GÜNDEM - 05 Şubat 2026 Perşembe 09:11

Yelkenliler Didim’de yarışmaya başladı

A
A
A
Yelkenliler Didim’de yarışmaya başladı

Türkiye Yelken Federasyonu (TYF) Yelken Ligi’nin önemli etaplarını kapsayan Türkiye Şampiyonası, Ege’nin incisi Didim’de başladı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen sporcular, Didim’in elverişli rüzgarı ve doğal şartları eşliğinde şampiyonluk mücadelesi veriyor.



Yarışlar, sporcuların denizdeki kıyasıya mücadelesi ve hakemlerin titiz yönetimiyle tüm heyecanıyla sürüyor. Ulusal ölçekte yoğun ilgi gören organizasyon, sporculara üst düzey bir yarış deneyimi sunarken izleyenlere de görsel bir şölen yaşatıyor.



Türkiye Şampiyonası’nın Didim’de düzenlenmesi, ilçenin spor turizmi potansiyelini bir kez daha ortaya koyarken, kentin ulusal ve uluslararası tanıtımına da önemli katkılar sağlıyor. Rüzgâr ve denizin buluştuğu Didim, yelken sporunun önemli merkezlerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.



Yelkenliler Didim’de yarışmaya başladı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Çanakkale Asrın felaketine Hatay’da yakalanan Gurbet Arslan: "Acı içinde ölenlerin çığlıklarını duymak çok zordu" Asrın felaketi Kahramanmaraş merkezli depremlere Hatay’da yakalanan aile yaralarını Çanakkale’de sardı. Art arda yaşanan depremlerde neler yaşattığını anlatan Gurbet Arslan, "Hepimiz yalın ayaktık, üşüyorduk. Çığlık sesleri, yardım isteyenler, yağmur, soğuk, çok zordu. Yani yaşamak da orada acı içinde ölenlerin çığlıklarını duymak da çok zordu" dedi. 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen 11 ilde toplam 53 bin kişi hayatını kaybederken, binlerce vatandaş da yaralandı. Depremzede vatandaşlar, başka illere göç ederek yaralarını sarmaya çalıştı. Hatay’da yaşanan yıkım sonrası Çanakkale’de üniversitede okuyan kızı Gurbet Aslan’ın (38) yanına yerleşmeye karar veren Gurbet Aslan da, burada kalma sebeplerinden birinin kızı birinin ise Çanakkale’nin verdiği huzur olduğunu söyledi. Ben hiç unutmuyorum Art arda yaşanan depremlerde neler yaşattığını anlatan Gurbet Arslan, "İlk depremde uyuyorduk zaten, kimimiz zaten uyanamadı hiç. Uyandığımızda evden dışarı atmadık kendimizi, depremin dinmesini bekledik. Sonra çocuklarla birlikte dışarıya çıktık, zor attık kendimizi dışarıya. Hepimiz yalın ayaktık, üşüyorduk. Çığlık sesleri, yardım isteyenler, yağmur, soğuk, çok zordu. Yani yaşamak da orada acı içinde ölenlerin çığlıklarını duymak da çok zordu. Biz o deprem esnasında yardımcı olmaya çalıştık ama ellerimiz hep kan yara yapamıyorsun, kaldıramıyorsun. Yani ben hiç unutmuyorum. Selim daha 16 yaşında ve yardım edin diyor. Biz yüzünü görüyorduk mesela onun ama ona yetişemiyorsun yani ulaşamıyorsun onu çıkartamıyorsun ve tam ölmek üzere olduğunu görüyorsun bu çaresizlik tarif edilemez. Zaten öldü biz onu kurtaramadık. 15-20 yıla yakın arkadaşım çocuklarıyla, kocasıyla hiç uyanamadı mesela. Biz cesetlerini de çıkardık onların. İkinci deprem ise 18.00-18.30 civarı olmuştu. Akşamüstü olduğu için çok kayıp olmadı. Kayıp olacak insan da bina da hiçbir şey kalmamıştı. Her şey zaten yerle bir olmuştu. Tam toparlanırsın da artık ölümü yavaş yavaş kafandan silersin de tekrardan bir acı darbe yaşarsın, biz tekrar mahvolduk yani. O psikolojiye tekrar girdik" dedi. Enkazda kalan oğlunun yerini köpekleri sayesinde buldular Evlerindeki köpek sayesinde enkazda bir süre kalan oğlunu kurtardılarını belirten Gurbet Aslan, o anları şu sözlerle anlattı: "Hatay’da dediğim gibi tamamıyla sıfırlandı. Biz kendimizi son anda dışarı atan insanlardan olduk, yaşayan az kalmış insanlardan öyle söyleyeyim. Evlerimizin hepsi yıkıldı. Benim oğlumu son anda babam kurtardı. Babam işletmedeydi ona bir şey olmadı. Köpekler de çok sadık. Oğlumu hiç bırakmadı. Oğlumun yerini biz öyle belirledik." Yaşadığın için suçluluk duygusu oluşuyor Yaşanılan yıkımın ve şahit olunan şeyler ardından psikolojilerin ister istemez bozulduğunu, kendisinin ise buna çözüm olarak spora başladığını söyleyen Aslan, "Yıllar geçse bile insanların eskisi gibi sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Gerçekten çok zor süreçlerden geçiyoruz. Sadece Hatay, Maraş ya da Adıyaman değil bütün ülke olarak aslında zor süreçlerden geçiyoruz. Yani çok düşünmek istemiyoruz ama artık her şeyden korkuyoruz. Kaygı içerisindeyiz, korku içerisindeyiz, çaresizlik içerisindeyiz. Hayatı nasıl devam ettireceğimizi bilemiyoruz. Ben mesela kaç gece, kaç ay aynı saatlerde hıçkırarak uyandım. Bunu bilinçaltın yapıyor sen isteyerek yapmıyorsun. O kadar hasar oluşuyor ki sende, yaşadığın için suçluluk duygusu oluşuyor, tanıdıklarını akrabalarını kaybettin acıların çok, onların ölümü senin hala hayatta kalması, psikolojimizin yerle bir olması çok doğal. Ben psikoloğa gittim, istediğim gibi verim alamıyordum. Spora başladım. Özellikle koşmak bana çok iyi geliyor. Koşarken bütün o kötü enerjiyi attığımı düşünüyorum. Daha sağlıklı insan olduğumu fark ettim" diye konuştu. Birlikte daha kolay atlatılabiliyor Gurbet Aslan, Çanakkale’ye yerleşme sürecini şu ifadelerle aktardı: "İkinci depremden sonra yaklaşık bir hafta kadar daha Hatay’da kaldım. Ondan sonra ailemin bir kısmı Ankara’ya bir kısmı da Mersin’e gitmişti. Ben Mersin’e geçtim. Çanakkale’de benim kızım okuyor ve çok şükür ki bir ev tutmuştu, daha yeni tutmuştu. Çanakkale’ye gelmemdeki sebeplerden biri bu biri de burası gerçekten çok özgün, kendine has bir enerjisi ve coğrafyası olan bir şehir, çok iyi geldi burası. O yüzden burada kaldım. Birlikte daha kolay atlatılabiliyor. Herkesin bir arada olması aslında o geçiş sürecini daha kolaylaştırıyor. Ben gençlere de söylemiştim, bazı günler makarna yiyeceğiz, bazı günler et yiyeceğiz, çok sıkışık bir ortamda olacağız ama ‘Olsun, bir arada olacağız’ dediler bana. Onlar beni çok mutlu etmişti. Uzaklaştığımız için bizim için birazcık daha kolaydı orada kalanlara nazaran. Orada kalanlar çok daha kötü. Ben her gittiğimde farkı görebiliyorum." Ulaşamamak insanı çok tedirgin ediyordu Çanakkale’de tek yaşayan Sevgi Toprak ailesine ulaşmayınca çok tedirgin olduğunu vurgulayarak, "Buraya 2021 senesinde geldim. Kimya öğretmenliği bölümünü kazanmıştım. 6 Şubat depremi yaşandığı gün ben Çanakkale’deydim. Annem, kardeşim ve ailem başka evlerdeydiler. Ben ilk duyduğumda ciddi bir şey olduğunu düşünmemiştim. Daha sonra sosyal medyada, haberlerde ne kadar ciddi boyutta bir deprem yaşandığını fark ettim. Şebekeler kesilmişti, kardeşime, anneme ulaşamıyordum. Sadece bir ara annem SMS’ten ‘Kızım biz iyiyiz merak etme’ diye bana ulaşabilmişti. O biraz içimi rahatlattı ama gördüğüm şeyler çok korkunçtu ve ulaşamamak insanı çok tedirgin ediyordu" ifadelerini kullandı. Her gece 3-4’e kadar uyumak istemiyordum Depremin kendi başına da geleceğini düşünerek uyumadığını ve sürekli hazırlıklı olduğunu belirten Toprak, "Ben burada tek başıma kalıyordum ve hani 04.17 diye bir saat var zaten Adıyaman’daki saat de o şekilde durdu ve hala üçüncü yılı olacak o şekilde. Ben her gece 3-4’e kadar uyumak istemiyordum. Yani uykum gelse de uyumamaya çalışıyordum. Sanki uyuduğumda yine o saatlerde bir şey olacakmış gibi hissediyordum. Saat 04.30’u geçince uykuya geçiyordum. Şarj aleti, fener, yiyecek bir şeyler, abur cuburlar falan alıp bunları yanımda tutup yatıyordum ve sıkı giyinip yatıyordum. Herhangi bir şey olursa hemen çantamı alıp çıkabileyim diye" şeklinde konuştu.
Antalya Kemik iliği nakli artık kardeş vericilerle sınırlı değil Kemik iliği naklinde verici bulma sorununu büyük ölçüde ortadan kaldıran yarı uyumlu akraba nakilleri, son yıllarda tam uyumlu kardeş vericilerle benzer başarı oranlarına ulaşarak hastalar için yeni bir umut kapısı araladı. Hematoloji uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetin, "Yarı uyumlu yakın akraba vericilerin kolay ulaşılabilir olması, hastaların uzun süre donör beklemesinin önüne geçiyor" dedi. Kemik iliği nakli, lösemi, lenfoma, aplastik anemi ve bazı kalıtsal kan hastalıkları başta olmak üzere birçok kan ve kemik iliği hastalığının tedavisinde hayati önemini koruyor. Geçmişte, kemik iliği nakline ihtiyaç duyan hastaların yalnızca yüzde 25-30’unda tam uyumlu kardeş verici bulunabilirken, son yıllarda geliştirilen yeni yöntemler sayesinde bu tablo büyük ölçüde değişti. Günümüzde anne, baba, çocuklar ve yakın akrabalardan elde edilen yarı uyumlu kan kök hücreleriyle yapılan nakillerin, tam uyumlu kardeş vericilerle benzer başarı oranlarına ulaştığı belirtiliyor. Bu gelişme sayesinde hastaların yaklaşık yüzde 90-95’i için uygun vericiye ulaşmak mümkün hale geldi. Hastalar hastalık ilerlemeden nakle alınabiliyor Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Çetin, yarı uyumlu akraba vericilerin sağladığı avantajlara dikkat çekti. Prof. Dr. Çetin, "Yarı uyumlu yakın akraba vericilerin kolay ulaşılabilir olması, hastaların ulusal ve uluslararası donör bankalarında uzun süre verici beklemesini önlemektedir. Böylece hastalar, hastalık ilerlemeden ve olumsuz sağlık sorunları gelişmeden hızlı bir şekilde kemik iliği nakli tedavisine alınabilmektedir" ifadelerini kullandı. Genç yarı uyumlu vericiler öne çıkıyor Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların, vericinin yaşının da tedavi başarısında önemli bir faktör olduğunu ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Çetin, bazı durumlarda yarı uyumlu fakat genç bir vericinin tercih edilebildiğini vurguladı. Çetin, "Yapılan çalışmalar, genç vericilerden yapılan nakillerin bağışıklık sisteminin yeniden yapılanmasını daha güçlü desteklediğini ve tedavi başarısını artırdığını göstermektedir. Bu nedenle bazı hastalarda, tam uyumlu ancak ileri yaşta bir verici yerine, yarı uyumlu fakat genç bir vericiden yapılan nakiller tercih edilebilmektedir" dedi. Tedavi sürecinde önemli avantajlar sağlıyor Yarı uyumlu akraba vericilerin, nakil sonrasında gerekebilecek hücresel destek tedavilerinin zamanında uygulanmasına da imkan tanıdığını ifade eden Prof. Dr. Çetin, bu durumun tedavi sürecini daha güvenli ve etkin hale getirdiğini kaydetti. Ayrıca bu yaklaşımın, donör bankalarından temin edilen hücresel ürünlerin yüksek maliyetini ve yoğun iş gücü ihtiyacını da önemli ölçüde azalttığını dile getirdi. "Daha ulaşılabilir ve sürdürülebilir bir tedavi modeli" Tüm bu gelişmelerle birlikte kemik iliği naklinin daha fazla hasta için erişilebilir hale geldiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Çetin, "Bu yeni nakil yaklaşımı, hem sağlık sistemi hem de hastalar açısından daha sürdürülebilir bir tedavi modeli sunmaktadır. Yarı uyumlu akraba kemik iliği nakli, günümüz tıbbında hastalara umut veren önemli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır" şeklinde konuştu.