SPOR - 14 Nisan 2026 Salı 13:13

Başkan Çerçioğlu, vatandaşları doğa ve sporla buluşturuyor

A
A
A
Başkan Çerçioğlu, vatandaşları doğa ve sporla buluşturuyor

Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen trekking etkinlikleri devam ediyor.


Doğaseverlerin ve sporcuların yoğun ilgi gösterdiği yürüyüşlerde vatandaşlar; Aydın’ın eşsiz güzellikteki doğasını, kültürel ve tarihi zenginliklerini ziyaret etme, yakından inceleme şansına erişiyor.


Trekking etkinliklerinin yeni rotası Söke ilçesinde bulunan Doğanbey Mahallesi oldu. Tarihi mahalleden başlayan yürüyüş Karakol Geçidi ve Dilek Tepesi mevkiinden devam etti, Karina Koyu’nda son buldu. 10 kilometrelik rotada gerçekleştirilen kültür yürüyüşüne vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi. Eşsiz etkinliğe Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin uzman rehberleri de eşlik etti, bölge hakkında bilgi verdi.


Etkinliğe katılan doğaseverler ve sporcular unutulmaz bir gün yaşadıklarını belirterek Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na teşekkür etti.



Başkan Çerçioğlu, vatandaşları doğa ve sporla buluşturuyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan: "Ne yazık ki okullarımızda şiddet olayları sona ermemekte" Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim-Sen) Genel Başkanı Talip Geylan, Şanlıurfa’daki silahlı saldırı hakkında, "Ne yazık ki okullarımızda şiddet olayları sona ermemekte; güvenli, sağlıklı ve huzurlu bir eğitim ortamı tam anlamıyla tesis edilememektedir" dedi. Şanlıurfa Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 16 yaşındaki okulun eski öğrencisi olduğu belirlenen Ö.K. tarafından düzenlenen silahlı saldırıda 16 kişi yaralandı. Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, okullarda şiddet olaylarının son bulmadığını ve giderek artmaya devam ettiğini kaydetti. Okullarda, güven ve huzurun bir an önce sağlanması gerektiğini belirten Geylan, okulların şiddet olaylarıyla anılmasının Türkiye’nin geleceğini doğrudan tehdit ettiğini dile getirdi. "Ne yazık ki okullarımızda şiddet olayları sona ermemekte" Geçtiğimiz günlerde öldürülen öğretmen Fatma Nur Çelik’in ardından şiddet olaylarının azalmasında hiçbir ilerleme kaydedilmediğini belirten Geylan, "Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde bir öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırı sonucunda, öğretmen ve öğrencilerimizin de aralarında bulunduğu 16 vatandaşımızın yaralanmış olması hepimizi derinden sarsmıştır. Bu hain saldırıyı en güçlü şekilde kınıyoruz. Yaralanan eğitimcilerimize ve öğrencilerimize acil şifalar diliyor, ailelerine ve tüm eğitim camiamıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Fatma Nur Çelik öğretmenimizin katledilmesinin ardından çok kısa bir süre içinde yaşanan bu elim olay, eğitim camiamızda zaten var olan endişeyi daha da artırmış, hepimizi derin bir üzüntüye sevk etmiştir. Ne yazık ki okullarımızda şiddet olayları sona ermemekte; güvenli, sağlıklı ve huzurlu bir eğitim ortamı tam anlamıyla tesis edilememektedir. Adeta ABD’de ve farklı ülkelerde yaşanan okul saldırılarına benzer bir tablonun ülkemizde de görülmesi çok ürkütücüdür. Bu durum, eğitim camiamızın geleceğe dair endişelerini artırmakta ve acil önlem alınması gerekliliğini bir kez daha ortaya koymaktadır" diye konuştu. "Okulların şiddet olaylarıyla anılması, ülkemizin geleceğini doğrudan tehdit etmektedir" Türkiye’deki okullara kamera sistemlerinin getirilmesini ve her okula kolluk desteği sağlanmasının önem arz ettiğini ifade eden Geylan, "Okullar öğrencilere bilgi kazandıran, onları geleceğe hazırlayan; eğitimcilerimizin huzur ve güven içinde görev yaptığı, toplumsal değerlerimizin yaşatıldığı kurumlardır. Ancak okulların şiddet olaylarıyla anılması, ülkemizin geleceğini doğrudan tehdit etmektedir. Bu nedenle eğitim kurumlarında güvenliğin sağlanması vazgeçilmez bir zorunluluktur. Bu noktada şiddetin önlenmesine yönelik güvenlik tedbirlerinin eksiksiz biçimde hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Okulların kamera sistemleriyle donatılması, her okula güvenlik görevlisi ya da kolluk desteği sağlanması, giriş-çıkış kontrollerinin düzenli şekilde yapılması ve okul yönetimlerinin bu konuda daha güçlü biçimde desteklenmesi hayati öneme sahiptir. Aynı zamanda okullardaki disiplin yönetmelikleri yeniden gözden geçirilmeli, öğretmenin etkisi ve eğitim sürecindeki rolü güçlendirilmelidir. Okullarda her 100 öğrenciye en az 1 rehber öğretmen düşecek şekilde planlama yapılmalı; okullardaki rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri etkin hale getirilmelidir. Bu tedbirler alınmış olsaydı bugün Fatma Nur Çelik öğretmenimizi kaybetmeyecek, Siverek’te yaşadığımız elim hadiseyle karşı karşıya gelmeyecektik" şeklinde konuştu. "Okul-aile iş birliği artırılmalı, velilerin eğitim sürecine katılımı mutlaka sağlanmalıdır" Bu tedbirlerin en başında şiddet konusunda yasal düzenlemelerin getirilmesi olduğunu vurgulayan Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bununla birlikte okul-aile iş birliği artırılmalı, velilerin eğitim sürecine katılımı mutlaka sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki öğrencilerin psikolojik gelişimleri ve sosyal ilişkileri, sorunların erken tespit edilmesi ve gerekli tedbirlerin zamanında alınması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu noktada en önemli tedbirlerin başında yasal düzenlemeler gelmektedir. Türk Eğitim-Sen olarak, okullarda şiddetin önlenmesine yönelik 2019 ve 2023 yıllarında iki kez kanun teklifi hazırlayarak, milletvekilleri aracılığıyla TBMM’ye ilettik. Bunun yanı sıra, caydırıcı tedbirlerin alınması amacıyla Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda düzenleme yapılması için yoğun girişimlerde bulunduk ve bu sürecin hayata geçirilmesini sağladık. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olaylarıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a mektup gönderdik, iş bırakma eylemleri gerçekleştirdik ve çok sayıda basın açıklaması düzenledik. Ancak bugün gelinen noktada, şiddete yönelik alınan tedbirlerin ve mevcut yasal düzenlemelerin yeterli olmadığı açıkça görülmektedir. Eğitim kurumlarımızda görev yapan her bir öğretmenimizin, eğitim çalışanımızın ve eğitim gören her öğrencimizin hayatı ve güvenliği en kıymetli öncelik olmalıdır. Bu nedenle okulların güvenliğinin sağlanması, şiddetin önlenmesine yönelik yasal tedbirlerin daha da güçlendirilmesi bir zorunluluktur. Öte yandan ülkemizde eğitim kurumlarında şiddete karşı kapsamlı bir "Güvenlik Zirvesi" düzenlenerek, konuyla ilgili tüm kurum, kuruluş ve paydaşların bir araya gelmesi sağlanmalı; zirvede sorun tüm yönleriyle etraflıca ele alınmalı, adeta bir seferberlik anlayışıyla kapsamlı bir değerlendirme yapılmalıdır. Öğretmenlik Meslek Kanunu ile artırılan cezaların etkin ve tavizsiz bir şekilde uygulanması sağlanmalı; bunun yanı sıra caydırıcı ve etkili tedbirler ivedilikle hayata geçirilmelidir. Devletimizin ve toplumumuzun bu konuda etkin rol üstlenmesi, şiddeti önleyici kapsamlı tedbirlerin hayata geçirilmesi bir zorunluluktur. Unutulmamalıdır ki, eğitimcilerimizi ve öğrencilerimizi şiddetten korumak hepimizin asli görevidir. Şayet onları şiddet sarmalından uzak tutamazsak, okullarımız güvenli alanlar olmaktan çıkar ve adeta Teksas’a döner; böylece geleceğimiz de ciddi şekilde tehdit altına girer. Öğretmenler ve öğrenciler, okullarında kendilerini güvende hissetmeli; eğitim kurumlarında huzur içinde eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürebilmelidir."
Tunceli Gülistan Doku’nun ailesinden adliye önünde açıklama: "6 yıldır biz biliyoruz. Ne gündüzümüz gündüz, ne gecemiz gece" Kızının cenazesini almadan Tunceli’den gitmeyeceğini ifade eden Anne Bedriye Doku, "6 yıldır biz biliyoruz. Ne gündüzümüz gündüz, ne gecemiz gece" dedi. Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp olan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişim Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında cinayet şüphesiyle 7 ilde operasyon düzenlendi. Operasyonların ardından 13 şüpheli gözaltına alındı. Gözaltı kararı verilen 13 kişinin arasında dönemin Tunceli Valisi ve halen İçişleri Bakanlığı müfettişliği yapan Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel ile Doku’nun sevgilisi Zeinal Abakarov’un da bulunduğu öğrenildi. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin soruşturma kapsamında anne Bedriye, baba Halit, abla Aygül Doku ve avukatları Ali Çimen Tunceli Adliyesi’nde bekleyişini sürdürüyor. Abla Aygül Doku, "7 yıldır kızımızı bizden aldılar. Tüm Türkiye’nin adaletini canlandıran, umudumuzu yeşerten Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanımız ve başsavcımıza teşekkür ediyorum. Bunun daha 2. ve 3. dalgası var. Gece gündüzünü katıp bizi adalete inandıran başsavcımız Ebru Cansu’nun vicdanına bırakıyoruz. Bu bir vahşet ve caniliktir. Başsavcımız tarihi bir adım attı, tarih yazıyor ama bu tarihi yazışının sonucu nasıl olacak sadece onu istiyoruz. Sonuna kadar gidilmesi istiyoruz. Bütün bunların hesabının sorulmasını istiyoruz. Bunun üstünün örtülmesini istemiyoruz" diye konuşu. Kızının cenazesini almadan Tunceli’den gitmeyeceğini ifade eden anne Doku, "6 yıldır biz biliyoruz. Ne gündüzümüz gündüz, ne gecemiz gece. Bayram geldi Gülistan yok. Telefon çalıyor ben diyorum Gülistan’dır, koşuyorum Gülistan değil. Siz o kızdan ne istediniz" şeklinde konuştu.
Şanlıurfa Şanlıurfa’daki saldırıda yaralananların kimlikleri belli oldu Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde liseye düzenlenen silahlı saldırıda yaralananların kimlikleri belli oldu. Yaralılardan bir öğretmenin durumunun ağır olduğu öğrenildi. Olay, sabah saatlerinde Siverek ilçesi Hasan Çelebi Mahallesi’nde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, 19 yaşındaki Ömer Ket isimli eski bir öğrenci, pompalı tüfekle girdiği okulda silahlı saldırı gerçekleştirdi. Silahlı saldırıda aralarında öğrenci, öğretmen, kantin görevlisi ve polisin bulunduğu toplam 16 kişi yaralandı. İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve özel harekat ekipleri sevk edildi. 16 kişiyi yaralayıp intihar etti, olay anları güvenlik kameralarına yansıdı Olay yerine ulaşan özel harekat ekipleri çevrede geniş güvenlik önlemi alırken olayı gerçekleştiren saldırgan ise 16 kişiyi yaraladıktan sonra aynı tüfekle intihar etti. Olayda yaralanan 16 kişi sağlık ekiplerince yapılan ilk müdahalenin ardından çeşitli hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı. Olay anları ise okulun güvenlik kameralarına yansıdı. Yaralananların kimlikleri belli oldu Olayda yaralananların kimlikleri ise belli oldu. Silahlı saldırıda, C.E (35), U.D.G, Ö.G, M.T, E.D, A.G, S.E.U, M.K, A.A, M.Ç, M.H.U, U.A, M.K, C.A, Ö.F.S ve E.Ç olduğu belirlendi. Yaralılardan öğretmen olan C.E’nin durumunun ağır olduğu ve hayati tehlikesinin bulunduğu belirtildi. Diğer yaralıların ise hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi. Olayla ilgili geniş çaplı soruşturmanın sürdüğü belirtildi.
Ankara Bakan Kurum: "İstikrarsızlık süreci ve iklim değişikliği ekolojik beka meselesidir" Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, bölgede yaşanan savaşların enerji krizini tetiklediğini belirterek, "İstikrarsızlık süreci ve iklim değişikliği ekolojik beka meselesidir" dedi. Bakan Kurum, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından Ankara’daki bir otelde düzenlenen ’COP31’e Doğru Türkiye’de İklim Değişikliği Gündemi ve SETA İklim Değişikliği ve Çevre Programı Lansmanı Konferansı’na katıldı. Burada konuşan Kurum, Türkiye’nin yeni dünya doktrinini inşa edecek adımları konuşmak, COP31 yolculuğunda yüklenen sorumluluğa dair yapılacakları istişare etmek için bir araya gelindiğini söyledi. "Asıl meselemiz, insan ile doğanın o bitmeyen kavgasıdır" SETA’nın büyük bir vizyon sıçramasına daha imza atarak, Çevre ve İklim Programı’nı açtığını belirten Kurum, "Bu kritik adımın önce ülkemiz, ardından da tüm insanlık için ’düzen kurucu, oyun değiştirici’ adımlara vesile olmasını diliyorum. Elbette bugün burada, sadece teknik bir toplantı yapmak ya da soğuk istatistikleri tartışmak için toplanmadık. Bugün biz, ’Türkiye’nin Yeni Dünya Doktrini’ni inşa edecek adımları konuşmak; COP31 yolculuğumuzda, omzumuza yüklenen ağır sorumluluğa dair yapacaklarımızı istişare etmek için birlikteyiz. Bu yeni dünya doktrinine ihtiyacımız var, çünkü şu anda insanlığın meselesi, sıradan bir karbon salınımı meselesi değildir; asıl meselemiz, insan ile doğanın o bitmeyen kavgasıdır. Evet, şu anda insanlık, yaratıldığı günden bu yana gelen en kritik eşiktedir. Nasıl eski dünyanın öldüğünü görüyorsak, yeni dünyanın da doğum sancıları çektiğini hissediyoruz. Bu doğum süreci; belirsizliği, adaletsizliği ve bitmeyen tüketim hırsını da beraberinde getiriyor" ifadelerini kullandı. "İklim krizi milyonlarca insanın göçüne, hastalığına, ölümüne neden oluyor" İnsanlığı tüketen hırsın doğanın ham madde deposu olarak görülmesine sebep olduğunu ifade eden Kurum, "Afrika’dan Asya’ya kadar her coğrafyayı vuran bir iklim krizine dönüşüyor. İklim krizi bize, her yıl milyarlarca dolarlık zararla geliyor; milyonlarca insanın göçüne, hastalığına veya ölümüne şahit tutuyor. Adem babamızdan beri sorulan o kadim soruyu tekrar sormamızın zamanı geldi de geçiyor Soru şu: ’Nedir insanın bu dünyadaki gayesi?’ ’İnsanın gayesi, dünyayı güzelleştirmektir.’ Bugün ülke olarak, ortak evimiz dünyamız güzelleşsin diye her türlü imkanımızla çabalıyoruz ve liderlik ediyoruz. Takdir edersiniz ki, bugünlere kolay gelmedik. Çok değil, bundan 30-35 yıl öncesine, 90’lı yıllardaki Türkiye’ye ayna tutalım. Evet, 90’lar çevre ve iklim yönetimi açısından bir ’tecrübesizlik ve plansızlık’ dönemiydi. O günkü yönetimler için çevre; sadece belediyelerin çöp toplama işine indirgenmişti. İklim meselesi, ulusal kararların yanından bile geçemeyen, dış politikanın konusu bile olamayan, hatta yer yer horlanan bir başlıktı. Bırakın Dünya’nın geleceğine dair bir şey söylemeyi, şehirlerimizi bile vahşi depolamadan, kimyasal atıktan, kirli havadan, kirli sudan kurtaramıyorduk. Türk diplomasisi, Rio Zirvesi gibi küresel iklim masalarında, son derece etkisizdi ve sadece bir izleyiciydi" şeklinde konuştu. "Milletimizi geleceğin COP’una ev sahibi yaptık" Türkiye olarak gelinen aşamaya iftiharla bakılması gerektiğini belirten Kurum, "Bugün Türkiye’nin iklim diplomasisindeki aksiyonları, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, ülkemizin oyun kurucu rolünü pekiştiren bir güce dönüşmüştür. Geldiğimiz noktada ise şükürler olsun; doğayı bir ’atık deposu’ olarak, ’çevreyi yük olarak’ gören o zihniyetten bu ülkeyi kurtardık ve milletimizi uygulama ve geleceğin COP’una ev sahibi yaptık" dedi. "İstikrarsızlık süreci ve iklim değişikliği ekolojik beka meselesidir" Küresel sisteme bakıldığında suyun, stratejik bir ham maddeye, hatta bir savaş unsuruna dönüştüğünü belirten Kurum, "Orta Doğu’dan Orta Asya’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya uzanan bu zorlu coğrafyada; suyuna hâkim olan, toprağını yeşil tutan ve doğayı ezmeden enerji üreten devletler, geleceğin oyun kurucuları olacaktır. Bugün bölgemizde yaşanan savaşlar enerji krizini tetikliyor; anlamsız ve hiçbir insani duygu taşımayan asimetrik çatışmalar petroldeki istikrarsızlığı arttırıyor. Bu da bize gösteriyor ki; bu istikrarsızlık süreci ve iklim değişikliği; doğrudan bir ekolojik beka meselesidir. Yine yaşananlar göstermektedir ki; her ülkenin kendi kendine yetebilmesi kaçınılmaz bir gerçekliktir" diye konuştu. "Suyun, petrolün yerini alacağı o zorlu yüzyılın şafağındayız" Türk devlet aklının, iklim kriziyle mücadeleyi, savunma yapılması gereken bir cephe, fırsatlar sunan bir kalkınma meselesi olarak gördüğünü belirten Kurum, "Dolayısıyla biz bu tespitlerimizi; şimdi somut, ölçülebilir ve tavizsiz bir eylem planına dönüştürmek zorundayız. Onun için bizim COP31’de de en çok dikkat çekeceğimiz konular su ve gıda olacak. Suyun, petrolün yerini alacağı o zorlu yüzyılın şafağındayız. Bölgesel istikrar ve milli güvenliğin anahtarının su olduğu bir sürece hızla gidiyoruz. Suyun bir damlasının bile israf edilmediği; gıda arz güvenliğinin tehdit edilmediği; her ülkenin kendi kendine yettiği; bunun için de gerekli tüm finansal ve teknik desteklerin adil bir şekilde verildiği bir dünyayı teklif ediyoruz" dedi. "Sivil toplum yoksa dönüşüm yoktur" Türkiye olarak, COP31’de, finansmanın doğrudan mağdur coğrafyalara ulaşması için mücadele edeceklerini ve dürüst bir aracı ve adaletli bir hakem olacaklarının taahhüdünü veren Kurum, "Sivil toplum kuruluşları olarak sizler sahadasınız. Sizler toplumla doğrudan temas halindesiniz. Sizler güven inşa ediyorsunuz. Amerika’dan Çin’e kadar nereye gitsek şunu söylüyorum. Sivil toplum yoksa dönüşüm yoktur. Biz sizinle beraber hızlı değil, kalıcı bir dönüşüme imza atmak istiyoruz. Bu yüzden sizleri sadece destekçi olarak değil, bu sürecin kurucu aktörleri olarak görüyoruz. Gelin; güveni birlikte inşa edelim, uzlaşıyı birlikte kuralım ve dünyaya şunu gösterelim: Harekete geçersek bu kriz yönetilebilir, bu gelecek kurtarılabilir" şeklinde konuştu.