ASAYİŞ - 13 Şubat 2026 Cuma 12:03

13 yıl sonra açılan istismar davasında adli tıp raporu tartışması

A
A
A
13 yıl sonra açılan istismar davasında adli tıp raporu tartışması

Antalya’da 13 yaşındayken tiyatro eğitimi aldığı sırada tiyatro yönetmeninin cinsel istismarına uğradığını iddia eden genç kadının davasında, Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’nun değerlendirme raporu duruşmada gündeme geldi. Mahkeme heyeti, dosyaya ulaştığı bildirilen raporun mahkeme heyetine henüz fiilen ulaşmadığını bildirerek, duruşmayı bir sonraki tarihe erteledi.


Antalya’da bir sivil toplum kuruluşunun tiyatro grubunda eğitim aldığı dönemde 13 yaşındayken tiyatro yönetmeni Ü.Z.A. (51) tarafından sistematik olarak cinsel istismara uğradığını iddia eden Y.E.’nin (27) açtığı davanın duruşması, Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sanık Ü.Z.A., "çocuğun nitelikli cinsel istismarı" ile "cebir, tehdit veya hile ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçlamalarıyla yargılanıyor. Duruşmaya sanık Ü.Z.A., sanık avukatı ve sanık yakınları katıldı.


Sanık avukatından Üst Kurul raporuna savunma


Sanık avukatı, bir önceki celsede Adli Tıp Kurumu’ndan gelen rapora yönelik itirazlar doğrultusunda dosyanın Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’na gönderildiğini hatırlatarak, Üst Kurul tarafından hazırlanan değerlendirme raporuna ilişkin savunma yaptı. Mağdurun İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördüğünü belirten sanık avukatı, mağdurun ceza hukuku derslerinden etkilenerek ifade verdiğini ve bu durumun adli tıp değerlendirmesini etkilediğini savundu.



Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu raporu dosyaya ulaştı


Mahkemenin önceki celsede Adli Tıp Kurumu’ndan gelen rapora yönelik itirazlar üzerine dosyanın Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’na gönderilmesine karar vermesinin ardından hazırlanan değerlendirme raporu, mahkeme dosyasına ulaştı. Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu tarafından hazırlanan mütalaada, dosya kapsamındaki adli ve tıbbi belgeler ile taraf beyanlarının birlikte incelendiği belirtildi. Raporda, mağdurun ruh sağlığına ilişkin yapılan değerlendirmede travma sonrası stres bozukluğu bulgularının mevcut olduğu kaydedildi. Üst Kurul mütalaasında ayrıca, mağdurun ruhsal etkilenmesinin iddia edilen eylemlerle uyumlu olduğu yönünde tıbbi kanaat bildirildi.



"Rapor fiilen ulaşmadı"


Mahkeme heyeti ise Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’nca hazırlandığı bildirilen raporun dosyaya ulaştığını, ancak heyete henüz fiilen ulaşmadığını belirtti. Eksik evrakın tamamlanması amacıyla duruşma ileri bir tarihe ertelendi.


Mağdur avukatından adli tıp mütalaası vurgusu


Mağdur Y.E.’nin avukatı Yağmur Burçin Sayın, duruşma sonrası yaptığı açıklamada Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’nun mütalaasına işaret ederek şu ifadeleri kullandı: "Adli Tıp Kurumu tarafından adli tıp mütalaası olarak dosyaya gönderilen rapor, sanık müdafiinin bir önceki celsede ileri sürdüğü itirazları değerlendirmiştir. Dosya kapsamında bugüne kadar gelen ve tarafımızca sunulan Akdeniz Üniversitesi’nden alınan rapor, psikiyatrist tarafından hazırlanan rapor, sosyal çalışma uzmanı görüşü ve Adli Tıp’tan gelen raporlar birlikte incelenmiştir. Üst Kurul’un oy birliğiyle aldığı kararda, 18 üyenin; profesör, doçent, öğretim üyesi ve doktorlardan oluşan kurulun, müvekkilin 2011-2012 yıllarında yaşadığı iddia edilen eylemler nedeniyle ruh sağlığını bozacak derecede psikiyatrik etkilenme yaşadığı yönünde kanaat bildirdiği görülmektedir. Dava kapsamında daha ne kadar ve nereden rapor alınabileceği tartışmalıdır. Raporda yer alan tüm irdelemeler, olayın kapsamını ve müvekkilin yaşadığı süreci ortaya koymaktadır. 2011 yılında çocukluğunu yaşayamamış bir genç kızın başına gelenleri tüm açıklığıyla ifade ettik. Eylem ortada, suç ortada. Sanık her celsede tanınan bir yazar olduğunu ifade etmektedir. Dosyada sanığın kaçma şüphesinin tanınmışlığı nedeniyle yüksek olduğu kanaatindeyiz. Tutuklanması gerektiğini düşünüyoruz. Başkaca bir ispata gerek kalmadığından sanığın cezalandırılmasını ve iddia makamının bir sonraki celsede mütalaasını sunmasını talep etmekteyiz."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Türk firma, düşman İHA’larını avlayacak "avcı dron" geliştirdi Türk FPV dron şirketi, düşman İHA ve dronlarını havada imha edecek "avcı dron" geliştirdi. Avcı dronun yalnızca elde değil, farklı platformlardan da kullanılabileceğini belirten Mehmet Öztekin, "Bu sistem kara araçlarından, deniz platformlarından, hatta küçük bir bot üzerinden bile rahatlıkla kullanılabilir. Aynı zamanda hava platformlarından bırakılabilecek şekilde de tasarlıyoruz" dedi. Modern savaşın doğasını kökten değiştiren insansız sistemler, yeni nesil "avcı" (interceptor) dronlarla farklı bir boyuta taşınıyor. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte düşük maliyetli, yüksek hızlı ve hedefe kilitlenebilen sistemlerin sahadaki etkisi artarken, Türk savunma sanayisi bu alanda da iddiasını ortaya koyuyor. Türkiye’nin ilk önleme (interceptor) dronu Skydagger tarafından geliştirildi. Hava tehditlerine karşı anlık reaksiyon göstererek imha edebilen avcı dron operasyonel kabiliyeti de artıracak. Avcı dron insansız hava araçlarını, kamikaze dronları veya mini/mikro dron sürülerini tespit edip, havada imha etmek için tasarlandı. Avcı dron, mühimmatlı olarak 10 dakika maksimum uçuş süresi ve saatte 320 km/s ulaşabilen yüksek sürati sayesinde hava tehditlerine karşı anlık reaksiyon gösterebiliyor. Bünyesinde çift kamera bulunduran avcı dron, 500 gramlık harp başlığıyla hedefe doğrudan çarparak yüksek imha gücü sağlıyor. "320 kilometre hıza ulaşan avcı dron geliştirdik" Skydagger Genel Müdürü Mehmet Öztekin, geliştirdikleri yeni nesil interceptor dron sistemine ilişkin detayları paylaştı. Öztekin, sistemin yüksek hız ve etkin hedef imha kabiliyetiyle öne çıktığını belirterek, "Sektörde benzer platformlar var ancak biz daha yüksek hız, daha fazla menzil ve daha büyük harp başlığına odaklandık. Düz uçuşta 320 kilometre hıza ulaşabiliyoruz. Hedefe dalış anında bu hız 350-360 kilometre seviyelerine çıkıyor" dedi. Dünyada benzer ölçekte yaklaşık 30-35 farklı platform bulunduğunu ifade eden Öztekin, geliştirdikleri sistemin özellikle performans değerleriyle ayrıştığını vurguladı. "Tüfek gibi elde ateşlenebilecek" Sistemin en dikkat çeken özelliklerinden birinin kullanım kolaylığı olduğunu belirten Öztekin, platformun elde taşınarak ateşlenebileceğini söyledi. Öztekin, "Bu sistemi adeta bir tüfek gibi düşünün. Personel, hedefi gördüğü anda yönlendirerek ateşleyebilecek. Kalkışı manuel olarak hedef doğrultusunda yapılıyor. Bu da sahada büyük esneklik sağlıyor" diye konuştu. Sistemin iki farklı çalışma prensibine sahip olduğunu belirten Öztekin, bu kabiliyetlerin sahadaki etkinliği artırdığını dile getirdi. "Hedefe kilitlenip otonom imha yapıyor" İlk kullanım senaryosunda operatörün görsel temasla hedefe kilitlenme sağladığını ifade eden Öztekin, şunları söyledi: "Yakın mesafede gördüğünüz hedeflerde hem gündüz hem termal kamerayla görüntü kilitleme yapıyorsunuz. Kilit atıldıktan sonra sistem tamamen otonom şekilde hedefe yöneliyor ve imha görevini gerçekleştiriyor. Kalkıştan itibaren süreci kendisi yönetebiliyor." "Radar destekli yönlendirme ile hedefe ulaşıyor" İkinci senaryoda ise sistemin radar verileriyle yönlendirildiğini belirten Öztekin, şu bilgileri verdi: "Radar, hava tehdidini algılıyor ve enlem, boylam, yükseklik bilgilerini yer istasyonuna aktarıyor. Bu veriler pilotun önüne düşüyor. Sistem, yönlendirici imleçlerle operatörü hedef bölgesine götürüyor. Görsel temas sağlandıktan sonra yine kilitleme yapılarak hedef etkisiz hale getiriliyor." "500 gramlık harp başlığıyla etkili imha gücü" Sistemin harp başlığına ilişkin de bilgi veren Öztekin, toplamda yaklaşık 500 gramlık bir mühimmat yapısına sahip olduğunu belirtti. Öztekin, "Bunun yaklaşık 100 gramı patlayıcı, 280 gramı ise bilya şeklinde tahrip unsurlarından oluşuyor. Bu yapı sayesinde hedef üzerinde yüksek etki oluşturabiliyoruz" dedi. "Her platformdan kullanılabilecek şekilde tasarlandı" Yeni nesil interceptor dronun yalnızca elde değil, farklı platformlardan da kullanılabileceğini belirten Öztekin, sistemin çok yönlü kullanımına dikkat çekti. Öztekin, "Bu sistem kara araçlarından, deniz platformlarından, hatta küçük bir bot üzerinden bile rahatlıkla kullanılabilir. Aynı zamanda hava platformlarından bırakılabilecek şekilde de tasarlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Seri üretim hedefi yüz binler" Üretim süreçlerinde yüksek adetli imalata odaklandıklarını belirten Öztekin, enjeksiyon ve 3D üretim tekniklerini birlikte kullandıklarını söyledi. Öztekin, "Dünyada bu tür sistemler genelde 3D printer ile üretiliyor. Ancak biz seri üretim hedeflediğimiz için enjeksiyon yöntemine geçiyoruz. Tasarımlarımızı buna uygun hale getiriyoruz. Amacımız yüz binler seviyesinde üretim yapmak" diye konuştu.