EKONOMİ - 04 Eylül 2024 Çarşamba 09:26

TZOB Başkanı Bayraktar: "Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 29,8 ile patateste görüldü"

A
A
A
TZOB Başkanı Bayraktar: "Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 29,8 ile patateste görüldü"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 29,8 ile patateste görüldü. Patatesteki fiyat düşüşünü yüzde 25 buçuk ile limon, yüzde 20,9 ile yeşil soğan, yüzde 20,4 ile kuru soğan izledi” dedi.


Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ağustos ayı üretici ile market arasındaki fiyat değişimlerine ilişkin basın açıklaması yaptı.



“Ağustos ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 370,4 ile limonda görüldü”


Ağustos ayında üretici ve market arasındaki ürünlerde fiyat farkını değerlendiren Bayraktar, “Ağustos ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 370,4 ile limonda görüldü. Limondaki fiyat farkını yüzde 323,9 ile havuç, yüzde 262,1 ile kuru soğan, yüzde 249,6 ile kabak takip etti. Limon 4,7 kat, havuç 4,2 kat, kuru soğan 3,6 kat, kabak 3 buçuk kat fazlaya satıldı. Üreticide 11 lira 17 kuruş olan limon 52 lira 54 kuruşa, 8 lira olan havuç 33 lira 91 kuruşa, 4 lira 88 kuruş olan kuru soğan 17 lira 67 kuruşa, 8 lira 75 kuruş olan kabak 30 lira 59 kuruşa markette satıldı” ifadelerini kullandı.



“Markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 39,4 ile salatalık oldu”


Ağustos ayında markette 37 ürünün 22’sinde fiyat artışı, 14’ünde fiyat azalışı olduğunu dile getiren Bayraktar, 1 üründe ise fiyat değişiminin olmadığı kaydetti. Bayraktar, konuşmasını şöyle sürdürdü:


“Markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 39,4 ile salatalık oldu. Salatalıktaki fiyat artışını yüzde 35 buçuk ile kabak, yüzde 35,4 ile patlıcan, yüzde 26 buçuk ile marul takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 24,4 ile kuru incir oldu. Kuru incirdeki fiyat düşüşünü yüzde 19,3 ile limon, yüzde 11,1 ile şeftali, yüzde 10,1 ile sivri biber izledi.”



“Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 29,8 ile patateste görüldü”


Üretici fiyatlarına da değinen Bayraktar, Ağustos ayında üreticide 29 ürünün 18’inde fiyat artışı olduğunu 8’inde fiyat düşüşü görüldüğünü ve 3 üründe ise fiyat değişimi olmadığını belirterek, şunları kaydetti:


“Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 29,8 ile patateste görüldü. Patatesteki fiyat düşüşünü yüzde 25 buçuk ile limon, yüzde 20,9 ile yeşil soğan, yüzde 20,4 ile kuru soğan izledi. Üreticide en çok fiyat artışı ise yüzde 83,3 ile kuru üzümde görüldü. Kuru üzümdeki fiyat artışını yüzde 47,8 ile kuru incir, yüzde 35,8 ile yumurta, yüzde 34,4 ile kuru fasulye izledi.”



“Kuru soğan ekim alanında bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 10 artış bekleniyor”


Bayraktar, konuşmasını şöyle sürdürdü:


“Bu ay özellikle patates, kuru soğan ve limonda üretici fiyatları yüzde 20 ile yüzde 30 oranında düştü. Erkenci patateste hasat bu yıl 15-20 gün erken başladı. Yazlık patateste erkenci çeşitler bitmek üzere iken orta erkenci çeşitlerde de hasat başladı. Bu yıl geçen yıla göre rekoltenin yüksek olması ve yazlık patatesin depolanamaması nedeniyle üretici fiyatlarında düşüş yaşanıyor. Pazarda ve markette ortalama 15 lira olan patateste üretici fiyatının 4 buçuk liraya kadar düşmesi üreticilerimizi mağdur etti. Kuru soğan ekim alanında bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 10 artış bekleniyor. Ancak sahadan aldığımız bilgiler doğrultusunda bu artışın daha da yüksek olacağını tahmin ediyoruz.”


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Van Uzmanından Van Gölü Havzası için kritik uyarı: 10-20 yıl içinde su krizi yaşanabilir Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Van Gölü Havzası’nın kapalı bir havza olduğuna dikkat çekerek, "Bu havzaya dışarıdan su getirme şansımız yok. Su yönetimini başaramazsak, önümüzdeki yıllarda ciddi içme ve kullanma suyu sorunlarıyla karşı karşıya kalırız" dedi. Van Gölü Havzası’nın kapalı bir havza olması nedeniyle suyun bilimsel ve bütüncül bir anlayışla yönetilmesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, yeraltı su seviyelerindeki düşüşün ve küresel iklim değişikliğinin ilerleyen yıllarda ciddi içme ve kullanma suyu sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekiyor. Kapalı bir havza özelliği taşıyan Van Gölü Havzası’na dışarıdan su getirilmesinin son derece maliyetli olabileceğini vurgulayan uzmanlar, bu nedenle mevcut suyun doğru yönetilmesinin hayati önem taşıdığını vurguluyor. Son yıllarda özellikle içme suyu ihtiyacının önemli bir bölümünün yeraltı sularından karşılandığını belirten Prof. Dr. Alaeddinoğlu, aşırı ve kontrolsüz kullanım nedeniyle yeraltı su seviyelerinin sürekli düştüğünü, bunun da hem tarımsal üretimi hem de ekosistemi tehdit ettiği kaydetti. Alaeddinoğlu, Van Gölü Havzası’nın önümüzdeki 10-20 yıl içinde ciddi bir su kriziyle karşı karşıya kalabileceği ifade ediliyor. "Tüm canlıların bu sürecin içine dâhil edilmesi gerekmektedir" İHA muhabirine konuşan Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, suyu doğru ve bilimsel bir şekilde yönetmek zorunda olduklarını belirtti. Prof. Dr. Alaeddinoğlu, "Havzaya düşen yağış miktarını biliyoruz. Havzada yaşayan nüfusu, tarımsal faaliyetlerin türünü ve ürün çeşitliliğini, sanayide kullanılan su miktarını da biliyoruz. Dolayısıyla bütün bu verilerin iyi hesaplanması gerekiyor. Ancak sadece insan ihtiyaçlarını düşünmek yeterli değildir. Havza, göllerin, göletlerin ve sulak alanların sayıca fazla olduğu, çok sayıda canlı türüne ev sahipliği yapan bir ekosistemdir. Van Gölü ve gölde yaşayan, bölge ekonomisi açısından son derece önemli olan inci kefali bu ekosistemin en önemli unsurlarındandır. İnci kefalinin tuzlu-sodalı sudan tatlı sulara yaptığı göçler, su yönetimi açısından hayati öneme sahiptir. Su yönetimi denildiğinde, havzanın bir bütün olarak ele alınması ve tüm canlıların bu sürecin içine dâhil edilmesi gerekmektedir" diye konuştu. "Havzaya düşen yağışı yönetmek zorundayız" Havzaya dışarıdan su getirmenin maliyetinin çok yüksek olacağını, hatta bazı durumlarda imkânsız olabileceğinin altını çizen Alaeddinoğlu, "Hem içme suyu hem tarımsal sulama hem de sanayide kullanılan suyun tamamı için dengeli ve sürdürülebilir bir yönetim modeli oluşturulmalıdır. Bugün havzanın içme, kullanma ve özellikle tarımsal sulama ihtiyacının büyük bölümü yeraltı sularından karşılanmaktadır. Yeraltı suyu kullanımı her geçen yıl artmakta, buna bağlı olarak taban su seviyesi sürekli düşmektedir. Bu durum büyük bir risk oluşturmaktadır. Çünkü yeraltı sularını besleyen yağışlar her yıl aynı düzeyde gerçekleşmeyebilir. Ayrıca artan buharlaşma, düşen yağışın faydalı olmasının önüne geçebilir. Özellikle havzanın güneyinde yer alan Kavuşşahap Dağları çevresi karstik bir sahadır. Bu alanlarda yağışın önemli bir bölümü yeraltına sızarak yeraltı su kaynaklarını beslemektedir. Bu nedenle bu sahalardaki yeraltı suyu kapasitesinin ve potansiyelinin bilimsel yöntemlerle detaylı biçimde tespit edilmesi gerekmektedir. Aksi hâlde sadece yeni sondajlar açarak su ihtiyacını karşılamak mümkün değildir" şeklinde konuştu. "Su yönetimini başaramazsak yeraltı su kaynakları da tükenecektir" Öncelikli olarak yapılabilecek en önemli adımlardan biri, içme suyu altyapısının iyileştirilmesi olduğunu ve mevcut şebekelerdeki kayıp-kaçak oranları oldukça yüksek olduğunu hatırlatan Alaeddinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu oranlar düşürüldüğü takdirde, kentin içme suyu ihtiyacının önemli ölçüde karşılanması mümkündür. Eğer bu süreci yönetemezsek, bugün yaşamadığımız sorunlar 10-20 yıl içerisinde ciddi tehditler hâline gelecektir. Yatırım kararları rastgele değil, bilimsel verilere dayalı olarak alınmalıdır. Çünkü Van Gölü Havzası tek bir havza gibi görünse de içinde Erçek Havzası gibi 21 adet tali havza barındırmaktadır. Her bir tali havza kendi özelinde yönetilmelidir. Bu nedenle özel bir su yönetim biriminin kurulması, aktif ve sürekli çalışan bir yapının hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bilimsel veriler ışığında hareket edilmediği takdirde, artan sıcaklıklar, sıklaşan sıcak hava dalgaları, artan buharlaşma ve azalan yağışlar havzayı ciddi tehditlerle karşı karşıya bırakacaktır. Eğer su yönetimini başaramazsak, önümüzdeki 10-20 yıl içinde yeraltı su kaynakları da tükenecektir. O zaman havzanın içme, kullanma ve sulama suyunu nereden karşılayacağımız sorusu kaçınılmaz olacaktır."
Balıkesir GMKA destekli "Yapay Zeka Akademisi" eğitim programı sona erdi Güney Marmara Kalkınma Ajansı (GMKA) desteğiyle yürütülen "Balıkesir Yapay Zeka Akademisi: Öğretmen Eğitimi Programı" isimli proje kapsamında, Altıeylül ve Karesi ilçelerindeki 35 okuldan seçilen 50 öğretmene toplam 70 saatlik yoğunlaştırılmış uzmanlık eğitimi verildi. Güney Marmara Kalkınma Ajansı (GMKA) 2025 Yılı Beşeri ve Sosyal Gelişim Teknik Destek Programı kapsamında desteklenen proje, öğretmenlerin dijital yetkinliklerini sınıfa taşıyacak somut bir modele dönüştü. Projenin ilk ayağında öğretmenler, 5 gün süren 30 saatlik uygulamalı eğitim kampına alındı. Bu süreçte katılımcılar; üretken yapay zeka prensipleri, dil modelleri, doğal dil işleme teknikleri ve etik kullanım ilkeleri konusunda teknik yetkinlik kazandı. Ancak projeyi benzerlerinden ayıran en önemli adım, teknik eğitimin hemen ardından gelen "Senaryo Geliştirme Eğitimi" oldu. Teknik altyapıyı kazanan öğretmenler, edindikleri becerileri ders içi uygulamalara dönüştürmek amacıyla 40 saatlik ileri düzey bir atölye çalışmasına daha katıldı. İkinci aşamada öğretmenler, "Yapay Zeka Destekli Öğrenme Senaryosu" formatı üzerinden kendi branşlarına özel ders tasarımları yaptı. Hazırlanan senaryolarda insan-yapay zeka iş birliği, beceriler çerçevesi, erdem ve değerler temaları öne çıktı. Öğretmenlerin "Prompt Mimarı", öğrencilerin ise "Dijital Kaşif" olarak konumlandığı yeni nesil öğrenme süreçleri modellendi. Senaryolar, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde yer alan beceriler (çözümleme, karar verme), sosyal-duygusal beceriler (öz düzenleme) ve dijital okuryazarlık hedefleriyle birebir eşleştirildi. Yapay zeka kullanımında dürüstlük (akademik dürüstlük) ve sorumluluk (dijital vatandaşlık) değerleri merkeze alındı. Eğitimlerde öğretmenlere, yapay zekayı sadece bir bilgi kaynağı olarak değil, eleştirel düşünmeyi tetikleyen bir araç olarak kullanmaları öğretildi. Hazırlanan senaryolarda öğrenciler; yapay zekanın ürettiği içerikleri doğrulama, hata avcılığı yapma ve sorgulama yöntemleriyle teknolojiyi bilinçli kullanma becerileri kazanacak. Hazırlanan 50’den fazla özgün öğrenme senaryosu ve proje taslağının; Tübitak, Erasmus+ ve TEKNOFEST gibi ulusal ve uluslararası platformlarda Balıkesir’in başarısını artırması hedefleniyor. Eğitim sonunda ortaya çıkan nitelikli ders planları, Balıkesir genelindeki diğer öğretmenlerle de paylaşılarak projenin çarpan etkisiyle binlerce öğrenciye ulaşması sağlanacak.
Bursa Bursa’da küçükbaşa yönelik önemli bir proje hayata geçiyor Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, küçükbaş hayvancılığı geliştirme adına önemli bir projeyi hayata geçirdiklerini belirterek, ilk etapta 30 aileye 15 koyun ve bir koç desteğinde bulunacaklarını, zamanla projeyi büyüteceklerini söyledi. Büyükşehir Belediyesi, Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı aracılığıyla, Bursa’da küçükbaş hayvancılığın gelişmesi amacıyla yeni bir projeyi hayata geçirdi. Özellikle kırsalda genç kadınlara yönelik destek projesine ilişkin ilçelerden başvuruları toplayan Büyükşehir Belediyesi, oluşturulan ekiplerle başvuru yapan üreticilere yerinde ziyaretleri sürdürüyor. Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, projede, genç kadın olması, kırsalda ikamet etmesi, maksimum 25 küçükbaş varlığı bulunması, hayvanlara bakacak uygun yerinin olması gibi şartlar arıyor. Şartlara uygun üreticiler belirlendikten sonra hak sahiplerine 15 koyun 1 koç verilecek. Bozbey, üretme hassassiyetini ortaya koyan, ’boş arazi bırakmak istemiyorum, tarlamı boş bırakmak istemiyorum" diyen herkesin elinden tutmayı, onlara destek vermeyi sorumluluk olarak gördüklerini ve kendilerine görev edindiklerini söyledi. Yıllardır hayvancılıkla uğraşanların, bitkisel üretim yapanların destek beklediğini dile getiren Bozbey, "Şimdi Bursa Büyükşehir Belediyesi onların yanında. Üreten çiftçimizin üretmek isteyen çiftçimizin imdanına Bursa Büyükşehir Belediyesi yetişti. Bugüne kadar tarım ve hayvancılıkta destek olduk ve bundan sonra da katkılarımızı artırarak devam ettireceğiz" dedi. Sulama borusu, gübre, fidan, fide, tohum gibi bitkisel üretime yönelik desteklerinin yanı sıra hayvancılığa da önemli katkılar sunduklarını vurgulayan Bozbey, küçükbaş hayvancılıkla ilgili çok önemli giriişim başlattıklarını aktardı. Küçükbaş hayvancılığı geliştirmeyle ilgili bu projede bazı içelerdeki 30 aileye 15 koyun ve bir koç vereceklerini belirten Bozbey, şöyle konuştu: "Yüzde 100 hibeyle hayvanlar teslim edilecek. Bunu dönüşüme tabi tutacağız. 1,5 yıl sonra bir kısmını alacağız iki üreticiden aldıklarımızı birleştireceğiz bir aliye yine vereceğiz. Bir müddet sonra desteklediğimiz aile sayısı artmış olacak. Taleplere göre devamı gelebilir, kırsalda hayvancılığı, desteklerle geliştirtimeyi, üretimi artırmayı, kazançlarını yükseltmeyi planlıyoruz." Bozbey, özellikle dağ yöresine yönelik bu tür destekleri artırarak sürdürmek istediklerini ifade ederek, "Dağ yöresi bu şekilde destek gördü mü? Dağ yöresinin her yönüyle gerçekten Bursa’nın gıptayla bakılması gereken yerlerden olduğunu söylemek isterim. Buradaki insanlarımızın köyünde, ilçe merkezinde, toprağa sahip çıkmasını, toprağını üçüncü şahıslara satmadan gelir getirici düzeye dönüştürmesini istiyoruz ve yanlarındayız." dedi. Ekilebilir arazilerin tamamının üretime kazandırılmasını istediklerini dile getiren Bozbey, "Çiftçimiz kırsalda kazansın, refahı yükselsin diye çabalıyoruz. Gençlerimiz asgari ücretle çalışmasın kendi emeğinin karşılığını alarak üretim yapsın. Biz onların yanındayız yeter ki üretmek istesinler" diye konuştu.