GÜNDEM - 05 Mart 2026 Perşembe 12:16

MSB'den düşen füze hakkında açıklama: "Hasmane tutumlara cevap hakkımız saklıdır"

A
A
A
MSB'den düşen füze hakkında açıklama: "Hasmane tutumlara cevap hakkımız saklıdır"

Milli Savunma Bakanlığı, İran'dan atılan ve Türkiye'ye yöneldiği tespit edilen füzeye ilişkin, "Kimden gelirse gelsin hasmane tutumlara cevap verme hakkımızın mahfuz olduğunu vurguluyor, gelişmeleri NATO ve diğer müttefiklerimizle yakın koordinasyon içinde takip ediyoruz" açıklamasında bulundu.

MSB haftalık basın bilgilendirme toplantısı Bakanlıkta gerçekleştirildi. Toplantıda MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk tarafından, İran'dan ateşlenen ve Irak ile Suriye hava sahasını geçerek Türkiye'ye yönelik balistik mühimmat, terörle mücadele, hudut güvenliği, İsrail ve ABD tarafından İran'a yapılan saldırılarla başlayan İran'ın üçüncü ülkeleri hedef almasıyla şiddetlenen çatışmalara ilişkin son gelişmeler paylaşıldı.

Tuğamiral Aktürk, İran'dan ateşlenen ve Irak ile Suriye hava sahasını geçerek Türkiye'ye yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmatın, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO haba ve füze savunma unsurlarınca zamanında angaje edilerek etkisiz hale getirildiğini ifade etti.

"Kimden gelirse gelsin hasmane tutumlara cevap verme hakkımızın mahfuz olduğunu bir kez daha vurguluyoruz"

Mühimmatın imha edilmesi sonrasında Hatay'ın Dörtyol ilçesine düşen parçanın önleme faaliyeti kapsamında kullanılan hava savunma mühimmatına ait olduğunun belirlendiğini aktaran Aktürk, "Olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma meydana gelmemiştir. Türkiye, vatandaşlarının ve hava sahasının güvenliğini sağlama konusundaki kararlılığını ve kapasitesini en üst düzeyde muhafaza etmekte; bölgesel barış ve istikrarın korunmasını önceleyen sorumlu yaklaşımını sürdürmektedir. Ancak kimden gelirse gelsin hasmane tutumlara cevap verme hakkımızın mahfuz olduğunu bir kez daha vurguluyor; gelişmeleri NATO ve diğer müttefiklerimizle yakın koordinasyon içinde takip ediyoruz" diye konuştu.
Türk Silahlı kuvvetlerinin, Türkiye'nin huzur, güvenlik ve istikrarı için gerçekleştirdiği faaliyetlere de değinen Aktürk, "Geride bıraktığımız hafta içerisinde; 3 PKK'lı terörist daha teslim olmuş, operasyon bölgelerinde mağara, sığınak ve barınak ile mayın ve el yapımı patlayıcı tespit ve imha çalışmaları etkin şekilde icra edilmiştir. Terör örgütü tarafından kullanılan tünel sistemlerinin imhasına yönelik çalışmaların başarıyla devam ettiği Suriye Harekât Alanlarında ise Menbic bölgesinde imha edilen 2 kilometrelik tünelle birlikte imha edilen tünel uzunluğu 761 kilometreye ulaşmıştır" açıklamasında bulundu.

"Türkiye-İran hudut hattında herhangi bir yığılma veya olağan dışı hareketlilik bulunmamaktadır"

Kademeli güvenlik sistemi ve teknoloji destekli tedbirlerle yasa dışı geçiş ve kaçakçılıkla mücadelenin aralıksız devam ettiğine değinen Tuğamiral Aktürk, "Hafta boyunca; 126 şahıs yakalanmış, 1 Ocak'tan bugüne kadar yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı bin 200 olmuş, hafta içerisinde engellenen bin 495 şahıs ile birlikte bu yıl içerisinde engellenen kişi sayısı da 11 bin 760'a ulaşmıştır. Yine, bu hafta içerisinde; Van ve Hakkâri hudut hatlarında yapılan arama-tarama faaliyetlerinde toplam 116 kilogram uyuşturucu madde ele geçirilmiştir. Diğer yandan, İran ile İsrail-ABD arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle Türkiye-İran hudut hattında herhangi bir yığılma veya olağan dışı hareketlilik bulunmamaktadır. İran sınırımız dâhil olmak üzere tüm hudutlarımızda yoğun güvenlik tedbirleri uygulanmakta olup doğabilecek risklere karşı devletimizin ilgili kurumlarıyla koordineli olarak gerekli önlemler alınmaktadır" dedi.

İsrail ve ABD tarafından İran'a yapılan saldırılarla başlayan ve İran'ın üçüncü ülkeleri hedef almasıyla şiddetlenen çatışmaları yakından takip ettiklerinin altını çizen Aktürk, "Masum sivillerin hayatına ve bölgemizin huzur ve istikrarına kasteden çatışmaların derhâl sonlandırılmasını temenni ediyoruz.Bölgemizdeki meselelerin barışçıl yöntemlerle çözülmesi için gerekli katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu ve sorunların ancak diyalog yoluyla çözülebileceğini bir kez daha vurguluyoruz" ifadelerine yer verdi. Öte yandan Aktürk, yerli ve millî savunma sanayi ürünlerle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin imkan ve kabiliyetlerinin artırılması çalışmaları çerçevesinde hafta içerisinde Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi tarafından çeşitli adet ve çapta silah ve mühimmat teslimatının gerçekleştiğini aktardı.
Aktürk'ün açıklamalarının ardından MSB tarafından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularına yönelik açıklamalar yapıldı.

"Tarafları saldırılara bir an önce son vermeye ve sorunları diyalog yoluyla çözmeye davet ediyoruz"

İran'daki son duruma ilişkin MSB tarafından yapılan açıklamada, "Türkiye olarak önceliğimiz bölgemizdeki saldırıların durdurulması, kalıcı ateşkesin tesis edilmesi ve tüm ihtilafların barışçıl yollarla çözülmesidir. Bu kapsamda; tarafları saldırılara bir an önce son vermeye ve sorunları diyalog ile diplomasi yoluyla çözmeye davet ediyoruz" ifadeleri kullanıldı.

İsrail ve ABD'nin İran'a saldırmasıyla başlayan ve devam eden gelişmelere bağlı olarak İran'dan Türkiye sınırlarına doğru kitlesel göç hareketlerinin olduğuna ilişkin yapılan sosyal medya paylaşımlarının ve haberlerin gerçeği yansıtmadığı kaydedilen açıklamada, "Hudut güvenliğimiz; sınırlarımızı korumak, yasa dışı geçişleri engellemek ve terörist faaliyetleri önlemek amacıyla "Hudut namustur" anlayışıyla 7 gün 24 saat esasına göre kesintisiz bir şekilde; Cumhuriyet tarihinin en yoğun teknolojisi, en etkili ve kademeli tedbirleri ile sağlanmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgesel gelişmelere karşı her türlü senaryoya karşı gerekli önlemleri devletimizin ilgili kurumlarıyla koordineli olarak almaktadır. İran'dan Türkiye'ye yönelik kitlesen göç hareketlerinin olduğuna ilişkin manipülatif içeriklerle kamuoyunda algı oluşturmayı amaçlayan paylaşımlara itibar edilmemesi önem arz etmektedir" ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, Türkiye'nin komşu ülkelerin bölünmesinden değil toprak bütünlüklerinin korunmasından yana olduğunun altı çizilerek, "Bu çerçevede, terör örgütü PJAK gibi etnik bölücülüğü körükleyen yapıların faaliyetleri sadece İran'ın güvenliğini değil, aynı zamanda bölgenin genel huzur ve istikrarını da olumsuz etkilemektedir. Terör örgütü PJAK'ın İran'da yürütttüğü faaliyetleri ve bölgedeki gelişmeleri devletimizin ilgili kurumları ile koordineli olarak yakından takip etmekteyiz" denildi.

Ayrıca açıklamada, Türkiye'nin dün olduğu gibi bugün de KKTC'nin yanında ve destekçisi olduğu vurgulanarak, Türkiye olarak Kıbrıs Türklerinin güvenliğini tehdit eden hasmane tutumlara karşı garantörlüğün verdiği yetkileri kullanmaktan çekinilmeyeceğine de dikkat çekildi.

Muhammed Musab Gümüşer

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kastamonu Kastamonu’da arama ve kurtarma ekiplerinin kullandığı malzemeler sergilendi Kastamonu’da 1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında, arama ve kurtarma ekiplerinin ekipmanlarının tanıtıldığı sergi vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Kastamonu’da 1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında AFAD tarafından sergi düzenlendi. Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen sergide, arama ve kurtarma alanında görevli AFAD, JAK, UMKE, MEB AKUP ile AFAD tarafından akredite edilen arama ve kurtarma ekipleri sergide, arama kurtarma araçları ve ekipmanları vatandaşlara tanıtıldı. Sergiye Kastamonu Vali Yardımcısı Aydın Ergün, AFAD İl Müdürü Suat Tüfekci, Kastamonu İl Emniyet Müdürü Tamer Taş, Kastamonu İl Jandarma Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Hikmet Uz ile siyasi parti, STK temsilcileri, il protokolü ve vatandaşlar katıldı. Vatandaşlar yoğun ilgi gösterdikleri sergide, stantları tek tek ziyaret ederek ekiplerden bilgi aldı. Sergiyi ziyaret eden Kastamonu Vali Yardımcısı Aydın Ergün, "Kastamonu AFAD İl Müdürlüğü koordinesinde deprem ve benzeri afetlere yönelik hazırlıklarımızın ne kadar geliştiğini ve kendimizi ne ölçüde ilerlettiğimizi burada görmüş olduk. Gönül ister ki bu ekipmanlara ve ekiplere ihtiyaç duymayalım. Ancak Kastamonu, deprem başta olmak üzere sel ve çığ gibi afetler açısından riskli illerimizden biridir" dedi. Afetlere karşı hazırlığın önemine dikkat çeken Ergün, afetler meydana gelmeden önce gerekli tedbirlerin alınmasının büyük önem taşıdığını vurgulayarak, birey, toplum ve devlet olarak her zaman hazır olunması gerektiğini ifade etti. Kastamonu AFAD İl Müdürü Suat Tüfekci ise Mart ayının Türkiye’de Deprem Farkındalık Haftası olarak kutlandığını belirterek, "Bugün burada gerçekleştirdiğimiz etkinlikte özellikle kentsel arama kurtarma alanında yetkinliğe sahip kurumlarımızın ekipman ve malzemeleri sergilenmekte, aynı zamanda kurumsal tanıtım faaliyetleri yürütülmektedir. Vatandaşlarımız için bilgilendirme stantları oluşturulmuş ve tahliye tatbikatları gerçekleştirilmiştir" diye konuştu.
Kütahya Kütahya Sosyal Bilimler Lisesinin projesi Türkiye’nin en iyi 10 projesi arasına girdi Kütahya Aysel Selahattin Erkasap Sosyal Bilimler Lisesi öğrencisi Berkay İnandım, danışman öğretmeni Zafer Kaya rehberliğinde önemli bir başarıya imza atarak Türkiye genelinde en iyi 10 proje arasına girdi ve Türkiye finalinde yarışmaya hak kazandı. "Şehiriçi Trafikte Bekleme Sürelerini Azaltmaya Yönelik Matematiksel Tabanlı Enerji Verimliliği Modeli" adlı proje, TÜBİTAK ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı iş birliğinde düzenlenen Lise Öğrencileri Arası Enerji Verimliliği Proje Yarışması kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda yüzlerce proje arasından sıyrılarak Türkiye finallerine kaldı. Bilimsel temellere dayanan ve şehir içi trafikten kaynaklanan enerji kayıplarını azaltmayı hedefleyen proje, yenilikçi yaklaşımıyla jüri tarafından finale değer görüldü. Berkay İnandım, Türkiye finalinde projesini jüri karşısında sunarak birincilik için yarışacak. Konuyla ilgili açıklama yapan Okul Müdürü Zeki Kilitci, elde edilen başarının yalnızca akademik bir derece olmadığını belirterek, "Bizler öğrencilerimizi hem bilimsel donanıma sahip hem de milli ve manevi değerlerle yetişmiş, vatanına ve milletine hizmet etmeyi amaç edinen bireyler olarak geleceğe hazırlıyoruz. Berkay’ın ortaya koyduğu bu çalışma; düşünmenin, üretmenin ve ülkemizin sorunlarına çözüm aramanın güzel bir örneğidir. Türkiye genelinde ilk 10’a girerek finale yükselmek bizler için büyük bir gurur kaynağıdır. Öğrencimizi ve danışman öğretmenimizi yürekten tebrik ediyor, finalde de ülkemizi ve okulumuzu en iyi şekilde temsil edeceklerine inanıyorum" ifadelerini kullandı.
İstanbul Maltepe’de "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" paneli: "Şiddet kadınlarımızın gücünü yenemedi, biz onu yeneceğiz" Maltepe Belediyesi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında anlamlı bir panele ev sahipliği yaptı. Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte kadın cinayetleri, yaşam hakları mücadelesi ve kadının toplumsal özneliğine dair önemli konu başlıkları değerlendirildi. Toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde yürütülen bu hak arayışına dikkat çeken panel, Maltepeli kadınların dayanışma ruhunu bir kez daha ortaya koydu. Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte kadın cinayetleri, yaşam hakları mücadelesi ve kadının toplumsal özneliğine dair önemli konu başlıkları değerlendirildi. Kadın haklarının korunması ve şiddetle mücadele konusundaki kararlılığın somut bir göstergesi olan etkinlikte; hukuki güvencelerin önemi ve toplumsal zihniyet değişiminin aciliyeti üzerinde durularak, şiddetsiz bir gelecek için çözüm yolları değerlendirildi. Maltepe Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Çotuksöken’in moderatörlüğünü üstlendiği panelde, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Dr. Gülsüm Kav ve Maltepe Belediye Başkanı Esin Köymen konuşmacı olarak yer aldı. "Sadece özel anlamı olan tarih dilimleri için değil, hepimizin her an bu bilincin içinde olması gerekiyor" Prof. Dr. Betül Çotuksöken, toplum bilincinin artırılmasının kadına şiddet ve kadın cinayetleri farkındalığında büyük öneme sahip olduğu dile getirerek, "Aslında günlük hayatımızda her gün farkına varmamız gereken şeyler var; kendimizle ilgili olarak ve bütün kadınlarla ilgili olarak. Bugün gerçekten özel bir gün, 8 Mart’ın arka planında ne kadar yoğun işlerin olduğunu; bugünün anlam ve önemini hatırlatmak üzere geldiğimiz bu noktada ne kadar ağırlıklı çalışmaların olduğunu hepimiz biliyoruz. Sadece özel bir anlamı olan tarih dilimleri için değil, hepimizin her an bu bilincin içinde olması ve her birimizin gerçekten duyarlılıklarının çok artmış olması gerekiyor. Bu duyarlılıkları zaman içerisinde ve belli bir ortaklık noktasına gelinceye kadar artırmak da büyük bir önem taşıyor" ifadelerine yer verdi. Kadınları boşandırmamaya çalışmak yerine koruyor olsak kadın cinayetlerinin yüzde 60’ından kurtulabiliriz demektir" Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Dr. Gülsüm Kav, Türkiye’de 2025 yılında 294 kadının ve 297 şüpheli ölümün olduğuna dikkat çekerek, şunları aktardı: "Aslında bakarsanız şiddetle mücadelenin tarihi o kadar da eski değil. Ve biz bu kısacık sürede epeyce yol almış durumdayız. O nedenle emin olun şiddet kadınlarımızın gücünü yenemedi; biz onu yeneceğiz. 2025 yılı verilerine göre kadınların yüzde 61’i evlerinde ve genellikle yakınları tarafından; evli oldukları ya da eskiden evli oldukları, boşanmış oldukları kişiler tarafından öldürülmüş. Kadın cinayetlerinin en çok boşanma evresindeyken işlendiğini biliyoruz. Akrabalar, tanıdıklar, maalesef babalar ve oğullar da var. Ve bu cinayetler en sık olarak ateşli silahlarla işleniyor. Aslında silahlanmayla ilgili sıkı önlemler alabiliyor olsak, boşanma evresindeki kadını boşandırmamaya çalışmak yerine etkin bir şekilde koruyor; sürekli ihtiyaçlarını soruyor ve bunu gözetiyor olsak bu kadın cinayetlerinin yüzde 60’ından kurtulabiliriz demektir." Maltepe Belediye Başkanı Esin Köymen, kadın cinayetlerinin politik bir zemine dayandığının altını çizerek, "1980’lerde yaşadıklarımız çok uzak bir zaman dilimi değil. Hani ’Kadın cinayetleri politiktir’ diyoruz ya; aslında 80’lerde yaşadığımız bütün faili meçhul cinayetlerin bir çeşidini bugün hala kadınlar üzerinde yaşıyoruz. O ahlak kuralları ya da kapitalist dünyanın dayatmaları, Türkiye’deki iktidar yapılarının hayata bakışları neyse aslında bunların hepsinden etkileniyoruz" dedi. "Kadın cinayetleri karşısında susmamamız ve faillerin cezalandırılması gerekiyor" Köymen, özellikle 6284 sayılı kanun ve İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden hayata geçirilmesinin kadın cinayetlerinin önüne geçme noktasında büyük bir önem taşıdığını ifade ederek, şunları söyledi: "İçinden geçtiğimiz zaman dilimi gerçekten çok zor. Öncelikle kendi ilçemizden başlayarak bütün yaşam alanlarımızı kadınların sağlıklı ve mutlu bir şekilde ve özgüvenle bu ilçede yaşayabilmeleri için çalışıyoruz. Kadın emeğinin değerli kılındığı, görünür kılındığı ve en temelinde de tabii bir demokrasi mücadelesi aynı zamanda kadın hakları mücadelesini çok önemsiyoruz. Bu özendirilen cezasızlıkların yerine cezalandırmanın getirilmesi için mücadele edip bizler de kadınlarla dayanışma çalışmaları yapıyoruz. Kadın hakları mücadelesini bir demokrasi mücadelesi olarak ele almak gerekiyor. Dolayısıyla demokrasiden uzaklaşan ortamlarda kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet, kadının evde kalması ve emeğinin görünür olmaması da son derece yaygın bir hale gelmeye başlıyor. Özellikle 6284 ve İstanbul Sözleşmesi uygulamaları çok önemli; bunların hayata geçmesi için hep birlikte mücadele etmek durumundayız. Ama en temelinde de kadın cinayetleri karşısında susmamamız ve cinayet faillerinin de cezalandırılması gerekiyor. Ancak bu uygulandığı ve bir hukuk devletinin gereği yerine getirildiği zaman kadın cinayetlerini önleme noktasında bir aşama kaydedebiliriz. Şimdiden bütün kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü selamlıyorum. Genelde bir kutlama mesajı olarak yayınlanıyor ama bu bir mücadele ve dayanışma günü; o yüzden selamlamayı tercih ediyorum. Umarım büyük bir mücadele ve büyük bir dayanışmayla o ortamı sağladıktan sonra 8 Mart’ı hep birlikte coşkulu bir şekilde kutlayabiliriz."
İstanbul Tüpraş Nextremers Programı, 7’nci kez genç yeteneklerle buluşuyor Enerji şirketi Tüpraş’ın, genç yeteneklerin kariyer yolculuklarını desteklemek amacıyla hayata geçirdiği Nextremers programının yeni dönemi için başvurular açıldı. Program kapsamında üniversite öğrencileri ve genç profesyoneller, şirket bünyesindeki proje çalışmalarında aktif görev alarak hem mesleki deneyim kazanma hem de kişisel yetkinliklerini geliştirme fırsatı elde edecek. Tüpraş, enerji sektörüne genç yetenekler kazandırmayı hedefleyen Nextremers programını bu yıl 7’nci kez hayata geçiriyor. Şirketin yeni nesil yetenek kazanımı yaklaşımının bir çıktısı olan Nextremers, enerji sektöründe kariyer hedefleyen gençlere bütünsel bir gelişim imkânı sunmayı amaçlıyor. Nextremers programına 2025-2026 öğretim yılında üniversitelerin 3’üncü- 4’üncü sınıf lisans ya da yüksek lisans öğrencileri ile 2025 yılı mezunları başvurabiliyor. Programa kabul edilen öğrencilere haftada en az üç gün, mezun adaylara ise haftada beş gün Tüpraş’ta çalışma fırsatı sunuluyor. Program kapsamında katılımcılar, şirket bünyesinde yürütülen projelerde sorumluluk üstlenirken; Tüpraş Akademi’nin sunduğu liderlik ve teknik eğitimlerden yararlanıyor, Koç Akademi’nin zengin eğitim kataloğuna da erişim sağlayabiliyor. Aynı zamanda, program süresince Tüpraş Sosyal Etkinlik Kulüpleri ve Spor Takımlarına katılım sağlayarak sosyal gelişimlerini de destekleme fırsatı elde ediyor. Tüpraş İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Önder Korkmaz, programın amacına şu sözlerle dikkat çekti: "Nextremers yalnızca bir yetenek programı değil; geleceğin Tüpraşlılarına özel olarak gençler ile tasarlanmış bütüncül bir iş deneyimi. Başlangıcından bu yana 7 yılda programa katılan 300’den fazla Nextremers ile; global eğitimlerden gönüllülük projelerine, spor takımlarından sosyal etkinliklere programımızı hep beraber geliştirmeye devam ediyoruz. Geçtiğimiz yıl 28 binin üzerinde başvuru alan Nextremers programında her yıl bir öncekinden daha da çok gence ulaşmayı hedefliyoruz. Tüpraşlılar olarak 2026 Nextremers ekiplerini; hem İstanbul’da yer alan Genel Müdürlüğümüzde hem de İzmit, İzmir, Kırıkkale ve Batman’da yer alan rafinerilerimizde heyecanla bekliyoruz." Şirket, uzun dönemli Nextremers programının yanı sıra yaz döneminde uygulanan kısa dönem staj programını da sürdürüyor. Kısa dönemli staj programına yönelik başvurularının ise Nisan ayı içerisinde açılması planlanıyor. Tüpraş Nextremers programına, 31 Mart tarihine kadar web sitesi veya sosyal medya hesaplarında yer alan ilanlar üzerinden başvuru yapılabiliyor.
Antalya Dr. Cinik Diş Kliniği Antalya’da diş tatili turizmine katkı sunmayı hedefliyor Türkiye’de sağlık turizminde adından söz ettirirken özellikle diş tedavilerinin yurt dışından gelen hastaların en çok tercih ettiği alanlar arasında yer aldığı belirtiliyor. Dr. Cinik Diş Kliniği de Antalya’da hizmet vermeye başlayarak diş tatili turizmine katkı sunmayı hedefliyor. Turizm ve sağlık hizmetlerinin bir araya geldiği diş tatili konseptinin son yıllarda uluslararası hastalar arasında giderek daha fazla ilgi çektiği belirtilirken hastalar, diş tedavilerini yaptırırken aynı zamanda tatil yapma imkanı buluyor. Antalya’nın turizm altyapısı ve ulaşım kolaylığının bu alandaki talebin artmasına katkı sağladığı belirtilirken uzmanlar, diş tatili modelinin özellikle Avrupa ülkelerinde yaşayan hastalar için önemli avantajlar sunduğunu söyledi. Diş tatili turizmine ilgi artıyor Son yıllarda Türkiye gerçekleştirilen başarılı çalışmalarla sağlık turizmi alanında adından söz ettirirken diş tedavilerinin ise bu alanın en hızlı büyüyen noktalardan biri olarak öne çıktığı ifade ediliyor. Türkiye, diş tatili turizminde Avrupa ve Orta Doğu’dan gelen hastalar için dikkat çekerken ulaşım kolaylığı, deneyimli diş hekimleri ve gelişmiş klinik altyapısı Türkiye’nin tercih edilmesinde rol oynuyor. İmplant tedavisi, estetik gülüş tasarımı, zirkonyum kaplama ve diş beyazlatma gibi işlemler için Türkiye’ye gelen hasta sayısının önemli bir oranda olduğu aktarıldı. Hem tatil hem tedavi Uzmanlar, Türkiye’de diş hekimliği alanında kullanılan teknolojilerin ve tedavi yöntemlerinin uluslararası standartlarda olduğunu, planlı tedavi süreçleri ve ulaşılabilir fiyatların da Türkiye’yi tercih edilen ülkeler arasında öne çıkardığını söyledi. Antalya ise her yıl milyonlarca turisti ağırlarken son yıllarda şehrin sağlık turizmi alanında da öne çıktığı, uluslararası havalimanı, otel kapasitesi ve turizm deneyiminin bu gelişimi desteklediği belirtiliyor. Diş tatili modeli çerçevesinde hastaların tedavi süreci genellikle ön görüşme ile başlarken hastaların, tedavi öncesinde röntgen veya ağız fotoğraflarını paylaşarak ilk değerlendirmeyi online olarak alabildiği ifade ediliyor. Ardından tedavi planı ve ziyaret programı hazırlanırken Antalya’ya gelen hastalar önce muayeneden geçiyor, sonrasında planlanan tedavi süreci başlıyor. Uzmanlar, bu modelin özellikle yoğun çalışma temposuna sahip kişiler için avantaj sağladığını belirtti. Antalya sağlık turizminde öne çıkıyor Uzmanlar, Antalya’nın sağlık turizmi alanında önümüzdeki yıllardaki payının daha da büyüyeceğini, diş tatili konseptinin ise bu büyümenin önemli bir parçası olarak görüldüğünü söyledi. Diş tatili çerçevesinde Antalya’ya gelen hastalar için ulaşım, konaklama ve tedavi programının uyumlu şekilde organize edilmesi, hastaların konforlu bir deneyim yaşaması sağlanıyor. Klinikler genellikle uluslararası hasta koordinatörleri ile çalışırken farklı ülkelerden gelen hastalar kendi dillerinde destek alabiliyor. Estetik gülüş ilgi topluyor, Türkiye diş tatili turizminde öne çıkıyor Diş estetiği uygulamaları son yıllarda dünya genelinde popüler hale gelirken özellikle gülüş tasarımı, implant tedavileri ve kaplama uygulamalarının ilgi gördüğü belirtiliyor. Antalya’da sunulan diş tedavileri de bu talebi karşılamaya yönelik hizmetler sunuyor. Modern teknolojiler ve dijital planlama yöntemleri sayesinde tedavi süreçleri daha hızlı ve konforlu hale geliyor. Uzmanlar, sağlıklı ve estetik bir gülüşün bireylerin özgüvenini doğrudan etkilediğini bu nedenle diş tedavilerinin sadece sağlık açısından değil, yaşam kalitesi açısından da önem taşıdığını aktarıyor. Öte yandan sağlık hizmeti ile tatil deneyimini birleştiren bu yaklaşım, uluslararası hastalar için cazip bir alternatif sunarken Dr. Cinik Diş Kliniği de Antalya’da hizmet vermeye başlayarak diş tatili turizmine katkı sağlamayı hedefliyor.
Ankara HAK-İŞ Başkanı Arlan: "235 bin kadın üyemizle Türkiye’deki en fazla kadın üyeye sahip Konfederasyonuz" Hak İşçi Sendikası Konfederasyonu (HAK-İŞ) Genel Başkanı Mahmut Arslan, "Yüzde 9 civarındaki örgütlü kadının önemli bir kesimini HAK-İŞ temsil ediyor. 235 bin kadın üyemizle Türkiye’deki tüm işçi konfederasyonları içerisinde en fazla kadın üyeye sahip Allah’a çok şükür HAK-İŞ Konfederasyonu" dedi. HAK-İŞ Konfederasyonu 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında ‘15. Uluslararası Kadın Emeği Buluşması’ etkinliği düzenledi. Programda İzmir, Van, Gaziantep, Trabzon, Samsun, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye genelinde kadın emekçilerle yapılan ve kadınların mesleki standartlarının ve sorunlarının ele alındığı saha araştırmasının sonuçları kamuoyu ile paylaşıldı. "235 bin kadın üyemizle Türkiye’deki tüm işçi konfederasyonları içerisinde en fazla kadın üyeye Konfederasyonuz" Program çerçevesinde bir konuşma gerçekleştiren HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, "Kayıtlı sistemimizde yaklaşık 7 milyon kadın çalışıyor. Bunların sadece 601 bini sendikalara üye. Bu 601 bin yüzde 10’u bile karşılamıyor. Bu yüzde 9 civarındaki örgütlü kadının önemli bir kesimini HAK-İŞ temsil ediyor. 235 bin kadın üyemizle Türkiye’deki tüm işçi konfederasyonları içerisinde en fazla kadın üyeye sahip Allah’a çok şükür HAK-İŞ Konfederasyonu. Bu 235 binin üzerine ev işçisine de dahil ettiğimiz zaman 350 bin kadını temsil eden HAK-İŞ’ten bahsediyoruz. Yani Türkiye’deki sendikalı kadın işçilerin yüzde 58’ini HAK-İŞ örgütlemiş durumda. Aynı zamanda Konfederasyonumuzda her üç işçiden birinin kadın işçilerden oluştuğunu da ifade etmek istiyorum. Bu bize büyük bir onur aynı zamanda büyük bir sorumluluk yüklemektedir" açıklamasında bulundu. "ILO’nun C-190 sayılı sözleşmesinin ülkemiz tarafından imzalanması konusunda bir kampanyamız var" HAK-İŞ sendikaların tüzüklerinde, kongrelerinde, yönetmeliklerinde ve hemen hemen bütün çalışmalarda kadınlarla ilgili olan yapılması gereken hususları çalıştıklarını ifade eden Arslan, HAK-İŞ olarak başka bir şey daha yapıyoruz. ILO’nun yüzüncü yılında gerçekleştirdiği bizim içinde çok kıymetli olan C-190 sayılı sözleşmenin ülkemiz tarafından imzalanması konusunda bir kampanyamız var. Sayın Bakanlıklarımızla beraber hükümetimizle birlikte bu özellikle C-190’nın imzalanması, onaylanması konusunda bütün siyasi partilerimizden, sivil toplum örgütlerinden destek istiyoruz. Çünkü dünyada ilk kez çalışma hayatına girmiş her işçinin haklarını koruyan bir sözleşmeden bahsediyorum. Şiddet ve tacizle mücadele sözleşmesi iş yerinde şiddet ve tacizle mücadele sözleşmesinin ülkemiz tarafından onaylanmasını Yine iş yerlerinde taciz ve şiddetin en büyük bedelini kadınlar ödüyor. Ve bu konuda da ciddi şekilde sorunlar yaşandığını görüyoruz. Sadece ülkemizde değil, bütün dünyada ne yazık ki en çok şiddet ve tacizin muhatabı kadınlar oluyor. O nedenle C-190’nın ülkemiz tarafından onaylanması hususundaki çabamızı sürdüreceğiz" şeklinde konuştu. "Toplu sözleşmelerimize kadına şiddete karşı hüküm koyduk" Toplu sözleşmelerde de kadın haklarını kayıt altına aldıklarını belirten Arslan, "Konfederasyonumuzda çalışan bir kadın veya bir erkek aile içinde şiddete maruz kalıyorsa çevresinde bir kısım şiddet, tehdit ve benzeri durumlarda karşı karşıya kalmışsa burada çalışması herhangi bir sorun yok ama ailenin içerisinde çevresel etkilerle çalışmasının önü kapatılıyorsa, bu arkadaşımız bize gelip hedef tazminatını ve haklarını alarak iş yerinden ayrılma hakkını getirdik. Başka bir şehre, başka bir yere taşınma konusunda kendisine destek sağlayacağımızı daha sonra işler yoluna girdiği zaman tekrar gelip Konfederasyonumuzda iş başı yapması için de gereken kolaylıkları sağlama hususunda bir çaba sarkıtıyoruz. Yani sadece iş yerinde değil. Aile içerisinde ve çevresel başka faktörlerle şiddete maruz kalan, maruz kalma tehdidi altında bulunan kadın çalışanlarımıza da erkek çalışanlarımıza da aynı imkanı sağlamak gibi bir toplu sözleşmelerimize hüküm koyduk" ifadelerine yer verdi. "Kadınların çalışma hayatında daha güçlü şekilde yer alması için teşviklerin artırılması gerek" Kadınların çalışma hayatına katılımının artırılması gerektiğini vurgulayan Arslan, özellikle eğitim, mesleki gelişim ve sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti. Kadın istihdamının artırılması için kreş imkânlarının yaygınlaştırılması, iş-aile hayatını uyumlaştıracak sosyal politikaların geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, kadınların çalışma hayatında daha güçlü şekilde yer alması için teşviklerin artırılması gerektiğini de sözlerine ekledi. "Zulümle abat olanlar mutlaka berbat olacaklardır" Küresel ölçekte yaşanan insan hakları ihlallerine de değinen Genel Başkanımız Arslan, başta Filistin olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan zulümlere karşı sessiz kalınmaması gerektiğini vurguladı. Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin insanlık vicdanını yaraladığını ifade eden Arslan, bölgede Sudan’dan Lübnan’a, Suriye’den Irak’a ve son olarak İran’a kadar uzanan gerilimlerin büyük acılara yol açtığını belirterek, zulmün kalıcı olmayacağını vurguladı. Arslan, "Hiçbir zulüm ebedi değildir. Zulümle abat olanlar mutlaka berbat olacaklardır. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de adaletsizliklerin bir sonu olacaktır. Önemli olan, haksızlık karşısında susmamak ve mazlumların yanında durmaktır" ifadelerini kullandı. HAK-İŞ olarak ülkemizin, bölgemizin ve küremizin bütün mağdur ve mazlumlarına karşı sorumluluğumuzun farkında olduğumuzu belirten Arslan, "Başta Filistin olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan zulümlere karşı sessiz kalmayacağız. Mazlumların yanında durmayı sürdürecek, imkanlarımız ölçüsünde dayanışma ve destek çalışmalarımıza devam edeceğiz" dedi. Konuşmaların ardından program, ‘Türkiye Örgütlü Kadın Saha Araştırması Paneli’ ile devam etti. Panel çerçevesinde, ‘ Bakım Hizmetleri ve Ev İşçiliğinin Geleceği, İş Barışı ve Sosyal Adalet’, ‘Çalışma Hayatında İş, Aile ve Sosyal Yaşam Uyumu, Afet ve Kriz Süreçlerinde Kadın Temsil Gücü, ‘Dijitalleşme, Adil Geçiş ve Yeni İstihdam Modelleri, Sendikal İletişim, ‘Kayıt Dışı İstihdam, Güvencesizlik ve Sendikasızlaştırma, Göçmen Emeği’, ve ‘Örgütlü Kadın Anket Çalışması’ konu başlıkları ele alındı.