POLİTİKA - 11 Eylül 2025 Perşembe 19:04

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda sendikalar dinlendi

A
A
A
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda sendikalar dinlendi

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, sekizinci toplantısını düzenledi.


Komisyon, sekizinci toplantısında sendikaları dinledi. Memur Sen Başkanı Ali Yalçın, terörün sadece güvenliği değil, toplumun sosyal barışının, kamu hizmetlerinin düşmanı olduğunu belirterek, Terörsüz Türkiye vizyonunun toplumsal sözleşme olduğunu söyledi. Yalçın, "Hepimizin ortak meselesidir. Bu süreci toplumsallaştırmak, sivil toplum örgütlerini paydaş kılmak, yeni ve sivil bir anayasa ile taçlandırmak, Türkiye Yüzyılı’nın ön koşuludur. Memur Sen olarak sürece ilişkin dikkat edilmesi gereken birkaç hususun altını çizmek istiyorum: Süreç, özgürlük, adalet, demokrasi ve milli birlik temelinde yürütülmelidir. Sivil toplum kuruluşları sadece dinlenen değil, gerçek anlamda sürecin paydaşı kılınmalı, yalnızca bir defaya mahsus görüş alınmamalıdır. Devlet kuşatıcı ama kararlı olmalı; terörü cesaretlendirecek hiçbir adım söz konusu olmamalıdır. Çözüm sürecinde, tüm iyi niyet ve çabalara rağmen yaşanan olumsuzlardan ders çıkarılmalı; sürecin sabote edilmesine ve sekteye uğratılmasına karşı ihtiyatlı olunmalıdır. Yeni ve sivil bir anayasa yapılmalı; toplumun bütün kesimlerini kapsayan toplumsal sözleşme oluşturulmalıdır. Terörün mağdur ettiği vatandaşlarımızın acısı politize edilmemeli, toplumsal vicdanın ortak paydası olmalıdır" ifadelerini kullandı.



Türkiye Kamu Sen Başkanı Önder Kahveci de, Terörsüz Türkiye’de kamu hizmetlerinin kalitesinin de artacağına işaret ederek, "Terörün ortadan kalkması ile birlikte Doğu, Güneydoğu, Anadolu’nun sadece kamu hizmetleri açısından değil, sosyal ve ekonomik gelişim açısından cazibe merkezlerine dönüşmesi mümkün olacak. Bu dönüşüm bölgenin daha homojen bir kimyaya sahip olmasına terör nedeniyle bölgeden göç eden halkın da yeniden memleketlere dönebilmelerinin imkanını sağlayacak. Bu nedenle ulaşılacak huzur ve güven ortamının en büyük kazanımı yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda Türkiye’nin her köşesinde eşit hizmet alma hakkının korunması ve devlet vatandaş bağrının güçlenmesi olacak. Türkiye’nin mevcut yaklaşımı geçmişleri evlerinden ders alarak çok güvenlik mimari inşaatçı çabasının bir yansımasıdır. Tarihsel sürecin terör sadece evlatlarımızı elimizden almadı. Aynı zamanda ekonomi kayıtlarımızı, kaynaklarımızı tüketti" diye konuştu.



KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise, "Kürt sorunu etkilediği coğrafya itibarıyla bir kilit noktasındadır. Bu sorunun halının altına süpürülmesi daha ciddi ve ağır bedeller doğuracaktır. Çözüm de köklü ve kapsayıcı olmak zorundadır. Bu sorun bir halkın kendini ifade etme ve eşit yurttaşlık temelinde birlikte bir yaşam kurma idealini sağlayacaktır. Ülkemiz sadece tarihsel bir fırsatı yitirmekle kalmayacak aynı zamanda daha derin bir krizin içine sürüklenecektir. KESK, bu tarihsel sorumluluğu bir görev bilinciyle yerine getirmeye çalışacaktır. KESK aynı zamanda bu topraklarda emekçilerin tüm kimlik ve inançlarıyla birlikte emek mücadelesine de eşit statüde kendisini ifade edebildiği eşit ve özgür bir yaşam idealidir" şeklinde konuştu.



KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz de şöyle konuştu:


"Uygulanabilir, somut ve kısa-orta-uzun vadede yapılacakların belirlendiği, tarafların üzerinde hemfikir olduğu, sivil toplum, emek ve meslek örgütlerinin, aydınların katkı sunduğu bir eylem planı çıkarılmalı; öncelikli yapılması gerekenler hemen hayata geçirilmelidir. Emek, insan hakları, demokrasi ve laiklik ekseninde hukuk devleti ile özdeş temel ilkeler ortaya konmalıdır. Soruna ilişkin tartışmanın toplumun geniş kesimlerine yayılması için her türlü çözüm önerisinin dile getirilebileceği özgür bir ortam sağlanmalıdır. Düşünce ve ifade özgürlüğünü yoruma yer bırakmayacak netlikte teminat altına alacak düzenlemeler yapılmalıdır. Vatandaşlık tanımı, evrensel hukuk normları ile uyumlu, eşitlikçi ve özgürlükçü bir perspektife dayanmalıdır. Bu çerçevede herhangi bir etnik kimliğe imtiyaz ya da kutsiyet tanımaksızın ortak Türkiyelilik kimliği öne çıkartılmalı ve yurttaşlık tanımı anayasal güvence altına alınmalıdır. Siyasi Partiler Kanunu, Milletvekili Seçimi Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu, Milli Eğitim Temel Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Basın Kanunu ve Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu olmak üzere temel hak ve özgürlüklere ilişkin yasalar yeniden düzenlenmelidir."



TÜRK-İş Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar, terörün sadece canları değil toplumsal barışı da baltaladığını söyleyerek, "Fabrikaların kurulmasına, iş sahalarının açılmasına ayrılacak kaynaklar, terörle mücadeleye yönlendirilmek zorunda kalmıştır. TÜRK-İŞ üyesi işçiler de çalıştıkları şantiye ve tesislerde saldırıların hedefi olmuş, buna rağmen görevlerini aksatmadan sürdürmüşlerdir. Bu noktada özellikle vurgulamak isteriz: Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, milletimizin birliği ve beraberliği kırmızı çizgimizdir. Bölünmez bütünlüğümüz sadece bir yönetim modeli değil, bu topraklarda barış ve kardeşliğin en güçlü teminatıdır. Bu vesileyle ifade etmeliyim ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları milletimizin ortak mücadeleyle çizdiği, bedelini şehitlerimizin kanıyla ödediği kutsal sınırlardır. Bu sınırlara yönelen her tehdit, yalnızca bir coğrafyaya değil, bin yıllık bir tarihe ve ortak geleceğimize yöneliktir" diye konuştu.



DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu da, "Tüm sorunların demokrasi yoluyla çözülebileceğine inanıyoruz. Bu temelde, emek mücadelesi ile demokrasi mücadelesini birbirinden ayrı görmüyor; ’Demokrasi işçinin ekmeğidir’ diyerek emeğin ve demokrasinin aynı mücadele sahasında birleştiğini vurguluyoruz. Geçmişte benzer umutlarla başlayan ancak olumsuz sonuçlanan süreçler yaşadık. Ama şimdi başarabiliriz, başarmalıyız. Geçmişteki hataların tekrar etmemesi, toplumun barışa olan inancının korunması, sürecin tüm aşamalarında açıklık ve güven sağlanması hepimizin ortak sorumluluğudur. Geniş bir toplumsal mutabakatla, sakin, özgür ve yapıcı bir tartışma ikliminde sorunları daha kolay aşacağımız açıktır. Bu nedenle TBMM kapsamında böyle bir komisyonun oluşturulmasını anlamlı buluyor ve destekliyoruz. TBMM’deki bu komisyonun toplumsal karşılığını da oluşturmak gerekmektedir. Bu toplumsal karşılık, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ile oluşturulabilir. Öte yandan barış ve demokrasi birbirinden ayrı düşünülemez. Demokrasiyi kazanmak için barışta, barışı kazanmak için de demokraside ısrarcı olmak zorundayız. Demokrasinin en asgari koşulu ise, seçme ve seçilme hakkına saygıdır; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olmasıdır; sandıkla gelenin sandıkla gitmesidir. Demokrasinin diğer koşulları ise çoğulculuğa saygı, ifade özgürlüğü, örgütlü toplum ve bağımsız yargıdır. İçinden geçtiğimiz süreçte bu başlıklarda karşı karşıya kaldığımız sorunlar ortadadır" ifadelerini kullandı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Işıltılı bir cilt için bol su tüketin Dermatoloji Bölümü Uzm. Dr. Gülbiye Güler, bahar aylarıylabirlikte daha sağlıklı ve parlak cilt için günde 10-12 bardak kadar su içilmesinin önemli olduğunu söyledi. Sağlıklı bir cilt için ona iyi bakmak ve onu zararlı etkenlerden korumak gerekiyor. Kişiye uygun cilt bakım ürünleri kullanmanın yanı sıra sağlıklı beslenmek, yeterince su tüketmek ve güneş ışınlarından korunmak da önem taşıyor. MedicanaBursa Hastanesi Dermatoloji Bölümü Uzm. Dr. Gülbiye Güler, bahar aylarıylabirlikte daha sağlıklı bir cilt için önerilerde bulundu. Bahar mevsiminde cilt sağlığı için alınacak önlemleri sıralayan Güler, "Bahara girerken ışıltılı bir cilt için, cilt temizliği çok önemlidir.Bunun için çeşitli peelingler ve cilt bakımlarıyla cilt ölü dokulardan, yabancı maddelerden arındırılmalıdır. Bu işlemler cildin yapısına göre yapılmalıdır. Bu şekilde temizlenen cilt, siyah noktalardan arındırılır ve böylece daha ışıltılı olur. Kış boyunca kuruyan cildin nemlendirilmesi gerekmektedir. Nemlendiriciler, cildin tipine uygun olarak seçilmeli; paraben, alkol gibi ürünleri içermemeli, komedojenik olmamalıdır. Nemlendiriciler ise kuru ciltlerde özellikle yenileyici, onarıcı, su tutucu olmalı; kollajen, aminoasitler, keratin ve hyalüronik asit içermelidir’’ şeklinde konuştu. Alınan gıdaların da cilt üzerinde etkisi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Cilt sağlığında beslenmenin de önemi büyüktür. Bol antioksidan, A, B, C ve E vitaminlerini içeren sebze ve meyvelerle beslenerek cildin onarılması ve tazelenmesi sağlanabilmektedir. Ayrıca, Omega-3 içeren balık ve ceviz tüketmek cildin daha parlak görünmesine destek olur" dedi. Cildi matlaştıran ve kırışıklıklar ile lekelenmeler yapan sigara, alkol ve kafeinden uzak durulmasıve günde 2 fincan yeşil çay tüketilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Gülbiye Güler, şunları söyledi; "Cildin daha parlak görünmesi için günde 10-12 bardak kadar su içilmelidir. Kan dolaşımını artırmak ve böylece cilde ışıltı kazandırmak için günde 40-45 dakikaaçık havada yürüyüş yapılmalıdır. Yorgunluk, uykusuzluk ve stres ciltte mat, soluk ve şiş bir görünüme sebep olduğundan uyku düzenine dikkat edilmemeli, yüzde yatak kaynaklı çizgilerin oluşmaması için sırt üstü yatılmalıdır. Stresten uzak durulmalıdır. Evden çıkmadan en az 20 dakika önce güneş gören bölgelere cilt tipinee uygun güneş koruyucu faktörlü kremlerden sürülmelidir. Kişisel bakım ürünleri dışında bahar aylarında dermatolog desteği alınabilir. Vitamin karışımlarından oluşan mezoterapi, kişinin kendi kanıyla hazırlanan PRP, cilde nem veren ve kırışıklıkları azaltan hyalüronik asit enjeksiyonları ile ışıltılı bir cilde sahip olunabilir."
Antalya Yaya geçidinde devrilerek sürüklendi Antalya’nın Manavgat ilçesinde yaya geçidinde devrilerek sürüklenen motosikletin sürücüsü kazadan 4 saat sonra hastaneye gidince olay yerini terk etmekten 46 bin TL ceza yazılırken, ehliyetine 2 yıl el konuldu. Kaza anı ise bir işyerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Manavgat ilçesi İbrahim Sözen Caddesi’nde Sarı Köprü istikametine seyir halindeki Mustafa T.’nin kullandığı 07 BMZ 990 motosiklet yaya geçidine yaklaştığında refüjdeki yayaların karşıya geçmek için yola çıkacağını düşünerek frene bastı. Frene basması ile birlikte motosikletin kontrolünü kaybeden sürücü motosikletle birlikte devrilerek sürüklendi. Kaza anı güvenlik kamerasında Bir süre yerde kalan motosiklet sürücüsünün yardımına çevredeki vatandaşlar yetişirken, yerden kaldırılan sürücü motosikletine binerek yoluna devam etti. Kaza anı ise bir işyerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde motosiklet sürücüsünün yerde sürüklenmesi ve vatandaşların yardımına koştuğu anlar yer aldı. 46 bin TL ceza yedi, ehliyetine el konuldu Öte yandan, motosiklet kazası yapan sürücü Mustafa T. kazadan 4 saat sonra Manavgat Devlet hastanesine giderek kaza yaptığını ve yaralandığını belirtti. Trafik ekipleri tarafından yaralamalı kazanın ardından olay yerini terk etmek suçundan 46 bin TL para cezası uygulanırken sürücü belgesine 2 yıl el konuldu
İstanbul Boynuna ip geçirilerek darp edilmişti: Olayın arkasında uyuşturucu ticareti çıktı Eyüpsultan’da boynuna ip geçirilerek darp edilen taksi şoförü olayının arkasında uyuşturucu ticareti çıktı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri, taksi şoförü ve şahısların uyuşturucu alışverişi için bir araya geldiklerini, yaşanan anlaşmazlık sonucu taksi şoförünün darp edildiğini belirledi. Zanlıların yakalanmasına ilişkin çalışma sürüyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Eyüpsultan ilçesi Karadolap Mahallesi’nde meydana gelen ve araç içi kamerasına yansıyan taksici saldırısına ilişkin çalışma başlatıldığını açıkladı. Emniyet kaynaklarından edinilen bilgilere göre, ticari taksi şoförü G.A. (29), uyuşturucu madde satın almak amacıyla iletişime geçtiği kişilerle buluşmak üzere belirlenen konuma gitti. Tartışma madde alışverişindeki anlaşmazlıktan kaynaklandı Polis ekiplerinin yaptığı incelemelerde, M.Y. (20) ve Y.B.K. (19) isimli iki şüphelinin taksiye bindiği belirlendi. İddiaya göre, taraflar arasında madde alışverişinden kaynaklanan anlaşmazlık yaşandı. Şüphelilerin para talep ettiği, ardından taksi şoförünü darp ettikleri tespit edildi. Olay sırasında şoförün boynuna ip geçirildiği ve yumruklarla saldırıya uğradığı anlar taksinin araç içi kamerasına saniye saniye yansıdı. Yaralanan taksi şoförünün tedavisi hala sürüyor. Ekipler şüphelilerin peşinde İlk etapta "gasp" iddiasıyla gündeme gelen olayla ilgili emniyet ekiplerinin çalışmaları sürerken, kimlikleri belirlenen M.Y. ve Y.B.K.’nin yakalanmasına yönelik operasyonların devam ettiği bildirildi.
Hatay Ömrünü adadığı 3 engelli evladına gözü gibi bakıyor Hatay’da yaşayan Edibe Koçak, akraba evliliğinden dolayı engelli doğan 3 çocuğuna 52 yıldır bıkmadan ve usanmadan gözü gibi bakıyor. Evlatlarının engelli olması nedeniyle her Anneler Günü’nü buruk geçiren Koçak, engelli evlatlarının emekleyerek kendisine çiçek verip elini öpmesinden dolayı çok mutlu olduğunu belirterek son nefesine kadar evlatları için yaşayacağını söyledi. Antakya ilçesi Serinyol Mahallesi’nde yaşayan Edibe Koçak ile Kemal Koçak çiftinin çocukları; 51 yaşındaki Orhan, 48 yaşındaki Melek ve 46 yaşındaki Yusuf akraba evliliği nedeniyle zihinsel ve bedensel engelli olarak doğdu. Koçak çifti, engelli evlatlarına 52 yıldır bıkmadan usanmadan bakıyor. Evlatlarının her birini ayrı seven fedakar anne Koçak, engelli evlatlarının bütün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Anneler Günü’nü buruk geçiren anne Edibe Koçak, engelli evlatlarının emekleyerek kendisine çiçek verip elini öpmesinden dolayı çok mutlu olduğunu belirterek tek isteğinin ise evlatlarına son nefesine kadar kol, kanat gerebilmek olduğunu söyledi. "Bazen zorlanıyorum ama yapacak bir şey yok, onlar benim canlarım seve seve bakıyorum" Evlatlarına gözü gibi baktığını ve her şeyleriyle kendisinin ilgilendiğini ifade eden Koçak, "Benim toplamda 3’ü engelli 2’si sağlıklı 5 çocuğum var. İbrahim ve Ayhan evlatlarım sağlıklı iken Orhan, Melek ve Yusuf ise engelli evlatlarımdır. Evlatlarım sabah kalktıklarında ellerini yüzlerini yıkarlar ve dişlerini fırçalarlar. Yusuf ile Melek dişlerini kendileri fırçalayabiliyor ancak Orhan’ın temizliğini ben yapıyorum ve ona ben bakıyorum. Kahvaltılarını yaptırıyorum ve ilaçlarını içirdikten sonra kendi evimin işlerini yapıyorum. Bazen zorlanıyorum ama yapacak bir şey yok, onlar benim canlarım seve seve bakıyorum" dedi. "Rabbim bu emanetlerini teslim etmeyi nasip etsin" Akraba evliliğinden dolayı 3 evladının engelli doğduğunu ifade eden fedakar anne Koçak, "Çocuklarımın engelli olmasının sebebi akraba evliliğiydi ama çocuklarımın hepsini çok seviyorum. Çocuklarım sağlıklı veya engelli olsun fark etmez. Çocuk, çocuktur. Her zaman çocuklarımın arkasında olacağım. Evlatlarıma tam 52 senedir bakıyorum. Biri 52, biri 48, diğeri ise 46 yaşında. Allah’tan tek isteğim, evlatlarımı Rabbime emanet edene kadar yaşamak. Rabbim bu emanetlerini teslim etmeyi nasip etsin. Hayatta kaldığım müddetçe onlara bakacağım. Canlarımı bırakmayı asla düşünmedim düşünmem de. Onlar benim hayattaki en değerli hazinem ve tatlı canlarım. Bazen kendi aralarında sürekli kavga ediyorlar ama en sonunda barışıyorlar. Bana bir çiçek getirip yanıma gelseler yeter, başka bir şey istemem yeter ki çocuklarım iyi olsun" ifadelerini kullandı.
Antalya Sosyal medyayı sallayan ikili: Anne ve 7,5 aylık kızı izleyenlerin yüzünde tebessüm bırakıyor Antalya’nın Gündoğmuş ilçesinde yaşayan Elif Özer ile 7,5 aylık kızı Gökçe’nin günlük yaşamlarından paylaşılan görüntüler, sosyal medyada milyonlarca kişi tarafından izlendi. Anne-kızın samimi anları izleyenlerin yüzünde tebessüm oluşturuyor. Gündoğmuş ilçesinde yaşayan Elif Özer Küçük (30) ile Hüseyin Küçük çiftinin 7,5 aylık kızları Gökçe’nin gezmeyi seven halleri sosyal medyada gündem oldu. Anne Özer’in, eşine kızını göstermek amacıyla çektiği görüntüleri sosyal medya hesabından paylaşmasının ardından videolar kısa sürede viral oldu. Küçük Gökçe’nin sürekli dışarı çıkmak istemesiyle kızını sırtına alan anne, yeni yerler keşfetmek için sürekli geziyor. Anne-kızın doğal halleri sosyal medyada milyonlarca kişi tarafından izlenip beğeni alıyor. "Aynı pozisyonda kalmak istemeyen bir bebek" Kızının sürekli hareket halinde olmak istediğini belirten anne Elif Özer, "Aynı pozisyonda kalmak istemeyen bir bebek. Onu sürekli gezdirmek ve yeni şeyler keşfetmek zorundayız. Bu yüzden de köye geldik. Havanın güzel olduğu günlerde sabah, öğle ve akşam dışarıya çıkarıyorum. Hiçbir anı kaçırmıyoruz" dedi. "Annelik insana doğduğu andan yüklenen bir şey" Anneliğin tarif edilmesi zor bir duygu olduğunu ifade eden Özer, Annelik insana doğduğu andan yüklenen bir şey. Onun ihtiyaçlarını anlayıp karşılık vermek durumunda kalıyorsunuz. Bu durumdan çok mutluyum. Kızımla inşallah daha güzel yerlere geliriz. Onunla birlikte güzel bir hayat yaşamayı istiyorum" diye konuştu.