ÇEVRE - 18 Nisan 2026 Cumartesi 10:48

Aydın’da hasat öncesi çilek bahçeleri kontrol edildi

A
A
A
Aydın’da hasat öncesi çilek bahçeleri kontrol edildi

Önemli tarım kentlerinden olan Aydın’ın Köşk ilçesinde, hasat öncesi çilek tarlalarında pestisit tespiti için numune alımları yapıldı.


Her yıl Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenen program çerçevesinde zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan pestisitlerin tespiti için saha çalışmaları gerçekleştiriliyor. Bu çerçevede Aydın’ın Köşk ilçesinde sahaya inen ekipler, hasat öncesinde çilek tarlalarında pestisit tespiti için numune alımları gerçekleştirdi. Kimyasal kalıntıların olup olmadığının belirlenmesi amacıyla alınan numuneler ise analiz için laboratuvara gönderildi.


Konu ile ilgili Köşk İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada "Köşk’te pestisit analizi yapmak amacıyla çilek bahçelerinden numune alımına hız kesmeden devam ediyoruz. Numune alım çalışmaları sırasında ayrıca değerli üreticilerimize çilek hastalık zararlıları ve mücadele yöntemleri, kimyasal mücadele esnasında uyulması ve dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili bilgilendirmelerde özellikle yapılmaktadır. Çevremize , doğaya ve insanımıza duyarlı bereketli bol kazançlar dileriz" ifadeleri yer aldı.



Aydın’da hasat öncesi çilek bahçeleri kontrol edildi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana ADASO’da DMO tedarikçi buluşması gerçekleştirildi Adana Sanayi Odası ev sahipliğinde Devlet Malzeme Ofisi (DMO) tarafından tedarikçi ağının genişletilmesi ve ürün çeşitliliğinin artırılmasına yönelik "Alım Süreçleri ve Tanıtım Toplantısı" yapıldı. Toplantıya sanayiciler, girişimciler ve iş dünyası temsilcileri yoğun ilgi gösterirken, kamu alımlarına erişim konusunda önemli bilgiler paylaşıldı. Toplantının açılışında konuşan Adana Sanayi Odası Genel Sekreteri Veli Oğuz, DMO’nun kamuya satış yapmak isteyen firmalar için önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Oğuz, yapılan alımların denetim süreçlerinde sağladığı kolaylıklara dikkat çekerek, "Kamu kurum ve kuruluşları, DMO üzerinden alımı tercih etmekte ve çok büyük bir satış potansiyeli var. Adanalı firmaların bu yapıya dahil olmasının hem ticari hem de kurumsal açıdan önemli kazanımlar sağlayacaktır" dedi. Toplantıda konuşan Devlet Malzeme Ofisi Mersin İrtibat Büro Müdürü İbrahim Zorlu ise DMO’nun son yıllarda daha sahaya yakın, üretici odaklı bir anlayış benimsediğini söyledi. Kurumun 100. yılına vurgu yapan Zorlu, yerli üretimin desteklenmesi ve kamu alımlarında daha geniş bir tedarikçi havuzu oluşturulmasının öncelikli hedefler arasında yer aldığını dile getirdi. KOBİ’lerin DMO portföyündeki payını artırmayı amaçladıklarını belirten Zorlu, küçük işletmelerin sisteme daha kolay dahil olabilmesi için süreçlerin sadeleştirildiğini ifade etti. Ayrıca dijitalleşme adımları kapsamında firma portalı ve online katalog uygulamalarının devreye alındığını, ödeme ve tahsilat süreçlerinin ise tek merkezden yürütüleceğini açıkladı. Toplantı, Devlet Malzeme Ofisi Satın Alma Uzmanı Muhittin Çopur tarafından gerçekleştirilen sunumun ardından soru-cevap oturumu ile sona erdi.
Antalya Bakan Fidan: "İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde" Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ukrayna-Rusya savaşından Gazze’deki insani tabloya, İsrail’in bölgedeki politikalarından uluslararası sistemdeki kırılmaya kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Fidan, "Özellikle son yıllarda çok daha net hale geldi ki, bu kavramın altında İsrail’in peşinde olduğu şey daha fazla topraktır. Gerçekte olan budur. İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil; daha fazla toprağın peşinde. Güvenlik, Netanyahu hükümeti tarafından daha fazla toprağı işgal etmek için bir gerekçe olarak kullanılıyor" diye konuştu. Fidan, Ukrayna görüşmelerine ilişkin yaptığı değerlendirmede ise, "Şu anda Ukrayna görüşmeleri bakımından karşı karşıya olduğumuz tek olumsuzluk, İran’daki savaştır. Bu durum, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itmiş durumda. İnşallah, İran’la ilgili ateşkes ya da barış anlaşması sağlanır sağlanmaz, dikkatimizi derhal yeniden Ukrayna görüşmelerine çevireceğiz" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) teması, "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" olarak belirlendi. 17-19 Nisan tarihleri arasında Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumun ikinci gününde, ADF Sohbetleri kapsamında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan değerlendirmelerde bulundu. Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun her geçen yıl daha da önem kazandığını belirterek, forumun özellikle bölgesel meselelerin ele alınması bakımından ayrı bir zemin sunduğunu söyledi. "Antalya Diplomasi Forumu bölgemiz için eşsiz bir fırsat" Antalya Diplomasi Forumu’nun dünya siyasetinde daha etkili bir yer edinmeye başladığını kaydeden Fidan, "Antalya Diplomasi Forumu her geçen yıl çok verimli bir yönde gelişiyor; katılımcı sayısı da, ele alınan konu başlıklarının sayısı da artıyor ve dünya siyasetinde çok daha etkili bir yer edinmeye başlıyor. Aslında Antalya Diplomasi Forumu ile yapmaya çalıştığımız şey, bu platformu özellikle bölgesel meselelerimiz açısından öne çıkarmaktır" ifadelerini kullandı. Dünyadaki benzer platformlarda çoğunlukla küresel ve Batı merkezli sorunların ele alındığını belirten Fidan, "Bölgesel meseleler, özellikle bizim bölgemizle çok yakından ilgili konular, belki Ukrayna meselesi dışında, derinlemesine tartışılmıyor. Ama bunun dışında, örneğin Orta Doğu, Kuzey Afrika, hatta Balkanlar ve Akdeniz’e ilişkin meselelerde çok fazla platform görmüyoruz. Bu bakımdan Antalya Diplomasi Forumu’nun bölgemiz için bölgesel tartışmalar yürütme, bölgesel çözümler ve fikirler ortaya koyma açısından eşsiz bir fırsat sunduğunu düşünüyorum" dedi. "Diplomasiye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var" Uluslararası sistemde çok taraflılığın ve kurallara dayalı yapının zayıfladığını belirten Fidan, mevcut dönemde diplomasinin daha da hayati hale geldiğini söyledi. Fidan, "Diplomasinin her zamankinden daha ilgili ve her zamankinden daha gerekli olduğu bir dönemdeyiz. Çünkü çok taraflılığın ve uluslararası düzenin çöktüğünü gördüğümüz bir çağda, çok daha fazla diyaloğa ihtiyaç duyuyoruz" diye konuştu. Yerleşik bir sistemin işlediği dönemlerde devletlerin daha az temas ihtiyacı hissettiğini, ancak sistemin zayıfladığı anlarda koordinasyonun zorunlu hale geldiğini belirten Fidan, "Uluslararası sistemin çökmekte olduğunu ve hukuksuzluğun ortaya çıktığını gördüğünüzde, daha fazla koordinasyona başlamanız gerekir. Diğer taraflarla daha fazla iletişim kurmanız gerekir; aksi halde ezilirsiniz ve kendinizi bir kazanın içinde bulabilirsiniz" dedi. Soğuk Savaş sonrasındaki dönemin 1990’lardan itibaren değişmeye başladığını, 2010-2011 sonrasının ise "serbest düşüş" dönemi olduğunu söyleyen Fidan, insanlığın artık yıkım ve savaş yaşandıktan sonra öğrenen bir döngüden çıkması gerektiğini vurguladı. "Bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim" Fidan, Orta Doğu başta olmak üzere Türkiye’nin çevresindeki bölgelerde uzun süredir güç siyasetinin belirleyici olduğunu belirterek, bunun ciddi yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini ifade etti. Fidan, savaşların sadece bölgeyi değil, kısa sürede diğer ülkeleri de olumsuz etkilediğini kaydederek, "Ne yazık ki bizim bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim durumda. Bu yüzden bir tür düzen getirmemiz gerekiyor. Çünkü sorunları çözmenin eski yöntemi, çoğu zaman savaşı içeriyor ve bu da bize yardımcı olmuyor" şeklinde konuştu. Bölgede kalıcı istikrarın temel şartının egemenliğe, toprak bütünlüğüne ve güvenliğe saygıdan geçtiğini söyleyen Fidan, "Bakın, her ulusun kendi sınırı var. Dolayısıyla hiçbir ülke başka bir ülkenin toprağının peşinde değil; İsrail hariç. İsrail yayılmacı politikaların peşinde. Ama İsrail dışında, bölgedeki ülkelerin kendi sınırları, kendi bayrakları ve kendi devletleri var. O halde, bölgede diğer ulus devletlerin toprak bütünlüğüne, egemenliğine, emniyetine ve güvenliğine saygı duyduğumuz sürece, bu çok temel bir başlangıç noktasıdır. Bence sorunların yüzde 80’inden fazlasını çözeriz" ifadelerini kullandı. "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz" Türkiye’nin bölgesel krizlerdeki yaklaşımını da anlatan Fidan, diplomasinin çatışmalarda tüm taraflarla temas kurmayı zorunlu kıldığını vurguladı. Fidan, "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz. Savaşta taraf tutmanız gerekir; ama diplomaside çatışmaya dâhil olan her tarafla, bütün taraflarla temas kurmanız gerekir. Bizim için başlangıç noktası budur" dedi. Bölgede dış politika önceliklerinin savaşların önlenmesi ve süren çatışmaların sonlandırılması olduğunu belirten Fidan, "Bölgede dış politika önceliğimiz ise savaşların patlak vermemesini sağlamak, eğer süren bir çatışma varsa bunun durdurulması ya da sona erdirilmesidir. Bölgemizde ticaretin, kalkınmanın, emniyetin, güvenliğin ve istikrarın mümkün olmasının tek yolu budur" diye konuştu. Türkiye’nin Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar çok sayıda kriz alanında yoğun çaba yürüttüğünü söyleyen Fidan, "İşte bu nedenle bölgemizde hâlihazırda süren yangınları söndürmek için çok yoğun çalışıyoruz; Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar, gerekirse zaman zaman Balkanlar’da da devreye giriyoruz" dedi. "İran’daki savaş, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itti" Ukrayna-Rusya savaşına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, sürecin inişli çıkışlı seyrettiğini ancak tarafların ve arabulucuların görüşmeleri sürdürme iradesini koruduğunu söyledi. Fidan, "Ne yazık ki Ukrayna-Rusya savaşı inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Ancak olumlu olan taraf şu ki, her iki tarafın ve arabulucuların en azından süreci sürdürme konusunda hâlâ istekli olduğunu görüyoruz. Bu hepimiz için büyük bir artı" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin tarafları ateşkes ve kalıcı çözüme yönlendirmeye çalıştığını belirten Fidan, Ukrayna’daki savaşın büyük bir yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini söyledi. Fidan, "Şu anda Ukrayna görüşmeleri bakımından karşı karşıya olduğumuz tek olumsuzluk, İran’daki savaştır. Bu durum, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itmiş durumda. İnşallah, İran’la ilgili ateşkes ya da barış anlaşması sağlanır sağlanmaz, dikkatimizi derhal yeniden Ukrayna görüşmelerine çevireceğiz. Bu çok önemli. O meseleye olan odağımızın kaymasına izin veremeyiz" dedi. Söz konusu savaşın yalnızca iki ülkeyi değil, bölgesel ve küresel dengeleri de etkilediğini vurgulayan Fidan, tırmanma riskine de dikkat çekti. "İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde" İsrail’in uzun süredir kendi güvenliğini gerekçe göstererek uluslararası kamuoyunda bir algı oluşturduğunu belirten Fidan, son yıllarda bunun arkasında daha fazla toprak hedefinin bulunduğunun netleştiğini söyledi. Fidan, "İsrail, uluslararası alanda, kendi güvenliğinin peşinde olduğu yönünde bir yanılsama oluşturdu. Ancak özellikle son yıllarda çok daha net hale geldi ki, bu kavramın altında İsrail’in peşinde olduğu şey daha fazla topraktır. Gerçekte olan budur. İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil; daha fazla toprağın peşinde. Güvenlik, Netanyahu hükümeti tarafından daha fazla toprağı işgal etmek için bir gerekçe olarak kullanılıyor" diye konuştu. Bu sürecin Filistin topraklarından başladığını, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ten Lübnan ve Suriye’ye uzanan bir yayılmacılık politikası izlendiğini belirten Fidan, "Bu, bölgede süregelen bir işgal ve yayılmacılık politikasıdır. Bence bunun durması gerekiyor" dedi. İsrail’in ancak diğer ülkelerin güvenlik, egemenlik ve özgürlüklerine saygı göstermesi halinde bölgede kalıcı barış içinde yaşayabileceğini vurgulayan Fidan, "İsraillilerin daha fazla toprak elde etmeye dönük yayılmacı politikaları, bölgesel ölçekte çok büyük bir sorun oluşturuyor" ifadelerini kullandı. "Avrupa Birliği, İsrail’i sınırlamak için daha fazlasını yapmalı" İsrail’e verilen Batı desteğinin meseleyi daha da karmaşık hale getirdiğini belirten Fidan, özellikle Avrupa Birliği’nin son dönemde bazı adımlar atsa da bunun yeterli olmadığını söyledi. Fidan, "Avrupa’nın, Avrupa Birliği olarak ve kurumsal bir yapı olarak bir araya gelmesi, kendi gücünü gerçekten İsrail’in bölgesel ve küresel güvenliği istikrarsızlaştıran eylemlerini sınırlamak için kullanması gerekiyor. Şu anda Avrupa Birliği’nden görmediğimiz şey tam olarak budur" dedi. Batı Şeria’daki bazı aşırı yerleşimcilerin yaptırım listesine alınmasını hatırlatan Fidan, buna rağmen İsrail’in işgal, saldırı ve insani hukuk ihlalleri karşısında daha güçlü adımlar gerektiğini söyledi. Fidan, "İsrail’in bölgede nasıl davranması gerektiğini gerçekten sağlamak için daha fazlasını yapmaları gerekiyor. Soykırım işlemeyi durdurmalı. Yerleri işgal etmeyi durdurmalı. Batı Şeria ve Gazze’de olduğu gibi başkasına ait toprakları çalmayı durdurmalı" ifadelerine yer verdi. "Gazze Planı’nın ilk aşamasındaki insani yükümlülükler yerine getirilmedi" Gazze’deki son duruma ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, geçen yıldan itibaren Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin ABD ile birlikte Gazze Barış Planı’na öncülük ettiğini söyledi. Planın savaşın durdurulmasında etkili olduğunu belirten Fidan, "Geçen yıldan itibaren, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir dizi ülke, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte hareket ederek Gazze Barış Planı’na öncülük etti. Bu da Gazze’de savaşı durdurmayı mümkün kıldı. Özellikle o zamana kadar aktif bir soykırım söz konusuydu. Şimdi İsrailliler Gazze halkını hâlâ kasıtlı olarak öldürüyor, ancak en azından kitlesel öldürme düzeyi durdu" dedi. Planın aşamalardan oluştuğunu kaydeden Fidan, şu anda Kahire’de devam eden görüşmelerde birinci aşamanın performansının değerlendirildiğini ve ikinci aşamaya geçiş zemininin ele alındığını ifade etti. Fidan, "Her iki taraf da farklı şeyler ileri sürüyor. Ancak genel olarak şunu söyleyebilirim: Özellikle anlaşmanın insani boyutu söz konusu olduğunda, İsrail’in birinci aşamayla ilgili yükümlülüklerini fiilen yerine getirdiğini görmedik" diye konuştu. İlk aşamanın gerekleri arasında daha fazla insani yardım, tıbbi destek, barınak girişine izin verilmesi ve Filistin teknik komitesinin Gazze’de çalışmaya başlamasının yer aldığını söyleyen Fidan, "Daha fazla insani yardıma, daha fazla tıbbi yardıma ihtiyacımız var. Barınakların içeri sokulmasına izin verilmesi gerekiyor. Filistin teknik komitesinin Gazze’de kendi çalışmalarına başladığını görmemiz gerekiyor; ancak henüz başlamış değiller. Gazze’ye girişlerine izin verilmiyor. Bunlar birinci aşamanın gerekleridir" dedi. Fidan, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinin ardından ikinci aşamaya geçilerek daha somut sonuçların görülebileceğini belirterek, "Ama şu anda insani durum, birinci aşama şartlarının gerektirdiği şekilde tam anlamıyla ele alınmıyor. Şu an bulunduğumuz nokta budur. Ve umarım Kahire’de devam eden görüşmeler, inşallah, olumlu bir sonuç verecektir" şeklinde konuştu.
Tokat Ölen müşterilerinin hatıralarını kıraathanenin duvarında yaşatıyor Tokat’ın Niksar ilçesinde bulunan bir kahvehanenin duvarlarında ölen müşterilerin fotoğrafları sergileniyor. Niksar ilçesinde yarım asrı aşkın süredir hizmet veren tarihi Arasta Çarşısı’ndaki bir kıraathane, alışılmışın dışında bir gelenekle dikkat çekiyor. Kıraathane işletmecileri Mustafa ve Serdal Köksalan, vefat eden müşterilerinin fotoğraflarını yaklaşık 40 yıldır iş yerlerinin duvarında sergileyerek geçmiş ile bugün arasında duygusal bir bağ kuruyor. "Fotoğraftakileri görenler eski günleri hatırlıyor" Babasından devraldığı mesleği sürdüren 59 yaşındaki Mustafa Köksalan, 40 yıldır müşterilerinin isteği doğrultusunda bu geleneği yaşattıklarını söyledi. Köksalan, kıraathaneye gelenlerin duvarda gördükleri fotoğraflar sayesinde eski günleri hatırladığını belirterek, "Müşterilerimiz fotoğraflarda tanıdıklarını, akrabalarını görüyor ve geçmişi yad ediyor" dedi. "1990 yılından beri asıyoruz" Duvara fotoğraf asma fikrinin bir müşterilerinden çıktığını anlatan Köksalan, "1990 yılında yaşlı bir amcamız ‘Biz öldükten sonra hatıramız kalsın’ diyerek fotoğraflarının asılmasını istedi. Biz de bu fikirden yola çıkarak gelenek haline getirdik. O günden bu yana kendi isteğiyle fotoğraf getiren müşterilerimizin vefat eden yakınlarının resimlerini duvara asıyoruz. Geçen yıl bir müşteri geldi ve duvarda babasının fotoğrafını görünce hayrete düştü. ‘Bu fotoğrafı nereden buldunuz?’ diyerek hem hayret etti hem de memnuniyetini dile getirdi" diye konuştu.
Ankara Bakan Uraloğlu: "Yıllık bazda 50 bin ton karbon salınımı önlendi" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, İstanbul Havalimanı’nda başlayan Eş Zamanlı Üçlü Bağımsız Pist Operasyonlarına (TRO) ilişkin, "Bu kazanımlar yıllık bazda yaklaşık 50 bin ton karbon salımının önlenmesi anlamına geliyor. Bu da yaklaşık 2,2 milyon ağacın yıllık karbon tutma kapasitesine eşdeğer bir çevresel fayda demek" dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 17 Nisan 2025 tarihinde İstanbul Havalimanı’nda başlayan Eş Zamanlı Üçlü Bağımsız Pist Operasyonları (TRO) hakkında açıklamada bulundu. Bakan Uraloğlu, Türkiye’nin Üçlü Pist Operasyonu’nu Avrupa’da uygulayan ilk ülke olduğuna dikkati çekerek "Üçlü Pist Operasyonlarının başarılı bir şekilde uygulanması, Avrupa havacılığı için dönüm noktası niteliğindedir. Devlet Hava Meydanları İşletmesi hava trafik kontrolörlerimizin disiplinini, yenilikçiliğini, ekip çalışmasını ve tüm proje ortaklarının koordineli çabasını yansıtmaktadır" açıklamasında bulundu. "Uçuş mesafelerinde yüzde 21 iyileşme gerçekleşti" Bakan Uraloğlu, Üçlü Pist Operasyonlarının İstanbul Havalimanı’nın genel kapasitesini artırmada önemli bir kilometre taşı olduğunu dile getirerek açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Operasyon, yoğun saatlerde trafiği yönetmede yüksek esneklik ve verimlilik sağladı. Bunun sonucu olarak 29 Kasım 2025’te bir saatte 78 iniş, 2 Temmuz 2025’te ise bir saatte 81 kalkışı başarıyla gerçekleştirerek rekorlara imza attık. 78 inişe ilişkin analizlerimizde ise iniş başına ortalama yaklaşık 40 deniz mili mesafe tasarrufu sağlandığını ve uçuş mesafelerinde yüzde 21 oranında iyileşme gerçekleştiğini tespit ettik." "Yıllık bazda 50 bin ton karbon salınımı önlendi" Uraloğlu, söz konusu analizin operasyonel esnekliğin daha kısa rotalara ve İstanbul Terminal Kontrol Sahası’nda iyileştirilmiş trafik akışı yönetimine imkân tanıdığını ortaya koyduğunu dile getirdi. Uraloğlu, tipik bir dar gövdeli uçak üzerinden yapılan hesaplamalara göre, yaklaşma aşamasında sağlanan yaklaşık 30 deniz mili mesafe kısalmasının uçuş başına ortalama 352 kilogram yakıt tasarrufu ve bin 112 kilogram karbondioksit emisyon azaltımı sağladığını belirterek, "Bu kazanımlar yıllık bazda yaklaşık 50 bin ton karbon salımının önlenmesi anlamına geliyor. Bu da yaklaşık 2,2 milyon ağacın yıllık karbon tutma kapasitesine eşdeğer bir çevresel fayda demek" diye konuştu. "Taksi sürelerini ciddi şekilde azalttık" Uraloğlu, üçlü pist operasyonlarının yalnızca havadaki kazanımlarla sınırlı kalmadığını, yer hareketlerinde de önemli verimlilik sağladığını vurgulayarak, "Uçakları kapılarına en yakın pistlere yönlendirerek taksi sürelerini ciddi şekilde azalttık. Yapılan analizler, iniş yapan uçaklarda taksi sürelerinin ortalama yüzde 10,2, kalkışlarda ise yüzde 2,8 oranında kısaldığını; buna bağlı olarak yakıt tüketiminde yüzde 6,6 ile yüzde 14,4 arasında düşüş sağlandığını gösteriyor" ifadelerini kullandı. Bu iyileşmelerin doğrudan zamanında performans oranına (OTP) da yansıdığını ifade eden Uraloğlu, 2025 yılında İstanbul Havalimanı’nın yüzde 80,72 zamanında performans oranına ulaştığını, bu oranın yüzde 71,2 olan Avrupa ortalamasının oldukça üzerinde gerçekleştiğini vurguladı. "Tasarruf edilen her deniz mili, havacılık hedeflerimize atılmış somut bir adım anlamına geliyor" Uraloğlu, üçlü pist operasyonlarının İstanbul Havalimanı’nın 2053 net sıfır emisyon hedefi açısından önemli bir rol üstlendiğini aktararak, "Hem havada katedilen mesafeyi hem de yerdeki taksi sürelerini azaltarak yalnızca kapasiteyi artırmakla kalmıyor, aynı zamanda karbon emisyonlarını da sistematik şekilde düşürüyoruz. Tasarruf edilen her deniz mili, sürdürülebilir havacılık hedeflerimize atılmış somut bir adım anlamına geliyor" şeklinde konuştu.