SAĞLIK - 17 Mart 2026 Salı 11:31

Uzmanından uyarı: "Bayramda sadece tatlı değil, tuzlu ikramlara da dikkat edin"

A
A
A
Uzmanından uyarı: "Bayramda sadece tatlı değil, tuzlu ikramlara da dikkat edin"

Liv Hospital Ankara İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Başaran, bayramda tüketilecek gıdalara ilişkin, "Bayramda sadece tatlı değil, tuzlu ikramlara da dikkat edin. Özellikle diyabet hastaları, yüksek trigliserid veya kolesterolü olan bireyler ile kalp ve damar hastalarının tatlı tüketiminde daha dikkatli olmalıdır" dedi.


Ramazan Bayramı dolayısıyla tüketilecek gıdalar ilişkin açıklamalarda bulunan Liv Hospital Ankara İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Başaran; bayramda sadece tatlı değil, tuzlu gıdalara da dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Bayram ziyaretlerinde artan tatlı ve tuzlu ikramların sağlık açısından risk oluşturabileceğini belirten Başaran, özellikle diyabet ve kolesterolü olan hastaların bu gıdaları dikkatli bir şekilde kullanması gerektiğini sözlerine ekledi.



"Bayramda sadece tatlı değil, tuzlu ikramlara da dikkat edin"


Bayram ziyaretlerinde tatlı tercihinin küçük porsiyonlarla sınırlı olması gerektiğini belirten Başaran, "Bayramda sadece tatlı değil, tuzlu ikramlara da dikkat edin. Özellikle diyabet hastaları, yüksek trigliserid veya kolesterolü olan bireyler ile kalp ve damar hastalarının tatlı tüketiminde daha dikkatli olmalıdır. Tatlı tercihi küçük porsiyon ve süt bazlı hafif tatlılardan seçilmeli ve günde bir kez tüketilecek şekilde olmalıdır. Ayrıca tatlıların yürüyüş sonrasında tüketilmesi kan şekeri dengesi açısından daha sağlıklıdır. Zeytin, salamura ürünler, börekler ve işlenmiş gıdalar günlük tuz alımını hızla artırabilir. Hipertansiyon hastalarının tuzlu atıştırmalıkları sınırlaması, bol su tüketmesi ve gün içinde kısa yürüyüşler yapması önemlidir. Ramazan ayı boyunca değişen beslenme düzeninin ardından bayram sonrası eski alışkanlıklara hızlı dönüş, metabolizma üzerinde beklenmedik bir yük oluşturabiliyor. Özellikle diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları ve kolesterol yüksekliği gibi kronik rahatsızlıkları olan bireyler için bayram sofraları farkında olunmadan sağlık açısından riskli hale gelebiliyor" ifadelerini kullandı.



"Özellikle diyabet hastaları, tatlı tüketiminde daha dikkatli olmadır"


Bayram ziyaretlerinde sıkça duyulan ‘bir dilimden bir şey olmaz’ ifadesinin gün içinde fark edilmeden yüksek kalori ve şeker tüketimine yol açabileceğini vurgulayan Başaran, "Özellikle diyabet hastaları, yüksek trigliserid veya kolesterolü olan bireyler ile kalp ve damar hastaları tatlı tüketiminde daha dikkatli olmadır. Tatlı tercihi küçük porsiyon ve süt bazlı hafif tatlılardan seçilmeli ve günde bir kez tüketilecek şekilde olmalıdır. Ayrıca tatlıların yürüyüş sonrasında tüketilmesi, kan şekeri dengesi açısından daha sağlıklıdır. Zeytin, salamura ürünler, börekler ve işlenmiş gıdalar günlük tuz alımını hızla artırabilir. Hipertansiyon hastalarının tuzlu atıştırmalıkları sınırlaması, bol su tüketmesi ve gün içinde kısa yürüyüşler yapması önemlidir. Aşırı yemek kan basıncında artış, kalp hızında yükselme, hazımsızlık ve reflü gibi sorunlara yol açabiliyor. Bazı kişilerde ise göğüs ağrısı gibi şikayetler görülebiliyor. Bu yüzden özellikle diyabet, hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalığı bulunan bireylerin ve ileri yaştaki kişilerin küçük porsiyonlarla ve yavaş yemek yemeleri, yemek sonrası kısa yürüyüşler tercih edebilir" cümlelerine yer verdi.



"Yüksek kolesterolü bulunan kişiler için günde 20-30 dakikalık yürüyüşler oldukça faydalıdır"


Bayram ziyaretlerinin yalnızca yemekle sınırlı olmaması gerektiğinin altını çizen Başaran, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Bayram aynı zamanda hareket etmek için iyi bir fırsattır. Özellikle diyabet hastaları, insülin direnci olan bireyler ve yüksek kolesterolü bulunan kişiler için günde 20-30 dakikalık yürüyüşler kan şekeri ve metabolik denge açısından oldukça faydalıdır. Önemli olan dengeyi korumaktır. Bayram sofralarında ölçülü davranmak kan şekeri dengesini korur, tansiyon yükselmelerini önler, kalp damar sistemini destekler ve sindirim sistemini rahatlatır. Bayramın keyfi sofranın büyüklüğünde değil, paylaşılan anların değerindedir. Sağlığınızı koruyarak geçirilen bir bayram, gerçek bir bayramdır."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Hayvancılara kritik uyarı: Kuzu ve buzağı bakımında ilk saatler hayati önemde Samsun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, hayvancılık işletmelerinde verimliliğin artırılması, sürü sağlığının korunması ve yavru kayıplarının en aza indirilmesi amacıyla yetiştiricilere yönelik önemli uyarılarda bulundu. Yetkililer, kuzular ve buzağıların doğumdan itibaren uygun bakım, besleme ve sağlık uygulamalarıyla yetiştirilmesinin hem hayvan sağlığı hem de işletme verimliliği açısından belirleyici olduğunu vurguladı. Doğum sonrası ilk saatlerin kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekilerek, hayvanların ağız ve burunlarının temizlenmesi, göbek kordonunun uygun şekilde kesilip dezenfekte edilmesi ve sıcak, kuru ve cereyansız bir ortamda tutulmasının yaşamsal önem taşıdığı belirtildi. Yavrunun kısa sürede ayağa kalkarak annesini emmesi ve gerekli durumlarda desteklenmesi gerektiği aktarıldı. Doğum ağırlığı, doğum tipi, annenin yaşı ve beslenmesi, cinsiyet ve mevsim gibi faktörlerin hayatta kalma şansını etkilediği bildirildi. Ağız sütü (kolostrum) uygulamasının bağışıklık sistemini güçlendirmede vazgeçilmez olduğuna işaret edildi. Buzağı ve kuzuların doğum sonrası ilk 2 saat içinde ağız sütü almasının zorunlu olduğu, ilk 24 saatte canlı ağırlığının yaklaşık yüzde 10’u kadar verilmesi gerektiği kaydedildi. Fazla doğum yapmış sağlıklı annelerden kolostrum sağılarak uygun şekilde saklanabileceği ve gerektiğinde yavrulara vücut ısısında verilmesi gerektiği hatırlatıldı. Beslenme sürecinde ise buzağıların ve kuzuların ilk haftalarda anne sütü ile beslenmesi, sonraki haftalarda süt ikame yemleri veya başlangıç yemleri ile desteklenmesi önerildi. Temiz ve taze içme suyunun sürekli sağlanması, yem kaplarının ve barınak ortamının düzenli temizlenmesi gerektiği vurgulandı. Ayrıca, yavrular doğum ağırlığının en az 3–4 katına ulaşmadan sütten kesilmemeli. Barınak koşullarının temiz, kuru ve iyi havalandırılmış olması, altlıkların düzenli değiştirilmesi ve aşırı kalabalıktan kaçınılmasının hastalık riskini azalttığı ifade edildi. Sağlık kontrollerinde iştah, hareketlilik ve dışkı durumunun takip edilmesi, ishal, halsizlik, öksürük veya solunum güçlüğü gibi belirtilerde vakit kaybetmeden veteriner hekime başvurulması gerektiği bildirildi. Aşılama programlarının bölgesel riskler ve veteriner hekim önerilerine göre uygulanması gerektiği kaydedildi. Enterotoksemi, şap, koyun-keçi vebası (PPR), koyun çiçeği ve buzağılarda septisemi gibi hastalıklara karşı aşıların uygun yaşlarda yapılması gerektiği belirtildi. İç ve dış parazitlere karşı düzenli koruyucu uygulamaların önemine dikkat çekildi. Yetkililer, tüm bakım ve sağlık uygulamalarının düzenli kayıt altına alınmasının sürü yönetimi ve hastalıkların erken teşhisi açısından kritik olduğunu vurguladı. Ayrıca, buzağı ve kuzu gibi tüm yavruların doğumdan itibaren en geç sırasıyla 6 ve 12 aylık yaşa kadar kimliklendirilmesi gerektiği hatırlatıldı.
Sakarya 12 metrekarelik dükkandan dünyaya açılan kapı İstanbul’daki hayatını bırakarak 2,5 yıl önce Sakarya’nın Akyazı ilçesine yerleşen 30 yaşındaki sanatçı Gülfidan Soyuğur, 12 metrekarelik küçük atölyesinde dev eserlere imza atıyor. Bir zamanlar dokunmaya bile korktuğu metal malzemeyi estetik figürlere dönüştüren Soyuğur’un eserleri, Türkiye’nin yanı sıra Kıbrıs ve Almanya gibi ülkelerde sergileniyor. Hayallerinin peşinden koşmak isteyen heykel sanatçısı Gülfidan Soyuğur, 2,5 yıl önce doğup büyüdüğü şehri bırakıp Sakarya’nın Akyazı ilçesine taşındı. Burada 12 metrekarelik bir atölyede hayallerini gerçekleştiren Soyuğur, yaptığı metal heykeller ile dikkat çekiyor. Soyuğur’un yaptığı eserler, Türkiye’nin çeşitli illerinde satın alınıp sergileniyor. Buna ek olarak yurt dışında da sergilenen heykelleri olduğunu belirten Soyuğur, üniversitenin ilk dönemlerinde heykel sanatından korktuğunu ancak sonrasında korkularının üzerine giderek bu tür sanat eserleri ortaya çıkarttığını dile getirdi. "Korkularımın üzerine gitmek istediğim için metali seçtim" Üniversite yıllarında metalden çekindiğini ancak bu korkusunun üzerine gitmeye karar verdiğini belirten Gülfidan Soyuğur, "Üniversitede bize tüm bölümleri gösteriyorlar; metal, ahşap, mermer gibi. Metal benim ilk zamanlarda çok korktuğum ve asla yanından bile geçemediğim bir gruptu ama sonrasında korkularımın üzerine gitmek istediğim için metali seçtim. Metale şekil verip zorlukların üstesinden gelmek açıkçası ilgimi çekti. Metalin en güzel kısmı hataları her zaman kabul etmesi. İstediğiniz yerden kesip biçip tekrar devam edebiliyorsunuz. Mermerdeki gibi bütünden parçaya değil, parçadan bütüne gidiyoruz metal heykellerde" dedi. "İlk yaptığım heykelimden ödül almıştım" Sanat hayatındaki ilk başarısını hiç unutamadığını dile getiren Soyuğur, "İlk heykelimi yaptığımda o heykelden ödül almıştım. Ahşap bir heykeldi. Benim için çok kıymetliydi. İlk defa yaptığım bir heykel, ilk defa ödül aldım, ilk defa sergilendi ve ilk defa da satıldı. Tüm ilklerin bir arada olduğu bir durumdu. Ben bunun haberini sergiye giderken İstanbul’da İETT otobüsünde almıştım ve herkesin içinde hüngür hüngür ağlamıştım. Bu durum kendime ’yapabilirim, bu işi yapabiliyorsun’ düşüncelerinin mesajıydı" diye konuştu. "12 metrekare atölyede 3 metre heykel üretiyorum" Atölyesinin fiziksel imkanlarına rağmen büyük işler başardığını anlatan genç sanatçı, "Ben burada 12 metrekare atölyede 3 metre heykel üretiyorum. Atölyemin tavan yüksekliği 3 metre. En son ürettiğim heykel tavanım ile birebirdi. Alaçatı’da 3 metre boyutunda bir heykelim var. Tasarım kısmı ile üretim kısmı toplam 6 ay sürmüştü. 12 metrekare atölyemden çıkan heykellerin hepsi Türkiye’de hatta Kıbrıs’ta, Almanya’da sergileniyorlar ve birilerinin evindeler. Bu benim için çok gurur verici bir şey" şeklinde konuştu. "2 bin dolara yaptığım heykel de vardı, 12 bin dolara yaptığım heykel de vardı" Eserlerinin üretim süreci ve fiyatları hakkında bilgi veren Soyuğur, "Tasarımı yaptıktan sonra çizime geçiyorum, sonrasında VR gözlük ile üç boyutlu modelleme yaptıktan sonra atölyeye gelip oluşturmaya başlıyorum. Heykellerimin hepsi bir sanat eseri ve bir taneler. Seri üretilen ya da birer kopyası olan eserler değiller. Bu yüzden istediğiniz ürüne göre fiyatları değişiyor. 2 bin dolara yaptığım heykel de vardı, 12 bin dolara yaptığım heykel de vardı. Fiyat aralığı boyutuna, malzemesine göre değişiyor" ifadelerini kullandı. "Kadın ne isterse yapabilir. Sadece istemesi ve kendine inanması gerekiyor" Gelecek hedeflerinden, insanların tepkilerinden ve kadınların hayallerinin peşinden gitmesini istediğini belirten Soyuğur, "İnsanlar ilk gördüklerinde ne olduğunu anlayamıyorlar. Bir kadının kaynak yapması, metale o formu vermesi insanların hoşuna gidiyor. Hayallerimden birisi, kamyonun arkasını atölyeye çevirip sanat ile iç içe olamayan köy çocuklarını sanat ile buluşturup onlarla etkinlikler yapmak. İki buçuk sene önce hiç bilmediğim bir yere geldim. Tek istediğim atölye kurmak ve hayallerimi gerçekleştirmekti. Bunu burada başardım. Kadın ne isterse yapabilir. Sadece istemesi ve kendine inanması gerekiyor" dedi.
Erzurum Kızılay Kadın’dan anlamlı iftar: Yetimler unutulmadı Erzurum Kızılay Kadın Kolları tarafından düzenlenen Anne Eli İftar Buluşmaları programında, yetim çocuklar ve aileleri bir araya geldi. Ramazan ayının birlik ve paylaşma ruhunu yansıtan programda çocuklar için yüz boyama etkinliği düzenlenirken, bayram öncesi çeşitli hediyeler de takdim edildi. Sıcak ve samimi bir atmosferde gerçekleşen program, hem çocukların yüzünü güldürdü hem de gönüllere dokundu. "Yetimler bizim emanetimizdir" Programda konuşan Kızılay Kadın Kolları Başkanı Esra Kaplan, yetim çocuklara sahip çıkmanın toplumsal bir sorumluluk olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: "Bugün burada sadece bir iftar sofrasını paylaşmadık; aynı zamanda sevgimizi, şefkatimizi ve dayanışmamızı paylaştık. Yetimlerimiz bizlere emanettir. Onların yüzündeki bir tebessüm, bizim için en büyük mutluluktur. Kızılay Kadın Kolları olarak her zaman onların yanında olmaya devam edeceğiz." "Dayanışma kültürümüzün en güzel örneği" Türk Kızılay Erzurum Şube Başkanı Hüseyin Bekmez ise konuşmasında Ramazan ayının manevi atmosferine vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı: "Ramazan ayı, paylaşmanın ve yardımlaşmanın en yoğun yaşandığı zaman dilimidir. Bugün burada kurulan bu gönül sofrası, milletimizin köklü dayanışma kültürünün en güzel örneklerinden biridir. Çocuklarımızın mutluluğu her şeyden kıymetlidir. Türk Kızılay olarak her zaman ihtiyaç sahiplerinin yanında olmaya devam edeceğiz." Program, çocukların neşeli anları ve hatıra fotoğrafları ile sona erdi.
Niğde Sağlıklı Hayat Merkezlerinde ücretsiz fizyoterapi desteği Niğde Sağlıklı Hayat Merkezleri, her yaştan vatandaşa ücretsiz fiziksel aktivite danışmanlığı hizmeti sunmaya devam ediyor. Niğde Sağlıklı Hayat Merkezleri bünyesinde yürütülen hizmet kapsamında, bireylerin ihtiyaçlarına uygun egzersiz programları hazırlanarak sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırılıyor. Merkezde sunulan fizyoterapi danışmanlığı hizmeti yalnızca sağlıklı bireylerle sınırlı kalmıyor. Klinik rahatsızlığı bulunan kişiler, fazla kilosu olan bireyler, engelli vatandaşlar ve günlük yaşam kalitesini artırmak isteyenler bu hizmetten faydalanabiliyor. Uzmanlarca hazırlanan kişiye özel programlarla bireylerin hem fiziksel hem de genel sağlık durumlarının iyileştirilmesi hedefleniyor. Sağlıklı Hayat Merkezlerinde görev yapan Fizyoterapist Ahmet Furkan Arık, verilen hizmetlerin kapsamına ilişkin yaptığı açıklamada, "Fiziksel aktivite danışmanlığı kapsamında bireylerin yaşına ve sağlık durumuna göre egzersiz planları oluşturulurken, düzenli takiplerle sürecin etkinliğini arttırıyoruz. Ayrıca engelli bireylere yönelik özel çalışmalar da yürütüyoruz. Bu kapsamda hem engelli vatandaşlara hem de yakınlarına yönelik bilgilendirme ve eğitimler verilerek, yeni teknolojilerin ve yardımcı uygulamaların doğru kullanımı konusunda da destek sağlıyoruz. Bu hizmetten herkes faydalanabiliyor. Klinik rahatsızlığı olan kişiler, fazla kilolu bireyler ve engelli vatandaşlar başta olmak üzere geniş bir kitleye hitap ediyoruz. Ayrıca engelli bireylerin yakınlarına yeni teknolojileri tanıtarak eğitimler veriyoruz" dedi.