SAĞLIK - 07 Temmuz 2025 Pazartesi 13:27

"Mercy ölmesin" demişti, umuda yolculuk Antalya’da can buldu

A
A
A

Doğuştan gelen biliyer atrezi (safra kanalı yokluğu) nedeniyle karaciğer yetmezliği yaşayan Nijeryalı minik Mercy, annesinden alınan karaciğerle Antalya’da yaşama tutundu. Nakil öncesi sosyal medyada yaptığı paylaşımlarda "Yardım edin" çağrısında bulunan anne Enoma Michelle Isoken, başarılı geçen nakil sonrası "Türkiye’ye geldiğimde ortamı görünce ‘Evet, burada bunu yapabilirler’ dedim. Mercy için gerçek şans burada doğdu" şeklinde konuşurken, ameliyatı gerçekleştiren Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, "Türkiye dışında başka merkezlerle de görüşmüşler, ancak son kararı Türkiye’de ameliyat olmaktan yana vermişler. Bu da bizim için onur verici" ifadelerini kullandı.

Nijerya’nın Edo eyaletine bağlı Ubiaja kentinde dünyaya gelen 2 yaş 9 aylık Mercy Adesuwe Etemini, doğuştan gelen biliyer atrezi (safra kanalı yokluğu) hastalığı nedeniyle erken yaşta ciddi sağlık sorunları yaşamaya başladı. Gözlerinde sararma, ciltte kaşıntı, yürüyememe gibi belirtilerle başlayan süreçte, uzun süre teşhis konulamadı. Mercy, 2024 yılı başında artık ayakta duramaz hale geldi.

"Mercy ölmesin" diyerek yardım çağrısı yaptı

Mercy’nin annesi Enoma Michelle Isoken, Temmuz 2024’te sosyal medyada yayınladığı videoda gözyaşlarıyla yardım çağrısı yaptı. "Bebeğim acı çekiyor. Sadece yaşasın istiyorum" diyerek destek isteyen anne, sürecin başında bağış toplamakta zorlandıklarını söyledi. İlk etapta Nijeryalı bir bağışçı ve Rusya merkezli bir yardım kuruluşunun desteğiyle Medical Park Antalya Hastanesi’ne yönlendirilen aile, gerekli tutarın tamamlanmasının ardından Türkiye’ye geldi. Mercy’ye, Medical Park Antalya Hastanesi Organ Nakli Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ve ekibi tarafından 15 Mayıs’ta annesinden alınan karaciğer parçası nakledildi.

"Türkiye’ye geldiğimde içim rahatladı"

Minik Mercy’nin annesi Enoma Michelle Isoken, kızının hastalık süreci ve Türkiye’ye gelişleriyle ilgili duygularını anlattı. Mercy’nin 2022 yılında sarılık şikâyetiyle tedavi görmeye başladığını, ancak uzun süre gerçek tanının konulamadığını aktaran Isoken, "Gözleri hep sarıydı, yürüyemiyor, ayakta duramıyordu. Hep iyileşecek diye bekledik ama durum gittikçe ağırlaştı. Sonunda karaciğer nakli gerektiğini öğrendik" dedi.

Nakil gerektiğini öğrenmesinin ardından sosyal medya hesabı açarak, kızının durumunu paylaşmaya başlayan anne Enoma Michelle Isoken, bağış sürecinin zorluklarına değindi. Isoken, "İnternetten yardım istemeye önce utanıyordum. Ağlayarak video çektim, paylaşmak kolay olmadı ama tek çarem oydu. Sonra bir hayırsever ve Rusya’daki bir dernek yardım etti" ifadelerini kullandı.

Türkiye’ye geliş anını anlatan Isoken, "Burası bize bir umut oldu. Geldiğimde doktorları ve ortamı görünce içim rahatladı. Dedim ki ‘evet, burada bunu yapabilirler’. Mercy için gerçek şans burada doğdu. Kızım gülüyorsa, ben de gülüyorum. Artık hep birlikte gülüyoruz" diye konuştu.

Karaciğer nakli başarıyla gerçekleştirildi

Mercy’nin ileri evrede, siroz tablosuyla kendilerine başvurduğunu dile getiren Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, "Doğuştan safra kanalı yokluğu olan Mercy, daha önce yapılması gereken ilk müdahaleyi geçirmiş. Genel durumu düşkün haldeydi. Hızlıca hazırlık yaparak nakli gerçekleştirdik" dedi.

"Afrika’dan gelen ilk bebek hastamız oldu"

Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, süreci şöyle anlattı: "Mercy doğuştan safra kanalı yokluğu (biliyer atrezi) hastalığı nedeniyle karaciğer yetmezliğine girmişti. Maalesef erken dönemde yapılması gereken ameliyatı olamamıştı. Bize başvurduğunda karaciğer sirozu gelişmişti ve genel durumu kötüydü. Annesi donör adayıydı, yapılan testler olumlu çıktı ve 15 Mayıs’ta nakli gerçekleştirdik."

Ameliyat sonrası takibe alınan Mercy’nin yaklaşık bir buçuk ay boyunca Antalya’da kaldığını belirten Aliosmanoğlu, "Takiplerimiz olumlu ilerledi, sağlık durumu düzeldi. Şimdi memleketine dönüyor. Mercy, Afrika’dan gelen ilk bebek hastamız oldu. Bu hem hasta hem merkezimiz adına önemli bir başlangıç. Türkiye dışında başka merkezlerle de görüşmüşler, ancak son kararı Türkiye’de ameliyat olmaktan yana kullanmışlar. Bu da bizim için onur verici" dedi.

Prof. Dr. Aliosmanoğlu, bu tür nakillerde hastaların sadece tıbbi değil, sosyal açıdan da desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, "Mercy artık büyüme sürecinde. Enfeksiyonlardan korunmalı, ilaçları düzenli alınmalı, sağlıklı beslenmeli. Ama aynı zamanda okul çağı geldiğinde okula gitmeli, arkadaşlarıyla oyun oynamalı. Sosyal hayattan koparmıyoruz. Tüm nakil hastalarımızla ömür boyu iletişim halindeyiz. Gerekli testleri kendi ülkelerinde yaptırıp bize ulaştırıyorlar, biz de uzaktan tedavi planlaması yapıyoruz. Gerekirse tekrar Türkiye’ye davet ediyoruz" şeklinde konuştu.

Organ bağışı konusunda da bölgesel farkındalığın arttığını belirten Aliosmanoğlu, şöyle devam etti: "Antalya Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla yoğun bakım kapasitesi yükseldi. Bu da kadavra bağışı sayısını artırdı. Bu artışın devamını diliyoruz. Bekleme listelerinde hem karaciğer nakli için hem böbrek nakli için bekleyen çok fazla hasta var. Bunların hepsi maalesef canlı donör bulamıyor. Bazen getiriyorlar, o da uygun çıkmıyor. 7-8-10 tane donör getirip de canlı donör uygun çıkmayan hastalar var ve bu hastaların tek şansı maalesef kadavra. Umarım bu hastalara da kadavra sayısını arttırarak, bir an önce normal hayatlara dönmelerini sağlayabiliriz."

Begüm Aksoy

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Samsun’da Gülden Coni davası için ‘caydırıcı ceza’ çağrısı Edirne’de geçen yıl 15 yaşındaki Gülden Coni’nin 30 bıçak darbesiyle öldürüldüğü cinayete ilişkin Samsun’da düzenlenen basın açıklamasında. sanık ve aile üyeleri için ‘caydırıcı ceza’ çağrısı yapıldı. Edirne’de 15 yaşındaki Gülden Coni. 5 Nisan 2025 tarihinde yaşıtı olan E.A tarafından 30 bıçak darbesiyle öldürülmüştü. Samsun’da düzenlenen basın açıklamasında katile verilen 19 yıl hapis cezası ve katilin ailesinin tutuksuz yargılanması protesto edildi. ’Adalet isteyen gençler’ olarak kendilerini tanıtan grup adına basın açıklamasını okuyan Ecrin Taştekin, "Şu an burada bu açıklamayı yaptığımız Samsun’da, bu katil cezaevinde yatmaktadır. Ancak verilen 19 yıllık cezanın yatarı sadece 5 yıldırç 30 bıçak darbesinin karşılığı. bir çocuğun hayatının bedeli Samsun’un bu havasını sadece 5 yıl solumak mı olmalı? Daha da acısı kanlı kıyafetleri yıkayan anne ve teyze ile bıçağı saklayan baba, bir yıldır elini kolunu sallayarak dışarıda gezmektedir. Katil Samsun’da cezaevinde misafir edilirken, suç ortakları dışarıda nefes almaya devam etmektedir. Bu, toplumun adalet duygusuna indirilmiş en büyük darbedir. İddianamesi bir yıl sonra hazırlanan bu aile üyelerinin serbestçe gezmesine artık tahammülümüz kalmadı. 17 Haziran’daki mahkeme, adaletin ya yerini bulacağı ya da tamamen susacağı gündür. Buradan Samsun’dan ve tüm Türkiye’den haykırıyoruz: Tüm aile cezalandırılmalıdır. Katilin kanlı elbiselerini yıkayan anne ve teyze, bıçağı yok eden baba ‘suçluyu kayırma’dan değil, cinayete iştirakten yargılanmalı ve tutuklanmalıdır. 15 yaşındaki bir çocuğun yaşam hakkını gasp etmenin karşılığı 5 yıl olamaz. Katilin Samsun’daki cezaevinden elini kolunu sallayarak çıkmasını ve aramızda dolaşmasını istemiyoruz. Katillerin ve onlara siper olanların dışarıda gezdiği bir düzende hiçbir çocuk güvende değildir" dedi. Gülden Coni’nin ablası Nurhan Alüzrek’in gönderdiği ses kaydı da açıklama sonrası orada bulunanlara dinletildi. Abla Alüzrek, "O gün sadece kardeşimi öldürmediler. Bizim evimizi susturdular. Annemin gülüşünü öldürdüler. Babamın içini yaktılar. Benim içimde bir ömür kapanmayacak bir yara bıraktılar bana. Ve en acısını biliyor musunuz? Biz bu kadar büyük bir acının içinde boğulurken, bazıları hala hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyor. Başta planlı olduğu söylenen bir cinayet, sonra bir anda sıradanlaştırıldı. Bir çocuğun hayatı birkaç hukuki cümle ile eksiltildi. Ve şimdi biz Yargıtay’dan haber bekliyoruz. Biz adalet bekliyoruz. Biz vicdan bekliyoruz. Çünkü bize verilen bu acının karşılığı birkaç yıl olmamalı. Bugün katil Samsun cezaevinde yatıyor. Annesi babası gidip onu görebiliyor. Sesini duyabiliyor, ona sarılabiliyorlar. Peki ya biz? Biz bir mezar taşı görüyoruz sadece" ifadelerini kullandı. Yapılan açıklamanın ardından gökyüzüne balonlar bırakıldı. Basın açıklamasına CHP İl Kadın Kolları Başkanı Nilsu İrem Koçyiğit Bahadır ve CHP İlkadım İlçe Başkanı Umut Alkaç da katılarak destek verdi.
Şanlıurfa Görüntüleri izleyen Viranşehir’e akın etti: Anahtarlı tedavi iddiası sosyal medyada gündem oldu Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde konuşamayan insanların ağzına anahtar koyarak tedavi ettiğini iddia eden şahsın sosyal medyada gündem olan görüntülerinin ardından evi vatandaşların akınına uğradı. Viranşehir ilçesinde yaşayan Seyit Cuma Tufehi, konuşamayan insanlara dua edip ağzına anahtar koyarak konuşturduğunu iddia etti. Ücret almayan Tufehi’nin insanların ağzına anahtar koyarak konuşturduğunu gösteren videolar, kısa sürede sosyal medyada milyonlarca kişi tarafından izlendi. Görüntüleri izleyenler, konuşamayan yakınlarını yanlarına alarak Viranşehir’e akın etti. Türkiye’nin dört bir yanından ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden telefonla arayan aileler, randevu aldıktan sonra konuşma güçlüğü çeken çocukları için kapıda uzun kuyruklar oluşturdu. Oğlunun ilk kelimelerini kullanmaya başladığını söyleyen Vahit Ekmen, "Benim oğlumun kulağı duyuyor ama konuşamıyor. Seyit Cuma Tufehi’nin yanına getirdik. Allah’a şükür oğlum yavaş yavaş konuşmaya başladı" dedi. Adana’dan geldiğini söyleyen Salih Gülağacı, "Adana’da gece dönercisiyim. Oğlumda bir kekemelik vardı. Sosyal medyada duydum getirdim. Seyit Cuma Tufehi onu konuşturdu. Buradan çok mutlu bir şekilde gideceğiz. Hüngür hüngür ağladık" dedi. Az da olsa oğlunun konuşmaya başladığını söyleyen İsmail Çılgın, "Çocuğumuzu getirdik, ağzına anahtar kattılar. Az bir şey bile olsa dili açıldı" diye konuştu. İki defa daha geleceğini söyleyen Çılgın, inşallah dilinin daha da açılacağını belirtti. Konya’dan geldiğini söyleyen İmam Bakır Özkan, çocuğunun konuşmasının çok ağır olduğunu ve buraya geldikten sonra konuşmaya başlayacağını umut ettiklerini dile getirdi. Buraya gelerek şifa bulduklarını söyleyen Mehmet Aydın, "Hiç konuşamayan insanlar buraya geldi ve iyileşti. Şifa buluyoruz. İnşallah devam edecektir" dedi. İnsanların Allah sayesinde konuştuğunu söyleyen Seyit Cuma Tufehi ise, dünyanın birçok ülkesinden insanların geldiğini belirtti. Tufehi, "Şifa veren Allah’tır, ben vermiyorum ama Rabbimizi sonsuza kadar severiz. Yeter ki inancı olsun. Allah’ın gözleri vardır, evliyaları vardır. Allah takva sahibinin yanındadır. Amel sahibinin yanındadır. Salih evliyalar vardır. Allah diyor ki, ’Eğer onlar isterse Allah da ister.’ Allah bize nerede meyil ederse biz de oradayız. Bir tek Allah’ı arayacaksınız. Allah’ın kanunu Kur’an-ı Kerim’dir. Hazreti Muhammed’in yolunda, ehli beytin yolunda" diye konuştu.