GÜNDEM - 05 Şubat 2026 Perşembe 09:46

Efeler’in konaklama tesisi vatandaşların uğrak noktası haline geldi

A
A
A
Efeler’in konaklama tesisi vatandaşların uğrak noktası haline geldi

Aydın’ın Efeler ilçesindeki Efeler Belediyesi’ne ait Doğa Konaklama ve Doğa Restaurant hem Efeler halkının hem de çevre illerden gelen misafirlerin uğrak noktası haline geldi.



İmamköy Mahallesi’nde yeşil bir doğayla çevrili konumuyla dikkat çeken tesis, ziyaretçilerine hem lezzetli yemekler sunuyor; hem de huzur dolu atmosferiyle şehir hayatının stresinden uzaklaşma imkanı sağlıyor. Doğa Restaurant’ta, bölgenin bereketli topraklarında yetişen doğal ürünlerle hazırlanan yöresel lezzetlerin yanı sıra dünya mutfağından seçkin tatlar da misafirlerin beğenisine sunuluyor. Geniş menüsüyle her damak tadına hitap eden tesis, aile yemekleri, dost buluşmaları ve özel organizasyonlar için ideal bir ortam oluşturuyor.



Doğa Restaurant; ferah bahçesi ve konforlu kapalı alanıyla yılın dört mevsimi hizmet veriyor. Yaz aylarında doğayla iç içe keyifli bir ortam sunan tesis, kış aylarında ise sıcak ve samimi atmosferiyle misafirlerini ağırlıyor. Usta şeflerin hazırladığı yemekler ve güler yüzlü personelin sunduğu hizmet, vatandaşlardan tam not alıyor.



Sabah 08.30’dan gece 01.00’e kadar kesintisiz hizmet veren Doğa Restaurant, güne doğal ürünlerden oluşan zengin kahvaltı menüsüyle başlamak isteyenler için de önemli bir adres haline geldi. Kuş cıvıltıları ve güneşin ağaçların arasından süzülen ışıkları eşliğinde yapılan kahvaltılar, misafirlere unutulmaz anlar yaşatıyor.



Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin’in talimatıyla vatandaşların tesise ulaşımını kolaylaştırmak amacıyla özel bir VIP hizmet de hayata geçirildi. Doğa Restaurant’a gitmek isteyen vatandaşlar için rezervasyon yaptırabiliyor. Aracı olmayan ya da araç kullanmak istemeyen misafirler, istedikleri adresten alınarak yemek sonrası istedikleri adrese bırakılıyor. Doğa Restaurant’ta keyifli bir gün geçirmek isteyen vatandaşlar, rezervasyon ve bilgi almak için 0256 340 02 56 numaralı telefonu arayabiliyor.



Efeler’in konaklama tesisi vatandaşların uğrak noktası haline geldi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Antalya’da eğitilen Afrika keseli sıçanları enkaz altındaki "göz" olacak Antalya’da hayata geçirilen "Kahraman Fareler Projesi", arama kurtarma çalışmalarında yeni bir dönemin kapısını araladı. Yaklaşık 3 yıllık eğitimle insan kokusunu ayırt edebilen Afrika keseli sıçanlarının sırtlarına takılan GPS ve kamera sistemiyle ulaşılması zor noktalardaki arama kurtarma çalışmalarına önemli katkı sağlaması hedefleniyor. Programın lideri Dr. Danielle Giangrasso, "Amacımız, bu küçük kahramanların hayat kurtarmasına katkı sağlamak" dedi. Antalya’nın Muratpaşa Belediyesi, Belçika merkezli APOPO kuruluşu, GEA Arama Kurtarma Derneği ve Ankara Üniversitesi işbirliğinde yürütülen "Kahraman Fareler Projesi", enkaz altında canlı tespitinde teknoloji destekli yeni bir dönemin kapısını araladı. Yaklaşık 3 yıllık eğitim sürecinden geçirilen Afrika keseli sıçanlarının insan kokusunu ayırt edebilme yetenekleri sayesinde ulaşılması zor noktalarda arama kurtarma çalışmalarına katkı sunması hedefleniyor. Farelerin sırtına takılan GPS ve kamera sistemiyle ekipler, enkaz içindeki hareketleri anlık olarak takip edebiliyor. Enkazda "göz" olacak Farelerin sırtına yerleştirilen özel GPS ve kamera sistemi sayesinde ekipler enkazın derinliği ve erişilmesi zor alanlar hakkında anlık ve detaylı bilgi alabiliyor. Eğitimleri yaklaşık 3 yıl süren farelerin çevresel faktörlere karşı duyarlılıklarının artırıldığı ve canlı insan kokusunu ayırt edebilecek seviyeye getirildi. Bu sistemin özellikle insanların ve mevcut teknolojinin erişmekte zorlandığı alanlarda önemli bir tamamlayıcı rol üstlenmesi amaçlanıyor. "Mevcut yöntemleri tamamlayıcı bir unsur" Kahraman Fareler Programı Lideri Dr. Danielle Giangrasso, programın arama kurtarma alanında önemli bir ihtiyaca cevap vermeyi hedeflediğini söyledi. Giangrasso, "Kahraman fareler, hayatta kalan insanları tespit etmek üzere eğitiliyor. Canlıya yaklaştıklarında yeleklerindeki sinyal vericiyi kullanarak üs noktasına uyarı gönderiyorlar" dedi. Farelerin ikinci temel yeteneğinin ise verilen komutla üs noktasına geri dönmek olduğunu belirten Giangrasso, "Bu sayede arama sırasında kontrollü ve güvenli bir çalışma yürütülebiliyor" ifadelerini kullandı. Eğitim sürecinde farelerin çok erken yaşlardan itibaren kedi ve köpek kokularına maruz bırakıldığını aktaran Giangrasso, Türkiye’de sokak hayvanlarıyla herhangi bir olumsuz etkileşim yaşanmadığını vurguladı. Türkiye’de operasyonel kullanım hedefi Kahraman farelerin 2015 yılında yapılan ön fizibilite ve kavram kanıtlama çalışmalarıyla ortaya çıktığını belirten Giangrasso, 2017’de GEA Arama Kurtarma ile kurulan işbirliğiyle projenin Türkiye boyutunun başladığını kaydetti. Yakın zamanda Tanzanya’dan Türkiye’ye getirilen farelerin gerçekçi enkaz alanlarında eğitimlerinin sürdüğünü aktaran Giangrasso, operasyonel kullanımın araştırma sürecinin tamamlanması ve gerekli onayların alınmasının ardından mümkün olacağını söyledi. Uzun ömürlü ve dayanıklı tür Giangrasso, standart farelere kıyasla daha iri yapılı ve uzun ömürlü olan dev Afrika keseli sıçanlarının tercih edildiğini söyledi. Ortalama iki yıl yaşayan standart farelerin aksine bu türün yaklaşık 10 yıla kadar yaşayabildiğini aktaran Giangrasso, güçlü yapıları sayesinde teknoloji destekli sırt çantalarını rahatlıkla taşıyabildiklerini, arama kurtarma çalışmalarında ise insanlar, köpekler ve robotlarla birlikte tamamlayıcı bir unsur olarak görev yapmasının hedeflendiğini bildirdi. "Amacımız, bu küçük kahramanların hayat kurtarmasına katkı sağlamak" 6 Şubat Kahramanmaraş depreminin kendileri için bir dönüm noktası olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Danielle Giangrasso, "6 Şubat sabahını çok net hatırlıyorum. O sırada ekibimiz Tanzanya’da eğitim yapıyordu ve haberi o sabah aldık. Güne başlamadan önce, hayatını kaybedenleri ve sahada arama kurtarma çalışmalarını sürdüren tüm ekipleri anmak için bir saygı duruşunda bulunduk. Türk halkını düşündük, GEA Arama Kurtarma’yı ve ortaklarımızı düşündük. Her ne kadar Tanzanya’da olsak da, bu süreçte herkesle birlikte dayanışma içinde olduğumuzu hissettik. O sabah, bu çalışmanın nereye doğru ilerlediğini çok net hissettim. Bugün burada, Türkiye’de herkesle birlikte çalışırken bu misyon daha da güçlü ve daha da anlamlı geliyor. Amacımız, bu küçük kahramanların hayat kurtarmasına katkı sağlamak" diye konuştu. "Enkazın içini analiz etme, kazazede varsa tespit etmemizi kolaylaştırıyor" GEA Arama Kurtarma Derneği Antalya Temsilcisi Murat Beşparmak da, "Enkazdaki küçük boşluklara girme özellikleri var ve dik yerlere de çıkıp inebiliyorlar. Çok çevik hayvanlar. Üzerlerinde de teknik ekipmanları olduğu için görüntü alabiliyoruz, konumunu takip edebiliyoruz ve karşılıklı ses iletişimi kurulabiliyor. Bunlar bizim işimize kolaylık katıyor. Enkazın içini analiz etme, kazazede varsa tespit etmemizi kolaylaştırıyor" ifadelerini kullandı.
Sakarya Sakarya’da "fıkra gibi olay: Kurtarmaya gelen de battı Sakarya’nın Sapanca ilçesinde sürücüsünün yeni aldığı arazi aracı, deneme sürüşü sırasında çamura saplanınca bölgede eşine az rastlanır bir kurtarma operasyonu başladı. Yardıma giden 4, 14 ve 22 tonluk 3 kepçe de arazi aracıyla birlikte çamura saplanınca, araçları kurtarmak için dev iş makineleri seferber oldu. 6 gün süren çalışmanın ardından tüm araçlar kurtarıldı. Edinilen bilgiye göre, ilçedeki bir arazide yeni aldığı aracıyla deneme sürüşü yapan sürücü, aracın balçığa saplanması üzerine yardım çağırdı. Bölgeye sevk edilen 4 tonluk iş makinesi, kurtarma çalışması sırasında çamura gömüldü. Bunun üzerine bölgeye sırasıyla 14 ve 22 tonluk iki iş makinesi daha yönlendirildi. Zeminin yumuşak olması nedeniyle yardıma gelen iş makinelerinin de bataklığa saplanması üzerine bölgede kapsamlı çalışma başlatıldı. Kurtarma çalışması 6 gün sürdü Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) ekipleri ve çevredeki hafriyat firmalarının desteğiyle bölgeye yüksek tonajlı ekskavatörler sevk edildi. Yaklaşık 6 gün süren ve 300 ila 490 tonluk dev iş makinelerinin kullanıldığı operasyon sonucunda, mahsur kalan arazi aracı ve 3 iş makinesi bulundukları yerden çıkarıldı. "6 gündür buradayız, çok uğraştık" Bölgede 6 gündür kurtarma çalışmasına katılan operatör Bayram Ali Çalışır, yaşanan süreci anlattı. Çalışır, "Cip sahibi aracını yeni almış, denemeye gelmiş ve batırmış. Peşine gelen operatör arkadaşımızı ’buralar sağlam’ diyerek yönlendirmişler, ilk kepçe öyle batmış. Ardından gelen 14 tonluk ve bizim büyük kepçemiz de ’şurası sağlamdır’ denilen yerlerde kuyuya denk gelerek battı. Yaklaşık 6 gündür buradayız. Çok uğraştık, belediyeler ve SASKİ çok yardımcı oldu. Hafriyatçı arkadaşlar yemek, çay getirerek destek oldu. Zor oldu ama hepsini çıkardık" dedi. "Küçük kepçenin sistemi yandı" Araçların son durumu hakkında da bilgi veren Çalışır, "Cip sağlam durumda ancak ilk batan 4 tonluk küçük kepçenin sistemi yandı, motoru su çekti. Diğer makineler bakımları yapıldıktan sonra çalışmaya devam eder. Burası belli bir alan, her katı bataklık. Bu alana girmemek daha iyi" diye konuştu.
İzmir EÜ’de 6 ön lisans programı daha akreditasyon aldı Ege Üniversitesi (EÜ), eğitimde kalite güvencesi ve akreditasyon çalışmaları kapsamında önemli bir başarıya daha imza attı. Mesleki Eğitim Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği-Mesleki Eğitim Akreditasyon Kurulu (MEDEK) tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda, Ege Üniversitesi bünyesindeki meslek yüksekokullarında yer alan 6 ön lisans programı akreditasyon belgesi almaya hak kazandı. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı başkanlığında gerçekleştirilen Senato Toplantısında, MEDEK tarafından yürütülen değerlendirme süreci sonucunda akreditasyon almaya hak kazanan programlara ilişkin bilgiler paylaşıldı. Ege Üniversitesinin eğitim ve araştırma kalitesinin niteliğini artırmaya devam ettiğini ifade eden Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Kaliteyi ve akreditasyonu üniversitemizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Ege Üniversitesi olarak, şeffaflık ve sürekli iyileştirme ilkeleri doğrultusunda kalite çıtamızı yükseltmeye devam ediyoruz. Bu kapsamda meslek yüksekokullarımız akreditasyon süreçlerini başarıyla tamamladılar. Ege Meslek Yüksekokulunun; Makine, Resim Konstrüksiyon, Gıda Teknolojisi ve Elektronik Haberleşme Teknolojisi programları; Ödemiş Meslek Yüksekokulunun; Süt ve Besi Hayvancılığı Programı ile Tire Kutsan Meslek Yüksekokulunun Gıda Teknolojisi ve Bilgisayar Programcılığı programları akreditasyon belgesi almaya hak kazandı. Emeği geçen tüm akademik ve idari personelimizi tebrik ediyor, katkı sunan tüm mensuplarımıza teşekkür ediyorum." diye konuştu. Toplantı sonunda MEDEK tarafından akredite edilen programların "Akreditasyon Belgeleri", Rektör Prof. Dr. Musa Alcı tarafından birim yöneticilerine takdim edildi.
İzmir Rahim ağzı kanserine karşı "Güç sende" söyleşisi Acıbadem Kent Hastanesi ve Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğiyle düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanseriyle mücadelede erken teşhisin önemi anlatıldı. Katılımcılar, bilgilendirme toplantısının ardından Japon iyileştirme sanatı Kintsugi atölyesinde bir araya gelerek farkındalık etkinliğine imza attı. Ocak Ayı Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı ve 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanserinin aşı, tarama ve farkındalıkla önlenebileceğine dikkat çekildi. Acıbadem Kent Hastanesi ile Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, uzmanlar ve katılımcılar rahim ağzı kanseriyle mücadele yöntemlerini konuştu. Sanatçı Berna Laçin’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşinin ardından katılımcılar, Japon iyileştirme sanatı olarak bilinen "Kintsugi" atölyesine katılarak farkındalık çalışmasına destek verdi. "Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin ediliyor" Acıbadem Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Türkiye ve dünyadaki rahim ağzı kanseri verilerini paylaştı. Türkiye’de hastalığın görülme sıklığının yüz binde 4,5 civarında olduğunu belirten Prof. Dr. İtil, bu oranın gelişmemiş ülkelerde yüz binde 30 seviyelerine kadar çıktığını kaydetti. Bulaşma oranlarına ilişkin bilgiler veren Prof. Dr. İtil, "Türkiye’de yaklaşık 8 ila 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca serviks kanseri öncüsü lezyonların görülme sıklığı çok daha yüksektir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) stratejisine değinen İtil, hedeflerin tutturulması halinde hastalığın yok edilebileceğini vurguladı. İtil, "Hedef kitlenin yüzde 90’ının aşılanması, toplumun en az yüzde 70’inin taranması ve tarama sonucu pozitif çıkan veya lezyon tespit edilen hastaların yüzde 90’ının tedaviye erişiminin sağlanması gerekmektedir. Bu hedefler tutturulduğunda, serviks kanseri bir ülkeden tamamen yok edilebilir. Avustralya, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkeleri gibi aşılama oranlarının yüksek olduğu bölgelerde, 2030 yılından sonra serviks kanserinin tamamen eradike edilmesi öngörülmektedir" ifadelerini kullandı. "30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz tarama yapılıyor" Prof. Dr. İtil, kamuoyunda HPV ve aşılamayla ilgili bilgi kirliliği yaşandığına dikkat çekerek, doğru bilgilendirmenin önemine işaret etti. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) şubelerinin her ilde hizmet verdiğini hatırlatan İtil, şunları söyledi: "Bugüne kadar yaklaşık 16 milyon kişi tarandı. 30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz HPV ve serviks kanseri taraması yapılmaktadır. HPV pozitif çıkan hastalara daha sık tarama, kolposkopik inceleme ve gerektiğinde biyopsi gibi ileri tetkikler uygulanmalıdır. Serviks kanseri, yüzde 99,5 oranında HPV kaynaklı olduğu için sebebi bu kadar net bilinen, yoğun tarama programları ve aşılamayla önlenebilen ender kanser türlerinden biridir." Berna Laçin: "Sağlık sorunları utanç kaynağı olmamalı" Etkinliğin moderatörü Sanatçı Berna Laçin, kadın sağlığı konularının kültürel kodlar nedeniyle konuşulmaktan çekinildiğini ancak bu durumun sağlığı olumsuz etkilediğini belirtti. Kadınların tarihsel süreçte sağlık alanında geri planda kaldığını ifade eden Laçin, "Kendi meselelerimiz hakkında konuşmaktan çekindik ve utandık. Ancak bu buluşmayı, sağlık sorunlarının ayıp olmadığını bilmek, vücudumuzu tanımak ve farkındalık kazanmak adına bir bilgilendirme faaliyeti olarak nitelendirebiliriz" şeklinde konuştu. Meme kanserindeki farkındalığın rahim ağzı kanseri için de oluşturulması gerektiğini vurgulayan Laçin, aşılamanın önemine değindi. Laçin, "Rahim ağzı kanseri özelinde bir aşı mevcuttur. Devletin bu aşılamaları üstleneceğine dair duyumlar alıyoruz, bu çalışmaların bir an önce hayata geçmesini umuyorum. Böylece gençlerimiz, henüz hastalıkla tanışmadan önlem alabilir. Önleyici tedbirler, hem birey hem de toplumun sağlık yükü açısından büyük önem taşımaktadır" dedi. "Meme kanserine gösterilen hassasiyeti rahim ağzı kanserine de göstermeliyiz" Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği Başkan Yardımcısı Feyza Öztürk ise derneğin kadın kanserlerine yönelik farkındalığı artırmak amacıyla yola çıktığını ifade etti. Kanserin küresel ölçekte en sık görülen ikinci ölüm sebebi olduğunu hatırlatan Öztürk, "Meme kanseri, hakkında sıkça konuşulan bir alan olmakla birlikte, benzer sıklıkta görülmesi ve önlenebilir nitelikte olması nedeniyle rahim ağzı kanseri konusunda da bir kampanya yürütmekteyiz. Özellikle çocukluk çağından itibaren uygulanabilen bir aşısının bulunması, hastalığın tedavisinin ve koruyuculuğunun mümkün olması büyük önem arz etmektedir" açıklamasında bulundu.
Adana Uçurum: "AOSB’yi yeniden Türkiye’nin zirvesine taşımak için yola çıktık" Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi’nde (AOSB) 10 Şubat’ta yapılacak seçimler öncesinde sanayici kimliği, yönetsel deneyimi ve katılımcı vizyonuyla öne çıkan Başkan Adayı İsrafil Uçurum, "Hep birlikte yönetmek, hep birlikte büyümek" anlayışını merkeze alan bir vizyon ile hizmete talip olduklarını belirtti. AOSB’nin köklü ve güçlü sanayi yapısının simge firmaları arasında yer alan Bossa ve Oğuz Tekstil’in Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten ve Adana Sanayi Odası (ADASO) Meclis Başkanlığı görevini 2014 yılından bu yana sürdüren İsrafil Uçurum, seçim yarışında özellikle arsa, enerji ve yönetişim başlıklarında ortaya koyduğu net mesajlarla öne çıktı. 2004-2010 yılları arısında AOSB’nin yönetiminde görev alan, başkanlık yapan ve bu görevi kendi isteğiyle devrederek kurumsal yönetişim anlayışıyla örnek bir davranış ortaya koyan İsrafil Uçurum, güneyin sanayi üssünü yeniden Türkiye’nin en güçlü üretim merkezlerinden biri haline getirmek için başkanlığa talip olduğunu vurguladı. İsrafil Uçurum, "AOSB, Adana’nın sanayi hafızası, Türkiye’nin ihracat gücünün önemli merkezlerinden biridir. Ben de bu bölgenin içinde yetişmiş, yatırımını AOSB’ye yapmış, üretimin her aşamasını birebir yaşamış bir sanayici olarak sorumluluk almaya talibim. Çünkü AOSB’nin yeniden ivme kazanması, sanayicinin önünün açılması ve bölgenin hak ettiği yere ulaşması gerektiğine inanıyorum" dedi. "Vizyonumuzun temel sütunları şeffaflık, katılımcılık ve kurumsallık" Yönetim vizyonunun merkezinde şeffaflık, katılımcılık ve kurumsallık anlayışının yer aldığını, kişilere değil sisteme dayalı bir yönetim anlayışı hedeflediklerini kaydeden İsrafil Uçurum, "Farklı sektörlerden 11 asıl, 11 yedekten oluşan güçlü bir yönetim kurulu oluşturduk. AOSB’deki sanayicilerin teveccühü ile hizmet bayrağını devraldıktan sonra önde gelen sanayicilerin yer alacağı bir de danışma kurulu oluşturacağız. Bölgemizdeki sanayicileri karar süreçlerine doğrudan dahil edeceğiz. Genç ve kadın sanayicilerimizi de OSB yönetimine entegre edeceğiz. AOSB’yi 500 sanayicimizle birlikte yönetmek istiyoruz. Herkes ne olup bittiğini bilsin, söz sahibi olsun. Bunu anlayışın oturmasını istiyoruz" diye konuştu. Küresel rekabetin giderek sertleştiği bir dönemde sanayicinin üzerindeki maliyet baskısının azaltılmasının temel öncelik olması gerektiğini vurgulayan İsrafil Uçurum, özellikle ucuz ve temiz enerji konusuna dikkat çekti. Yönetimleri döneminde atmış oldukları adımlar sayesinde bugün OSB’de kullanılan elektriğin ve doğalgazın OSB dışındaki fabrikalara göre daha ucuz olmasını sağladıklarını kaydeden İsrafil Uçurum, "Şimdi mevcudun üzerine yenilerini ekleme zamanıdır. Göreve gelir gelmez sanayicinin daha ucuz ve temiz enerji kullanabilmesi için bakanlıklar başta olmak üzere ilgili tüm kurumlarla irtibata geçeceğiz. Türkiye genelinde tarıma elverişsiz alanlarda enerji santrali projemizi hayata geçirmek istiyoruz. Böylelikle sanayiciye uygun maliyetli elektrik sağlayacağız. Bu yatırımlarımız sınırda karbon düzenlemesi başta olmak üzere küresel çevre standartlarını da gözeten stratejik yatırımlar olacak" ifadelerini kullandı. Temel amaçlarının AOSB’de üretim yapan sanayicinin rekabet gücünü artırmak, yatırımı teşvik etmek ve bölgeyi yeniden Türkiye’nin öncü sanayi merkezlerinden biri haline getirmek olduğunu kaydeden İsrafil Uçurum, "Elektrik, su, doğal gaz ve OSB aidatlarında maliyetleri aşağı çekecek düzenlemeler yapacağız. Sanayicinin dış pazarlara erişimini kolaylaştıracak ihracat destek ofislerinin kurulmasını sağlayacağız. Nitelikli iş gücüne erişimi güçlendirecek insan kaynakları destek mekanizmalarını hayata geçireceğiz. Dijitalleşme, yazılım ve yeni nesil sanayi yatırımları için altyapıyı güçlendireceğiz" dedi. "Sanayicilerin ortak çağrısı ve talebiyle başkan adayı oldum" Başkan adaylığının bir makam arayışından değil, sanayicilerin ortak çağrısı ve talebiyle şekillendiğini vurgulayan İsrafil Uçurum, yönetim anlayışının merkezine sorumluluk, şeffaflık ve hesap verebilirliği koyduklarını ifade etti. Makamların hizmet aracı olarak görülmesi gerektiğini dile getiren İsrafil Uçurum, "Makam peşinde değiliz. Zamanında AOSB Başkanlığını kendi isteği ile bırakan biriyim. Adana Sanayi Odası Meclis Başkanı olarak odasını sanayiciye hizmet üretmek için Türk Eximbank’a veren bir anlayışa sahibim" diye konuştu. En dikkat çekici taahhütlerinden birinin de görev süresi sınırlaması olduğunu belirten İsrafil Uçurum, AOSB’de yönetim anlayışının kurumsallaşması gerektiğine dikkat çekti. İsrafil Uçurum, bu kapsamda başkanlık görev süresinin en fazla iki dönemle sınırlandırılmasına yönelik prensip kararının genel kurulda sanayicilerin oyuna sunulmasını hedeflediklerini söyledi. AOSB’nin bugün çözüm bekleyen en önemli sorunlarının başında arsa üretimi ve yatırım süreçlerinde yaşanan tıkanıklıkların geldiğini söyleyen İsrafil Uçurum, daha sonra şunları söyledi: "Yıllardır ön tahsisi yapılmış ancak yatırıma dönüşmemiş alanlar, teslim tarihleri belirsiz projeler ve sanayicinin kullanamadığı ciddi bir kaynak söz konusu. Sanayici arsa istiyor. Ön tahsis yapılmış ama arsa sanayiciye yatırım için teslim edilmediği gibi alt yapı yatırımları dahi yapılmamış alanlar mevcut. Göreve gelir gelmez en öncelikli işimiz, arsa üretimini hızlandırmak, altyapıları tamamlamak ve tüm süreçleri şeffaf, takvime bağlı ve denetlenebilir hale getirmek olacaktır. AOSB, bir dönem Türkiye’nin en büyük ve en güçlü 2’nci OSB’si iken ancak bugün geldiğimiz noktada ilk 15 içine dahi giremiyor. Doğru yönetim, güçlü vizyon ve sanayicinin desteğiyle AOSB’yi yeniden Türkiye’nin ilk üç organize sanayi bölgesi arasına taşımak mümkündür. Ben bu sorumluluğu almaya, AOSB’yi birlikte yönetmeye ve üretimin gücünü yeniden zirveye taşımaya hazırım."