GÜNDEM - 21 Mayıs 2026 Perşembe 10:11

Birlikte hafız olduğu annesine gözyaşlarıyla teşekkür etti

A
A
A

Kocaeli’de hafızlık eğitimi alan oğlu zorlanıp ağlayınca anne Büşra Keleş eşine az rastlanır bir desteğe imza attı. "Sadece sözle olmaz" diyerek kendisi de Kur’an kursuna yazılan anne, oğluyla birlikte hafızlık eğitimini tamamladı. Annesine gözyaşlarıyla teşekkür eden Abdullah Keleş, "Bu yolda çok zorluklar çektim, arkamda annem olmasaydı herhalde yapamazdım" dedi.

Gölkent Erkek Yatılı Hafızlık Kur’an Kursu’nda eğitim gören Abdullah Keleş (13), zorlu hafızlık sürecinde zaman zaman motivasyon kaybı yaşadı. Oğlunun bu durumuna üzülen Büşra Keleş, evladına sadece sözlü destek vermenin yeterli olmayacağını düşünerek, Seymen Gündüzlü Hafızlık Kur’an Kursu’na kayıt yaptırdı. Abdullah hocası Muhammet Emin Duran’ın gözetiminde, anne Büşra Keleş ise hocası Fatma Karagöz’ün eşliğinde hafızlık eğitimlerini sürdürdü. Birlikte ders çalışan ve birbirlerini motive eden anne-oğul, süreci başarıyla noktaladı. Kocaeli İl Müftülüğünde uzman komisyon eşliğinde gerçekleştirilen hafızlık tespit sınavlarında ter döken Abdullah ve annesi, emeklerinin karşılığını alarak hafızlık unvanını kazandı.

Birlikte hafız olduğu annesine gözyaşlarıyla teşekkür etti

Küçük hafız gözyaşlarını tutamadı

Hafızlığını tamamlamanın gururunu yaşayan ve konuşması sırasında duygusal anlar yaşayan Abdullah Keleş, annesine gözyaşları içinde teşekkür etti. Keleş, "Bu yolda çok zorluklar çektim. Arkamda annem olmasaydı herhalde yapamazdım. Anneme çok teşekkür ediyorum ve onu çok seviyorum. Çok zor zamanlar geçirdim, çok üzülüyordum. Annem beni hep evde teselli ediyordu. Çok üzülüyor ve ağlıyordum, ders yaparken de çok ağlıyordum. Çok zorlanıyordum ama elhamdülillah bitirdim. Annem de benimle birlikte bana motive olsun diye hafızlık kurslarına katıldı, o da bitirdi elhamdülillah. Anneme benim için yaptığı şeyler için bir kez daha teşekkür ediyorum. Hayatımın sonuna kadar annemi koruyacağım ve kollayacağım" dedi.

Birlikte hafız olduğu annesine gözyaşlarıyla teşekkür etti

"Oğlumla ayetlerde buluştuk"

Yaptıkları uzun araştırmalar neticesinde Abdullah’ı Gölkent Erkek Yatılı Hafızlık Kur’an Kursu’na kaydettirdiklerini söyleyen Büşra Keleş, oğlunun burada ortaokul eğitiminden geri kalmadan hafızlık eğitimi gördüğünü belirtti. Kursun hayata geçirilmesinde emeği olan kurum ve kişilere teşekkür eden Keleş, şunları kaydetti:

"Bu süreçte oğluma sadece sözde değil, aynı şekilde ben de yaşayarak ona destek olabileceğimi düşündüm. Ben de evime yakın olan Seymen Hafızlık Kur’an Kursu’na yazıldım. Ben kursa başladım ve oğlumla birlikte ilerledik. Bu süreçte oğlumla birlikte ayetlerde buluştuk. Oğlum çok zorlandı ama hiçbir zaman ona ’Oğlum benim işim var, sen oku’ demedim. Birlikte oturduk okuduk, oğlum yaptı, ben dinledim. Amacımız Kur’an oldu, amacım çocuğumun hafızlığını bitirmek oldu. Elhamdülillah oğlum başardı. Şimdi ben de sınava gireceğim. Rabbim hayırlısını nasip etsin. Allah önümüzü açsın, örnek olmayı nasip etsin. Allah sayılarımızı artırsın. Allah devletimizden de razı olsun."

Hayallerinden bahseden Keleş, "Oğlum, Allah izin verirse Kur’an-ı Kerim’i anlama kursuna devam edecek. İnşallah daha sonra birlikte bir üniversitede İslam Bilimleri okumayı düşünüyoruz" diye konuştu.

"Alimlerimizin de hayatında annelerinin büyük tesirleri var"

Kocaeli İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu ise, anne ve oğlunun başarısıyla gurur duyduğunu belirterek, "Cenab-ı Allah’a şükürler olsun ki bugün kentimizde yeni bir sürprizle karşı karşıyayız. Tabii hafızlık süreci kolay değil, çok zor bir süreç. Hocalarının, özellikle annesinin teşvikiyle, annesinin kendisinin de hafızlık yapma sözünü vermesi suretiyle hem anne hem de Gölkent Kur’an Kursumuzda eğitim gören Abdullah evladımız hafız oluyor. Demek ki anneler bu konuda gerekli gayreti ve hassasiyeti gösterirlerse evlatlarının bu şekilde yetişmelerini temin ediyorlar. Alimlerimize de baktığımız zaman pek çoğunun hayatında annelerinin büyük tesirleri var" ifadelerini kullandı.

Birlikte hafız olduğu annesine gözyaşlarıyla teşekkür etti

"İnsanın yetişmesinde ilk öğretmen annedir"

İslam alimi Abdülkadir Geylani ile annesi Ümmülhayr Fâtıma’dan örnekler veren Sönmezoğlu, şu bilgileri verdi:

"Hep vaazlarımızda, hikayelerimizde anlatırız. Abdülkadir Geylani’nin hayatında annesinin ne kadar büyük bir rol oynadığını, ’Evladım, ilim yolundasın. Sakın yalan söyleme’ diyerek yola koyduğunu, eşkıyaların kervanı soyduklarında, ’Benim de üzerimde altın var’ dediğini, eşkıya başının neden böyle bir şey söylediğini sorunca, ’Annemin bana tembihi var. Kellem pahasına, canım pahasına yalan söylemem’ demiştir. İnsanın yetişmesinde ilk öğretmen annedir, en önemli birey annedir. Daha sonra babadır, öğretmenler ve toplumdur. Kocaeli olarak, Gölkent Kur’an Kursumuz olarak güzel bir örneğe imza atmış bulunmaktayız. Şükürler olsun Abdullah evladımız hafızlığını tamamladı. Hocalarının büyük emeği var ama en büyük emek annesinin. Annesi de evladıyla beraber hafızlığını yapmış oldu. Biz ne kadar şükretsek azdır. Abdullah evladımızı, annesini, ailesini ve hocalarını tebrik ediyorum."

Sürece şahitlik eden Gölkent Kur’an Kursu Derneği Başkanı ve yöneticisi Kadir Çelikiz, bu anlamlı tablodan duydukları memnuniyeti dile getirerek, "Abdullah’ın azmi ve annesinin fedakarlığından dolayı çok gurur duyduk. Tüm öğrencilerimize ve velilerine örnek olmasını arzu ediyor, kursumuza maddi manevi destek veren tüm hayırseverlerimize şükranlarımızı sunuyoruz" dedi.

Recep Barış Aksu - Cihan Atik 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Balıkesir Ören’de Türk Mutfağı Haftası lezzet şöleni Türk Mutfağı Haftası etkinlikleri kapsamında Burhaniye’nin turizm merkezi Ören’de düzenlenen gastronomi programı, büyük ilgi gördü. Karakaş Otel’de düzenlenen tadım programa katılan Balıkesir Valisi İsmail Ustaoğlu, Türk mutfağının asırlık bir medeniyet mirası olduğunu vurguladı. Ören Mahallesi’nde bulunan Karakaş Otel’in ev sahipliğinde gerçekleştirilen tadım programında; usta şefler, akademisyenler, ilçe protokolü ve davetliler bir araya gelerek geleneksel Türk lezzetlerinin izini sürdü. Ören’de adeta bir gastronomi şölenine dönüşen etkinliğe protokol üyeleri yoğun ilgi gösterdi. Karakaş Otel’deki anlamlı buluşmaya; Balıkesir Valisi İsmail Ustaoğlu, Balıkesir İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman, Burhaniye Kaymakamı Cumali Atilla, Burhaniye Belediye Başkanı Ali Kemal Deveciler, Burhaniye İlçe Emniyet Müdürü Faik Karabaş, Burhaniye İlçe Jandarma Komutanı Yarbay Ünal Bayhan, Balıkesir İl Turizm Müdürü Neslihan Vurucu ile Balıkesir Üniversitesi Burhaniye Uygulamalı Bilimler Fakültesi (BUBYO) Dekanı Prof. Dr. Mehmet Oğuzhan İlban ve çok sayıda davetli katılım sağlayarak sektöre destek verdi. Türk mutfağının birbirinden özel ve geleneksel reçetelerinin titizlikle hazırlanarak sunulduğu etkinlikte, ev sahibi Karakaş Otel’in işletme sahibi Demet Yağcı sergilediği performansla göz doldurdu. Ünlü şeflerin Balıkesir Kuzu’sunda yaptığı yöresel Sura yemeği, bölgenin çeşitli otlarından kavurmalar, enginar ve kabak çiçeği dolması katılımcılara ikram edildi. Ayrıca etkinlikte zeytinyağlı bademli baklava ile lor tatlısı tadımı da yapıldı. Ege’nin eşsiz lezzetleri başarılı şeflerin ellerinde bir kez daha damak çatlatan lezzetlere dönüştü.
İstanbul Emine Erdoğan: "Türk mutfağı, Anadolu’nun ruhunu ve vicdanını dünyanın dört bir yanına taşıyan en latif kültür elçimizdir’’ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Türk mutfağının, lezzetlerinin yanında manevi bağlamı, aile bağları, paylaşım kültürü ve kolektif üretim gücüyle başlı başına bir yaşam sanatı olduğunu belirterek, "Türk mutfağı, Anadolu’nun ruhunu ve vicdanını dünyanın dört bir yanına taşıyan en latif kültür elçimizdir" dedi. İstanbul’da, "Türk Mutfağı Haftası" kapsamında düzenlenen "Bir Sofrada Miras" programı gerçekleşti. Programa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Valisi Davut Gül ve eşi, büyükelçiler, konsoloslar, sektör temsilcileri katıldı. Yemekten önce etkinlik alanını gezen Emine Erdoğan "Birikim Mutfaktan", "AnadoludaKİLER", "Bereketli Hilal Sofrası", "Şark Sofrası", "Kardeşlik ve Birlik Sofrası", "Yörük Sofrası", "Karadeniz Sofrası", "Rumeli Sofrası", "Sıfır Atık Vakfı" ve "Milli Saraylar Başkanlığı" stantlarını ziyaret etti. Siirt, Bursa, İzmir, Kafkas ve Trabzon halk oyunları gösterisiyle başlayan programda Bakan Kacır ve Bakan Ersoy, Emine Erdoğan’ın ardından birer konuşma gerçekleştirdi. Programda konuşan Erdoğan, İstanbul’un, yeryüzünün en eski şahitlerinden biri, medeniyetlerin, halkların, tarihin buluştuğu bir insanlık sofrası olduğunu söyledi. Türk mutfağının güçlü bir medeniyet mirası olduğunun yeniden hatırlandığını kaydeden Erdoğan, bu mirasın Türkiye’nin sadece yemeklerini değil yerelden evrensele uzanan kültürel zenginliğini de temsil ettiğini belirtti. Yurtdışındaki etkinliklerle Türk Mutfağı Haftası’nı kutlayan dış temsilciliklere selam gönderen Erdoğan, "Mutfak, insanlık tarihinin en eski arşivlerinden biridir. Kurulan her sofrada bir toplumun inançlarını, kültürel kodlarını ve coğrafyayla kurduğu ilişkiyi satır satır okumak mümkündür. Söz konusu Türk mutfak mirası olduğunda, yüzyıllarla ifade edilen bir medeniyet yürüyüşünden bahsederiz. Türk mutfağının kapısı, Türkistan’dan açılır, göçlerle Anadolu’ya uzanır, oradan Osmanlı coğrafyasının her bir köşesine Balkanlar’a, Doğu Avrupa’ya, Orta Doğu’ya ve Kuzey Afrika’ya kadar yayılır. Bu tarihsel hat boyunca, farklı kültürler birbirine temas eder, birbirinden öğrenir, birbirini, zenginleştirir" diye konuştu. "Türk mutfağı, adeta insanlığın asırlara yayılan gönül birliğinin en görünür olduğu vitrindir" Çok kültürlülüğün Türk mutfağının en güçlü ve ayırt edici vasıflarından biri olduğunun altını çizen Erdoğan, Osmanlı medeniyetine bakıldığında farklı dinlerin, dillerin ve kimliklerin asırlar boyunca bir arada yaşayabildiği barış dolu bir kültür iklimi görüldüğünü, bunun en zarif tezahürlerinden birinin Anadolu mutfağı olduğunu anlattı. Anadolu’da, farklı kökenlerden insanların aynı mahallede kapı komşusu olduğunu kaydeden Erdoğan, "Haşlanmış buğday taneleri bir evde aşure olurken, yan komşuda ’koliva’, karşı komşuda, ’anuşabur’ diye pişmiş, birbirine ikram edilmiştir. Şam Tatlısı, arnavutciğeri, tatar böreği, Acem pilavı, çerkes tavuğu gibi yemekler isimleri değişmeden, sofrada yerini almıştır. Kürt tandır ekmeği, Laz böreği, Boşnak mantısı aynı sofrada buluşmuştur. Her kültür kendi kimliğini koruyarak ortak bir lezzete katkı sunuyor. Mesela dünyaca ünlü baklavamızın kat kat açılan yufkalarında, Türkistan’dan taşıdığımız hamur işi geleneğinin izleri vardır. Üzerine dökülen şerbet kökleri Romalılara uzanan, daha sonra Arap mutfağında geliştirilen, hamur işine bal şerbet dökme geleneğiyle doğrudan bağlantılıdır. Zaten, soframıza asıl tadını, tuzunu veren de işte bu birlikte yaşama kültürü ve birlikten doğan kuvvettir. Kaynayan tencereler, kültürlerarası etkileşimi ve diyaloğu güçlendiren bir medeniyet dilidir. O nedenle Türk mutfağı, adeta insanlığın asırlara yayılan, gönül birliğinin en görünür olduğu vitrindir. Sadece ne yediğimizi değil nasıl yaşadığımızı, neye inandığımızı, hangi değerleri baş tacı yaptığımızı da anlatır" dedi. "Türk sofralarının, içinde yaşadığımız çağa söyleyecek çok güçlü sözleri olduğuna inanıyorum" Emine Erdoğan, "Bugün insanlık, farklılıkların çatışma sebebi değil, zenginlik kaynağı olduğu bir dünyanın arayışı içinde ön yargılarla çoraklaşan insaniyet toprağını şifalandırmanın, bir arada yaşamayı başarmanın yollarını arıyor. Fakat ne yazık ki çok kültürlülük çoğu zaman, teorik bir kavram olarak kalıyor. Çünkü insanların yaşanmış örneklere, gerçek hayat tecrübelerine ihtiyacı var. Bu anlamda Türk sofralarının, içinde yaşadığımız çağa söyleyecek çok güçlü sözleri olduğuna inanıyorum. Çünkü buğdayın ilk kez ekmeğe dönüştüğü bu kadim topraklar insan odaklı bir yaşam tasavvurunu yüzyıllardır sofraya taşımaya devam ediyor. Çünkü Anadolu’da gönüller birbirine eklenir ve ortaya muhteşem bir insanlık zinciri çıkar. Hayatın yükü, omuz omuza veren insanların dayanışmasında kuş tüyü kadar hafifler. Nişan, düğün, sünnet gibi özel günlerde ve cenazelerde komşular hiçbir yardım talebi gelmesini beklemeden bir araya gelir, ev sahibinin işlerini sırtlanırlar. Kadınlar, kışlık hazırlığı, yaprak sarma, ekmek pişirme, Ramazan hazırlıkları gibi emek yoğun işleri imece usulü yaparlar" diye konuştu. Bunun en güzel örneklerinden birinin de, UNESCO’nun somut olmayan, kültürel miras listesinde yer alan "keşkek" olduğunu kaydeden Erdoğan, "Türk mutfağı, lezzetlerinin yanında manevi bağlamı, aile bağları, paylaşım kültürü ve kolektif üretim gücüyle başlı başına bir yaşam sanatıdır. Türk mutfağı, Anadolu’nun ruhunu ve vicdanını dünyanın dört bir yanına taşıyan en latif kültür elçimizdir. Bize düşen görev ülkemizin gastronomi imajını dünyaca bilinen birkaç yemekle sınırlı olmaktan çıkarıp, ’anlam, kültür ve değer mutfağı’ olarak, dünyada hak ettiği konuma taşımaktır" ifadelerini kullandı. Gaziantep, Hatay ve Afyonkarahisar’ın, UNESCO Özgün Şehirler Ağı’nda gastronomi alanında yer almasının gurur verici olduğun vurgulayan Erdoğan, "İnanıyoruz ki her şehrimiz dünya gastronomi haritasında güçlü bir cazibe merkezi olabilecek potansiyele sahiptir. Yeter ki mutfağımızı doğru bir gastronomi anlatısıyla buluşturalım. Atıksız, israfsız, sürdürülebilir, çevre dostu, sağlıklı ve her beslenme tercihine cevap verebilen yönlerini ön plana çıkaralım. İklim krizinden, yerel kimliklerin korunmasına kadar pek çok küresel mesele için ilham veren bir yaşam modeli olarak sunabilelim" değerlendirmesinde bulundu. "Mutfak mirasımızın korunması ve tanıtılmasına yönelik 381 projeye 1 milyar 400 milyon lira lira destek sağladık" Bakan Kacır ise, "Anadolu’nun her bölgesinin kendine özgü üretim bilgisini, yerel lezzetlerini, geleneksel yöntemlerini ve kuşaktan kuşağa aktarılan mutfak mirasını yansıtan tescilli bin 847 coğrafi işaret ve geleneksel ürüne sahibiz. Avrupa Birliği nezdinde tescilli 46 coğrafi işaretli ürünümüzle, Anadolu’nun lezzet hafızasını küresel ölçekte güçlü biçimde temsil ediyoruz. Kalkınma ajanslarımız ve bölge kalkınma idarelerimiz eliyle, bugüne dek mutfak mirasımızın korunması ve tanıtılmasına yönelik 381 projeye 1 milyar 400 milyon lira destek sağladık. Hanımefendinin öncülüğü ve himayelerinde yürüttüğümüz Anadoludakiler Projemizle de; yerel üreticimizin emeğini görünür kılmak, Anadolu’nun özgün değerlerini markalaştırmak ve kadim birikimimizi yeni nesillere bir kalkınma hikâyesi olarak aktarmak üzere adım attık" diye konuştu. "Türkiye, gastronomi turizminde dünyanın en güçlü potansiyellerinden birine sahip" Bakan Ersoy da, "Bakanlık olarak, Somut Olmayan Kültürel Miras Türkiye Ulusal Envanter Sistemi’nde ‘Türk Mutfağında Geleneksel Sofra Kültürü: Sosyal Pratikler ve Ritüeller’ grup başlığı altında 87 adet yaşayan miras unsurunu kayıt altına almış bulunuyoruz. Ayrıca Mesir Macunu Festivali’nden İftar ve İftar ile İlgili Sosyo-Kültürel Gelenekler’e kadar 7 farklı mutfak kültürümüz UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listeleri’ne kaydettirilmiştir. Bu yıl ‘Türk Mutfağında Geleneksel Sofra Kültürü: Sosyal Pratikler ve Ritüeller’ adlı aday dosyamızı da UNESCO’ya sunduk. 2028’de UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedilmesini bekliyoruz. Türkiye; sahip olduğu eşsiz coğrafi çeşitlilik, dört mevsime yayılan tarımsal üretim kapasitesi, yerel ürün zenginliği, coğrafi işaretli değerleri, bölgesel mutfak kimlikleri ve binlerce yıllık mutfak geleneğiyle gastronomi turizminde dünyanın en güçlü potansiyellerinden birine sahiptir" dedi. Türk ve Osmanlı Mutfağı yemeklerinin servis edilmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın konseri ve aile fotoğrafı çekimiyle sona erdi.