POLİTİKA - 14 Aralık 2025 Pazar 22:04

Milli Eğitim Bakanı Tekin’den CHP’ye: "Biz sizin yıllardır kağıt üzerinde dolaştırdığınız modeli kayıt dışılıktan çıkartıp hukuki bir zemine oturttuk"

A
A
A
Milli Eğitim Bakanı Tekin’den CHP’ye: "Biz sizin yıllardır kağıt üzerinde dolaştırdığınız modeli kayıt dışılıktan çıkartıp hukuki bir zemine oturttuk"

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, CHP’nin mesleki eğitimle ilgili eleştirilerine ilişkin, "Biz sizin yıllardır kağıt üzerinde dolaştırdığınız modeli kayıt dışılıktan çıkartıp hukuki bir zemine oturttuk. Denetimi güçlendirdik, çocuğun emeğini devletin güvencesi altına aldık. Siz geçmişinizle yüzleşmek yerine slogan üretmeyi tercih ediyorsunuz. Biz bu ülkenin alın teriyle büyüyen üretimini mesleki eğitimle buluşturmanın derdindeyiz" dedi.


TBMM Genel Kurulunda 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin görüşmeleri devam ediyor.


Genel Kuruldaki bütçe görüşmelerinde konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Türkiye’nin ikinci yüzyılının kendilerinin temel motivasyonunu oluşturduğunu söyleyerek, "Cumhuriyetimizin ikinci asrında bireyden topluma, bilimden teknolojiye, diplomasiden ekonomiye, spordan kültüre dek bütün alanlarda iyi, güzel ve doğru olanı şekillendirdiği bir ideal olarak Türkiye Yüzyılı’nın maarif çağı olarak şekilleneceğine yönelik inancımız tamdır. Bakanlık olarak tüm politikalarımızı bu güçlü inanç ekserinde şekillendiriyor. Attığımız, atacağımız her somut adımı bu sorumlulukla ve Türkiye Yüzyılı idealine uygun düşecek şekilde tanzim etmeye çaba sahip ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Tekin, şöyle konuştu:


"Başörtüsü yasağının kaldırılması, katsayı adaletsizliğinin giderilmesi, müfredatın daha kapsayıcı hale getirilmesi, farklı inanç ve kültürel kimliklere saygılı bir eğitim ikliminin tesis edilmesi, her biri toplumun geniş kesimlerinin on yıllar boyunca taşıdığı adalet ve eşitlik talebine verilen somut cevaplardır. Biz AK Parti iktidarları olarak eğitim hakkını ideolojik kabul ve tasniflerin değil, Anayasa’nın ve temel insan hakları ilkelerinin kapsamı içerisinde görüyor ve o şekilde değerlendiriyoruz. Hangi kimlikten, hangi bölgeden, hangi aileden gelirse gelsin, okulun kapısından içeri giren her çocuğun kendisini yekdiğeriyle eşit görmesini ve devletin de herkese eşit mesafede durduğunu hissedebilmesini istiyoruz. Öğretmenlerimiz başta olmak üzere eğitim alanındaki tüm diğer aktör ve paydaşlar için de aynı hissiyatı taşıyoruz. Ve bu hissiyatımızın bir gereği olarak eğitimi her türlü ideolojik prangadan kurtarmaya, toplumsal barışın, farklılıklarla bir arada yaşamanın ve insan haklarına dayalı demokratik bir toplum düzeninin temeli olarak yapılandırmaya devam edeceğiz. Müsaadenizle tam bu noktada bir hakikati kayda geçirmeyi hem bir devlet görevi hem de bir vefa borcu olarak görüyorum. Militarizmin sivil siyaset üzerindeki egomanyasını tasfiye eden, eğitimde demokratikleşmeyi sağlayan, milletimizin değer dünyasını kamusal alanda teminat altına alan, adalet ve eşitlik taleplerini siyaset alanında karşılıksız bırakmayan mücadele çizgimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve vizyonu altında şekillenmiştir ve şekillenmeye devam edecektir."


Bakan Tekin, mesleki eğitimin Türkiye’nin hem iktisadi hem ahlaki omurgalarından biri olduğunu söyleyerek, "Hepimizin bildiği gibi bu alandaki pek çok tartışmanın arka planında 28 Şubat’la birlikte zihinlere yerleştirilen kırılmalar mevcut. Bir dönem katsayı uygulamalarıyla meslek, imam hatiplerin kapısını kapatan anlayış, bugün başka kavramlar üzerinden aynı kurumsal yapıları yıpratmaya çalışıyor. O dönem gençlerimizi yüksek öğretimden dışlayan bu zihniyet, şimdi mesleki eğitimi bir sorun ağırlığı gibi göstererek Türkiye’nin üretim damarını kesmeye çalışıyor. Bizim son 20 yılda yaptığımız iş, bu tarihi kırılmayı onarmak, meslek eğitimini yeniden itibar ve güven eksenine taşımaktır. Mesela kökleri 1977’ye uzanan çıraklık eğitimini örgün eğitimin bir parçası haline getiren bir program türüdür. Ortaokul mezunu ve 14 yaşını doldurmuş gençlerimiz, bir yandan zorunlu orta öğretim sürecine devam ederken, diğer yandan sigortalı, sözleşmeli bir biçimde usta öğretici ve öğretmen gözetiminde hem okulda hem işletmede beceri kazanmakta, devletin doğrudan zorunlu altında eğitim görmektedir. Bu uygulamayı yaparken anayasamız, ulusal mevzuatımız, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler, ahlaki ilkelerimiz ve kültürümüz rehberimiz olmuştur. Bu metinlerde mesleki eğitimle çocuk işçiliği arasında kesin çizgilerle ayrıştırma yapan bir düzenleme mevcuttur" şeklinde konuştu.


Bakan Tekin, iş sağlığı ve iş güvenliğinin Anayasa’dan başlayarak 6331 sayılı Kanun ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’yla güvence altında olduğunu hatırlatarak, "Bizler de her çocuğumuzun emanet olduğu bilinciyle hareket ediyoruz. Bunu ucuz iş gücü olarak gören her türlü yaklaşım bizim için hem hukuken hem de vicdanen kabul edilemezdir. Bugün karşımızda mesleki eğitimde yürütülen her çabayı görmezden gelip okulla, atölyeyle, sigortayla, sözleşmeyle yürütülen bir süreci tek kelimelik etiketlere indirgeyen bir tip kullanıyorsunuz. Eğitimle emek arasındaki köprüyü güçlendirmeye çalıştığımız her adımı, sanki gençlerimizi ucuz iş gücü haline getiren bir düzen kuruyormuşuz gibi sunan bu yaklaşım, hakikati de, istatistiği de, pedagojiyi de göz ardı ediyor. Oysa bizim için asıl mesele bir meslek öğretmenin ötesinde gencin hayat yolculuğunu güvenli, saygın ve denetimli bir zeminde kurabilmektir. Bakınız bir öğrencinin bir işletmeye yerleştirilmesi Milli Eğitim Bakanlığı’nın tek başına verdiği bir karar değildir" dedi.


AK Parti hükümetleri döneminde çok fazla Milli Eğitim Bakanı değiştirildiği şeklindeki eleştiriye ilişkin de Tekin, "23 yıllık süreç içerisinde ben 9. bakanım. Şu soruyu soruyorum Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlara. 23 Nisan 1920’den 14 Mayıs 1950’ye kadar kaç tane Milli Eğitim Bakanı çalıştı biliyor musunuz? Ortalama çalışma süresi, Hasan Ali Yücel’i dışarıda tutarsak 13.5 ay. Cumhuriyet Halk Partisi tek parti döneminden bugüne uzanan süreçte kendi muhasebelerini yapmadan, yıllarca adaletsiz zihniyetinizle yüzleşmeden bugün burada bahsedemezsiniz" diye konuştu.


Bakan Tekin, eğitimde sürekli değişikler yapıldığı eleştirileri hakkında da şunları söyledi:


"2002 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçim bildirgesi; zorunlu eğitimi 5 artı 3 artı 4 olmak üzere 12’ye çıkaracağız demişsiniz. ’Tüm ortaöğretim kurumlarını 4 yıllık çok amaçlı, çok programlı lise olarak örgütleyeceğiz. Öğrenciler ilk 2 yılda genel kültür derslerini aldıktan sonra genel veya meslek eğitim programlarına yönlendirilecek bir düzen kuracağız.’ Kim diyor bunu? Kim demiş; Cumhuriyet Halk Partisi. 2007 seçim bildirgesi. Diyorsunuz ki ’Zorunlu kesintisiz eğitimi 10 yıla çıkaracağız. 8 artı 2 artı 2 yapacağız. 10 yılı tamamlayanlar eğitim temel eğitim diploması alacak. Bu eğitimin son 2 yılında bütün öğrencilerin üçte ikisi temel eğitim sonrası takip edecekleri eğitim konusunda meslek eğitimine, üçte biri genel eğitime yönlendirilecek.’ 2023 seçim beyannamesi. Sakin olun, sakin. 2023 diyorsunuz ki; ’Zorunlu eğitimi bir yıl okul öncesi, 5 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul, 3 yıl lise olmak üzere 1 artı 5 artı 4 artı 3 yapacağız’ diyorsunuz. Şimdi arkadaşlar biz iktidardayken yaptığımız her şeyin arkasındayız. Siz daha iktidara gelmeden ne söylediğinizin bilincinde, farkında bile değilsiniz arkadaşlar. Peki sadece bu mu? Başka bir şey daha söyleyeyim. Mesela sınavlarla ilgili. SBS, TEOG ya da benzeri sınavlarla ilgili demişsiniz ki bakın 2007’de ’Liseyi bitiren öğrencilerin üniversite kapılarında çektikleri çileye son vereceğiz. ÖSS’yi kaldıracağız’ demişsiniz. Sonra 2015 ’Akademik liselerde merkezi lise bitirme sınavını uygulamaya koyacağız.’ Bakın sınavı kaldırmak bir tarafa, başka bir şey diyorsunuz. Bitirme sınavı getiriyorsunuz. ’Ortaöğretim başarı puanını akademik ortalama ve merkezi sistem sınav sonucuna göre tekrar belirleyeceğiz. Üniversiteye yerleştirmede etkisini artıracağız.’ Yani merkezi sınavı kaldırmak bir yana lise bitirme sınavı, akademik ortalama yerleştirme etkisi gibidir. Çok daha karmaşık bir sistem öneriyorsunuz. 2023’te ne yapmışsınız? ’Üniversiteye girişte yılda bir defa yapılan sınavların yerine çok sayıda sınav yapacağız.’ Şimdi soruyorum arkadaşlar. Gerçek düşünceniz ne? Art arda üç seçimde birbirine tamamen zıt öneriler. Bu nasıl bir tutarlılık anlayışıdır? Bu nasıl bir siyaset anlayışıdır" ifadelerini kullandı.


MESEM ile ilgili eleştirilere ise Tekin şöyle cevap verdi:


"MESEM’le ilgili de şimdi bakın mesleki eğitimde çocukları işverenin insafına bıraktığımızı, çocuk işçiliğini özendirdiğimizi, mesleki eğitimi sermayeyle birlikte planladığımızı iddia ediyorsunuz. Mesleki teknik eğitimi ve erken yaşta baştan staj uygulamalarını eleştiriyorsunuz. İddialarınızın asılsızlığını bir kenara bırakarak size bu konuda ne yaptığınızın, neye itaat ettiğinizin altını çizmek istiyorum. Bakın 2002, 2007, 2011, 2015, 2018, 2023’te neler söylüyorsunuz ben size söyleyeyim. 2002’de diyorsunuz ki; ’Öğrencilerin üçte ikisini meslek eğitime yönlendireceğiz. İlk iki yıl genel kültür eğitimi aldıktan sonra çocuklar meslek eğitimi ve genel liseye olmak üzere ayıracağız’ demişsiniz. 2007’de demişsiniz ki; ’Piyasanın talebine göre eğitim vereceğiz.’ Bunu kim demiş arkadaşlar? Devam ediyorum. 2007’de yine diyorsunuz ki; ’İş piyasasının talepleri doğrultusunda esnek bir yapı oluşturacağız’ demişsiniz. O seferlerde ’Çıraklık eğitim merkezleri kuracağız’ demişsiniz. ’Meslek liselerini tam zamanlı sigortalı yapacağız’ demişsiniz. ’İş dünyası okul yönetiminde yer alacak’ demişsiniz. Siz demişsiniz. Şimdi OSB’lerde yatılı meslek lisesi dediniz. ’Meslek liselerini tam zamanlı sigortalı yapacağız’ dediniz. ’Çıraklık ve kazançlı iş birleştirme modelleri kuracağız’ dediniz. Şimdi çıkıp bize parmak sallarken aynı zamanda kendi metinlerinize de parmak sallamış oluyorsunuz. Bunu yapabilmeniz için önce şu kürsüde millete dönüp ’Biz yıllarca bunları savunduk ama özür dileriz yanlış şeyleri savunduk’ diye vazgeçmeniz gerekir. Bunu yapmadan önce organize sanayi bölgesinde meslek öğrenen gencin emeğini çocuk işçiliği diye kriminalize edemezsiniz. Biz sizin yıllardır kağıt üzerinde dolaştırdığınız modeli kayıt dışılıktan çıkartıp hukuki bir zemine oturttuk. Denetimi güçlendirdik, çocuğun emeğini devletin güvencesi altına aldık. Siz geçmişinizle yüzleşmek yerine slogan üretmeyi tercih ediyorsunuz. Biz bu ülkenin alın teriyle büyüyen üretimini mesleki eğitimle buluşturmanın derdindeyiz."


Bakan Tekin’in konuşmasından sonra TBMM Başkanvekili Tekin Bingöl, Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Duybay’ın hayatını kaybettiğini söyledi. Siyasi parti grupları da başsağlığı dilediler.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Dilovası’ndaki yangın davasında annenin sözleriyle salon buz kesti Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 7 işçinin hayatını kaybettiği parfüm fabrikası yangınına ilişkin davada müşteki beyanları, ihmaller zincirini ve ailelerin yaşadığı derin acıyı bir kez daha gözler önüne serdi. Yangından yaralı kurtulan işçiler, sigortasız ve güvencesiz çalıştırıldıklarını, iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını ve denetimlerin göstermelik yapıldığını öne sürerken, yangında kızı hayatını kaybeden bir anne, "Kızımın kefeni olmadı hakim bey" deyince salon sessizliğe gömüldü. Olay, 8 Kasım 2025 tarihinde Dilovası Mimar Sinan Mahallesi Mimar Sinan Caddesi’nde bulunan Raviva Kozmetik isimli parfüm dolum tesisinde meydana gelmişti. Tesiste çıkan yangında Hanım Gülek (65), Esma Gikan (65), Şengül Yılmaz (55), Tuncay Yıldız (48), Tuğba Taşdemir (18), Nisa Taşdemir (17) ile Cansu Esatoğlu (16) hayatını kaybetmişti. Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülen yangınla ilgili davada müşteki ifadelerinin alınmasına devam edildi. "Dışarı çıkıp çığlık attım" Yangında yaralı olarak kurtulan Keriman Miskin, "4 senedir Raviva Kozmetik’te çalışıyordum. Yangın günü kapı tarafındaydım. Tuncay Yıldız ve Hürol E. ürün karıştırıyordu. Sonra patlama sesi duydum, alev yayıldı, kaçtık. Tuncay Yıldız da yanıyordu, dışarı çıkıp çığlık atmaya başladım. Daha sonra da hiçbir arkadaşımı göremedim. İtfaiye de geç geldi, daha sonra hastaneye gittik. Ben öncesinde masa görevlisiydim. Sonrasında mutfakçıydım ancak mutfakçı adı altında tüm işleri yaptırıyorlardı. Her alanda çalışıyordum. İlk yerde önce kolonya, sonrasında dolum işine girildi. İlk yerde dolum da yapıyorduk. Kurtuluş Oransal bize talimat veriyordu. Yeni yere geçtiğimizde tadilat yapıldığını sanmıyorum, sadece boya yapıldı. İsmail Oransal ve Altay Ali Oransal bize talimat vermedi. İsmail Oransal’ın Sheliq ürününü yapıyorduk. Shuran’da yapılıyor muydu bilmiyorum. Ben dönemsel çalışıyordum. Ataşehir’deki ofiste kremlerin paketlenmesine de gitmişliğim var" dedi. "Zabıtalar geldiklerinde onlara hediye olarak parfüm veriliyordu" Zabıtalar tarafından denetim yapılmadığını, denetim olacağı zaman da sigortasız işçilerin iş yerinden çıkarıldığını aktaran Miskin, "Bize iş güvenliği eğitimi verilmedi. Yangından bir hafta önce zabıtalar geldi ancak denetim yapmadılar. Kurtuluş Oransal’ın yanına girdiler, sonra çıktılar. Benim hiç sigortam olmadı. Bir gün denetim olacağı söylendi, bizi fabrikadan çıkardılar, ardından aynı gün tekrar çağırdılar. Zabıtalar geldiklerinde onlara hediye olarak parfüm veriliyordu. Gökberk Güngör’ü ürün dolumu yaparken gördüm. Çocuk işçi ve göçmen işçi çalışıyordu. Sağlıksız koşullarda paketlerin üstünde yemek yiyorduk. Yangın merdiveni maliyetli olduğu için Kurtuluş Oransal yaptırmak istemedi" dedi. "Alev aldım, koşarak kaçtım" Fabrikadan yaralı olarak çıkan Ayten Aras, "Pandemi zamanında çalışmaya başladım. Rahatsızlanınca bırakmak zorunda kaldım ancak sonrasında Kurtuluş Oransal yeniden çağırdı. Olay günü paketleme yapıyordum. Patlama sesi geldiğinde ateş yayıldı, ben de alev aldım ve koşarak dışarı kaçtım. İlk yerde dolum, ikinci yerde ise hem dolum hem üretim yapılıyordu. Eski yerde de Shauran ve Sheliq üretiliyordu, yeni yerde yapılmıyordu. Kurtuluş Oransal’ın iki oğlu da geliyordu, zaman zaman yardım ediyorlardı" diye konuştu. "Kızımın kefeni olmadı hakim bey" Yangında hayatını kaybeden Nisanur Taşdemir’in annesi Altun Taşdemir, "Kızım kömür oldu. Kızım ölmek istemiyordu. Kurtuluş Oransal’ın kötü davrandığını, çok çalıştırdığını ve mesai parası vermediğini bana söylüyordu. Ekipman vermiyormuş, ‘Param yok’ diyormuş. Tuğba Taşdemir ve Cansu Esatoğlu kızımın kuzenleriydi. Kızımın kefeni olmadı hakim bey" deyince salonda uzun süre sessizlik hakim oldu. Altun Taşdemir, "Çok acı çekiyoruz. Anneyim ben. Eşim kanserdi, kızım babasına bakmak için çalışmak istedi" dedi. "Kızımı kömür olarak aldım" Nisa Taşdemir’in babası Vedat Taşdemir ise, "Kanser tedavisi nedeniyle hastanede yattım. Kızımı toprak ve kömür olarak aldım fabrikadan. Maaşını da vermiyorlardı. Sanıkları hiçbir zaman affetmeyeceğim" dedi. "Sağ verdim, ölüsünü aldım" Tuğba Taşdemir’in annesi Saliha Taşdemir, "Tuğba’yı sağ verdim, ölüsünü aldım. Çocuklarımın hakkını yediler. Maddi imkansızlıklardan dolayı çalışmak zorunda kaldılar. Sigortalarını yapacaklarını söyleyerek sürekli oyaladılar. 18 yaşındaydı, ölümü hak etmedi. Ölüm Allah’tan gelir ancak buna onlar sebep oldu. Sonuna kadar şikayetçiyim" ifadelerini kullandı. "Çocuğumu torbaya koyup getirdim" Tuğba Taşdemir’in babası Şahin Taşdemir, "İçimiz yanıyor. Çocuklarımız birbirlerine sarılarak öldüler. Çocuklarımız kömür oldular. Çocuğumu torbaya koyup getirdim. Tuğba 4 yıldır çalışıyordu. Biz paketleme işi olarak gönderdik. Kimyasal olduğunu bilmiyorduk. Şikayetçiyiz" şeklinde konuştu. "Kızımın iskeletine sarıldım" Cansu Esatoğlu’nun annesi Filiz Esatoğlu, "Kızımın iskeletine sarıldım, kızım kömür oldu. Kötü çalışma şartlarından bahsediyordu. Mesaiye kalmazsan işten çıkarırım diye tehdit ediyorlardı. Sigortası yoktu, şikayetçiyim" ifadelerini kullandı. "Para hırsı ile çocuklarımızın hayatını aldılar" Cansu Esatoğlu’nun babası İbrahim Esatoğlu, "Para hırsı ile çocuklarımızın hayatını aldılar. İnsanların emeklerini sömürdüler. Kan emici vampirler olarak gözünüz doymadı. Çalıştıkları yer mayın tarlası gibiydi. Oturup yemek yiyecek yerleri bile yoktu. Bu kasıtlı cinayet. Sizler katilsiniz. Yangın merdiveni yok, iş güvenliği uzmanı yok. 7 can kömür oldu. Yoksul oldukları için köle gibi çalıştırdılar Suçu ölmüş babalarının üstüne atıyorlar. Babaları ile ortaktılar" dedi. "Üç çocuğum yetim kaldı" Ölen Esma’nın eşi Aytekin Gikan, "Ne yediğim yemekten ne de uyuduğum uykudan tat alıyorum. Üç çocuğum yetim kaldı. Bu şahısların daha fazla para kazanması için yetim kaldılar. Gözlerini hırs bürümüş. Eşimi işten çıkarmıştım. Sigorta yapacağız diyerek 3 ay oyaladılar. Sonra bu olay yaşandı. Zorla eşimi aldılar evden. Yaptıkları kremden eşimin elleri alerji oluyordu" şeklinde konuştu. "Denetleme Çorlu’dan geçiyor, Dilovası’nda üretim yapılıyordu" Tuncay Yıldız’ın oğlu Ali Yıldız, "Düzce’de Kurtuluş Oransal ile babam birlikte çalışıyordu. Sonra işten ayrıldı. Dilovası’nda babamı ziyaret ettiğimde Kurtuluş Oransal’ın fabrikada sigara içtiğini gördüm. Bu fabrika sadece Kurtuluş Oransal’ın değildi, çocukları ile birlikteydi. Çalışanların hiçbirinin iş tanımı yoktu. Herkesten şikayetçiyim. Denetleme Çorlu’dan geçiyor, Dilovası’nda üretim yapılıyordu. Bunu babamdan öğrendim" diye konuştu. "Zabıtalar parfümle gönderiliyordu" Tuncay Yıldız’ın kızı Nursena Yıldız, "Babamdan zabıtalar geldiğinde parfüm verilerek gönderildiklerini duydum. Tüm denetimin Ali Osman A.’nın Çorlu’daki fabrikasından geçtiğini söylemişti. Dün Ali Osman A.’nın güldüğünü gördüm. Ailesine selam veriyor. Yanan kendi ailesi olsaydı böyle davranabilir miydi? Şikayetçiyim" ifadelerini kullandı. "Bizimle iletişime geçmeye çalıştılar" Tuncay Yıldız’ın eşi İlknur Yıldız, "Bunlara finansal desteği veren Ali Osman A.’dır. Eşim, Kurtuluş Oransal’ın ‘arabada yattığını’ söylediğini anlattı. Kurtuluş ile eşi barışmıştı. Kurtuluş başta olmak üzere herkesten şikayetçiyim. Çetin A., Düzce’deki eski ev sahibi, olay sonrasında bizimle iletişime geçmeye çalıştı ancak kabul etmedik" dedi. "Kremlerin arkasında Tekirdağ adresi vardı" Şengül Yılmaz’ın kızı Eminenur Aldeniz, "Annem akşam beni aradı ancak konuşamadı. Hastane hastane annemi aradım, kimse öldüğünü söylemedi. Allah kimseye annesini o şekilde göstermesin. Annemin yanan kemikleri sayılıyordu. Kremlerin arkasında Tekirdağ’daki adresler yer alıyordu" ifadelerini kullandı. "Raviva’deki parfüm dolum makinelerinin üstünde İsmail Oransal’ın adı yazıyordu" Ölen Şengül’ün kız kardeşi Emine Bulut ise, "Daha önce 1 ay boyunca Raviva’de çalıştım ancak sağlıksız koşullar yüzünden işi bıraktım. Raviva’deki parfüm dolum makinelerinin üstünde İsmail Oransal’ın adı yazıyordu. Kurtuluş, insanlara hakaret ederek iş yaptırıyordu" dedi.
İstanbul A Milli Futbol Takımı’nda 8 değişiklik A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella, son oynadıkları İspanya karşılaşmasının 11’ine göre Romanya karşısında sahaya 8 değişiklikle çıktı. A Milli Futbol Takımı, 2026 FIFA Dünya Kupası Avrupa elemeleri play-off turu yarı final maçında Beşiktaş Park’ta Romanya ile karşı karşıya geliyor. A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella, son oynadıkları İspanya maçının 11’ine göre Romanya karşısında 8 değişiklik yaptı. Montella; Altay Bayındır, Merih Demirel, Çağlar Söyüncü, Zeki Çelik, Salih Özcan, Orkun Kökçü, İrfan Can Kahveci ve Deniz Gül’ün yerine Uğurcan Çakır, Mert Müldür, Abdülkerim Bardakcı, İsmail Yüksek, Hakan Çalhanoğlu, Arda Güler, Kenan Yıldız ve Kerem Aktürkoğlu’na göre verdi. Millilerde Merih Demiral ile Zeki Çelik sakatlıklarından, Muhammed Şengezer, Ahmetcan Kaplan, Mustafa Eskihellaç ve Semih Kılıçsoy da teknik heyet kararıyla 23 kişilik kadroda yer almadı. Millilerin 11’i A Milli Futbol Takımı karşılaşmaya; Uğurcan Çakır, Mert Müldür, Samet Akaydin, Abdülkerim Bardakcı, Ferdi Kadıoğlu, İsmail Yüksek, Hakan Çalhanoğlu, Barış Alper Yılmaz, Arda Güler, Kenan Yıldız ve Kerem Aktürkoğlu 11’i ile başladı. Yedeklerde ise Mert Günok, Altay Bayındır, Atakan Karazor, Eren Elmalı, Salih Özcan, Orkun Kökçü, Deniz Gül, Ozan Kabak, İrfan Can Kahveci, Oğuz Aydın, Yunus Akgün ve Kaan Ayhan bekledi. Kapalı gişe A Milli Futbol Takımı’nın, Dünya Kupası yolunda bu önemli karşılaşmasında taraftarlar yalnız bırakmadı. Yurt dışından ve çevre şehirlerden gelen kırmızı-beyazlı taraftarlar, Beşiktaş Park’ta yapılan müsabakada tribünleri doldurdu. Taraftarlar yaptıkları tezahüratlarla futbolcuları maça hazırladı. Tribünlere Türk bayrakları bırakılırken, müsabaka öncesinde taraftarlar bayrakları sallayarak güzel bir görüntü oluşturdu. Deplasman tribününde de Romanya taraftarları yer aldı. Mehteran Takımı saha kenarında Bu karşılaşmaya özel saha kenarında Mehteran Takımı yer aldı. Müsabaka öncesinde Mehteran Takımı, Mehter Marşı çalarak futbolculara destek verirken, taraftarları da coşturdu.