GÜNDEM - 27 Ocak 2026 Salı 13:17

Kocagöz: "Yaptığımız işler yüzümüzü karartmadı"

A
A
A
Kocagöz: "Yaptığımız işler yüzümüzü karartmadı"

Kepez Belediyesi’nin Afet İşleri ve Risk Yönetimi Toplantısı Başkan Mesut Kocagöz’ün başkanlığında gerçekleştirildi. Kepez’in 68 mahallesinin ele alındığı toplantıda, Başkan Kocagöz personeline teşekkür ederek, "7/24 özveriyle çalıştınız, ekip ruhunu sahaya yansıttınız. Çok çalıştınız, uykusuz kaldınız ama şükürler olsun yaptığımız işler yüzümüzü karartmadı" dedi.


Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, Afet Koordinasyon Merkezi ile toplantı yaptı. Belediye Sağlık Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıda, Antalya’da sarı kod uyarısıyla birlikte son 5 günde yaşanan sağanak yağışlara karşı Kepez’de alınan tedbirler ve bundan sonraki önlemler değerlendirildi. Toplantıda sahadaki çalışmalar tek tek anlatıldı, vatandaşlardan gelen taleplerin çözüm süreçlerine değinildi.


Başkan Kocagöz, 7/24 hizmet anlayışıyla sahada görev alan belediye personeline teşekkür ederek, "Gerçekten hepiniz özveriyle çalıştınız. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Ekip ruhunu sahaya yansıttınız. Çok çalıştınız, uykusuz kaldınız ama şükürler olsun yaptığımız işler yüzümüzü karartmadı" sözleriyle ekiplerin gayretine dikkat çekti.



Talepler hızla çözüldü


Afet Koordinasyon Merkezi üzerinden gelen taleplerin bu süreçte hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulduğunu da belirten Başkan Kocagöz, Kepez’de sel ve su baskınlarının önlenmesine yönelik yapılan çalışmaların önemine de vurgu yaptı. Başkan Kocagöz, "Bu yola çıkarken dedik ki; artık Kepez’de sel ve su baskını olmayacak. Sizlerin gayreti beni ziyadesiyle mutlu etti. Eksik kalan noktaları Büyükşehir Belediyesi ve ASAT’ın desteğiyle hep beraber çözelim" dedi.


Başkan Kocagöz, afetlere karşı toplumun bilinçlenmesinin önemine dikkat çekerek, "Muhtarlarımızı ve vatandaşlarımızı bu konuda bilinçlendirmeliyiz. Vatandaşlarımızın yalnız olmadığını, ne kadar zor durumda olsalar da her zaman yanlarında olduğumuzu onlara hissettirmeliyiz. Son 3-4 günlük çalışmalarımızla bunu başardığımızı düşünüyorum. Hepinizin emeğine ve yüreğine sağlık" diye konuştu.


Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, Kepez’in 12 Şubat 2024’te yağan yağış oranını Aralık ayında da aldığını belirterek, "Aralık ayında olduğu gibi, son 5 gündeki yağışlarda da ilçede sel baskınları yaşanmadı. Ekiplerimiz, muhtemel risklere karşı sahadaki çalışmalarını koordineli bir şekilde sürdürüyor. İlçedeki altyapının güvenliğini sağlamak ve vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamaması için ekiplerimiz 7/24 ilçe sakinlerimizin hizmetinde olacak" dedi.



Drenaj kanalları açıldı


Kepez Belediyesi, 2024 yılında yaşanan sel ve su baskınlarının tekrarlanmaması için ilçede kapsamlı çalışmalar yürütüyor. 12 Şubat 2024’te yaşanan sel felaketinin ardından Kepez Belediyesi yağmur suyu drenaj kanalları, mazgal ve su tahliye hatlarının temizliği ve güçlendirilmesine ağırlık verdi. Yoğun yağışlarda taşkın riskini azaltmak için altyapı çalışmaları hız kazandı. Mazgal temizleme çalışmaları, kapasitesi yetersiz kalan drenaj hatlarının beton bokslar ile değiştirilmesi, Ayderesi, Şelale, Varsak Demirel ve Tek Sarnıç Parkı’nda yapılan büyük drenaj sistemleri ve dere yataklarındaki ıslah çalışmaları sayesinde Kepez bu süreci sorunsuz atlattı.



Kocagöz: "Yaptığımız işler yüzümüzü karartmadı"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Yüzyılın soykırımı ilk kez kayda geçirildi İsrail’in Gazze’ye yönelik 2 yıl süren soykırımı, "Gazze: Bir Soykırımın Anatomisi" adıyla dünyada ilk kez bir Türk gazeteci tarafından belgelenerek kitaplaştı. Soykırım vakalarını gün gün belgeleyen kitap, vahşeti mümkün kılan tarihi, ideolojik ve politik dinamikleri de ele alarak, soykırımın anatomisini ortaya koyuyor. İsrail’in 7 Ekim 2023’ten başlayarak 2 yıl süren Gazze’ye yönelik soykırımı, vaka bazlı olarak dünyada ilk kez bir Türk gazeteci tarafından belgelenerek kayıt altına alındı. Daha önce kısmi ya da son derece sınırlı çalışmalar yapılmış olsa da gazeteci Orhan Turan, 2 yıl süren çalışmasıyla tüm süreci kesintisiz biçimde vaka bazlı olarak ele aldı. Kitap, Gazze’de yaşanan vahşeti yalnızca gün gün kayıt altına almakla kalmayıp; aynı zamanda bu yıkımı mümkün kılan teolojik, tarihi, kültürel ve politik dinamiklerin de izini sürüyor. Dört bölümden oluşan kitapta, Kenan diyarlarından Roma’ya, İslam fethinden Osmanlı hâkimiyetindeki uzun huzur dönemine kadar tarihi süreç ele alınırken, İngiliz Manda yönetiminden 1948’de İsrail’in ilanı ve günümüze kadar gelen işgal sürecinin arka planına ışık tutuluyor. 7 Ekim 2023-10 Ekim 2025 arasında süren iki yıllık soykırım süreci ise Birleşmiş Milletler raporları, Gazze’deki resmi kurumlar, uluslararası ajanslar ve birincil kaynaklar üzerinden vaka bazlı olarak belgelendi. Son bölümde ise vahşeti besleyen ideolojik, siyasi, ekonomik ve diplomatik mekanizmalar tüm açıklığıyla ortaya kondu. Soykırımın korkunç tablosu Kitapta, 28 Ekim 2023’te Netanyahu’nun orduya verdiği Tevrat kaynaklı "Amalek’i yok et" emrinin sahada nasıl bir etnik temizliğe dönüştüğü ve "Amalek" emri doğrultusunda 2 bin 483 ailenin soy bazlı olarak nasıl yok edildiği anlatıldı. Bu teolojik nefretin sonucu olarak Gazze’de 7 Ekim 2023’ten 10 Ekim 2025’e kadar süren sistematik imha süreci, insanlık tarihinin en karanlık bilançosunu geride bıraktı. El-Ehli Baptist Katliamı, Aziz Porphyrios Kilisesi Katliamı, Cibaliye Katliamı, El-Fahura Katliamı, El-Mağazi Katliamı, Şifa Hastanesi Katliamı, Han Yunus Katliamı, Deir el-Belah, Burayc Okul Katliamı, Nabulsi Kavşağı Katliamı, Refah Katliamı, World Central Kitchen Katliamı, Nusayrat Katliamı gibi vaka bazlı katliamlarla binlerce sivil hedef alındı. 67 bin 211 teyitli şehit, enkaz altındakilerle birlikte 100 binin üzerinde kayıp ve 169.961 yaralı. 20 binden fazla çocuk katledilirken, 1.000 bebek henüz bir yaşına basmadan bu vahşetin kurbanı oldu. 1.722 sağlık çalışanı ve 433 gazeteci hakikati savunurken hedef alınarak öldürüldü. Gazze’deki konutların yüzde 92’si yerle bir edilerek 1,4 milyon insan evsiz bırakıldı. Açlık bir silah olarak kullanıldı. 44 bin çocuk yetim, 19 bin kadın dul kalarak parçalanmış bir toplumun ağır yükünü omuzladı. Bu süreçte yaşanan katliam ve tehcir sonucu 2.4 milyon olan Gazze nüfusu 254 bin kişi azalarak yüzde 10.6 oranında azaldı. Bu rakamlar sadece birer sayı değil; İsrail’in ABD desteğiyle yürüttüğü topyekûn bir halkı yok etme projesinin kanlı dökümü oldu. Soykırımın kodu: Genaraler planı Eser, İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi eski Başkanı Giora Eiland tarafından hazırlanan ve Ekim 2024’te Netanyahu hükümetince devreye alınan "Generaller Planı"nı tüm detaylarıyla ortaya koydu. Planın, Gazze’nin kuzeyinde kalan sivilleri insani yardımdan mahrum bırakarak teslim olmaya zorlamayı, bölgeyi tamamen insansızlaştırmayı ve açlığı bir "imha aracı" olarak kullanmayı hedeflediğini belgeledi. Planın "Yardımdan mahrum bırakma" kısmını CIA planlarken, imha kısmını ise ABD’nin Irak’a yönelik işgali sırasında direnişin kalesi olan Felluce kentinin tamamını imha etme emri veren ABD’li Korgeneral James Glynn yönetti. Kitap, ABD’li Korgeneral James Glynn’in (Felluce Kasabı) 26 Ekim 2023’te "danışman" sıfatıyla gönderildiği İsrail’de Irak’ta uyguladığı "şehri tamamen kuşatıp yaşam kaynaklarını kesme" taktiğini Gazze’deki kara operasyonlarına nasıl entegre ettiği vaka bazlı olarak anlatıyor. CIA, ölüm tuzaklarını nasıl kurdu İsrail, 28 Ekim 2024 tarihinde çıkardığı bir yasayla Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nı (UNRWA) resmen "terör örgütü" ilan etti ve kuruluşun Doğu Kudüs, Batı Şeria ile Gazze’deki faaliyetlerini yasakladı. Bu planlanmış bir adımdı. Zira CIA’nın planlamasıyla sözde yardım için kurulan Gaza Humanitarian Foundation (GHF) adlı sözde yardım yapılanmasıyla Filistinlilere yönelik ölüm tuzakları oluşturuldu. Eski CIA istasyon şefi Philip Reilly tarafından oluşturulan ağ, yardım dağıtım noktalarını istihbarat ve infaz alanına çevrilmesinde büyük rol oynadı. 29 Şubat 2024’te Nablusi Kavşağı’nda yaşanan ve "Un Katliamı" olarak tarihe geçen olayda 118 kişinin öldürülmesi, yardım bekleyen halkın biyometrik verilerle takip edilip hedef alınmasının en kanlı örneği olarak kayda geçti. Bu sistematik yıkımın temelinde, rastgele bir şiddet değil, tahrif edilmiş kutsal metinlerden beslenen teolojik nefret yatıyor. Kitap, Başbakan Netanyahu’nun, soykırımın ideolojik kodlarını daha ilk günden askerlerine vererek Tevrat’taki "Amalek’i yok edin" emrine atıfta bulunmasını inceliyor. Bu emir, sadece erkekleri değil, "kadınları da, bebekleri de, emziktekileri de" dahil olmak üzere düşmanın topyekûn imha edilmesini öngören mutlak bir intikam zihniyetini sembolize ediyor. Bu topyekûn imha, şüphesiz küresel bir suç ortaklığıyla mümkün olabilirdi. Kitap, vahşetin küresel hamisi olan Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) rolüne ışık tutuyor. ABD, İsrail’e milyarlarca dolarlık askeri yardım (38 milyar dolarlık fon ve 26 milyar dolarlık ek paket) sağlamakla kalmadı, aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nde altı kez veto kullanarak uluslararası yaptırımları tamamen engelledi.