini inşa etme hedefinin bir parçasıdır. Sağlıkta ve ekonomide sürdürülebilir, adil ve güçlü bir sistem için kararlılıkla çalışıyoruz. Bayraktar’ın üstlendiği bu önemli görevin, milletimizin refahına ve devletimizin bekasına önemli katkılar sunacağına inanıyoruz" dedi.