ÇEVRE - 25 Mart 2026 Çarşamba 12:18

Bakan Yumaklı: "Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır"

A
A
A
Bakan Yumaklı: "Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır"

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Barajlar betondan ibaret değildir. Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır. Bugün Devlet Su İşleri yalnızca bir kurum değildir. Türkiye’nin suyla atan kalbidir" dedi.


Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü Konferans Salonu’nda düzenlenen ‘2026 Dünya Su Günü’ programına katıldı. Programda bir konuşma gerçekleştiren Bakan Yumaklı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü’nün bu yılki temasının ‘su ve insan’ olarak belirlendiğini kaydederek, "Bu tema aslında insanlık tarihinin en eski gerçeğini bize hatırlatmış durumda. İnsan suyla var olmuştur, suyla medeniyet kurmuştur, suyla kalkınmıştır. Su sadece bir doğal kaynak değildir. Su; hayatın kendisidir. Sağlıktır, gıdadır, enerjidir, güvenliktir ve gelecektir. Bugün burada sadece suyu konuşmak için değil; suyun içinde saklı olan insanlık hikayesini konuşmak için bir aradayız. İnsanlık tarihi bize çok net bir gerçeği gösteriyor. Su, tarihin hem mürekkebi hem de kağıdı olmuştur. Mısır’da binlerce yıl önce suyu yükseltmek için kullanılan ‘Arşimet Vidası’nın yakın zamanlara kadar kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Bu, insanlığın en eski ‘teknoloji’ cümlelerinden biridir; ‘Suyu yerinde tutamazsan, onu akılla yükseltirsin.’ Mezopotamya’da insanlar suyu akıllarıyla yönetirlerdi. Şehir planlarının içinde su yollarının isimleri yazılıydı. Yani insanlık suyu sadece kazmayla değil, aklıyla yönetmeye başlamıştı. Anadolu’ya baktığımızda ise bu hikâye daha gurur verici bir hal alır. Dünya Sulama Mirası Listesi’ne girmiş Çorum’daki Hitit Barajı yaklaşık 3 bin 200 yıl önce inşa edildi. Yine aynı listede yer alan Van’daki Şamran Kanalı, 53 kilometre boyunca suyu hayatla buluşturdu ve bugün halen kullanılmaktadır. Bu eserler bize şunu gösteriyor; su yönetimi, medeniyet yönetimidir" diye konuştu.



"Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır"


Osmanlı döneminde İstanbul’a su taşıyan kemerler, çeşmeler ve su yolları yalnızca mühendislik eserleri olmadığını vurgulayan Bakan Yumaklı, Osmanlı Devleti’nin, su için özel bir Su Nezareti kurduğunu belirtti. Yumaklı, Cumhuriyet döneminde ise bu anlayışın kurumsallaştığını ifade ederek, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘İktisadiyatımızın ana tedbirlerinden olan Su İşleri umumi idaresinin fenni kabiliyet ve kudreti, çok sağlam kurulmalıdır’ sözünü hatırlattı. Yumaklı, bugün DSİ’nin bu vizyonun devamı olduğunu aktararak, şu ifadelere yer verdi:


"Seyhan Barajı’ndan Keban’a, Keban’dan Atatürk Barajı’na, Atatürk’ten Yusufeli’ne kadar uzanan bu büyük eserler zinciri, bize bir gerçeği gösterir; barajlar betondan ibaret değildir. Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır. Bugün Devlet Su İşleri yalnızca bir kurum değildir. Türkiye’nin suyla atan kalbidir. 81 ilde faaliyet gösteren 25 bölge müdürlüğümüz ve yaklaşık 24 bin kişilik büyük bir emek ordusu ile; Bir baraj şantiyesinde, bir sulama kanalında, bir taşkın anında, bir içme suyu hattında çalışıyoruz. Bu emek ordusuyla, Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren 7,7 trilyon lira maliyetli 18 binden fazla su tesisi hizmete alınmıştır. Bunların içinde; bin 800’den fazla baraj ve gölet, 3 bin 600’den fazla sulama tesisi, 11 binden fazla taşkın kontrol tesisi, yüzlerce içme suyu ve enerji tesisi bulunmaktadır. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son 23 yılda yapılan yatırımlar ise tüm yatırımların yüzde 60’ından fazlasını oluşturmaktadır. Bu yatırımların anlamı şudur; tarlaya su gitmesi, şehirde musluğun akması, fabrikada üretimin durmaması ve vatandaşın güven içinde yaşaması. Bugün; 7,3 milyon hektar tarım alanı sulamaya açılmış, 183,7 milyar metreküp su depolanmış, 5,5 milyar metreküp yıllık içme suyu sağlanmış, 11 bin 237 adet taşkın kontrol tesisi yapılmış, 7,8 milyon hektar alanda arazi toplulaştırma çalışmaları tamamlanmış, HES kurulu gücümüz ise 32 bin 500 megavata ulaşmıştır."



"Son 23 yılda döşenen boruların uzunluğu 120 bin kilometreyi geçti"


Artık dünyanın, iklimin, yağış düzenlerinin değiştiğini dile getiren Yumaklı, bu nedenle modern sulama sistemlerini yaygınlaştırdıklarını söyleyerek, "Basınçlı borulu sistemler sayesinde yılda, yaklaşık 10 milyar metreküp su tasarrufu sağlıyoruz. Son 23 yılda döşenen boruların uzunluğu 120 bin kilometreyi geçti. Bu borularla dünyanın etrafını üç kez dolaşabilirsiniz. Artık suyu yalnızca borularla değil, veriyle de yönetiyoruz. Yapay zeka destekli sistemlerle; toprak nemini ölçüyor, yağışı takip ediyor, sulamayı otomatik olarak yönetiyoruz. Çünkü gelecekte su, yalnızca bulunan değil, yönetilen bir kaynak olacaktır. Bir ülkenin gerçek gücü bazen gözle görülmez. O güç, dağların arasında saklı bir barajda, kilometrelerce uzanan bir kanalda, yerin yüzlerce metre altından ilerleyen bir tünelde yaşar. Çünkü suyu doğru yöneten bir millet, aslında geleceğini yönetir. Onlar bir milletin azminin simgeleridir. Örneğin; Atatürk Barajı, Fırat’ın kalbine vurulmuş bir mühür gibidir. Keban Barajı, bir nehrin boynuna takılmış gerdanlık gibi. Yusufeli Barajı, insan iradesinin gücünü gösterir. Deriner Barajı, bir vadinin sessizliğine kurulmuş dev bir kararlılıktır. Ilısu Barajı, Mezopotamya’nın kalbine bırakılmış bereket anahtarıdır. Ermenek Barajı, dar bir vadide saklanan büyük bir hazinedir. Konya Ovası’na su taşıyan Mavi Tünel, susuz bir ovaya yazılmış yeni bir hikayedir. Şanlıurfa’daki Harran kanalları, Mardin’deki Ceylanpınar sulamaları, Diyarbakır’daki Kralkızı sistemi. Bunlar sadece kanallar değildir. Toprağın kalbine uzanan damarlar gibidir. Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a denizin altından uzanan sadece su hattı değil kardeşlik köprüsü de var. Bu proje bize şunu anlatır; su bazen sadece bir ihtiyaç değil, bir kardeşlik köprüsüdür" ifadelerini kullandı.



"2025 yılına barajlarımızda 10 milyar metreküp daha az suyla girdik"


Kar yağışının aslında Türkiye’nin doğal barajı olduğunu ancak o doğal barajın da küçüldüğünü belirten Yumaklı, "2025 yılına barajlarımızda 10 milyar metreküp daha az suyla girdik. Bu sadece bir sayı değildir. 10 milyar metreküp, 125 milyon insanın yıllık içme suyu ihtiyacına eşittir. 2025 yılında birkaç örnek verelim. Konya Bağbaşı Barajı’nda su kalmadı. Eğirdir Gölü bin yıl sonra ilk kez ikiye ayrıldı. Çatalan Barajı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bütün bunlar bize bir mesaj veriyor. O da şu; kuraklık artık kapımızdaki bir misafir değildir. Kuraklık artık evimizin içindedir. Ama şunu da açıkça söylemek isterim; Türkiye bu mücadelede hazırlıksız değildir. Bugüne kadar kurulan barajlar, göletler, sulama projeleri sayesinde kuraklığın etkilerini büyük ölçüde hamdolsun yönettik. Ancak artık yeni bir döneme girdiğimizi tekrar ifade etmek istiyorum. Bu dönemin adı, suyu koruma dönemi. Çünkü bugün şehirlerde kullanılan suyun yaklaşık yüzde 31’i kayıp ve kaçak olarak yok olmaktadır. Yani bazı şehirlerde barajdan çıkan her üç bardak sudan birisi, daha vatandaşa ulaşmadan maalesef yok olmaktadır. Artık suyu yalnızca doğal bir kaynak olarak değil, stratejik bir varlık olarak görmek zorundayız" şeklinde konuştu.


Programa ayrıca, DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, Milletvekili Vahit Kirişci, akademisyenler, öğrenciler ve davetliler katıldı. Konuşmaların ardından Dünya Su Günü kapsamında düzenlenen yarışmada dereceye giren isimler açıklanarak ödülleri takdim edildi.



Bakan Yumaklı: "Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Başkan Seçer: "Kıyı kentlerinin geleceği, Türkiye’nin geleceğinin çok önemli bir parçasıdır" Mersin’de Türkiye Belediyeler Birliği iş birliğinde ‘Ülkenin Kıyısından Yönetimin Odağına’ mottosuyla düzenlenen çalıştayda, kıyı kentlerinin sorunları ve sürdürülebilir yönetimi ele alınırken, Başkan Vahap Seçer, "Kıyı kentlerinin geleceği, Türkiye’nin geleceğinin çok önemli bir parçasıdır" dedi. Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkanı Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Türkiye Belediyeler Birliği ve Mersin Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde ‘Ülkenin Kıyısından Yönetimin Odağına’ mottosuyla gerçekleştirilen ‘Kıyı Kentleri Yerel Yönetim Politikaları Çalıştayı’na katıldı. İlk kez düzenlenen ve başlangıcı Mersin’den yapılan çalıştayda, deniz ve kıyı ilişkisi, atık su yönetimi, liman ve marina faaliyetleri, sulak alanlar, kıyı planlaması ile altyapı ve çevre yönetimi konuları ele alındı. Kongre ve Sergi Sarayı Meclis Salonunda gerçekleştirilen çalıştaya Başkan Seçer’in yanı sıra, Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer ve bazı ilçe belediye başkanları ile çevre illerin ilçe belediye başkanları, TBB bürokratları ile Kıyı Kentleri Yerel Yönetim Politikaları Komisyonu üyeleri, Mersin, Adana, Hatay olmak üzere 3 büyükşehir belediyesi ile 19 ilçe belediyesinin bürokratları, sivil toplum örgütleri ile oda temsilcileri ve alanında uzman isimler katıldı. Çalıştayda kıyıların kamu yararına kullanımı, kamusal alanlar, kent hakkı, engelli erişimi ve mekansal erişilebilirlik, kıyıların özelleştirilmesi ve toplumsal eşitlik gibi başlıkların yanı sıra, kıyı ve deniz ekosisteminin korunması, iklim değişikliği, deniz su seviyesi değişimi, biyolojik çeşitlilik, çevresel kirlilik ve doğa esaslı çözümler ele alındı. Ayrıca planlama süreçleri, yerel ve merkezi yönetimler arasındaki ilişkiler, kıyı bölgelerindeki nüfus artışının etkileri ile ticari limanlar, sürdürülebilir turizm, yenilenebilir enerji ve küçük ölçekli balıkçılık gibi kıyı ekonomisine ilişkin konular değerlendirildi. Çalıştay, kıyı kentlerinde sürdürülebilir yönetim anlayışının geliştirilmesini, çevresel koruma ile ekonomik faaliyetler arasında denge kurulmasını ve kıyı alanlarının kamu yararı gözetilerek planlanmasını hedefliyor. "Kıyı bölgeleri bir coğrafi alan olmasının ötesinde, medeniyetlerin buluşma noktasıdır" Başkan Seçer, çalıştay dolayısıyla Mersin’e gelen katılımcıları kentte ağırlamaktan duydukları mutluluğu ifade etti. Kıyı kentlerinin yönetimi ve korunması amacıyla kurulan ‘TBB Kıyı Kentleri Yerel Yönetim Politikaları Komisyonu’nun ilk çalışmasını Mersin’den başlattıklarını ifade eden Seçer, "Umut ediyorum kentimiz bu güzel projeye uğurlu gelir ve değerli çıktılar ediniriz" dedi. Kıyı kentlerinin geleceğini düşünmek, ortak sorunları konuşmak ve çözüm yollarını üretmek için bir araya geldiklerini kaydeden Seçer, "Kıyı bölgeleri bir coğrafi alan olmasının ötesinde, medeniyetlerin, ticaretin, kültürlerin ve toplumların buluşma noktasıdır. Aynı zamanda ekonomik faaliyetlerin, turizmin, ulaşımın ve sosyal yaşamın en yoğun yaşandığı alanlar arasındadır. Kıyı bölgeleri, en hassas ve kırılgan ekosistemlerden biri olma özelliğine de sahiptir" diye konuştu. "Kıyı kentlerinin geleceği, Türkiye’nin geleceğinin çok önemli bir parçasıdır" Artan nüfusun, turizm baskısının, konut gelişmelerinin, sanayi yatırımları ile altyapı ihtiyaçlarının kıyı alanları üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğundan ve kimi zaman doğal dengeyi zorlayan sonuçlar doğurduğundan söz eden Seçer, "Ülkemiz, yaklaşık olarak 8 bin 333 kilometrelik kıyı uzunluğuna sahip. Yani toplan sınırımızın yaklaşık olarak 3’te 2’sinden daha büyük bir alanını kıyılar oluşturuyor. Denizlerimize kıyısı bulunan 28 ilimizin, 15’i büyükşehir, 13’ü de il belediyesi statüsünde olmak üzere toplam 196 belediye yer alıyor. Bu belediyelerimizin sınırları içerisinde yaklaşık olarak 22 milyon kişi yaşıyor. Bu da Türkiye nüfusunun yaklaşık olarak 4’te 1’ini oluşturuyor. Bu veriler bize çok açık bir gerçeği gösteriyor, kıyı kentlerinin geleceği, Türkiye’nin geleceğinin çok önemli bir parçasıdır. Türkiye’nin coğrafyasının bunun stratejik önemini, komşularını tarihi, kültürel birikimini düşünerek kıyı kentlerinin önemli olduğunu da anlayabiliriz" ifadelerini kullandı. "Türkiye’de lojistik filosu güçlü olan 2 ilden 1’i Mersin’dir" Seçer, kıyı alanlarında turizm faaliyetlerinin yanı sıra birçok alanda faaliyet yapıldığını anlatarak, "Mersin’de olduğu gibi diğer kıyı alanlarında da limanlar, tersaneler, enerji tesisleri açılmakta. Türkiye’nin ilk nükleer enerji santrali, kıyı kenti olan Mersin’de projelendiriliyor. Kıyı alanlarında lojistik merkezleri açılmasının yanı sıra balıkçılık faaliyetleri de yapılmaktadır. Kısaca çok sayıda ekonomik sektör aynı alanları paylaşmakta. Türkiye’de lojistik filosu güçlü 2 ilden 1’i İstanbul, 2.’si ise Mersin’dir" dedi. "Kıyı Kentleri Komisyonu ile yerel deneyimleri merkeze alan bir çalışma modeli kurmayı hedefledik" Kıyı Kentleri Çalıştayı kapsamında bölgesel toplantıların ilk adımının Mersin’de atıldığını belirten Seçer, "Ardından Ege ve Marmara bölgelerinde düzenlenecek bölgesel toplantılar ve çalıştaylarla Kıyı Kentleri Yerel Yönetim Politika Belgesinin hazırlanması planlanmaktadır. Bu belge ile ‘Kıyı Alanlarının Planlanması’, ‘Çevresel Sürdürülebilirlik’, ‘İklim Değişikliğine Uyum’, ‘Kamusal Erişim Hakkı’ ve ‘Mavi Ekonomi’ başlıklarında yerel yönetim perspektifini ortaya koyan bir yol haritası oluşturmayı hedefliyoruz" diye konuştu. "Mersin Büyükşehir olarak, uluslararası iş birlikleri ile çalışmalar yürütüyoruz" Mersin Büyükşehir Belediyesinin kıyılar konusunda yürüttüğü çalışmalardan söz eden Seçer, 321 kilometrelik sahilde lojistiğin, turizmin, ekolojinin ve halkın yaşam kalitesinin buluştuğu bütünleşik bir planlama belirlediklerini vurguladı. Mersin’in kıyı yapısına dair konuşan Seçer, "Mersin kıyı alanları; liman faaliyetleri, turizm, konut gelişimi, sanayi kullanımları ve hassas doğal ekosistemlerin aynı mekânsal bantta kesiştiği ve bu nedenle yüksek kullanım baskısı altında bulunan alanlar olarak öne çıkmaktadır. Belediye olarak yürüttüğümüz projelerle kıyı dirençliliği, etkin afet yönetimi, deniz kirliliğinin azaltılması, ekosistem korunması ve iklim risklerine uyum konularında uluslararası iş birlikleriyle çalışmalar yürütmekte faaliyetler sürdürmekteyiz" şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından Dr. Işıkhan Güler çerçeve sunumu gerçekleştirdi.