EKONOMİ - 21 Ekim 2023 Cumartesi 10:45

DASK’ını güncellemeyi unutan depremzedelere müjde: İlk dava kazanıldı

A
A
A
DASK’ını güncellemeyi unutan depremzedelere müjde: İlk dava kazanıldı

DASK, 25 Kasım 2022’den sonra tazminat ödemelerini iki katı çıkarmasına rağmen bu artırımı SMS ve e-mail üzerinden bildirimde bulundu. Avukat Çağdaş Karaoğlan, DASK’ın SMS ve e-mail üzerinden bildirim yapmasının hukuka aykırı olduğunu, deprem mağdurlarının ek tazminat alabilmesi konusunda alınmış davaların sonuçlanmaya başladığını belirterek, “Bir tanesi de kesinleşti. Bu konuda kazanılan davalar var. Kanun hükümleri açık. DASK’ın genel şartlara göre yazılı bildirim ile sigortalıları bilgilendirmesi gerekiyordu” dedi.


Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde evleri yıkılan, ağır hasar gören, kontrollü şekilde yıkılan vatandaşların ilk başvurduğu kurum Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) oldu. DASK Zorunlu Afet Sigortası, 25 Kasım 2022 tarihine kadar metrekare başına bin 508 lira, tavan teminat olarak da 320 bin lira ödüyordu. Söz konusu tarihten sonra DASK, ödemelerini 2 katına çıkararak metrekare başına 3 bin 16 lira, tavan teminat olarak da 640 bin lira ödeme yapma kadarı almıştı.


Ancak DASK bu değişimin ardından hukuken yapması gereken yazılı bildirimi yapmak yerine SMS ve e-mail üzerinden sigortalıları bilgilendirdi. Bunun üzerine depremin vurduğu 11 ilde toplam 1 milyon 150 bin DASK sigortalısının sadece yüzde 4’ü güncelleme yaparak yeni fiyat tarifelerinden faydalanmaya başladı. Söz konusu anlaşmazlığın tüm detaylarını İHA muhabirine değerlendiren Malatya Barosu avukatlarından Çağdaş Karaoğlan ise DASK’ın yaptığı bildirim yönteminin yanlış olduğunu, hukuk nezdinde SMS ya da e-mail yerine yazılı olarak yapması gerektiğini söyledi. Karaoğlan, depremzede vatandaşlara, eğer orta hasarlı yıkılma kararı alınmış, ağır, yıkılmış ve kontrollü patlatılmış binaları varsa ve DASK’a güncelleme (zeyilname) göndermeyi unutmuşlarsa dahi aldıkları kadar daha tazminat alabilecekleri önerisinde bulundu. Avukat Karaoğlan ayrıca deprem mağdurlarının ek tazminat alabilmesi konusunda alınmış davaların sonuçlanmaya başladığını, ilk davanın da kesinleşerek kazanıldığı bilgisini verdi.


“Ağır hasarlı 100 metrekarelik konut için 150 bin lira tazminat alan deprem mağduru, yeni tarifeyle yaklaşık 300 bin lira tazminat alabilmektedir”


DASK’ın fiyat güncelleme sürecini anlatan Karaoğlan, “25 Kasım 2022 tarihinde DASK tarifesinde bir güncelleme oldu. Brüt metrekare başına bin 508 lira ödeme yapılırken bu miktar 3 bin 16 lira liraya, 320 bin lira olan tavan teminatlar da 640 bin liraya yükseltildi. Burada şöyle bir durum söz konusu oldu: DASK, sigortalılara yazılı bildirim yapmamış. Bu sebeple deprem mağdurları eksik tazminat aldı. Eksik tazminat da şudur: Ağır hasarlı 100 metrekarelik konut için 150 bin lira tazminat alan deprem mağduru, yeni tarifeyle yaklaşık 300 bin lira tazminat alabilmektedir” değerlendirmesini yaptı.


“Depremzedenin izlemesi gereken ilk adım DASK’a başvuru yapıp eksik tazminat aldığını belirtip ek tazminat talep etmeli”


Deprem mağdurlarının ek tazminat alması için yapması gerekenleri anlatan Karaoğlan, “Deprem mağdurunun alması için yapması izlemesi gereken ilk adım DASK’a başvuru yapıp eksik tazminat aldığını belirtip ek tazminat talep etmeli. 15 gün içinde de ya Genel Mahkemede ya da Sigorta Tahkim Komisyonuna dava açmalıdır. Sigorta tahkim komisyonunda açılan davalar duruşması olmadığı için çok daha kısa sürmektedir. Bu süreci de hukukçu bir profesyonel ile takip etmelerini tavsiye ederim” dedi.


“Bu konuda kazanılan davalar var”


Deprem mağdurlarının ek tazminat alabilmesi konusunda alınmış davaların sonuçlanmaya başladığı bilgisini veren Avukat Karaoğlan, “Bir tanesi de kesinleşti. Bu konuda kazanılan davalar var. Kanun hükümleri açık. DASK’ın genel şartlara göre yazılı bildirim ile sigortalıları bilgilendirmesi gerekiyordu” diye konuştu.


“SMS atılmış, e-mail atılmış ama bu tarz bildirimler hukuken uygun değildir”


Karaoğlan, DASK’ın SMS ve e-mail yoluyla bir kısım sigortalıyı bilgilendirdiğini dile getirerek, “Ama kanuna, hükümlere, Yargıtay kararlarına bakacak olursak, bu bildirimin yazılı yapılması gerekiyordu. Hiç kimseye yazılı bildirim yapılmamış. SMS atılmış, e-mail atılmış ama bu tarz bildirimler hukuken uygun değildir” ifadelerini kullandı.


“Almış olduğu tazminatın zararı karşılamadığını, belgelerle kanıtlamak koşuluyla az ve orta hasarlı konutlar da ek tazminat alabilirler”


Avukat Çağdaş Karaoğlan, az ve orta hasarlı konutların ek tazminat almalarının mümkün olduğunu kaydederek, “Almış olduğu tazminatın zararı karşılamadığını, belgelerle kanıtlamak koşuluyla az ve orta hasarlı konutlar da ek tazminat alabilirler. Orta hasarlı konutlar için şöyle bir durum daha söz konusu: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın orta hasarlı konutların da yıkılacağı şeklinde. Bu şekilde yıkılırsa aldığı tazminat kadar daha tazminat alması mümkün” dedi.


Depremin etki ettiği 11 ilde toplam 1 milyon 150 bin DASK poliçesi olan sigortalı olduğu bilgisini paylaşan Karaoğlan, bu sigortalılardan yalnızca yüzde 4’ünün zeyilname (güncelleme) yaptırabildiğini aktardı.


Kahramanmaraş depremlerinde Malatya’daki evi ağır hasar gören ve geçtiğimiz ay dinamitle patlatılan depremzede İmran Yavuz, söz konusu DASK mağdurlarından biri. İmran Yavuz yaşadığı mağduriyeti İHA muhabirine anlattı.


Yavuz, DASK’ın en kısa zamanda parasını ödediğini belirterek, “Ama şöyle bir mağduriyetim oldu: Normalde 25 Kasım 2022’den önce yaptırdığım için DASK’ı, poliçem normalde 180 bin liralıktı. Ama kasım ayından sonra bir güncelleme yapılmış. Bize herhangi bir tebligat yapılmadı. DASK da bana 177 bin lira ödedi. Eğer tebligat yapılmış olsaydı ben şu anda aldığım kadar daha ek para alacaktım. O yüzden mağduriyet yaşadım. Zeyilnamenin fiyatı 90 liraymış. Ben ve benim gibi mağdur olanların haberi olsaydı, tebligat edilseydi o 90 lirayı yatırıp 150 bin liraya yakın para alacaktım. Bu mağduriyetlerin bir an önce giderilmesini istiyoruz devletimizden” diye konuştu.



DASK’ını güncellemeyi unutan depremzedelere müjde: İlk dava kazanıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Türk Eğitim-Sen Başkanı Geylan: "Türk Eğitim-Sen olarak aldığımız iş bırakma kararını hafta sonuna kadar uzatıyoruz" Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Kahramanmaraş’ta bir okulda gerçekleşen silahlı saldırıya ilişkin, "Türk Eğitim-Sen olarak aldığımız iş bırakma kararını hafta sonuna kadar uzatıyoruz" dedi. Türk Eğitim-Sen Başkanı Talip Geylan, Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda bir öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Geylan, "Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırının derin üzüntüsünü yaşarken, bugün Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda meydana gelen silahlı saldırıyla bir kez daha yıkıldık. Elim olayda yaşamını yitiren öğretmen ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve tüm milletimize başsağlığı; yaralılarımıza ise acil şifalar diliyoruz" dedi. "Türk Eğitim-Sen olarak aldığımız iş bırakma kararını hafta sonuna kadar uzatıyoruz" Söz konusu olayların önüne geçilmesi gerektiğine vurgu yapan Geylan, "Çok acılıyız, çok üzgünüz, çok öfkeliyiz. İki gün içinde can kayıpları yaşadık, çok sayıda yaralımız var. Eğitim yuvalarımız olan okullarımızda, körpecik yavrularımız büyük bir felaketle karşı karşıya kaldı. Bu büyük acı, artık aklımızı başımıza getirmelidir. Bu çerçevede, Türk Eğitim-Sen olarak aldığımız iş bırakma kararını hafta sonuna kadar uzatıyoruz. 16-17 Nisan 2026 tarihlerinde tüm okullarda ve eğitim kurumlarında iş bırakma eylemi gerçekleştiriyoruz. Ayrıca, Milli Eğitim Bakanlığının bu hafta ülke genelinde okulları kapatarak, milli yas ilan etmesini talep ediyoruz" ifadelerine yer verdi. "Türkiye bu konuda seferber olmalı ve acilen bir "Güvenlik Zirvesi" toplanmalıdır" Geylan, yaşanan şiddet olaylarının, eğitim camiasında derin bir kaygı ve üzüntüye yol açtığına dikkati çekerek, şu ifadelere yer verdi: "Bugün okullarımızda öğretmenler, eğitim çalışanları ve öğrenciler haklı olarak can güvenliği endişesi taşımaktadır. Bu noktada çok açık bir şekilde ifade ediyoruz; tüm Türkiye bu konuda seferber olmalı ve acilen bir "Güvenlik Zirvesi" toplanmalıdır. Cumhurbaşkanlığı, ilgili bakanlıklar, Emniyet Genel Müdürlüğü ve tüm yetkili kurumlar başta olmak üzere, tüm paydaşlar bir araya gelmelidir. Okullarda yaşanan şiddet olaylarına karşı önleyici ve caydırıcı tedbirler geliştirilerek, eğitim kurumlarının güvenliğini artırmaya yönelik kapsamlı ve etkili bir eylem planı ivedilikle hayata geçirilmelidir. Okullar; öğrenciler, öğretmenler ve tüm eğitim çalışanları için güvenli alanlar olmak zorundadır. Dün söylediğimizi bugün bir kez daha vurguluyoruz. Türk Ceza Kanunu’nda eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmesi, bu alanda caydırıcılığı artıracak önemli bir adım olacaktır. Öğretmenlik Mesleği Kanunu kapsamında eğitim çalışanlarına yönelik şiddete karşı alınan tedbirlerin titizlikle, kararlılıkla ve hiçbir hoşgörüye yer vermeden uygulanması büyük önem taşımaktadır. Bu düzenlemelerin etkin şekilde hayata geçirilmesi, eğitim ortamlarında güvenliğin sağlanmasına katkı sağlayacaktır." "Şiddete maruz kalan çalışanlara, anında ve yeterli güvenlik desteği sağlanmalıdır" Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitimcilere yönelik her saldırının sıkı takipçisi olması gerektiğini de söyleyen Geylan, "Şiddete maruz kalan çalışanlara, anında ve yeterli güvenlik desteği sağlanmalıdır. Yaşanan şiddet eylemleri, kayıt altına alınmalı, yargıya intikal ettirilmelidir. Güvenlik kontrollerinin yetersizliği nedeniyle, silah ve yaralayıcı aletlerin okul ve kurumlara taşınmasının kolay olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Okullara girişlerin güvenli bir şekilde yapılabilmesi için, velilerin ve öğrencilerin kontrollü giriş sistemlerinden geçirilmesi; okul girişlerine metal dedektörler ve kimlik kartı ile geçiş sistemlerinin kurulması önem arz etmektedir. Ayrıca tüm okulların kamera sistemleriyle donatılması ve her eğitim kurumunda güvenlik görevlisi ya da kolluk kuvveti personelinin görevlendirilmesi gerekmektedir. Disiplin yönetmeliklerinin yeniden ele alınması, güncellenmesi ve daha etkin, uygulanabilir hale getirilmesi gerekmektedir. Öğretmenlerin etkisini, saygınlığını ve mesleki itibarını güçlendirecek somut tedbirler hayata geçirilmelidir. Okul-aile işbirliği mutlaka etkin bir şekilde sağlanmalı; öğrencilerin psikolojik iyi oluşlarını destekleyecek rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir. Gerektiğinde ailelerin de bu süreçlere dahil edilerek, rehabilite edici mekanizmalar devreye alınmalıdır" değerlendirmesinde bulundu. "Çocuklar fiziksel, psikolojik ve duygusal olarak bu tür yayınlardan zarar görmektedirler" Medyada her türlü şiddetin sık sık en ince ayrıntılarına kadar sunulmasının, çocuk ve gençlerde kontrolsüz ve güçlü bir model oluşturması açısından oldukça tehlikeli bir durum olduğunu belirten Geylan, "Çocuklar fiziksel, psikolojik ve duygusal olarak bu tür yayınlardan zarar görmektedirler. Medyanın, şiddeti reyting ve tiraj aracı olarak kullanmaması gerekmektedir. Bu noktada çocukları olumsuz etkileyebilecek her türlü dijital içerik, şiddet içeren oyunlar, sosyal medya mecraları, dizi, film ve benzeri yapımlar konusunda daha sıkı denetim mekanizmaları oluşturulmalı; zararlı içerikler gecikmeksizin tespit edilip kaldırılmalıdır. Bu kapsamda çocukların dijital ortamda korunmasına yönelik daha güçlü yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Gençlerin silaha ulaşmalarının engellenmesi, toplumda genel olarak silaha ulaşma ile ilgili yasal durumun güçleştirilmesi ile sağlanabilir. Toplumdaki bireylerin silah sahibi olmalarının azaltılması gençlerin silaha ulaşmasını sınırlandıracaktır. Bu konu ile ilgili değerlendirmelerin yapılması ve önlemlerin ivedilikle alınması gerekmektedir" dedi. "Şiddete karşı ortak tavır sergilenmelidir" Geylan, 18 yaş altı bireylerin sosyal medya kullanımına ilişkin daha net ve koruyucu sınırlamalar getirilmesi gerektiğini de sözlerine ekleyerek, "Şiddete karşı yürütülecek mücadele sürecinde ilgili tüm kurumlar birlikte hareket etmeli, şiddet kimden gelirse gelsin karşı durulmalı, ‘Şiddete Sıfır Tolerans’ söylemine sahip çıkılarak, şiddete karşı ortak tavır sergilenmelidir. Şiddeti engellemeye yönelik etkin kamu spotları hazırlanmalı ve toplumun her kesimine ulaşacak biçimde sunulması sağlanmalıdır. Şiddetin normalleşmesine asla izin verilmemeli; bu tür olaylar karşısında daha fazla vakit kaybetmeden, etkili, önleyici ve koruyucu tedbirlerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir" ifadelerine yer verdi.
Şırnak Şırnak’ta Ezidiler ’Çarşema Sor Bayramı’nı festival havasında kutladı Şırnak’ın İdil ilçesi Mağara köyünde Ezidiler tarafından geleneksel "Çarşema Sor" (Kızıl Çarşamba) Bayramı, düzenlenen etkinlikle kutlandı. 1990’lı yıllarda yaşanan terör olayları nedeniyle köylerini terk etmek zorunda kalan Ezidilerin bölgede sağlanan huzur ortamıyla birlikte yeniden dönüş yaptığı Mağara köyünde Çarşema Sor Bayramı kutlamaları renkli görüntülere sahne oldu. Yaklaşık 100 hanenin bulunduğu köyde düzenlenen etkinliklere, Avrupa başta olmak üzere Türkiye’nin farklı illerinden binlerce kişi katıldı. Program kapsamında köy halkı tarafından misafirlere geleneksel yemekler ve boyalı yumurtalar ikram edildi. Katılımcılar yöresel kıyafetler giyerek bayram coşkusunu yaşarken, mezarlık ziyaretleri de gerçekleştirildi. Ezidi vatandaşlar, büyüklerinin kabirlerini ziyaret ederek dua etti, mezarlık içerisindeki ağaç ve türbelerde dilek dileyerek bez bağladı. Açıklama yapan Şırnak Kültür ve Turizm İl Müdürü Celal Baz, "Bölgemizin önemli kültürel değerlerinden biri olan Çarşema Sor Bayramı’nı huzur ve güven içerisinde kutluyoruz. Bu tür etkinlikler, turizm çeşitliliğimiz açısından da büyük önem taşıyor. Bölgede turizmle ilgili çalışmalarımız ve projelerimiz devam ediyor" dedi. Mağara köyünün muhtarı Necat Akçay ise, dünyanın dört bir yanından insanların bayram için köye geldiğini ifade ederek, "Vatandaşlarımızı burada ağırlıyoruz. Köyümüzü ve mezarlarımızı ziyaret ediyorlar. Bayramımızı birlikte kutluyoruz. Katılan herkese teşekkür ediyorum" diye konuştu. Bayram için köyde bulunan Yunus İbrahimoğlu da, sabah saatlerinden itibaren yoğun katılım olduğunu söyledi.
İstanbul TBMM Başkanı Kurtulmuş: "İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliği mutlaka askıya alınmalı" Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, "Birleşmiş Milletler maalesef gücü elinde bulunduranların istediği şekilde yönettiği, yönlendirdiği bir uluslararası kurum haline gelmiştir. Güney Afrika’ya uygulanan ’apartheid rejimi’ uygulamaları dolayısıyla Birleşmiş Milletler üyeliği askıya nasıl alındıysa, bugün de İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliği mutlaka askıya alınmalı ve ’apartheid rejimi’ önlenmelidir" dedi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM’nin ev sahipliğinde, İstanbul’da düzenlenen Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulu’nun açılış törenine katıldı. Açılış töreninde konuşan TBMM Başkanı Kurtulmuş, "Toplantı en yüksek katılımla gerçekleşen toplantıdır. 155’e yakın ülke burada temsil ediliyor. 80 meclis başkanı 800’e yakın milletvekili 2 bin 420 kayıtla birlikte fevkalade önemli büyük bir uluslararası toplantıya ev sahipliği yapıyoruz. Ümit ve temennim bu toplantının ana temasını oluşturan umutları yeşertmek barışı sağlamlaştırmak ve adaleti sağlamak ana başlıklarında yapacağımız tartışmaların faydalı verimli ve insanlığın geleceği içinde yol gösterici olmasını temenni ediyorum. Zor bir zamandan geçiyoruz. İnsanlık tarihi boyunca çok büyük kırılmalardan, çok büyük alt üst oluşlardan, çok büyük türbülanslardan geçmişti. Ama sanırım bu sefer yaşadığımız sadece gelip geçici bir türbülans sadece birkaç yerde olan krizden ibaret değildir. Hem etkileri itibariyle hem de derinliği itibariyle bütün dünyayı etkisine alan fevkalade zor bir zamandan geçiyoruz" dedi. "Uluslararası siyaset bakımından öğrendiğimiz ve bildiğimiz hemen hiçbir kanunun geçerli olmadığı tamamıyla orman kanunlarının geçerli olmaya başladığı bir döneme doğru girmiş bulunuyoruz" diyen Kurtulmuş, "Şunu çok açık söyleyebilirim eski dönem geride kaldı önümüzde yeni bir dönemin açılmakta olduğunu görüyoruz. Yeni dönemin nasıl olacağına da hep birlikte insanlık olarak karar vereceğiz. Yeni dönem hakkaniyet, adalet, insaf ve vicdani değerler üzerinde mi kurulacak. Yoksa yeni dönem gücü elinde bulunduranların hangi güce sahiplerse o gücü güçsüzlere karşı kullandığı bir şekilde mi kurulacak? Kararı verecek olan insanoğludur. İşte onun için bu toplantının teması olarak kabul edilen barışı kuvvetlendirmek, umudu yeşertmek ve adaleti tesis etmek sıradan bir takım görüşleri ifade etmiyor. Tam da insanlığın ihtiyacı olan özellikle gelecek nesiller için ihtiyacı olan üç önemli konuyu ortaya çıkarmış ve bunun etrafında tartışmalarımızı gerçekleştirmiş olacağız. Ümit ediyorum ki bu tartışmalar dünya barışının sağlanmasına vesile olsun. Barışın sağlanması için güçlü temennilerin ötesinde güçlü tekliflerinde gündeme geldiği bir toplantıya şahitlik edelim" diye konuştu. "Parlamenter demokrasi insanlığın çözümü için en önemli araçlardan birisidir" Kurtulmuş, "Bugün dünyada çok büyük kırılmaları hep beraber yaşıyoruz. Alt üst oluşları yaşıyoruz. Dünyada çatışmaların gerilimlerin ülkelerin egemenlik haklarına karşı açık saldırıların, insan topluluklarına karşı soykırım boyutlarına varan insani suçların kolayca işlenmesinin son derece sıradan hale geldiği bir dönemi yaşıyoruz. Ayrıca göçlerin iklim krizlerinin ve özellikle yüksek teknoloji ve yapay zekanın yer yüzündeki bütün telakkileri kökten değiştirdiği bir döneme de şahitlik ediyoruz. Dolayısıyla bu dönem içerisinde eski dönemde var olan alışkanlıklara bakarak sorunları çözmemiz pek mümkün görünmüyor. Eskinin tek kutuplu ve iki kutuplu dünya sistemi çökmüş yerine nasıl bir sistemin geleceği ise henüz meçhuldür. Bunun için hep beraber insanlığın tamamının hayrına olacak görüşleri paylaşmak ve bu görüşlerimizi ciddi bir şekilde ortaklaştırmak durumundayız. Parlamenter demokrasi insanlığın çözümü için en önemli araçlardan birisidir. Burada fikirlerimizi yakınlaştıracağız. Tartışmamızı açık yüreklilikle yapacağız. Birbirimizi ikna etmek için elimizdeki bütün gücü kullanacağız. Daha iyi bir geleceği inşa etmek için hep beraber gayret sarf edeceğiz" ifadelerini kullandı. "Birleşmiş Milletler gücü elinde bulunduranların yönettiği yönlendirdiği bir uluslararası kurum haline gelmiştir" BM’nin gücü elinde bulunduran ülkelerin yönettiği kurum haline geldiğini ifade eden Kurtulmuş, "İnsanlığın en müşterek kurumlarından birisi olan Birleşmiş Milletler ne işe yarar. Birleşmiş milletler şahit olduğumuz bu yakın dönemde dünyanın neresinde hangi çatışmayı sonlandıra bilmiş, hangi savaşı sona erdire bilmiştir. Birleşmiş Milletler maalesef gücü elinde bulunduranların istediği şekilde yönettiği yönlendirdiği bir uluslararası kurum haline gelmiştir. Dünyadaki bu çifte standartlar hep beraber şahit olduğumuz insanlık dramlarıyla hepimizin gözüne sokulmaya devam edilmektedir" dedi. "Küresel sistem tam bir çürüme hali içerisindedir" "7 Ekim’in hemen arkasından başlayarak Gazze şeridinde sürdürülen bugünde devam eden soykırım boyutlarına varmış olan İsrail’in saldırganlığı acaba nasıl hani uluslararası kurum eliyle durdurulabilir" diyen Kurtulmuş, "Bütün dünyada buna karşı insanların reaksiyon göstermesine rağmen bu üç yıl içerisinde 75 binden fazla insan öldürülmüş bunlarında yüzde 70’ini kadınlar ve çocuklar teşkil etmiştir. Acaba kim hangi kurumu kullanarak İsrail’in bu soykırımına bir dur diyebilecektir. Aynı şekilde Amerika ve İsrail güçlerinin İran’a saldırısıyla başlayan ve ardından da İran’ın bölgedeki ülkelere yayarak genişlettiği bu savaşı acaba kim nasıl durduracaktır. Bunun için hangi uluslararası kuruluşun gücü ne şekilde tecelli edecek ve istediğimiz sonucu elde edebilecektir. Dünyada kurumlar vardır ama bu kurumlar artık bir fonksiyon icra etmiyor. Bu kurumlar çökmüştür. Dünyada kurallar da vardır. Özellikle Birleşmiş Milletler’in kuruluş felsefesini oluşturan hepimizin bugün de altına imza atacağımız kurallardır. Ancak o kurallar kağıt üzerinde vardır. Kurumların çökmesiyle birlikte kurallar da çökmüştür. Sadece kurallar değil uluslararası ilişkilerin tüm terminolojisi de neredeyse yerle bir olmuş çökmüş bitmiştir. Kısacası küresel sistem tam bir çürüme hali içerisindedir. Bu sistemin bu çürümüşlüğünden kurtulması için olağanüstü çabalara olağanüstü gayretlere ihtiyacımız olduğu aşikardır" ifadelerini kullandı. "İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliği mutlaka askıya alınmalı" Kurtulmuş, "Uluslararası sistemin dünyadaki bazı olumsuz gelişmeleri nasıl önleyebildiğine iki örnek vermek istiyorum. Bunlardan birisi 1974 yılında Güney Afrika’nın apartheid rejimi dolayısıyla Birleşmiş Milletler üyeliği askıya alınmıştır. Bugünd e aynı uygulamayı Filistinlilere karşı İsrail uyguluyor. Sadece insanlara karşı bir soykırım gerçekleştirmiyor. Mart ayında alınan bir kararla İsrail parlamentosunun kararıyla Batı Şeria’daki Filistinlilere de ölüm cezası getiriliyor. Yüzde 96’sı askeri kararlar alan, askeri mahkemelerin vereceği ölüm kararları acaba nasıl geçerli olacaktır? Bir ülkede Filistinlilere karşı başka hukuk, İsraillilere karşı başka bir hukuk uygulamak ’apartheid’ değil de nedir? Dün Güney Afrika’ya uygulanan ’apartheid rejimi’ uygulamaları dolayısıyla Birleşmiş Milletler üyeliği askıya nasıl alındıysa, bugün de İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliği mutlaka askıya alınmalı ve ’apartheid rejimi’ önlenmelidir. İstenirse eli kanlı bir rejim durdurulabilirmiş. Güney Afrika’yı onun için örnek verdim. Sadece son üç yılda Orta Doğu’da egemenlik haklarına saldırıda bulunulan bölge ülkelerini saymaya kalkarsak herhalde çok sayıda ülkeyi dile getireceğiz. Lübnan’ın, Filistin’in, Suriye’in, Yemen’in, Katar’ın, bölge ülkelerinin birçoğunun egemenlik haklarına; Bahreyn’in, Birleşik Arap Emirlikleri’nin haklarına saldırılması kabul edilemeyecek bir durumdur. Her ülke egemenlikle eşit hakka sahiptir. Bunu sağlamak insanlık ailesinin ortak vazifesidir" dedi. Kurtulmuş, "İkincisi 2000 yılında Avusturya da seçimleri aşırı sağcı Haider kazanmıştı. Haider’in kazanmasıyla birlikte Avrupa Birliği ayağa kalktı. Böyle bir faşist Avrupa’da başbakan olamaz diye Avrupa’yı ayağa kaldırdılar. Haider sonunda dayanamadı parti başkanlığından istifa etti ve partisi de hükümetin ortağı olamadı. Demek ki istenirse bir faşist partinin iktidara gelmesine Avrupalı ve batılı güçler tarafından engellenebilirmiş. Bu iki örneği yaşadığımız dönemin sorunlarına çözüm bulabilmek için söyledim. Önümüzdeki dönem giderek daha da zorlaşacak. Hep beraber insanlığın ortak paydasında buluşmak ve kendimiz için istediğimizi bütün insanlar için istemek durumundayız" diye konuştu. "Bazı ülkelerin egemenlikleri çok kuvvetli görülürken bir takım ülkelerinde egemenlikleri söz dahi edilmemektedir" "Bütün evrensel belgelerin iki temel kuralı vardır. Ülkeler egemenlikte eşittir. İnsanlar da yaradılışta eşittir. Hepimiz Adem’in çocukları hepimiz aynı soy ağacının mensuplarıyız" diyen Kurtulmuş, şunları kaydetti: "Bugün dünyadaki en temel problem bazı insanların yukarıda bazı insanların aşağıda telakki edilmesidir. Bazı insanlara yaradılıştan gelen o eşitlik haklarının verilmemiş olmasıdır. Yine bazı ülkelerin egemenlikleri çok kuvvetli görülürken bir takım ülkelerinde egemenlikleri söz dahi edilmemektedir. Sadece son üç yılda Orta Doğu’da egemenlik haklarına saldırıda bulunulan bölge ülkeleri saymaya kalkarsak herhalde çok sayıda ülkeyi dile getireceğiz. Lübnan’ın, Filistin’in, Suriye’nin Yemen’in Katar’ının bölge ülkelerinin birçoğunun egemenlik haklarına saldırılması askında kabul edilemeyecek bir durumdur. Her ülke egemenliğinde eşit hakka sahiptir. Hem umutları yeşertecek hem barışı kuvvetlendirecek hem de adaleti tesis etmek için mücadele ve gayret edeceğiz."