POLİTİKA - 05 Ocak 2026 Pazartesi 20:35

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Açık söylüyorum, ilkelerimiz söz konusu olduğunda komplekse kapılmayız"

A
A
A
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Açık söylüyorum, ilkelerimiz söz konusu olduğunda komplekse kapılmayız"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Sayın Trump’la telefon görüşmemizde de ülkemizin hassasiyetlerini kendisine ilettik. Venezuela’nın istikrarsızlığa sürüklenmemesi gerektiğinin altını çizdik" dedi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığındaki Kabine Toplantısı Beştepe’de gerçekleştirildi. Toplantının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan kabine gündemine dair açıklamalarda bulundu. Yeni yılın hayırlar getirmesini dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Öncelikle yeni yılın ülkemize, milletimize, başta mazlumlar olmak üzere tüm insanlığa hayırlar getirmesini diliyor; aziz milletimize huzur, kardeşlik ve bereket dolu bir yıl temenni ediyorum. Yine bu vesileyle 2025 yılı boyunca Türkiye’nin büyümesi, kalkınması ve hedeflerine daha da yaklaşması için ter döken herkese teşekkür ediyorum. Devletimizin bekasını ve insanımızın huzurunu temin uğrunda can veren kahraman şehitlerimizi rahmetle yad ediyor, gazilerimize minnettarlığımı ifade ediyorum" dedi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, DEAŞ’lı teröristlerin şehit ettiği 3 emniyet mensubunu rahmetle anarak, "Şehitlerimizin, her biri metanet abidesi olan muhterem ailelerine ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Türk milleti olarak bizler, 86 milyon insanımız ve yurt dışındaki 7 milyonu aşkın kardeşimizle gerçekten büyük bir aileyiz. Ankara’daki, Adıyaman’daki, Diyarbakır, Bursa, Trabzon, Tekirdağ’daki ve diğer tüm vilayetlerdeki vatandaşlarımız neyse, dünyanın farklı köşelerinde, hayat, haysiyet, helal rızık mücadelesi veren milyonlarca kardeşimiz de canımızdan bir parçadır" diye konuştu.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin dört bir yanındaki vatandaşlarla dünyanın farklı köşelerinde hayat mücadelesi veren Türklerin milletin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, "Hangi siyasi görüşten, kökenden, mezhep ve meşrepten olursak olalım, hepimiz, şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanın sevdalılarıyız. 86 milyon olarak; kardeşiz, kaderdaşız, ezelden-ebede biriz ve beraberiz" dedi.


Konuşmasında Mehmet Akif Ersoy’un Safahat’ından dizelere atıf yapan Erdoğan, ayrışma ve fitnenin milletleri zayıflattığını, birliğin ise güçlendirdiğini vurguladı. Türkiye’ye yönelik nifak girişimlerinin geçmişte olduğu gibi bugün de süreceğini ifade eden Erdoğan, bu tuzaklara düşülmeyeceğini söyledi.


"Türkiye’ye parmak sallayanların bizden istediği devletimizdir"


Söz konusu Türkiye olunca, Türkiye’nin huzuru, güvenliği, bekası olunca, ayrılıkların bir tarafa koyulması gerektiğini söyleyen Erdoğan, "86 milyon hep beraber yıkılmaz, aşılmaz, sarsılmaz bir duvar olacağız. Mehmet Akif’in Kastamonu’da, Nasrullah Camii’nde verdiği vaazın bir bölümünü, özellikle bizleri ekranları başında izleyen genç arkadaşlarımın dikkatine getirmekte fayda görüyorum. Millî Mücadele’nin en sancılı günlerinde merhum Akif, şöyle sesleniyordu: ‘Milletler, topla, tüfekle, zırhlı ile ordularla, tayyarelerle yıkılmaz. Milletler ancak, aralarındaki rabıtalar çözülerek, kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatine, kendi menfaatini temin etmek kaygısına düştüğünde yıkılır. Düşmanlarımızın bugün bizden istedikleri, ne filan vilayet, ne filan sancaktır; doğrudan doğruya başımızdır, devletimizdir.’ Evet; bugün de boylarına-poslarına bakmadan son derece kibirli bir edayla Türkiye’ye parmak sallayanların bizden istediği devletimizdir, vatanımızdır; büyük ve güçlü Türkiye idealimizin kuvveden fiile çıkmasını engellemektir" ifadelerini kullandı.


"40 senedir ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını sömüren terör sorununu kökten çözeceğiz"


Milli mutabakat ruhuna zarar verecek bir tavır içinde olanların, Türkiye’nin rakiplerine hizmet ettiğini belirten Erdoğan, "Her kim, ortak değerlerimizi hedef alıyor, aramızdaki rabıtayı zayıflatmaya çalışıyorsa, Türk milletinin dostu değil, yeminli bir hasmıdır. Türk ve Türkiye düşmanlarının, işte bu sinsi tuzaklarına düşmeyeceğiz. İç cephemizi sağlam tutacak, güçlendirecek, orada gedik açmak için fırsat kollayanlara karşı daima uyanık olacağız. Daha önce de çeşitli vesilelerle dile getirdim; yılın bu ilk günlerinde bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum: On yıllardır farklı biçimleriyle mücadele ettiğimiz terör belası, Türkiye’nin ayağına vurulmuş emperyalist bir prangadır. DEAŞ’ından FETÖ’süne, DHKP/C’sinden PKK’sına gayri meşru yapıların hepsi, birer aparat olarak bu amaçla kullanılmıştır. Kahraman güvenlik kuvvetlerimizin destansı mücadelesi. Savunma sanayimizdeki atılımlarımızın ülkemize sağladığı yetenekler, hak ve özgürlükler alanında hayata geçirdiğimiz tarihi reformlar ve milletimizin basireti, feraseti, sağduyusu sayesinde, terör musibetinden ebediyen kurtulma noktasında önemli bir fırsat yakaladık. Ülkemizin önünde aralanan fırsat penceresini ardına kadar açacak, bu imkânın sabote edilmesine izin vermeyeceğiz. Terörsüz Türkiye sürecini kararlılıkla devam ettirerek, 40 senedir ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını sömüren terör sorununu kökten çözeceğiz" diye konuştu.


"Ana muhalefetin başındaki zat gibi yabancılardan ‘5 dakikacık’ ilgi dilenmiyor, muhataplarımıza ‘5 dakikalık bir görüşme’ için yalvarmıyoruz"


Hiç çekinmeden, eğilmeden, bükülmeden, hiç kimseye minnet etmeden; Türkiye’nin hak ve hukukunu her platformda cesaretle savunmaya devam ettiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ana muhalefetin başındaki zat gibi yabancılardan ‘5 dakikacık’ ilgi dilenmiyor, muhataplarımıza ‘5 dakikalık bir görüşme’ için yalvarmıyoruz. Büyük bir milletin ve büyük bir devletin mensubu olduğumuzun bilinciyle, her yerde dik duruyor, ama diklenmiyoruz. Hep söyledik, bugün tekrar ediyorum; biz ne kuru hamaset, ne ucuz polemik peşindeyiz; ne de rol kapma, rol çalma derdindeyiz. Biz, Türkiye Cumhuriyeti’ni tüm dünyada şanla, şerefle, iftiharla temsil etmenin mücadelesi içindeyiz" dedi.


"CHP Genel Başkanı’nın isabetli tek bir öngörüsünü bulamazsınız"


Türkiye’nin dünyanın her tarafında adaleti, meşruiyeti ve uluslararası hukuku savunan ülkelerin başında geldiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gazze’den Suriye’ye nerede bir haksızlık, hukuksuzluk ve zulüm varsa, tavrımızı çok net biçimde ortaya koyduk. Açık söylüyorum; ilkelerimiz söz konusu olunca komplekse kapılmayız. Bu hakikati, ana muhalefetin başındaki zat bilmese de; Afrika’dan Latin Amerika’ya dostlarımız ve kardeşlerimiz gayet iyi bilmektedir. Ana muhalefet partisi genel başkanı, iç siyasette olduğu gibi dış politikada da üçüncü sınıf bir popülizm yapmaktadır. Bu zatın ne dediği, neyi savunduğu bile belli değildir. Aziz milletim, lütfen son yıllarda bölgemizde cereyan eden hadiseleri ve bunlara karşı CHP’nin yaklaşımını şöyle bir gözden geçirelim. CHP Genel Başkanı’nın isabetli tek bir öngörüsünü bulamazsınız. Ne Karadeniz’de ne Doğu Akdeniz’de ne Gazze soykırımında ne Libya ne de Suriye konusunda; tutarlı, vicdanlı, omurgalı hiçbir duruşları yok. Tek bildikleri hükümetimize karşı çıkmak; bizim ‘ak’ dediğimize ‘kara’, ‘doğru’ dediğimize ‘yanlış’ demek" açıklamasında bulundu.


"Muhalefet, ‘iktidar yıpransın da Türkiye’ye ne olursa olsun’ mantığıyla hareket edemez"


Ana muhalefet partisi ile iktidar arasındaki fikir ayrılıklarının yaşandığı olaylardan örnekler veren Cumhurbaşkanı, "Rusya-Ukrayna krizinin ilk günlerinde, şimdi karşılarında süklüm püklüm oldukları güç odaklarının işaretiyle hükümetimizi eleştirenler, bunlardı. Suriye’nin devrik lideri ülkesinden kaçarken ‘Esad’la görüşülmeli’ diyenler, bunlardı. Karabağ’ın 44 günlük vatan muharebesinde, Ermeni diasporasıyla söz birliği içinde can Azerbaycan’ı desteklememize karşı çıkanlar, bunlardı. Gazze soykırımında Filistin direnişine terör yaftası yapıştıranlar, bunlardı. Yıllarca Türkiye’yi DEAŞ’a destek vermekle suçlayanlar, bunlardı. Avrupa’ya Türkiye’yi şikâyet turları düzenleyenler, bunlardı. Kendi ülkelerine müdahaleyi savunanları tebrik sırasına girenler, bunlardı. Dış politikada ‘omurga’ nedir, ‘ilke’ nedir, ‘milli menfaat’ nedir bilmeyenler, yine bunlardı; bugün bize ahkam kesen ana muhalefet yöneticileriydi. Şimdi çıkmışlar, akıllarınca bizi sıkıştırmaya çalışıyorlar. Kimse kusura bakmasın ama bunun adı yüzsüzlüktür. Muhalefet, ‘iktidar yıpransın da Türkiye’ye ne olursa olsun’ mantığıyla hareket edemez; böyle bir sorumsuzluğun içinde olamaz. Dahası bu kadar basiretsizlik örneğinden sonra, bırakın ana muhalefetin bize laf söylemesini, bu konularda ağızlarını dahi açmaması gerekir" ifadelerine yer verdi.


"Siyasette kutuplaşmayı bu provakatif üslupla mı azaltacaksınız?"


Amerika Birleşik Devletleri’nin, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya yönelik operasyonunun ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı paylaşımlara cevap veren Erdoğan, "Ülkemizden 11 bin kilometre ötede, Türkiye’yle yakın dostluk ilişkisi olan bir ülkede bir hadise yaşanıyor; CHP Genel Başkanı’nın aklına ilk gelen; bize saldırmak, çeşitli fotoğraflar üzerinden bize sataşmak oluyor. Allah aşkına, bu, patolojik bir ruh halinin işareti değilse, nedir? Siyasette kutuplaşmayı bu provakatif üslupla mı azaltacaksınız? İç cephemizin tahkim edilmesine böyle mi destek olacaksınız? Dünyanın içinden geçtiği bu zor dönemde, Türkiye’nin hak ve hukukunu böyle mi koruyacaksınız? Biz, tabii ki bunlara kulak asmayacak, çirkin tahriklere gelmeyeceğiz. Gerekirse bin düşünüp bir söyleyecek, Türkiye’nin menfaatlerini her daim koruyacak, kollayacak ve yücelteceğiz. Çünkü bizim üzerimizde milletin emaneti var. Bizim üzerimizde 86 milyonun hakkı var, sorumluluğu var. Bizim omuzlarımızda umutlarını, büyük ve güçlü Türkiye’ye bağlamış yüz milyonların mesuliyeti var. Hep söylüyorum, bizim sırtımızda yumurta küfesi var. Bakın biz, iç politikayı da dış politikayı da ilkelerle yapan; akılla ve vicdanla yapan bir hükümetiz; böyle bir kadroyuz. Dünyanın neresinde olursa olsun, siyasi meşruiyeti ve uluslararası hukuku ihlal eden hiçbir eylemi tasvip etmeyiz" açıklamasında bulundu.


"Trump’la telefon görüşmemizde de ülkemizin hassasiyetlerini kendisine ilettik. Venezuela’nın istikrarsızlığa sürüklenmemesi gerektiğinin altını çizdik"


Amerika Birleşik Devletleri’nin, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya yönelik operasyonunu da değerlendiren Erdoğan, "Venezuela meselesinde de, hem Türkiye için hem dost Venezuela halkı için en iyisi, en doğrusu neyse, onu yapmanın gayretindeyiz. Sayın Maduro ve Venezuela halkı, milletimizin dostu olduğunu her zaman göstermiştir. İki dost ülke olarak, zor günlerimizde birbirimizle dayanışma içinde olmaya önem ve öncelik verdik. Bugün de aynı anlayışla hareket ediyoruz. Şurası bir gerçek ki; ülkelerin egemenlik haklarının ihlal edilmesi ve uluslararası hukukun çiğnenmesi, küresel düzeyde ciddi komplikasyonlara yol açabilecek riskli adımlardır. ‘Hukukun gücü’ yerine ‘gücün hukukunun’ egemen olduğu bir dünyada; istikrarsızlık, kriz, çatışma eksik olmaz. Biz, Türkiye olarak, ne bölgemizde ne başka coğrafyalarda, kaos, kargaşa ve gerilim olmasını asla istemeyiz. Kurallara dayalı uluslararası sistemin korunması bu bakımdan önemlidir. Bugünkü kabine toplantımızda, ilgili birimlerimizin derlediği güncel bilgiler ışığında, Venezuela vakasını enine boyuna değerlendirdik. Amerikan Başkanı Sayın Trump’la telefon görüşmemizde de, ülkemizin hassasiyetlerini kendisine ilettik. Venezuela’nın istikrarsızlığa sürüklenmemesi gerektiğinin altını çizdik. Türkiye ve Türk milleti; refah, huzur, kalkınma mücadelelerinde dost Venezuela halkının yanında olmaya devam edecektir" diye konuştu.


"Bu yılın sonunda, ihracatta 282 milyar doları hedefliyoruz"


Ekonomi konusunda da konuşan Erdoğan şöyle devam etti:


"2025 senesini 273,4 milyar dolarlık bir ihracat rakamıyla kapattık. Böylece geçen yıla göre ihracatta yüzde 4,5 oranında bir artış kaydettik. Aralık ayı ihracatımızda, Kasım ayına kıyasla yüzde 12,8 oranında bir artış oldu ve ihracatımız 26 milyar 411 milyon dolara yükseldi. Bu rakamlarla hem aylık bazda, hem de yıllık olarak Cumhuriyet tarihimizin rekoruna imza attık. 2025 yılında mal ihracatımızda net olarak 11,7 milyar dolar artış yaşandı. Bir başka çarpıcı oran hizmetler ihracatımızdır. Hizmetler ihracatımızın 123,1 milyar doları bulduğu, böylece 2025 yılı mal ve hizmet ihracatımızın 396,5 milyar dolara ulaştığı görülüyor. İnşallah, bu yılın sonunda, ihracatta 282 milyar doları hedefliyoruz. Hizmetler ihracatında ise 128 milyar doları yakalayarak; toplam 410 milyar dolar mal ve hizmetler ihracatına ulaşmayı istiyoruz. Bu vesileyle, tüm ihracatçı kuruluşlarımızı, iş adamlarımızı, ilgili sivil toplum örgütlerini, ilgili bakanlarımızı ve bürokratlarımızı tebrik ediyorum. 2026 yılına, ekonomi cephesinden gelen umut verici haberlerle giriyoruz. Makro Ekonomik İstikrar ve Reform Programımızın semeresini, başta enflasyon olmak üzere, birçok alanda yavaş yavaş topluyoruz. Nitekim, bugün, 2025 yılına dair önemli bir gösterge daha açıklandı. İhracatta olduğu gibi enflasyonda da son derece güzel haberler aldık. Aralık ayı Tüketici Fiyat Endeksi yüzde 0,89 oranında gerçekleşti ve böylece 2025 yılı enflasyon oranı yüzde 30,89 oldu. Böylece yıllık enflasyon 49 ayın en düşük seviyesine indi. Burada da kalmayacak, enflasyonu daha düşük seviyelere çekeceğiz. Enflasyon verilerinin de ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum."


Burs ücretleri lisans öğrencilerinde 4 bin, yüksek lisans öğrencilerinde 8 bin liraya yükseltildi


Son olarak üniversiteli gençlere müjde veren Erdoğan, "Şu müjdemizi paylaşmak isterim. Biliyorsunuz, 2002 yılında 451 bin 550 üniversite öğrencilerimize yalnızca 45 lira burs ve öğrenim kredisi veriliyordu. Biz bu rakamı her geçen yıl katlayarak artırdık; eğitim yolculuklarında genç kardeşlerimizin daima yanında olduk. 2025 yılı içerisinde 867 bin kişiye kredi, 651 bin kişiye burs olma üzere, toplam 1 milyon 518 bin üniversite öğrencimize destek sunduk. Sadece geçen sene üniversite öğrencilerimize sağladığımız burs ve kredi desteğinin toplamı 34 milyar 14 milyon liradır. 2025 yılında burs ve öğrenim kredisi olarak; lisans öğrencilerimize 3 bin lira, yüksek lisansa 6 bin lira, doktoraya 9 bin lira destek sunuyorduk. 2026 yılı itibarıyla bu rakamı yüzde 33 oranında artırarak; Lisans öğrencilerimizde 4 bin liraya. Yüksek lisans öğrencilerimizde 8 bin liraya. Doktora öğrencilerimizde 12 bin liraya yükseltiyoruz. Gençlerimize ve ailelerine hayırlı-uğurlu olsun" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Hatay Akli dengesi bozuk şahsın ‘canlı bombayım’ demesi üzerine hastanede panik yaşandı Hatay’da hastaneye gelen bir şahsın ‘Canlı bombayım’ demesi üzerine kırmızı alarm verildi. Alarm üzerine hasta yakınları yoğun bakımdaki yakınlarını bahçeye çıkarırken, polis ekiplerinin çalışmasında ihbarın asılsız olduğu ve şahsin akli dengesinin yerinde olmadığı ortaya çıktı. Olay, Antakya ilçesi Gülderen Mahallesi’nde bulunan Hatay Eğitim ve Araştırması’nda yaşandı. Hastanenin Acil bölümde bir şahsın üzerinde bomba olduğunu söylemesi üzerine hastanede kırmızı alarm verildi. Alarm üzerine hastanede panik yaşandı ve vatandaşlar yoğun bakımdaki hastalarını dışarı çıkardılar. İhbar üzerine bölgeye; Polis, itfaiye, AFAD ve çeşitli kurumlardan ekip sevk edildi. Çevredeyse Polis Özel Hareketleri güvenlik önlemi aldı. Polis ekiplerinin şahısla kurdukları diyaloglarda B.O. isimli şahsın akli dengesinin yerinde olmadığı ortaya çıktı. Panik üzerine hastane çevresinde yoğunluk oluşturan vatandaşlar, meraklı bakışlarla ekiplerin çalışmalarını cep telefonuyla görüntülediler. Polis ekiplerinin ve il sağlık müdürlüğü ekiplerinin vatandaşlara ihbarın asılsız olduğunu söylemesi üzerine vatandaşlar hastaneye döndüler. Tedavi için hastaneye gelen vatandaşlar, kırmızı kodlu alarm üzerine panik yaşadıklarını söylediler. Hatay Valiliğinden yapılan açıklamada; "Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıklarından kaydı bulunan B.O. adlı şahıs üzerinde canlı bomba olduğunu iddia etmiştir. Anlık müdahale edilmiş, Hastanede gerekli tedbirler ivedilikle alınmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda ihbarın ASILSIZ olduğu belirlenmiştir. Asılsız ihbarda bulunan ve kontrol altına alınan B.O. adlı şahıs ile ilgili tahkikata başlanmıştır. Hastanemizde hizmet vermek ile ilgili herhangi bir olumsuzluğun bulunmadığı kamuoyuna saygıyla duyurulur" ifadelerine yer verildi.
Adana Adana’da 4 günde 128 bin balon balığı toplandı Adana’da balıkçılar tarafından 4 günde 128 bin balon balığı Akdeniz’den toplanarak Karataş İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne teslim edildi. Tarım ve Orman Bakanlığı’nca, deniz ekosisteminde istilacı tür olarak yer alan balon balığının populasyonunun azaltılması amacıyla yürütülen destekleme çalışmaları kapsamında, 2026 yılı balon balığı alımları başladı. Adana’nın Akdeniz’e açılan önemli ilçelerinden Karataş’ta balon balığı avcılığı yapan balıkçılar, 2026 yılı alımlarının başlamasıyla birlikte avladıkları balon balıklarını Karataş İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne teslim etmeye başladı. Uygulama sayesinde, balon balığı populasyonunun azaltılmasıyla birlikte diğer balık türlerinin korunması ve sürdürülebilir balıkçılığın desteklenmesi hedefleniyor. 2026 yılı alımlarının başlamasıyla birlikte, 4 gün içerisinde balıkçılar tarafından 128 bin balon balığı, desteklemeden faydalanmak üzere Karataş İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne teslim edildi. 13 Nisan 2024 tarihli tebliğ ile benekli balon balığında destekleme tutarı 12,5 TL’den 25 TL’ye, diğer balon balığı türlerinde ise 2,5 TL’den 10 TL’ye yükseltildi. 7 Ağustos 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğ ile birlikte benekli balon balığı destekleme tutarı 35 TL olarak güncellendi. Adana’da 2022 yılında balon balığı avcılığı yapılmazken, 2023 yılında 315 balık karşılığında 787 TL destekleme ödemesi gerçekleştirildi. 2024 yılında 42 bin balon balığına karşılık 23 balıkçıya toplam 424 bin 500 TL, 2025 yılında ise 83 bin 309 balon balığına karşılık 915 bin TL destekleme ödemesi yapıldı.
Mersin Prof. Dr. Halil Kumbur: "Su kaynakları iyi yönetilmezse Türkiye su fakiri olacak" Çevre uzmanı Prof. Dr. Halil Kumbur, 2026 yılına girerken Türkiye ve Mersin’de çevre sorunlarının giderek derinleştiğini belirterek, özellikle su kaynakları konusunda ciddi uyarılarda bulundu. Küresel ısınma, iklim değişikliği ve kuraklığın en yıkıcı etkilerinin su kaynakları üzerinde hissedildiğini ifade eden Kumbur, Türkiye’nin iyi bir su yönetimi planlaması yapılmadığı takdirde yakın gelecekte ’su fakiri’ ülkeler arasında yer alacağını söyledi. Prof. Dr. Kumbur, küresel ölçekte sınır tanımayan çevre sorunlarının yanı sıra hava, su, toprak ve atık kirliliği, plansız kentleşme, gürültü ve görüntü kirliliği gibi yerel çevre sorunlarının da günümüzde büyük önem taşıdığını vurguladı. Bu sorunların Mersin’de de belirli ölçülerde yaşandığını ifade eden Kumbur, çevre ve insan haklarının 21. yüzyılın yükselen değerleri olmasına rağmen küresel güçler tarafından çıkar amaçlı kullanılabildiğine dikkat çekti. "Su, geleceğin en stratejik kaynağı" Dünyadaki su varlığının yüzde 71’inin gezegenin yüzeyini kaplamasına rağmen, bunun çok büyük bir bölümünün okyanuslarda bulunan tuzlu sudan oluştuğunu belirten Kumbur, toplam su kaynaklarının yaklaşık yüzde 97,5’i tuzlu su iken, yalnızca yüzde 2,5’inin tatlı su niteliği taşıdığına dikkat çekti. Ancak bu yüzde 2,5’lik tatlı suyun da büyük kısmının buzullarda ve yer altı rezervlerinde bulunduğunu söyleyen Kumbur, akarsu ve göller gibi doğrudan erişilebilir tatlı su miktarının ise son derece sınırlı olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Halil Kumbur, göl ve akarsuların bir bölümünün de acı su özelliği taşıması nedeniyle, dünyadaki toplam su varlığının yalnızca yaklaşık yüzde 0,3 ila 0,5’inin içme ve kullanma suyu olarak fiilen erişilebilir durumda olduğunu vurguladı. Bu durumun, suyun sanılanın aksine sınırsız değil, son derece kıt ve stratejik bir kaynak olduğunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etti. Türkiye’nin, Akdeniz ülkeleri arasında iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri olduğuna dikkat çeken Kumbur, Doğu Akdeniz su havzasında yer alan Mersin’de son yıllarda su kaynaklarında yüzde 40’a varan azalmalar yaşandığını belirtti. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık su miktarının 2025 itibarıyla yaklaşık bin 300 metreküp olduğunu belirten Prof. Dr. Kumbur, bu rakamın 2040 yılında 700 metreküplere düşmesinin beklendiğini ve bunun da Türkiye’yi ’su fakiri’ ülke konumuna getireceğini dile getirdi. "Suyun yüzde 76’sı tarımsal sulamada kullanılıyor" Mevcut suyun yaklaşık yüzde 76’sının tarımsal sulamada, yüzde 14’ünün içme-kullanma ve yüzde 10’unun sanayide kullanıldığını aktaran Kumbur, özellikle sulama tekniklerinin mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Aksi halde mevcut su kaynaklarının gelecekte ihtiyaçları karşılamaya yetmeyeceğini vurguladı. Mersin’in yıllık 7,4 milyar metreküplük yer üstü ve yer altı su potansiyeline sahip olduğunu belirten Kumbur, suyun bulunduğu alanlar ile ihtiyaç duyulan bölgeler arasında uyumsuzluk yaşandığını, kayıp-kaçaklar ve depolama sorunlarının da önemli bir problem olduğunu ifade etti. Mersin’den Konya Ovası’na ve KKTC’ye su aktarımı Mersin’in önemli su kaynaklarından Göksu Nehri’nden Mavi Tünel Projesi ile Konya Ovası’na yıllık 414 milyon metreküp su aktarıldığını hatırlatan Kumbur, Anamur Dragon Çayı’ndan ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yıllık 75 milyon metreküp su iletildiğini belirtti. Bu nedenle Mersin için su havzalarının korunması, kuraklık risk haritalarının hazırlanması, su bütçesinin oluşturulması, atık suların geri kazanımı ve yağmur sularının değerlendirilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı. "İklim Kanunu önemli ama maliyetli" Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması kapsamında 2035 yılına kadar sera gazı emisyonlarını yüzde 41 azaltma ve 2053 yılında net sıfır emisyon hedefini benimsediğini hatırlatan Kumbur, bu hedefler doğrultusunda 9 Temmuz 2025’te ’İklim Değişikliği ile Mücadele ve Uyum Kanunu’nun yürürlüğe girdiğini ifade etti. Kanunla birlikte enerji, sanayi, tarım, ulaşım ve inşaat gibi sektörlerde ciddi maliyetler oluşacağını belirten Prof. Dr. Kumbur, bu sürecin kamu ve özel sektör iş birliğiyle, planlı ve destekleyici politikalarla yürütülmesi gerektiğini söyledi. "Mersin’in bir dünya kenti olabilmesi, ancak yaşanabilir ve temiz bir çevreyle mümkündür" diyen Kumbur, çevre sorunları çözülmüş bir Mersin’in tüm Mersinlilerin ortak arzusu olduğunu sözlerine ekledi.