POLİTİKA - 12 Şubat 2026 Perşembe 15:06

TBMM Başkanı Kurtulmuş ile Slovenya Ulusal Meclis Başkanı Zupancic ortak basın toplantısı

A
A
A
TBMM Başkanı Kurtulmuş ile Slovenya Ulusal Meclis Başkanı Zupancic ortak basın toplantısı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, " Anayasa’dan kaynaklanan bu işlemin yerine getirilmesini önlemeye kalkmak. Hele hele bunu kürsü işgali gibi yemin edecek bakanı yemin ettirmemek gibi eskilerin tabiriyle bir takım yöntemlerle önlemeye kalkmak asla ve asla demokrasinin içerisinde yoktur" dedi.


Kurtulmuş, Slovenya Ulusal meclis Başkanı Urska Klakocar Zupancic ile ortak basın toplantısı düzenledi. Tören Salonu’nda düzenlenen toplantıya Türk ve Slovenya yetkililer katıldı.


Kurtulmuş, Türkiye ve Slovenya hükümetleri arasında var olan ilişkilerin Parlamenter diplomasinin iki ülke Parlamentosu tarafından da güçlendirilmesinde ortak bir niyet ve enerjiye olduğunu belirterek, dostluk grupları yanında iktisat komisyonlarının ve ayrısı ayrıca iki ülke üyesi olduğu uluslararası asambleler çerçevesinde de iki ülkenin heyetlerinin, iki ülkenin üyeleri çok yakın temas içerisinde çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti. Kurtulmuş, "Maalesef uzunca bir süredir devam eden yetmiş beş bin kişiyi aşkın insanın haksız yere hayattan koparıldığı büyük bir zulümle öldürüldüğü soykırımın yani İsrail tarafından Netanyahu tarafından uygulanan soykırım karşısında dünyada sessiz kalmayan ülkelerden birisi de Slovenya’dır. Slovenya özellikle Filistin davasına verdiği destekle orada zulüm gören soykırıma tabi tutulan Filistin’in masum insanlarına verdiği destekle ve en sonunda geçtiğimiz yıl Filistin Devleti’nin resmen tanınması sürecindeki olağanüstü destekleriyle tarihi doğru yol tarafında yer almış insanlık cephesinin içerisinde yer almış Avrupa’nın önemli ülkelerinden birisidir. İspanya Norveç ve İrlanda’yla birlikte Slovenya’nın yolunu açmış olduğu Filistin’i tanıma süreci geçtiğimiz sene bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında 11 batılı ülkenin daha Filistin Devleti’ni tanımasına vesile olmuştur. Özellikle değerli bir arkadaşım Madam Zupancıç’in Slovenya Meclisi’ndeki oylamalar sırasında yani Filistin Devleti’nin tanınması oylaması sırasında göstermiş olduğu fevkalade güçlü liderlik dolayısıyla burada huzurlarınızda takdirlerimizi tebriklerimizi ve teşekkürlerimizi ifade etmek istiyorum. Gerçekten o zorlu oylamada muhalefetin engelleme çalışmalarına rağmen fevkalade dirayetli bir yönetim sergileyerek Filistin Devleti’nin tanınmasına vesile olmuş ve tarihi bir adımın atılmasına öncülük etmiştir. Bu adım Batı ülkeleri bakımından da yolu açan yol gösteren bir özellik taşımaktadır" ifadelerini kullandı.


Kurtulmuş, şöyle konuştu:


"Filistin’de hakkaniyet ve adalet sağlanmadan Filistin Devleti’nin de var olduğu iki devletli bir çözüm kabul edilmeden Orta Doğu’ya asla barış gelmeyecektir. Orta Doğu’daki ve dünyanın birçok yerindeki gelişmelerinde tekrar altını çizerek ifade etmek isterim ki Netanyahu ve çetesinin Gazze halkına karşı sürdürmekte olduğu katliamı, soykırımı unutturmasına da asla müsaade etmememiz lazım. Bu büyük bir insanlık suçudur. İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük suçlardan birisidir. Dünyadaki diğer gelişmelerin gölgesinde asla kalmamalı. Her ne kadar bir barış dönemine geçiliyor görünüşte de asla bu katliamların, soykırımların unutturulmaması ve burada sözde bir barış sağlanıyormuş gibi yapılarak Netanyahu ve çetesinin elini yıkayarak bu kanlı senaryodan kendisini tecrit etmesine müsaade edilmemektir. Bunun için Filistin davasına böylesine yürekten destek veren dostlarımızla aynı platformla, aynı ülkelerde bulmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz."


Dün TBMM’de Bakanların yemini öncesinde yaşananları hakkında sorulan soruya Kurtulmuş, "Dünkü yemin töreni Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın amir hükümleri uyarınca ve Türkiye Büyük Millet Meclisi iç tüzüğü gereğince gerçekleştirilmiştir. Ve bu çerçevede yasal bir zorunluluktur. Bakanların yemin etmesiyle birlikte işlem tamamlanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’dan kaynaklanan bu işlemin yerine getirilmesini önlemeye kalkmak. Hele hele bunu kürsü işgali gibi yemin edecek bakanı yemin ettirmemek gibi eskilerin tabiriyle bir takım yöntemlerle önlemeye kalkmak asla ve asla demokrasinin içerisinde yoktur. Demokrasinin içerisinden yüksek perdeden eleştirilerinizi yaparsınız. Görüşlerinizi kalkar söylersiniz. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu anlamda herkesin görüşünü rahatlıkla ifade edebileceği imkana sahiptir. Ama asla benim görüşüme uymayan konuya ben zorla idare ederim ve bunu yaptırmam diyemezsiniz. Bu anayasaya da aykırıdır. Demokratik tahammüllere de aykırıdır. Ve asla kabul edilemez. Ben bu davranışın son derece haksız, yersiz ve Türkiye demokrasisine karşı yapılmış bir hareket olduğunu düşünüyorum. Beğenmeyebilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti’nde bakanların nasıl atanacağı bellidir. Milletimiz sandıkta kararını vermiş. Ve Sayın Cumhurbaşkanı milletimizi belli süre içerisinde yönetme yetkisine vermiştir" dedi.


Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu taslak raporu grubu olmayan partilere gönderilip gönderilmediğine ilişkin soruya Kurtulmuş, "Bir anlamda gibi süreç gidiyor. Bu anlamda komisyonda olan bütün partilerin temsilcilerine raporun nihayet şekli gönderilecektir. Ve tabii ki yine bu salonda arkadaşlarımızı toplayarak kendi arkadaşımızı toplayarak rapor hakkındaki müzakere yapılacak. Oynamayla birlikte de rapor tamamlanarak bu süreç bütünüyle nihayet etmiş olacaktır" diye konuştu.


Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş’in kıyafetiyle ilgili tartışmaya Kurtulmuş şöyle cevap verdi:


"Bu çok bayat bir tartışma. Ben geçmiş yıllarda başörtüsü yasakları üzerinden ne kadar büyük bedeller ödediğimizi ülke olarak biliyoruz. Hatta kimileri tamamıyla kendi şahsi tasarruflarıyla kendilerini devlet, yasa, Anayasa hatta Anayasa Mahkemesi yerine koyarak bu anlamda çeşitli yasakları uyguladılar ve bu memleketin gencecik evlatları üniversite kapılarında kamu görevlilerini devlet hizmetinden mahrum bıraktılar. Çok şükür bunların hepsi geride kaldı. Ama öyle anlaşılıyor ki insanların kıyafetlerini yasaklayan bu örümcek kafa hala tamamıyla ortadan kalkmamış. Bu örümcek kafanın zaman zaman korkmadığını görmekten büyük bir üzüntü duyuyor. Halkın oyuyla seçilmiş olan bir belediye başkanına kıyafeti dolayısıyla hakaret etmek kimin haddi nedir? Böylesine bir hadsizlik olabilir mi? Sana mı soracak hangi kıyafeti giyeceğini? Dolayısıyla bu fevkalade yanlıştır. Ancak dediğim gibi sağda solda uyumuş gibi görünen, susmuş gibi görünen örümcek kafalıların bir daha hortlamaması için Türkiye’de bireysel özgürlükler alanının kılık kıyafetle başta olmak üzere tamamıyla garanti altına alınması için Anayasal bir düzenleme şarttır. Bunun için de zaten bizim baştan beri söylediğimiz yeni, sivil, demokratik, katılımcı, kapsayıcı bir anayasa yapılması konusunda bütün siyasi partiler bundan sonraki süreçte üzerine düşen sorumlulukları yerine getirir ve bir çalışma yapılır. Bu Türkiye’nin ödevidir. Bu sadece konulardan birisidir. Yani Türkiye hala darbecilerin yapmış olduğu bir Anayasayla yönetilmemelidir."


Zupancic, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki eylemlerin giderek arttığına yönelik soruya, "Hala hayatlar kaybediliyor. Yerleşimlerin bir genişlemesi söz konusu. Çok samimiyete söylemek istiyorum. Benim kişisel görüşüm. Özellikle bu barış nihayete erdirdiğinde bu barışın istikrarsız olacağı şekildeydi. Filistin halkı temel yaşam hakkına, yaşama hakkına sahiptir. Bu noktada istikrarlı bir barışa ihtiyaçları var. Ancak bu olmayacak. İsrail’deki makamlar hala aynı kalırsa benim şahsi görüşüm, hala ceza mahkemesinden bir karar çıkmış, bir kişi hala bu mahkemenin karşısına gelmiş ve bu ülkeyi yönetmeye devam ediyorsa bu durum böyle devam edecek. Ve bu nedenle asgari en iyi istikrara ulaşabilmek için hem Filistin halkıyla hem de İsrail’de serbest görüşlü zihni salim insanlarla görüşmek lazım diye düşünüyorum. Çünkü İsrail’deki birçok kişi birlikte yaşamak istiyorlar zaten. Yani kaliteli bir şekilde Filistinlerle birlikte yaşamak isteyen İsrailler var. Tek çözüm iki devletli Ancak bunun sağlanması için bizim liderliğe ihtiyacımız var. Liderlere ihtiyacımız var. Ve bu liderlerin böylesi bir çözümü uygulamaya ehil olmaları lazım. Ve böylesi liderler olana kadar yani açık bir şekilde bu soykırıma sebep olanları ve bu soykırıma devam ettirenler devam ettikçe böylesi bir çözüme ulaşmak maalesef çok zor olacak" diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Dünyada belirsizliğin arttığı bir dönemde Türkiye olarak yakın çevremizde ve ötesinde barışın ve huzurun tesisi için var gücümüzle çalışıyoruz" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Dünyada belirsizliğin arttığı bir dönemde Türkiye olarak yakın çevremizde ve ötesinde barışın ve huzurun tesisi için var gücümüzle çalışıyoruz" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aleksandar Vucic’i resmi törenle karşıladı ve daha sonra ikili görüşme gerçekleştirdi. Heyetler arası gerçekleştirilen diğer görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Aleksandar Vucic ortak basın toplantısı düzenledi. "Toplam ticaret hacmi geçtiğimiz yıl 3.5 milyar dolar seviyesine ulaştı. 5 milyar dolarlık hedefimize adım adım yaklaşıyoruz" Vucic ile son olarak 11 Ekim 2024’te Belgrad’da Dördüncü Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Toplantısını gerçekleştirdiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Aradan geçen süre zarfında gerek ikili münasebetlerimizde gerek bölgesel ve küresel meselelerde önemli gelişmeler yaşandı. Bugün kendisiyle bu gelişmelerin ilişkilerimize etkilerini değerlendirip ileriye yönelik atacağımız adımları istişare ettik. Bilhassa Balkanlarda istikrarın korunması ve ekonomik kalkınmanın güçlendirilmesi açısından neler yapabileceğimizi ele aldık. Sırbistan’la her geçen gün artan ticaret ve yatırımlarımız ilişkilerimizin adeta lokomotifi durumunda. Toplam ticaret hacmi geçtiğimiz yıl 3.5 milyar dolar seviyesine ulaştı. 5 milyar dolarlık hedefimize adım adım yaklaşıyoruz. Sırbistan’ın ev sahipliğinde Belgrad’da gerçekleştirilecek EXPO 2027’ye katılacağımızı daha önce duyurmuştuk. Bu önemli etkinliğin ülkelerimiz arasındaki ekonomik, ticari ve kültürel ilişkileri geliştirmek için ilave bir vesile teşkil edeceğini düşünüyoruz" ifadelerini kullandı. "2015 yılında 100 civarında Türk sermayeli firma Sırbistan’da faaliyet gösterirken bugün bu rakam 1500’ü aşmış toplam yatırım miktarı 300 milyon doları bulmuştur" Türk yatırımcıların Sırbistan’a gösterdikleri alakadan mutlu olduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "2015 yılında 100 civarında Türk sermayeli firma Sırbistan’da faaliyet gösterirken bugün bu rakam 1500’ü aşmış toplam yatırım miktarı 300 milyon doları bulmuştur. Müteahhitlerimiz ise üstlendikleri 100’ü aşkın projeyle Sırbistan’da konut, yol ve altyapı üretimine destek oluyor. Bu noktaya ulaşmamızda değerli dostumun altyapı yatırımlarını ve büyümeyi esas alan kalkınma stratejisinin etkisi olduğu görülüyor. Bizim de Sırbistan’dan yatırımcıları Türkiye’ye beklediğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum" diye konuştu. "Bugün Türkiye, Sırp turistler için ikinci turizm güzergahıdır. Vatandaşlarımız da Sırbistan’ı ziyaret eden turistler sıralamasında ilk sırada yer alıyor" İki ülke arasındaki ilişkilerin artırılması için konuşulan konulara dair bilgi veren Erdoğan, "Beşeri ilişkilerimiz, münasebetlerimizin önemli bir boyutunu oluşturuyor. Halklarımızın birbirine daha yakından özellikle tanıma isteğinin en güzel tezahürü artan karşılıklı turist sayılarıdır. Bugün Türkiye, Sırp turistler için ikinci turizm güzergahıdır. Vatandaşlarımız da Sırbistan’ı ziyaret eden turistler sıralamasında ilk sırada yer alıyor. Bu ziyaretleri daha da artırmak ve kolaylaştırmak için Türkiye ile Sırbistan arasında uçuşların arttırılması konusunu da bugün değerlendirdik. Sırbistan’da Türkçe öğrenimine yoğun bir ilgi görüyoruz. Bu ilginin Yunus Emre Enstitüsü ve Türkiye Maarif Vakfı gibi kurumlarımız tarafından layıkıyla karşılanması için çalışmalarımızı yürütüyoruz. Sırbistan’la aramızda dostluk köprüsü olarak gördüğümüz Sancak Bölgesinin kalkınması için yapılabilecekleri de Sayın Vucic ile ele aldık. Kendisinin bölgenin kalkındırılmasına yönelik projelerini takip ediyoruz. Ben de bu vesileyle Sırbistan’daki Müslüman toplumunun yaklaşan Ramazan-ı Şeriflerini canı gönülden tebrik ediyorum" dedi. "Dünyada belirsizliğin arttığı bir dönemde Türkiye olarak yakın çevremizde ve ötesinde barışın ve huzurun tesisi için var gücümüzle çalışıyoruz Dünya’da barış için durmadan çalıştıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyada belirsizliğin arttığı bir dönemde Türkiye olarak yakın çevremizde ve ötesinde barışın ve huzurun tesisi için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu çalışmalarımızda bizim için müstesna yere sahip Balkanları asla ihmal etmiyoruz. Sayın Vucic’in ziyaretini de bu manada çok kıymetli görüyorum. Bir yandan bölge ülkeleriyle ikili ilişkilerimizi tahkim ederken diğer yandan da bölgesel sahiplenmeyi esas alan girişimlerle halkların huzur ve refahını desteklemeye matuf koşulları oluşturmaya gayret ediyoruz. Bu yaklaşımımızın en yeni örneklerinden olan Balkan Barış Platformu’nun ikinci toplantısına 23 Ocak 2026’da İstanbul’da ev sahipliği yaptık. Ben bu platformda verdiği şahsi destekten ötürü Sayın Vucic’e teşekkür etmek istiyorum. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken Sayın Cumhurbaşkanı’na ziyaretleri için tekrar teşekkür ediyorum. Bugün aldığımız kararların ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum" ifadelerine yer verdi. "Erdoğan çok daha deneyimli bir lider" Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sadece bölgede değil dünyada büyük bir lider olduğunu söyleyen Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic ise, Türkiye’nin Sırbistan için önemli ve büyük bir ortak olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deneyimli bir lider olduğunu söyleyen Vucic, "Kişileri, halkları Balkanlarda bir araya getirmek çok önemli. Bunu başka türlü ifade etmem gerekirse şunu söylemek istiyorum; Cumhurbaşkanı Erdoğan çok daha deneyimli bir lider. Zaman zaman ben bir şey söylüyorum, Cumhurbaşkanı bunu her zaman bunu beğenmeyebiliyor ama akil bir kişi olduğu için buradaki tozun ortadan kalkmasını bekliyor ve barışın nasıl tesis edilmesi gerektiğini çok iyi bilen bir lider olarak bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı bizi her zaman dinlediğiniz için teşekkür etmek istiyorum" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretini beklediklerini söyleyen Vucic, bugün ilk defa askeri ve teknik alandaki iş birliğinden bahsettiklerini söyledi. Vucic’in konuşması sonrasında ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mayıs-Haziran ayları içerisinde Sırbistan’a kalabalık bir ekiple ziyaret gerçekleştireceklerini söyledi.
Aksaray Kızının komşusuna telefon bankacılığı bilgilerini verdi, hayatı karardı Aksaray’da kendisine yardımcı olma vaadinde bulunan kızının komşusuna telefon bankacılığı uygulamalarını tanımlatan adam hayatının şokunu yaşadı. Dolandırıcılıkla suçlanan adam gözyaşlarıyla yardım istedi. Olay, Aksaray’ın Cumhuriyet Mahallesi’nde yaşandı. Edinilen bilgiye göre, 55 yaşındaki Gazi Özdemir’in kızı komşusuyla birlikte babasının evine ziyarete gitti. Evde sohbet esnasında boşanma aşamasında olduğunu dile getirip yaklaşık 300 bin lira borcu olduğunu anlatan Gazi Özdemir, kızının komşusunun ‘Sana yardım edebilirim’ sözleri üzerine umuda kapılıp kimlik bilgilerini verdi. İddiaya göre, E.E. isimli şahıs Gazi Özdemir’in telefonunu alarak burada yüklü olan tüm mobil bankacılık uygulamalarını kendi telefonuna aktardı. Ardından tanımlamak için telefonla banka uygulamalarından Gazi Özdemir’in biyometrik yüz tanımlamasını yapıp şifresiz girişleri aktif etti. Ziyaretten yaklaşık 1 ay sonra e-ticaretle siteden alışveriş yapıp para gönderdiğini söyleyen, ancak ürünün gelmediğini ifade eden bir şahıs para yatırdığı hesabın sahibi Gazi Özdemir’e ulaşıp satın aldığı ürünü sordu. Ne olduğunu anlayamayan Gazi Özdemir telefon numarasını değiştirerek bankaya numara tanımlatmak için gitti. Banka şubesine gelen Gazi Özdemir burada öğrendikleriyle hayatının şokunu yaşadı. Banka personelinden önce hesabında bloke olduğunu öğrendi, sonra da birkaç milyon liranın hesabına giriş ve çıkış yapıldığını öğrendi. Neye uğradığını şaşıran adam durumu hemen polise bildirdi. Polis ise yaptığı incelemelerde Gazi Özdemir’in hesap numarasının dolandırıcıların eline geçtiğini ve dolandırıcıların site üzerinden e-ticaret yapıp ürün sattıklarını, vatandaşlar tarafından alınan ürünlerin tüm parasının Gazi Özdemir’in hesabına geldiğini ancak hiç bir tüketiciye ürün gitmediğini, tüm para akışının ise bu hesaplar üzerinden sağladığını ortaya çıkardı. Yaşadığı olayı anlatan Gazi Özdemir, "Bir kişinin Türkiye genelinde mağdur ettiği insanlardan birisiyim. Kızım komşusuyla birlikte bize ziyarete geldi. 300 bin liraya yakın borcum var. Sohbet esnasında bunları konuştuk. Bana, ‘Ben senin borcunu kapatmaya çalışacağım’ diyerek benim telefonumu aldı. Kendisinde de 2 tane telefon vardı. Benim telefonumu aldıktan sonra kendindeki telefonla da bir şeyler yaptı. Bankalara yüz tanıması yapacağını söyledi. Tüm banka hesaplarıma yüz tanıma profilimi kullandı. Kimliğimi de istedi ayrıca. Olaydan yaklaşık 1 ay sonra telefon numaramı değiştirdiğim için bankaya gittim. Banka görevlisiyle görüştüğümde bana, ‘Senin hesabında bloke var’ dedi. ‘Nasıl olur, benim ömrü hayatımda böyle bir şey olmadı’ dedim. Banka personeli ekranı bana doğru çevirip, ‘Bu insanı tanıyor musun?’ diye sordu. Tanıdığımı söyledim. ‘Bu sürekli sana para göndermiş’ dedi. Ben dolandırıldığımı anladım, mağdur oldum. Ben perişan oldum başkası perişan olmasın" dedi. Olayla ilgili Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığınca tahkikat başlatıldı.
İstanbul Bakan Kurum: "Türkiye’nin COP31 yaklaşımı nettir, tek ses değil diyalog, ayrılık değil uzlaşı, durağanlık değil aksiyon’’ Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "Türkiye’nin COP31 yaklaşımı nettir, tek ses değil diyalog, ayrılık değil uzlaşı, durağanlık değil aksiyon. Bu ilkelerle hareket ederek Mart ayında güçlü ve sağlam yapılandırılmış eylem ajandamızı dünyaya ilan edeceğiz’’ dedi. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı (COP31) İstanbul Beşiktaş’ta düzenlendi. Beşiktaş’taki bir otelde gerçekleşen konferansa, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanı sıra COP30 Başkanı Andre Aranha Correa do Lago, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçevesi İcra Sekreteri Simon Stiell, yurt dışından temsilciler ve davetliler katıldı. Tanıtım filminin yayınlanmasının ardından temsilciler ortak basın toplantısı düzenledi. Konferansta söz alan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP toplantılarının dünyanın en yüksek iklim toplantısı olduğuna ve dünya liderlerini de tek masa etrafında toplama gücüne sahip bir organizasyon olduğuna dikkat çekti. Bakan Kurum, "COP toplantıları çok kritik ve kıymetlidir, çünkü dünyamız, iklim krizinin yıkıcı etkilerini her gün daha sert şekilde yaşamaktadır. Dahası, iklim değişikliği, sadece bir çevre krizi değil; ticaretten ulaşıma, sanayiden gıdaya, enerjiden eğitime kadar insan yaşamına dair her alanı etkileyen bir varlık-yokluk meselesi haline gelmiştir. İşte dünyanın içinde bulunduğu bu kriz döneminde Türkiye, engin tarihi birikimi, iklim krizine dair attığı somut adımlar ve küresel adalete duyduğu inançla, COP31’e Antalya’mızda ev sahipliği yapacaktır. Hakikaten son 3 aydır; 9-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleştireceğimiz COP31’in başarılı bir şekilde sonuçlanması için yoğun bir mücadele içerisindeyiz. Bu çerçevede dün ve bugün İstanbul’da; İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası, Avustralya, Azerbaycan ve Brezilya’dan üst düzey katılımcılarla Birinci Stratejik Misyon çalışmamızı başarılı bir şekilde tamamladık’’ dedi. "Türkiye’nin COP31 yaklaşımı nettir" 9-20 Kasım 2026’da Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek olan COP31 toplantısına tüm detaylarıyla çalıştıklarının bilgisini veren Bakan Kurum, "COP31 Başkanlığı olarak, bu mirası sahipleniyor, COP31 sürecini sonuç odaklı bir anlayışla yürütmeyi hedefliyoruz. COP31’i başarılı kılmak amacıyla, Türkiye ve Avustralya olarak, istişare ve işbirliğine dayalı bir anlayışıyla çalışacağız. Dünyanın COP31’den beklentilerinin yüksek olduğunun farkındayız. Bizim sorumluluğumuz, bu beklentileri doğru okumak, taraflar arasında güven inşa etmek ve sonuç üretmektir. Hep söylediğimiz bir şey var. Biz, COP31’i yalnızca bir konferans olarak görmüyoruz, kimse de öyle görmemelidir. Türkiye’nin COP31 yaklaşımı nettir, tek ses değil diyalog, ayrılık değil uzlaşı, durağanlık değil aksiyon. Bu ilkelerle hareket ederek Mart ayında güçlü ve sağlam yapılandırılmış eylem ajandamızı dünyaya ilan edeceğiz. Kimseyi geride bırakmadan, tarafsız, adil bir başkanlık anlayışıyla herkesin sesini duyacak, duyuracak ve cesaretlendireceğiz. Küresel iklim eyleminde geriye gidiş kabul edilemez. Tüm ülkelere eşit biçimde tanınan uygulama esnekliğinin ve geçiş sürecine yönelik toleransın artık sıfır noktasında olduğunu herkese en açık ifadelerle anlatacağız. Bu yaklaşım, yalnızca teknik bir müzakere çerçevesini değil; insanlığın doğayla kurduğu kadim ilişkiyi yeniden hatırlatan, medeniyetlerin ortak hafızasından beslenen bir sorumluluk anlayışını temsil etmektedir" diye konuştu. "Göbeklitepe’yi geleceğin COP’u olarak tanımlıyoruz" Göbeklitepe’nin insanlık tarihinin başlangıç noktası olduğunu ve insanlığın bir araya gelerek ilk kez bir anlam oluşturduğuna vurgu yapan Bakan Kurum, "Bu yönüyle COP31’i insanlığın yeniden bir araya geldiği, ‘Geleceğin COP’u’ olarak tanımlıyoruz. Evet, Diyalog, COP31 sürecinin başlangıç noktasıdır. Bu çerçevede COP31; hükümetlerin, özel sektörün, şehirlerin, gençlerin ve sivil toplumun anlamlı biçimde dinlendiği, farklı sorumlulukların kabul edildiği kapsayıcı bir istişare zemini oluşturacaktır. Uzlaşı, bu diyalog zemininde inşa edilecek ikinci aşamadır. COP31; iddia ile uygulanabilirlik, hakkaniyet ile sorumluluk arasında denge kuran, ülkelerin kalkınma önceliklerini gözeten gerçekçi taahhütlere odaklanacaktır. Ve Aksiyon. Aksiyon, bu sürecin nihai hedefidir. COP31, taahhütleri sahaya indiren; yatırım, politika uyumu, kamu-özel sektör iş birlikleriyle desteklenen somut uygulamaları öncelikli kılacaktır. Bu üç ilke ile, COP31’i söylem ağırlıklı bir müzakere sürecinin ötesine taşıyacak; güven üreten, sonuç odaklı ve reel sektörlerde uygulama çalışmalarını önceleyen bir başkanlık anlayışını sürecin tüm aşamalarında sergileyeceğiz" ifadelerini kullandı. "Bu sürecin en önemli toplantısı, hiç şüphesiz Liderler Zirvesi olacak" Bu yılın Kasım ayında Antalya’da yapılacak olan COP31 konferansının en önemli kısmının 2 gün sürecek olan liderler zirvesi olacağına dikkat çeken Kurum, "Zirvenin ilk gününde devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla yüksek düzeyli genel oturumlar ve stratejik liderlik mesajları verilecek. İkinci gününde ise uygulama odaklı yuvarlak masa toplantılarıyla birlikte ortaklıklar geliştirilecek. Tabi burada şunun altını kalın şekilde çizmekte fayda var. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği, Türkiye’nin dış politikasında kökleşmiş olan; konuşabilen, dinleyebilen, denge kurabilen ve sonuç üretmeye odaklanan diplomasi anlayışını temsil etmektedir. Bu yaklaşım, iklim diplomasisinde de tarafları aynı masa etrafında buluşturabilen, güven inşa eden ve uzlaşıyı mümkün kılan güçlü bir siyasi rol üstlenecektir. Diğer taraftan, COP31’in özellikle aksiyon boyutu ‘Değer Temelli’bir anlayışla güç kazanmaktadır. Sayın Emine Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen Sıfır Atık Hareketi, iklim eyleminin yalnızca söylem düzeyinde kalmadığını sonuç odaklı bir dönüşüm çerçevesine taşınabileceğini tüm dünyaya göstermiştir" şeklinde konuştu. "Çok taraflılık, insanlığın ortak geleceğini koruyacak yegane meşru ve etkili zemindir" Dünyada yaşanan iklim krizinde tek çözümün çok taraflı düşünmek ve ortaklaşa hareket etmek olduğuna kaydede Bakan Kurum, "COP31 Başkanlığı olarak, sonuç üretmeye odaklanan güçlü bir vizyonla, çok taraflılığa olan güveni yeniden inşa etmeye kararlıyız. Çünkü biz biliyoruz ki, COP31’in yapılacağı ülke olan Türkiye; yüzyıllar boyunca kötülüğün karşısında iyiliğin, adaletsizliğin karşısında hukukun, çirkinin karşısında güzelin yanında saf tutmuştur. İklim değişikliğinin tüm dünyayı kasıp kavurduğu bu dönemde de insanlığın yanında durmaktadır. Şunu unutmayalım, kadim dünyadan bugüne ulaşan tek bir reçete vardır. Doğayla uyumlu yaşamak! Çünkü Dünya ortak evimiz ve bizim gideceğimiz başka bir yer, başka bir ev, başka bir sığınak yok. İşte bu şuurla diyoruz ki, Türkiye küresel iklim krizine karşı verilecek mücadelenin doğal merkezidir" diye belirtti.