ASAYİŞ - 22 Nisan 2026 Çarşamba 17:48

Serayı uyuşturucu tarlasına çevirmiş

A
A
A
Serayı uyuşturucu tarlasına çevirmiş

Antalya’nın Serik ilçesinde jandarma ekiplerinde bir şahsa ait serada yapılan aramada 11 kilogram 150 gram skunk ve 105 kök skunk bitkisi ele geçirildi.


Antalya İl Jandarma Komutanlığınca Serik Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı ile Serik ilçesinde uyuşturucuyla mücadeleye yönelik gerçekleştirilen operasyonda bir şüpheli şahsa ait serada yapıldı. Yapılan arama neticesinde sera içerisinde 11 kilogram 150 gram skunk uyuşturucu maddesi ile 105 kök skunk bitkisi ele geçirildi. Olayla ilgili olarak adli tahkikata başlatıldı.



Serayı uyuşturucu tarlasına çevirmiş

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Kamu Personeli Danışma Kurulu, Bakan Işıkhan’ın başkanlığında toplandı Kamu Personeli Danışma Kurulu (KPDK) Toplantısı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın başkanlığında gerçekleşti. Bakan Işıkhan, "Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda, güçlü bir kamu yönetimi ve etkin bir personel sistemi inşa etme hedefiyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" dedi. Kamu Personeli Danışma Kurulu (KPDK) Toplantısı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın başkanlığında gerçekleşti. KPDK Toplantısı 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununun çalışma hayatına ilişkin güncel koşullar çerçevesinde gözden geçirilmesi gündemiyle toplandı. Toplantı kapsamında gerçekleştireceği konuşma öncesinde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilen saldırılara ilişkin taziye ve geçmiş olsun mesajlarını ileten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, "Saldırılarda hayatını kaybeden evlatlarımıza ve öğretmenimize Allah’tan rahmet diliyor, kederli ailelerine başsağlığı temenni ediyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum" dedi. Kamu çalışanlarının haklarının geliştirilmesi, çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve kamu hizmetlerinin daha etkin yürütülmesi noktasında sendikaların en önemli paydaşları olduğunu söyleyen Bakan Işıkhan, "Sosyal diyalog anlayışımız sayesinde, ortak akılla hareket ederek önemli kazanımlara birlikte imza attık. Geride bıraktığımız 8. Dönem Toplu Sözleşme sürecinde toplantılarımızı büyük bir özveriyle tamamladık. Siz kıymetli sendika temsilcileri ile kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileriyle yaklaşık bir ay süren bu süreçte bir araya gelerek, önceki dönemlerde elde edilen kazanımlara yenilerini ekledik ve birlikte kamu çalışanlarımızın mali ve sosyal haklarında önemli gelişmeler elde ettik. Yaptığımız oransal zamların dışında hemen hemen her hizmet sınıfına, her meslek grubuna ilave artışlar gerçekleştirdik. Ayrıca taban aylığına yaptığımız seyyanen artış ile hem kamu çalışanlarımıza hem de emeklilerimize ilave kazanım sağlamış olduk. Böylece 2026 yılının Ocak ayında en düşük memur maaşı 61 bin 890 liraya ulaşmış olup 2002 yılından bugüne kadar en düşük memur maaşındaki reel artışın yüzde 300 seviyesine çıkmasını sağladık. Farklı unvan gruplarına yönelik mali hak düzenlemelerinin yanı sıra sosyal destek mekanizmalarını güçlendiren, çalışanlarımızın hayat kalitesini artıran birçok adımı hayata geçirdik." dedi. "Kamu çalışanlarının sendikalaşması tarihi seviyelerde" Engelli kamu çalışanlarına yönelik kamu konutlarından yararlanmada ilave süre, kamu kurum ve kuruluşlarının personeline sunduğu kreş hizmetinde kalite ve kapasitenin artırılması, yükseköğretim disiplin kurullarında sendika temsilcisi bulunması gibi çok sayıda sosyal haklarda da iyileştirmeler sağlandığını vurgulayan Bakan Işıkhan, "Bilindiği üzere, kamu çalışanlarına sendika kurma hakkı 1995 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle tanınmıştır. Bu hakkın kullanımına ilişkin esasları belirleyen 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Toplu Sözleşme Kanunu ise 2001 yılında yürürlüğe girmiştir. 2002 yılında kamu çalışanlarımız arasında sendikalaşma oranı yüzde 47 seviyesindeyken, bugün bu oran yüzde 77’ye ulaşmıştır. Bu artış, kamu görevlilerimizin örgütlenme hakkını daha etkin kullandığını göstermenin yanı sıra, çalışma hayatında demokratik katılımın ve sosyal diyaloğun güçlendiğinin de önemli bir göstergesidir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda bizler de sosyal diyalog mekanizmalarını etkin şekilde işleterek bakanlık olarak hem işçi hem de memur sendikalarımızla iletişim kanallarını sürekli açık tuttuk. Kamu Personeli Danışma Kurulu ve Üçlü Danışma Kurulu toplantıları başta olmak üzere tüm sosyal diyalog platformlarında sosyal taraflarla düzenli olarak bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunduk. Bu süreçte sizlerle birlikte pek çok reforma imza attık. Bunların arasında en önemlisi, kamu görevlilerinin mali ve sosyal haklarının toplu sözleşme yoluyla belirlenmesine imkân tanıyan 2010 anayasası değişikliğidir" şeklinde konuştu. "Türkiye Yüzyılı sosyal diyalog ile güçlenecek" 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun, değişen çalışma hayatı dinamikleri ve günümüzün ihtiyaçları doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi amacıyla bir araya geldiklerini anımsatan Bakan Işıkhan, "Kanunun yürürlüğe girişinin üzerinden yaklaşık 25 yıl geçmiş bulunuyor. Toplu sözleşme sisteminin hayata geçirilmesinin ardından ise 8 ayrı toplu sözleşme sürecini başarıyla tamamladık. Daha etkin, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir toplu sözleşme ile sendikacılık sisteminin oluşturulması yönünde birlikte değerlendirmelerde bulunmayı önemsiyoruz. Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda, güçlü bir kamu yönetimi ve etkin bir personel sistemi inşa etme hedefiyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürürken bu süreci, siz değerli paydaşlarımızın katkı ve değerlendirmeleriyle birlikte daha da güçlendireceğimize inanıyorum" dedi. Toplantıya Memur-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Ali Yalçın, Türkiye Kamu-Sen Başkanı Önder Kahveci, Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Sekreteri Şükrü Balun da katıldı.
İzmir Sanatla üretip çocuklar için bağışlıyorlar: 84 yaşında örnek dayanışma İzmir’de yaşayan 84 yaşındaki banka müdürlüğünden emekli Etem Özver ile öğretmen emeklisi eşi Şerif Özver, sanatı sosyal yardımla buluşturarak anlamlı bir projeye imza attı. Çift, Çeşme’de açtıkları "Doğadan Sanata" adlı sergide hem üretimlerini sanatseverlerle buluşturdu hem de elde edilen tüm geliri çocukların eğitim ve sağlığı için çalışan kuruluşlara bağışladı. Kağıt rölyef ve doğadan toplanan atık malzemelerle hazırlanan üç boyutlu eserlerin yer aldığı sergi, özellikle sosyal sorumluluk yönüyle dikkat çekti. Özver çifti, sergide satılan eserlerden elde edilen gelire hiç dokunmadıklarını, bağışların doğrudan ilgili sosyal yardım kuruluşlarına aktarıldığını ve makbuzlarla süreci takip ettiklerini belirtti. "Paraya hiç elimiz değmeden bağışlıyoruz" Etem Özver, sanata başlama hikayelerinin İzmir’e taşındıktan sonra şekillendiğini anlatarak, Mavişehir’deki Bilge Çınarlar Sağlıklı Yaşam Merkezi’nde aldıkları eğitimle bu sürecin geliştiğini ifade etti. İki yıl boyunca rölyef ve el becerileri üzerine eğitim aldığını söyleyen Özver, eserlerinin beğenilmesiyle sergi açmaya teşvik edildiğini dile getirdi. Daha önce Suat Taşer Sanat Merkezi’nde açtığı sergiden elde ettiği geliri de bağışladığını belirten Özver, "Satılan eserlerin ücretleri doğrudan çocukların eğitim ve sağlığı için çalışan kuruluşlara gönderiliyor. Paraya hiç elimiz değmiyor, sadece makbuzlardan takip ediyoruz" dedi. Doğadan toplanan atıklar sanata dönüşüyor Sergide yer alan eserlerin önemli bir bölümü doğadan toplanan malzemelerden oluşuyor. Ağaç kabukları, kozalaklar, tohumlar ve bitki atıkları boyanarak sanatsal kompozisyonlara dönüştürülüyor. Çiftin günlük yürüyüşleri bile üretimin bir parçası haline gelmiş durumda. "Sabah yürüyüşe boş çıkıyoruz, dönüşte elimiz dolu oluyor" sözleriyle süreci anlatan Özver, doğayı koruyarak üretmenin de kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını vurguladı. "Sanat, yaş almış bireyler için hayatla bağ kurmanın yolu" Etem Özver, özellikle ileri yaştaki bireylere sanatla uğraşmaları çağrısında bulunarak, "Herkesin içinde mutlaka bir sanatsal cevher vardır. Çalıştıkça zihin de beden de aktif kalıyor. İnsan kendini daha mutlu ve huzurlu hissediyor" diye konuştu. Özver çiftinin sergisi, yalnızca sanatsal üretimi değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı da ön plana çıkararak ziyaretçilerden büyük ilgi gördü. Özellikle elde edilen gelirin çocukların eğitim ve sağlık ihtiyaçlarına aktarılması, sergiyi sosyal yardım açısından örnek bir projeye dönüştürdü.
Siirt Siirt’te taşkın riskine karşı müdahale çalışmaları sürüyor Siirt’te yoğun yağışın etkisiyle Pınarca Deresi’nde meydana gelen taşkının ardından, muhtemel risklere karşı bölgede çalışmalar aralıksız sürüyor. Şirvan ilçesine bağlı Fatih Mahallesi mevkiinde bulunan Pınarca Deresi’nde, etkili olan yoğun yağışlar nedeniyle dere yatağında taşkın meydana geldi. Taşkının ardından bölgede hasar tespit ve inceleme çalışmaları başlatılırken, olası risklerin önüne geçilmesi amacıyla ekiplerin müdahalesi aralıksız sürüyor. Siirt Valiliği koordinasyonunda, Devlet Su İşleri (DSİ) 104. Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından taşkın riskine karşı bölgede kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Fatih Mahallesi’nde yer alan çiftlik evi çevresinde yapılan incelemelerde, taşkın sularının dere yatağından taşarak çevredeki yapılar için risk oluşturduğu belirlendi. Bu kapsamda DSİ ve Karayollarına ait iş makineleriyle bölgede yoğun bir çalışma başlatıldı. Öte yandan, Bağlıca köyü ile Şirvan-Pervari karayolu bağlantısında da taşkın nedeniyle ulaşım hattında hasar meydana geldiği tespit edildi. Söz konusu bölgede, kurumlara ait dozer ve kamyonların yanı sıra İl Özel İdaresi ekiplerine bağlı ekskavatör ve kamyonlarla müdahale çalışmaları sürdürülüyor. Fatih Mahallesi yakınlarında devam eden çalışmalarda ise dere yatağında düzenleme yapılarak suyun kontrollü akışının sağlanması hedefleniyor. Ekskavatör ve dozerlerle yürütülen dere tanzimi çalışmalarıyla taşkın riskinin azaltılması amaçlanıyor. Ani yağışlar sonrası dere yataklarında debi artışı ve yer yer yatak değişimlerinin gözlemlendiği bölgede, Siirt Valiliği koordinasyonunda ekiplerin sahadaki çalışmaları devam ediyor.
Ankara Büyükelçi Zadeh: "İran savaşın başlatıcısı değil, fiili bir tehdide karşılık veren taraf olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır" İran’ın Ankara Büyükelçisi Dr. Mohammad Hassan Habibullah Zadeh, "İran savaşın başlatıcısı değil, fiili bir tehdide karşılık veren taraf olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Burada önemli olan nokta şudur. Uluslararası siyasetin gerçek ortamında saldırı ile savunma arasındaki sınır her zaman tartışılmaktadır. Her aktör kendi anlatısını meşru kılmaya çalışır. Bu nedenle bu savaşı anlamak anlatıların savaşını dikkate almadan mümkün değildir" dedi. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından düzenlenen "Çarşamba Sohbetleri" konferansına, İran İslam Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Dr. Mohammad Hassan Habibullah Zadeh katıldı. Büyükelçi Zadeh konferansta, "İran’ın Haklı Savaşı, Bölgesel-Küresel etkileri ve Adil Yeni Bir Dünya" başlıklı konuşmasına gerçekleştirdi. Zadeh konuşmasında, "Bugün uluslararası sistemin en karmaşık ve aynı zamanda en belirleyici meselelerinden biriyle karşı karşıyayız. Öyle bir mesele ki, yalnızca bir ülkenin kaderiyle değil, bir bölgenin ve hatta küresel düzenin geleceğiyle doğrudan bağlantılıdır. İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı ABD’nin ve Siyonizm rejiminin dayatılan savaşçı bölgesel ve küresel sonuçları. Bu toplantıda özellikle bu konuyu üç düzlemde ele alacağım. Birincisi, bu savaşın ortaya çıkış nedenleri ve meşru müdafaa kavramıyla ilişkisi. İkincisi, bölgesel sonuçları ve Batı Asya’da güvenliğinin yeniden tanımlanmasının gerekliliği. Üçüncüsü ise, komşu ülkelerin rolü ve mevcut durumdan çıkış için pratik çözümünü ederim" diye konuştu. Savaşı sadece askeri bir çatışma olarak değerlendirmenin mümkün olmadığını vurgulayan Zadeh, "Bu savaşın nedenlerini analiz edebilmek için yalnızca olaylar düzeyinde kalmayıp, uluslararası sistemin yapısal dinamiklerine ve hakim mantığına bakmak gerekir. İlk bakışta bu savaşı sadece geçici bir askeri çatışma olarak değerlendirmek mümkün değildir. Aksine onu bölgesel düzene ilişkin iki farklı yaklaşımının karşı karşıya gelmesi bağlamında analiz etmek gerekiyor. Bir yanda hegemonya, müdahale ve üstünlük arayışına dayalı bir yaklaşım, diğer yanda ise bağımsızlık, caydırıcılık ve direnişi esas alan bir yaklaşım bulunmaktadır. Bu çerçevede İran İslam Cumhuriyeti son 10 yılda bağımlılık modelinden uzaklaşarak bağımsız bir aktör olma yönünde adımlar atmış ve bölgesel denklemlerde etkin bir rol üstlenmeye çalışmıştır. Bu yaklaşım özellikle güvenlik ve strateji alanlarında bazı güçlerin çıkarlarıyla çatışmıştır" şeklinde konuştu. "Her aktör kendi anlatısını meşru kılmaya çalışır" Meşru müdafaa kavramını ve savaşın hukuki boyutunu değerlendiren Zadeh, şunları kaydetti: "Bu analizde önemli bir hukuki boyut da vardır, meşru müdafaa kavramı. Uluslararası hukukta temel ilke güç kullanımının yasaklanmasıdır. Ancak bunun bir istisnası vardır ve o da tehdit veya saldırı karşısında meşru müdafaa hakkı. İran’a göre son saldırılara verilen karşılıklar bu çerçevede değerlendirilmelidir. Başka bir ifade ile İran savaşın başlatıcısı değil, fiili bir tehdide karşılık veren taraf olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Burada önemli olan nokta şudur. Uluslararası siyasetin gerçek ortamında saldırı ile savunma arasındaki sınır her zaman tartışılmaktadır. Her aktör kendi anlatısını meşru kılmaya çalışır. Bu nedenle bu savaşı anlamak anlatıların savaşını dikkate almadan mümkün değildir. Öte yandan İsrail rejiminin bu denklemdeki olumsuz rolü de dikkat çekicidir. Pek çok analiz bu rejimin stratejik üstünlüğünü korumak amacıyla bağımsız bölgesel güçleri sınırlamayı veya zayıflatmaya çalıştığını göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu yaklaşımı desteklemesi de iki aktör arasında stratejik bir örtüşmeye işaret etmektedir. Sonuç olarak bu savaşın şu unsurların birleşimiyle ortaya çıktığı söylenebilir. Jeopolitik rekabetler, güç dengeleri değiştirme çabaları, İran İslam Cumhuriyeti’nin artan bölgesel yoluna yönelik kaygılar, stratejik baskı oluşturma gelişimleri. Ancak kritik nokta şudur, bu yaklaşım gelinimi azaltmak yerine bir güvensizlik ve istikrarsızlık döngüsünü beslemiştir."
Muğla Ortaca’da ‘Yeşil Vatan’ seferberliği Muğla’nın Ortaca ilçesinde hayata geçirilen ‘Yeşil Vatan-Hayatın Kaynağı’ projesi kapsamında binlerce fidan toprakla buluşturuldu. Doğaya duyarlılığı artırmayı ve gelecek nesillerde çevre bilinci oluşturmayı hedefleyen proje, ilçe genelinde geniş katılımla gerçekleştirilen renkli bir etkinliğe sahne oldu. Ortaca Kaymakamlığı öncülüğünde, Orman Teşkilatı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen proje, ‘Yeşil Vatan - The Source Of Life’ etkinlikleri kapsamında geçtiğimiz yıl başlatıldı. Projenin ilk aşamasında öğrencilere çam tohumları dağıtıldı. Anasınıfı, ilkokul ve ortaokul düzeyindeki öğrenciler, öğretmenlerinin rehberliğinde okul bahçelerinde oluşturulan özel alanlarda bu tohumları toprakla buluşturdu. Süreç boyunca öğrenciler, tohumların fideye dönüşümünü yakından gözlemleme fırsatı buldu. Aylar süren bakım ve büyüme sürecinin ardından elde edilen fidanlar, bu yılın bahar aylarında düzenlenen etkinlikle yeniden toprakla buluşturuldu. İlçe merkezinde bulunan 12 okulun katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte öğrenciler, kendi yetiştirdikleri fidanları doğayla buluşturmanın heyecanını yaşadı. Dileyen öğrenciler ise sürece ev bahçelerinde de katkı sağlayarak projeye aileleriyle birlikte destek verdi. Yaklaşık 300 öğrencinin katıldığı etkinlik, ilçe protokolünün de iştirakiyle adeta bir şenliğe dönüştü. Renkli görüntülere sahne olan programda öğrenciler hem eğlendi, hem de doğa sevgisini pekiştirdi. Etkinlik boyunca yapılan bilgilendirmelerde, ağaçlandırmanın önemi, ormanların korunması ve sürdürülebilir çevre bilinci konularına dikkat çekildi. ‘Yeşil Vatan - Hayatın Kaynağı’ projesinin sadece bir fidan dikim etkinliği olmadığı, aynı zamanda çocuklara doğayla bağ kurmayı öğreten uzun soluklu bir eğitim süreci olduğu vurgulardı. Projenin önümüzdeki yıllarda da geliştirilerek devam ettirilmesi planlanırken, daha fazla öğrenciye ulaşılması hedefleniyor.