YEREL HABERLER - 04 Mart 2012 Pazar 17:20

AYVALIKLI KADINLAR, ŞİDDETE KARŞI ETKİLİ BİR YASA İSTİYOR

A
A
A
AYVALIKLI KADINLAR, ŞİDDETE KARŞI ETKİLİ BİR YASA İSTİYOR

Balıkesir’in Ayvalık ilçesindeki kadınlar, kadına şiddete karşı daha etkili bir yasa istediklerini söyledi.
Kadının şiddetten korunmasına dair yasa tasarısı, Bakanlar Kurulu’nda bir kez daha değişikliğe uğradı. 1 Mart sabahı alelacele Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’na (KEFEK) ve gene aynı gün içerisinde Adalet Komisyonu’na gönderilen ve 8 Mart’a kadar yasalaşması beklenen tasarının son hali, taleplerinin dikkate alınması için bir yıldır çalışan Şiddete Son Platformu üyesi kadın örgütlerinin tepkisini çekti.
Ayvalık Bağımsız Kadın İnisiyatifi temsilcisi Nebahat Dinler yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, Hükümetin kadınlara yönelik şiddetle mücadeleye dair verdiği sözlerini tutmayarak aceleyle kanunlaştırmaya çalıştığı bu yasa tasarısının şiddet mağduru kadınların ihtiyaçlarını karşılamaktan, kadına yönelik şiddeti önlemekten ve ortadan kaldırmaktan çok uzak olduğunu, yıllardır kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadele eden kadın örgütleri olarak bu haliyle bu tasarıyı sahiplenmelerinin, desteklemelerinin ve kabul etmelerinin mümkün olmadığını belirtti. Bakanlar Kurulu’nun tasarının adından başlayarak tüm içeriğine yaptığı müdahalenin geri alınmasını, kadın örgütlerinin talepleri doğrultusunda bir şiddet yasası çıkartılmasını istedi.
Ayvalık Bağımsız Kadın İnisiyatifi Temsilcisi Nebahat Dinler yaptığı açıklamada, “Bakanlık, tasarının hazırlığı ile ilgili yaklaşık bir yıldır çalışmaktadır. Kadın örgütleri, bu süreç boyunca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile çok sayıda toplantı gerçekleştirmiş, görüşülebilecek tüm kurumlarla yasa tasarısı müzakere edilmiş, kadınların talepleri defalarca yazılı ve sözlü şekilde ilgili kurum ve kişilere iletilmiş, kadın örgütlerince bir yasa taslağı metni kaleme alınmakla yetinilmemiş Bakanlığın metnine ilişkin de çok sayıda eleştiri ve öneri sunulmuştur. Kadın örgütleri tüm iletişim yollarını zorlayarak sürece müdahil olmayı talep etmelerine rağmen Bakanlık bu konuda çok geç harekete geçmiş ayrıca kadın örgütleri tarafından tasarıya eklenen düzenlemelerin Bakanlar Kurulu’nda imza aşamasında değiştirilmesini veya tasarıdan çıkartılmasını engelleyememiştir. Süreç, Hükümet tarafından açık ve samimi şekilde yürütülmemiştir. Bugün gelinen noktada Hükümet tarafından yasalaşması için TBMM’ye gönderilen metin kadın örgütlerinin taleplerini karşılamamaktadır” ifadelerine yer verdi.
TASARI İLE 4320 SAYILI KANUN’UN KAZANIMLARI GERİ ALINIYOR
Hükümetin yasalaşması için Meclis’e gönderdiği tasarı metni ile Bakanlığın Bakanlar Kurulu’na imza için gönderildiğini açıkladığı metin arasında çok ciddi farklar bulunduğunu kaydeden Dinler, “Tasarının adı ‘Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Tasarısı’ iken ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi’ olarak değiştirilmiş, bir kez daha kadınların hayatının korunması yerine ailenin korunması tercih edilmiştir. Hükümetin bakış açısını yansıtan bu tutum dışında da mevcut tasarıda ciddi pek çok sorun bulunmaktadır. Tasarının temel ilkelere ilişkin maddesinden Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere yapılan atıf ve şiddet mağdurlarına ilişkin verilecek destek ve hizmetlerin sunumunda temel insan haklarına dayalı, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usul izleneceği ilkesi çıkarılmıştır. Ayrıca ev içi şiddet, kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet tanımları da tasarının dışında bırakılmıştır. Bu ilkelerden ödün verilerek, kadın erkek eşitliği ve fiili eşitlik kavramlarından korkularak kadına yönelik şiddetle mücadele edilmesi mümkün değildir. Tasarının önceki halinde yer alan ve önemli bir kazanım gibi görünen Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri ise son düzenlemeyle ayrı bir hayal kırıklığına dönüşmüştür. Yasanın gereği gibi uygulanmasını sağlayacak en önemli mekanizma olan bu merkezlerin kadrosu 5557’den 362’ye indirilmiş, bu merkezlerde çalışacakların tercihen kadın olmasına ilişkin düzenleme tümden çıkarılmıştır. Kadına yönelik şiddetin bu denli yüksek oranlara ulaştığı ve günden güne arttığı bir ülkede 362 kadro ile kurulacak merkezlerin işlevsiz ve göstermelik kurumlar olacağı çok açıktır.
Meclis’e sunulan tasarıda, şu an yürürlükte olan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un kazanımları geri alınmakta ve 4320 sayılı Kanun’un çok daha gerisinde düzenlemelere yer verilmektedir. 4320 sayılı Kanun’da ve tasarının önceki halinde yer alan şiddet gören dışında çevresindeki kişilerin de şikâyetçi olabilmesini içeren “ihbar hakkı” son anda metinden çıkarılmıştır. Hâkimlerin dosya üzerinden ve şiddetin yazılı olarak belgelenmesini aramaksızın, dosyanın kaydedildiği gün tedbir kararı vereceği yönündeki düzenleme de tasarıdan çıkarılan düzenlemeler arasındadır. Bu düzenlemeler ile kadınlar yalnızlaştırılmakta, maruz kaldıkları şiddeti ispatlamaları istenmekte, hâkimlerin tedbir kararı verirken delil aramaları esas, aramamaları ise istisna haline getirilmektedir. Tüm bunlar, yasayı etkisizleştirecek müdahalelerin somut örnekleridir” denildi.
PRESTİJ MALZEMESİ OLARAK KULLANILAN BİR YASA DEĞİL, GERÇEK BİR YASA İSTİYORUZ
Tasarının, 1 Mart sabahı alelacele Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’na (KEFEK) ve gene aynı gün içerisinde Adalet Komisyonu’na gönderildiğinin altını çizen Ayvalık Kadın İnisiyatifi Temsilcisi Nebahat Dinler, “Komisyon toplantılarına katılan Bakan Fatma Şahin kadınlara Adalet Komisyonu’nun eski tasarıyı dikkate alacağı sözünü verdi. Ancak eski tasarı da daha önce defalarca belirttiğimiz gibi kadınların taleplerini yeterince dikkate almamaktaydı. Kadın örgütlerinin yasaya ilişkin başlıca talepleri şunlardır: Kadına yönelik şiddetin insan haklarına aykırılık teşkil ettiğinin açıkça ifade edilmesi, Ayrımcılık yasağı, fiili eşitsizlikler gibi şiddetin arkasındaki dinamiklere dair düzenlemelere yer verilmesi, Temel ilkeler bölümünde uluslararası sözleşmelere ve özellikle İstanbul Sözleşmesi`ne atıf yapılaması, Cinsel yönelim ve cinsel kimliği ifadelerinin yasaya eklenmesi, Mağdur yakınlarının ve şiddete tanıklık edenlerin de koruma kapsamına alınması, Kadın örgütlerinin şiddet ile ilgili her türlü davada müdahilliklerinin kabul edilmesi, Sığınaklar ve cinsel şiddet kriz merkezlerine ilişkin düzenlemelere yer verilmesi, Tedbir kararlarının gerektiğinde süresiz verilebilmesi, Çocukların velayet hakkının koruma süresince, kadının talebi ile şiddet mağduru tarafından kullanılacağı, çocukların şiddet uygulayan ile kişisel ilişkisinin bu süre boyunca kaldırılacağı veya denetime tabi tutulacağı düzenlemesine yer verilmesi, Şiddet uygulayanların yanı sıra, şiddeti azmettirenlere ve yardım edenlere karşı da tedbir alınması ve bu kişilerin de tedbir kararına aykırılıktan ötürü cezalandırılması, Hâkim ve savcılar dâhil olmak üzere bu vakalarda görev alacak herkese yönelik kadının insan hakları, toplumsal cinsiyet, kadın erkek eşitliği konularını içeren eğitimler verilmesi, Şiddet ile ilgili yasal başvuru süreçlerinde taraflar arasında arabuluculuk ve uzlaşma girişiminde bulunulamayacağının düzenlenmesi, Şiddet mağdurlarının zararlarının tazmin edilmesi, Hakkında koruyucu tedbir kararı verilen şiddet mağduru kişilerin sosyal güvencesinin şiddet uygulayan kişiye dayandığı hallerde, gizliliği ihlal etmemek için tedbir süresi boyunca mağdur lehine ücretsiz sağlık tedbirine karar verilmesi, Yasanın uygulamasını etkili şekilde izleyecek ve denetleyecek Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerinin kurulmasıdır” diye sıraladı.
Dinler yaptığı açıklamanın son bölümünde, “Bizler, Hükümet tarafından prestij malzemesi olarak kullanılan bir yasa değil ihtiyacı karşılayan, etkili ve gerçek bir yasa istiyoruz. Adalet Komisyonundan kadın örgütlerinin tüm taleplerini karşılayan bir metnin çıkması için kadın örgütleri olarak mücadele etmeye devam edeceğimizi bir kez daha duyuruyor, Hükümeti kadınları göz ardı eden tutumunu ısrarla sürdürmekten vazgeçmeye ve kadın örgütlerinin yasaya ilişkin taleplerini dikkate almaya davet ediyoruz” ifadelerine yer verdi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum Palandöken’de kayak sezonu 30 Nisan’a kadar uzatıldı Palandöken Kayak Merkezi’nde 2025-2026 kış sezonu, elverişli kar kalınlığı ve hava şartları sayesinde 30 Nisan’a kadar uzatıldı. Türkiye’nin kış turizminde öncü merkezlerinden biri olan Palandöken Kayak Merkezi, kayak severlere bahar aylarında kayak yapma ayrıcalığı sunmaya devam ediyor. Ejder3200 Kayak Merkezi tarafından yapılan son açıklamaya göre, sezonun resmi olarak 30 Nisan 2026 tarihine kadar açık kalacağı duyuruldu. Aralık ayında kapılarını açan merkezde, nisan ayı itibarıyla kar kalınlığı hala kayak yapmaya uygun seviyelerde seyrediyor. Yetkililer, hava ve pist şartlarının elvermesi durumunda 30 Mayıs 2026 tarihine kadar pistlerin kayak kulüpleri ve milli takım çalışmaları için açık tutulabileceğini belirttiler. Meteoroloji tarafından yapılan son açıklamalarda, Palandöken Kayak Merkezi’nde kar kalınlığı 211 santim civarlarında. Uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapıyor Türkiye’nin en önemli kış turizm destinasyonlarından biri olan Palandöken Kayak Merkezi, elverişli kar kalınlığıyla sezonu 30 Nisan’a kadar uzatırken, sahip olduğu teknik altyapı ve dünya standartlarındaki pistleriyle de dikkat çekiyor. Palandöken, sadece uzun sezonuyla değil, profesyonel kayakçılardan yeni başlayanlara kadar her seviyeye hitap eden teknik donanımıyla ön plana çıkıyor. Zirveden başlayan ve neredeyse şehrin hemen yanı başına kadar uzanan pistler, kayak severlere kesintisiz bir sürüş deneyimi sunuyor. Palandöken Kayak Merkezi, teknik kapasitesiyle uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek standartlarda hizmet veriyor. Dik pistleri tercih sebebi Palandöken’in en uzun kesintisiz parkuru, yaklaşık 12 kilometreye ulaşıyor. 3 bin 176 metre yükseklikteki Ejder3200, zirvesiyle Türkiye’nin en yüksek rakımlı kayak merkezlerinden biri konumunda. FIS (Uluslararası Kayak Federasyonu) onaylı slalom pistleri, diklik dereceleriyle profesyonel sporcuların ilk tercihi oluyor. Saatte binlerce kişiyi taşıyabilen son teknoloji gondol liftler, telesiyejler ve T-bar hatları sayesinde pistlerde bekleme süresi minimuma indiriliyor. Türkiye’nin en geniş aydınlatma sistemine sahip merkezinde, yaklaşık 10 kilometrelik pist alanında gece geç saatlere kadar kayak yapılabiliyor. Hava sıcaklığının uygun olduğu ancak yağışın yetersiz kaldığı dönemlerde, gelişmiş suni karlama sistemi sayesinde pistlerin kar kalitesi korunuyor.
Erzurum Tarımda önder üretici modeli vurgusu Vildan Sürbehan ve Nuray Demir tarafından "İklim değişikliği etkisi ile Erzurum ilinde bitkisel üretim desenine yönelik çiftçi yaklaşımları" üzerine yapılan araştırmada, ilginç sonuçlara ulaşıldı. Atatürk Üniversitesi tarafından yayınlanan "Journal of Animal Science and Economics" dergisinde yayınlanan araştırma, iklim değişikliğinin Erzurum ilindeki bitkisel üretim desenine etkileri karşısında çiftçilerin yaklaşımları üzerinde etkili olan faktörleri tespit etmeyi amaçladı . Bu kapsamda araştırmaya ait veriler Erzurum’un farklı ilçelerinde 281 üreticiyle yapılan yüz yüze anketlerden elde edildi; analizlerde SPSS programı ile çapraz tablolar hazırlandı. Probit modeli ile de üretim deseninde değişiklik yapma kararını etkileyen faktörler incelendi. "Değişime kapalı üreticilerin ikna edilmesi gerek" Elde edilen sonuçlara göre, üretim deseninde değişiklik yapma istekliliği üzerinde gelir-gider kaydı tutma, tarımsal yayım elemanlarıyla görüşme sıklığı, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini önlemeye yönelik inançlar ve geleceğe dair algılar anlamlı etkiye sahip. Özellikle gelir-gider kaydı tutan ve yayım hizmetleriyle daha sık iletişim kuran üreticilerin değişime daha açık oldukları, uzun yıllardır tarımla uğraşan üreticilerin ise daha kapalı oldukları belirlendi. Çiftçilerin iklim değişikliğine uyum sürecinde istekliliklerinin artırılabilmesi için eğitim, yayım hizmetleri ve deneyim paylaşımının güçlendirilmesi önemli olduğu vurgulanan araştırmada "Bu kapsamda özellikle değişime kapalı üreticilerin ikna edilmesinde önder üretici modeli, çiftçi eğitim programları ve gelir artışına yönelik teşvikler etkili bir yöntem olarak önerilmektedir" denildi. Üretim deseninde değişiklik yapma eğilimi var Araştırmanın sonuç kısmında, iklim değişikliği tüm dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin de önemli bir problemi haline geldiği vurgulanarak, "Bu kapsamda bu değişiklikten doğrudan üretimi iklime bağlı olan sektörlerin başında tarımsal üretim ve özellikle de bitkisel üretim sektörü gelmektedir. İklim değişikliğine karşı sektör çalışanları çeşitli şekilde önlemler almakta ve meydana gelecek olan olumsuz etkiyi hafifletmektedirler. Alınacak önlemler arasında mevcut üretim deseninde değişiklik oluşturmak farklı çevrelerce önerilmektedir. Bu kapsamda yapılan bu çalışmada da üreticilerin iklim değişikliğinin etkisi ile üretim deseninde değişiklik yapma isteği üzerinde etkili olan faktörler belirlenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışma da sonuç itibariyle, uzun yıllardır bitkisel üretim sektöründe çalışan kişiler üretim deseninde değişiklik yapmaya kapalıyken, gelir gider kaydı tutan, yayım elemanlarıyla sıklıkla görüşen, üretim desenindeki değişikliğin işe yaradığını düşünen ve iklim değişikliğinin üretimi her geçen gün daha fazla olumsuz olarak etkilediğini düşünen kişilerin ise iklim değişikliğinin olumsuz etkisini hafifletmek için üretim deseninde değişiklik yapma eğiliminde oldukları gözlemlenmiştir" denildi. "Elde edilen gelirinde artacağı anlatılmalı" Araştırmanın son kısmında şu ifadelere yer verildi, "İklim değişikliğinin olumsuz döngüsünü hafifletmek adına iyi bir yöntem olan üretim deseninde değişim oluşturma eğiliminin daha da artırılabilmesi için bu duruma çok ta istekli olmayan bitkisel üretimde deneyimli üreticilerin üretim deseninde değişikliği giderek üretimden elde edilen gelirinde artacağı yönünde yeni deneyimler için ikna konusunda farklı yöntemler uygulanmalıdır. Bu konuda önder üretici yaklaşımı kabul edilebilir olup, bu üreticilerin deneyimleri diğer üreticilerle farklı kanallar aracılığıyla paylaşılmalıdır. Bu yöntemin elde edilen gelire de yansıyacağı düşünüldüğünde bu durumun üreticinin gelirinde devamlılık oluşturacağı, dolayısıyla tarımdan vazgeçmemesine neden olacağı ve sonuçta da bu durumun ülkenin de menfaatine olacağı düşünülmektedir"
Kars Ardahan-Artvin karayolunda kayan tır yolu kapattı, onlarca araç mahsur kaldı Ardahan ile Artvin’in Şavşat ilçesini birbirine bağlayan ve Doğu Anadolu’yu Karadeniz’e ulaştıran D-010 karayolunda sabaha karşı yaşanan kaza, ulaşımı felç etti. Özellikle kış aylarında kar, tipi ve buzlanmanın etkili olduğu Sahara Geçidi’nde kayan bir tır, yolu tamamen kapatarak uzun araç kuyruklarının oluşmasına neden oldu. Olay, Sahara Geçidi’nin zirve noktasında meydana geldi. Alınan bilgiye göre, kaygan zemin nedeniyle kontrolden çıkan tır, kayarak yolu trafiğe kapattı. Tırın yolu kapatmasıyla birlikte her iki yönde trafik durma noktasına geldi. Bölgede mahsur kalan Adem Kaya, o anları anlatarak cep telefonuyla kaydetti. Onlarca araç mahsur kaldı Yolun kapanmasıyla birlikte bölgede bulunan çok sayıda araç ilerleyemedi. Özellikle ağır tonajlı araçlar ve yolcu taşıyan minibüslerin de aralarında bulunduğu onlarca araç uzun süre mahsur kaldı. Sürücüler araçlarında beklemek zorunda kalırken, bölgede kar yağışı da aralıklarla etkisini sürdürdü. Ekipler seferber oldu İhbar üzerine Karayolları ekipleri bölgeye sevk edildi. Yol açma ve kurtarma çalışmalarının başlatıldığı, kayan tırın bulunduğu yerden kaldırılması için iş makineleriyle müdahale edildiği öğrenildi. Ekipler, hem yolu trafiğe açmak hem de mahsur kalan araçların güvenli şekilde ilerlemesini sağlamak için yoğun çaba harcadı. Karayolları ekiplerinin çalışmalarının ardından yol kademeli olarak ulaşıma açıldı.
Erzurum İşte Erzurum’un tarım karnesi Erzurum Valisi Aydın Baruş, İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne ziyarette bulunarak yürütülen çalışmalar hakkında brifing aldı. Erzurum İl Tarım ve Orman Müdürü Alpaslan Kenger tarafından Erzurum’un tarım ve hayvancılık alanındaki mevcut durumu ile yürütülen faaliyetlere ilişkin kapsamlı bilgi verildi. Brifingde; ilde 4 milyon 215 bin 315 dekar tarım alanında üretim yapıldığı, ÇKS kayıtlılık oranının yüzde 73 olduğu, Erzurum’un 61 coğrafi işaretli ürün ile Türkiye’de 3. sırada yer aldığı ifade edildi. Büyükbaş hayvan varlığında Türkiye’de 3. sırada bulunan Erzurum’da 2025 yılı itibarıyla 118 bin 379 büyükbaş ve 255 bin 552 küçükbaş hayvan sevk edildiği belirtildi. Su ürünleri alanında 60 işletmede yıllık 8 bin ton kapasite bulunduğu, 2025 yılında 3 bin744 ton üretim gerçekleştirildiği, ayrıca 967 bin yavru balığın doğal ortamlara bırakıldığı bilgisi paylaşıldı. Tarımsal desteklemeler kapsamında 2025 yılında üreticilere 1,6 milyar TL ödeme yapıldığı, 2026 yılında ise 2,2 milyar TL destek sağlandığı ve toplam destek miktarının 3 milyar TL’yi aşmasının beklendiği ifade edildi. Gıda denetimleri kapsamında 2025 yılında 18 bin 646 denetim gerçekleştirildiği, 238 işletmeye toplam 20 milyon 492 bin 906 TL idari yaptırım uygulandığı; veteriner yol kontrol noktasında ise 19 bin 195 araçta 704 bin 744 hayvanın kontrol edildiği bildirildi. Ayrıca hayvan sağlığı çalışmaları kapsamında yaklaşık 3,2 milyon doz aşının uygulandığı ifade edildi. Tarımsal üretimi artırmaya yönelik projeler kapsamında 2025 yılında nohut, fasulye ve sebze üretimine destek sağlandığı; 2026 yılında ise 2 milyon 500 bin TL bütçe ile nohut, 720 bin TL bütçe ile mercimek üretiminin destekleneceği, ayrıca sebze fidesi, sera naylonu ve organik tarım desteklerinin sürdürüleceği belirtildi. Hayvancılık ve kırsal kalkınma projeleri kapsamında 10 bin 268 başvuru alınan destek programında 134 asil ve 174 yedek olmak üzere toplam 308 üreticinin hak kazandığı, mera ıslahı, sıvat kurulumu ve altyapı çalışmalarının devam ettiği ifade edildi. Vali Aydın Baruş, tarım ve hayvancılık sektörünün güçlendirilmesine yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini belirterek emeği geçen tüm kurum ve üreticilere teşekkür etti.
Hakkari Yüksekova’da bir okul sular içinde kaldı HAKKARİ (İHA) – Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde etkili olan şiddetli sağanak nedeniyle Esenyurt Mahallesi’ndeki bir lisenin bahçesi su altında kaldı. İlçe genelinde gün boyu aralıksız devam eden yağışlar, özellikle altyapı yetersizliğinin bulunduğu bölgelerde su taşkınlarına neden oldu. Esenyurt Mahallesi’nde yer alan Anadolu Lisesi, daha önceki yağışlarda hasar gören ve bir bölümü yıkık olan çevre duvarının bulunduğu noktadan gelen suların baskınına uğradı. Hafta sonu olması nedeniyle öğrencilerin bulunmadığı saatlerde gerçekleşen olayda, okul yönetimi ve personeli durumu fark ederek bölgeye intikal etti. Kendi imkanlarıyla suyun yönünü değiştirmeye çalışan personel, yoğun çaba sarf ederek suyun sınıflara girmesini engelledi. Tahliye çalışmaları sayesinde okul binasında büyük çaplı maddi hasarın önüne geçildi. Bölgedeki su kanalına ilişkin ıslah projelerinin henüz hayata geçirilmediğini belirten mahalle sakinleri, Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından geçmiş yıllarda yapılan keşif çalışmalarına rağmen kalıcı bir çözüm üretilmediğini, her yağış sonrası benzer tablolarla karşılaştıklarını dile getirdiler. Can kaybı ya da yaralanmanın yaşanmadığı olayda, okul bahçesinde temizlik çalışmaları başlatıldı. Eğitim öğretim faaliyetlerinin aksamaması için altyapı eksikliklerinin giderilmesini bekleyen mahalle sakinleri ve veliler, yeni haftaya hazırlanan okulda benzer bir durumun tekrar etmemesi için yetkililerin acilen önlem almasını talep etti.