SPOR - 03 Şubat 2026 Salı 08:39

Burhaniye’de jimnastik kursları yoğun ilgi gördü

A
A
A
Burhaniye’de jimnastik kursları yoğun ilgi gördü

Burhaniye ilçesinde, Atatürk Spor Salonunda düzenlenen jimnastik kursları yoğun ilgi gördü. Pelin Bakır’ın eğitmenliğini yaptığı kurslara değişik yaş gruplarında toplam 480 sporcu katılıyor.


Burhaniye’de İlçe Gençlik ve Spor Müdürlüğünün Atatürk Spor Salonunda düzenlediği jimnastik kurslarına 480 sporcu katılıyor. Bayramlarda gösteriler yapan sporcular, katıldıkları yarışmalarda da çok sayıda derece aldı. Sporcuları gruplar halinde çalıştırdıklarını anlatan eğitmen Pelin Bakır, "Sporcularımızın bayramlarda yaptıkları gösteriler ilgi görmektedir. Katıldığımız Federasyon yarışmalarında çok sayda madalya aldık. Bu da kurslarımıza olan ilgiyi artırdı. Kurslarımıza şu anda 480 sporcu katılmaktadır" dedi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adıyaman Deprem şehitlerinin fotoğrafları 3 yıldır çay ocağının duvarında asılı Adıyaman’da deprem şehitlerinin fotoğrafları 3 yıldır bir çay ocağının duvarında asılı duruyor. Yaklaşık 400 adet fotoğrafın yer aldığı işletmeye gelen müşteriler duygulanıyor, duvarda asılı olan onlarca fotoğraf ise adeta duvar albümünü andırıyor. Adıyaman Eskisaray Mahallesi’nde çay ocağı işleten Mustafa Sapdüzen, depremde ikiz kardeşi Ayhan Sapdüzen ve yakınlarını kaybetti. Mustafa Sapdüzen, İkizler Çay Ocağı’nın duvarına kardeşinin ve yakınlarının fotoğraflarını astı. Çay ocağına gelen müşteriler de kendi yakınlarının fotoğraflarını getirerek duvara astı. Depremden sonra her geçen gün fotoğraf sayısı arttı. İşletmenin tüm duvarları, depremde şehit olan vatandaşların fotoğraflarıyla kaplandı. Yaklaşık 400 adet fotoğrafın yer aldığı işletmeye gelen müşteriler duygulanıyor, duvarda asılı olan onlarca fotoğraf ise adeta duvar albümünü andırıyor. İşletme sahibi Mustafa Sapdüzen, "6 Şubat demek; hüzün, hasret, özlem ve ayrılık demek. Fotoğraf albümümüz, canımın bir parçası, ikiz kardeşimi, eşini ve yeğenlerimi depremde kaybettim. Onun fotoğrafını dükkâna astım. Dükkânı açtığım üçüncü günde, giden gelen olmayınca en azından bir çayımı kardeşimle içiyormuş gibi hissetmek istedim. O duyguyla fotoğrafını astım. Mahallemizde ciğerci Muzaffer usta, çiğ köfteci Veysel ve vefat eden diğer esnaf dostlarımız vardı. Dükkânı görüp hayırlı olsuna gelenler oldu. Malum, aynı hayatı, aynı acıyı, aynı hissi ve aynı duyguları paylaştığımız için, aynı hatıraları yaşadığımız için onlar da fotoğraf asma talebinde bulundular. Ben de dedim ki, kardeşime burada yer varsa, dostlarıma da memnuniyetle yerim var. Bugün bir fotoğraf daha geldi. Toplamda 400 fotoğraftan oluşan bir albümümüz var. Ben sabah saat 05.30-06.00 gibi dükkânı açıyorum. İlk başta vefat eden canlarımıza selam vererek içeri giriyorum. Aklıma geldikçe, semaveri açarken Fatihalarımı okuyorum, duamı ediyorum. Ondan sonra benim günüm bu şekilde başlıyor. Aileler buraya geliyor, hatıralarını paylaşıyorlar. Hislerini ve duygularını dile getiriyorlar" dedi. Müşteriler ise "İlk girdiğimizde biz de şaşırdık. Sonradan hoşumuza gitti. Depremde vefat eden kardeşlerimizi, dostlarımızı burada gördük. Bu dışarıdan gelen herkesin dikkatini çekti. İlk geldiğimizde fotoğraflar bu kadar çok değildi. Daha sonra çoğaldı. Millet ilgi duydukça çoğalmaya başladı. 6 Şubat hepimiz için zor bir zamandı. Duygulanıyoruz, her geldiğimizde insan baktıkça o günü hatırlıyor" diye konuştu.
İstanbul "Kanserde yapılmaması gereken 10 hata" Kanserden korkmak yerine doğru adımlarla hastaların hem tedavi başarısını hem de yaşam kalitesini artırmasına yardımcı olmanın günümüzde en önemli yaklaşım haline geldiğini ifade eden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Doğru bilgi, doğru zaman ve doğru yaklaşım hayat kurtarır. Bu nedenle, kanser sürecinde internet ve yapay zekadan tanı koymak, tedaviyi yarıda bırakmak, sosyal medya etkisiyle alternatif tedavi yöntemlerine yönelmek, yaşam biçimini aşırı kısıtlamak gibi hatalar tehlikeli sonuçlara yol açabilir" dedi. Kanser tanısı almak, şüphesiz bir kişinin hayatında karşılaşabileceği en sarsıcı durumlardan biri. Ancak günümüzde kanser, erken tanı ve doğru tedaviyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalık haline geldi. Yanlış bilgi ve hatalı yönelimlerin tedavi başarısını olumsuz etkileyebildiğini ifade eden İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, klinik pratikte en sık karşılaşılan hatalı davranışlar hakkında bilgilendirmede bulundu. "Belirtileri görmezden gelerek doktora geç başvurmak" Birçok hastanın korku nedeniyle hekime başvurmayı ertelediğini belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Oysa bu gecikme, hastalığın erken evrede yakalanma fırsatının kaçmasına neden olabilir. Erken evrede saptanan kanserlerde başarı oranı çok daha yüksektir. Gecikme ise daha yoğun tedavi süreçleri ve fiziksel yük anlamına gelir. Unutulmamalıdır ki korku ile ertelenen her gün, hastalığın ilerlemesi için fırsat oluşturabilir" ifadelerini kullandı. "İnternetten ve yapay zekâdan tanı koymak" Günümüzde bilgiye erişimin çok kolay olduğunu belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, şu uyarılarda bulundu: "Hastalar yapay zekâya yazarak kendi kendilerine tanı koymaya çalışabiliyor. Oysa kanser tanısı; klinik muayene, görüntüleme ve patolojik inceleme ile konur. Hiçbir dijital platform tanı koyamaz. Yapay zekâ doktorun yerini tutan bir karar verici değildir. En büyük risk, hastanın yanlış güven hissiyle başvuruyu geciktirmesi veya gereksiz panik yaşamasıdır. Bazı hastalar yapay zekâya en iyi tedaviyi sorarak immünoterapinin kendileri için kesin çözüm olduğu kanaatine varabilmektedir. Oysa bu tedavilerin uygunluğu ancak klinik verilerle belirlenebilir. Tanı ve tedavi kararları mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir." "Tedaviyi yarım bırakmak veya düzensiz sürdürmek" Bazı hastaların yan etkilerden korkarak veya iyi hissettikleri dönemde tedaviyi bırakabildiğini söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bu durum tedavi direnci gelişmesine yol açabilir. Tedavide süreklilik esastır. Yan etkiler hekimle paylaşılmalı, çözüm yolları birlikte planlanmalıdır. İyi hissetmek tedavinin bittiği anlamına gelmez. Kanserde başarı, süreklilikle gelir" şeklinde konuştu. "Beslenme, vitamin ve takviyelerde abartılı arayışlara girmek" Yoğun vitamin ve bitkisel ürün arayışına dikkat çeken Prof. Dr. İrfan Çiçin şu bilgileri paylaştı: "Bu eğilim çoğu zaman sosyal medya ile şekillenir. Oysa gereksiz takviyeler tedavinin etkinliğini azaltabilir, karaciğer yükünü artırabilir. Dengeli beslenme çoğu hasta için yeterlidir. Ek takviyeler ancak doktor önerisiyle kullanılmalıdır. Doğal olan zararsızdır düşüncesi her zaman doğru değildir." "Bilimsel olmayan tedavi yöntemlerine yönelmek" Çaresizlik hissinin hastaları bilimsel kanıtı olmayan yöntemlere yönlendirebildiğini söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bitkisel karışımlar veya sözde ’hücre yenileyici’ ürünler bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. En büyük risk, hastanın etkin tedaviyi geciktirmesidir. Yanlış umut, doğru tedaviyi geciktirir. Şifa vaat eden her şey gerçek tedavi değildir. Kanserle mücadelede en büyük güç, doğru bilgiye zamanında ulaşmaktır. Hastalığın kendisi kadar bilgi kirliliği de mücadeleyi zorlaştırır. Erken başvuru ve güçlü iletişim başarının temel taşlarıdır. Korkuya değil bilgiye, söylentilere değil bilime güvenmek gerekir" dedi. "Sosyal medya etkisiyle alternatif tedavilere yönelmek" Sosyal medyanın alternatif tedavi yöntemlerini öne çıkardığını söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Yüksek doz C vitamini veya fitoterapi uygulamalarının büyük bölümü bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Sosyal medyadaki hasta hikâyeleri tıbbi ayrıntılardan yoksundur ve genelleştirilemez" uyarısında bulundu. "Kendi hastalığını başka hastalarla karşılaştırmak" Hastaların sıklıkla tedavilerini başkalarıyla kıyasladığını belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Oysa kanser; moleküler yapıları ve tedavi yanıtları açısından kişiden kişiye değişir. Aynı isimli iki kanser bile biyolojik olarak tamamen farklı olabilir. Başka hastalarla karşılaştırma yapmak gereksiz kaygı oluşturur. Başkasının tedavisi, sizin reçeteniz değildir" dedi. "İmmünoterapi ve hedefe yönelik ilaçlara abartılı beklenti yüklemek" İmmünoterapi ve akıllı ilaçların her hasta için uygun olmayabileceğini belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bazı hastalar bunları ’kesin çözüm’ görüp zaman kaybedebilir. Önce hastalığın biyolojik özellikleri değerlendirilmelidir. Gerçekçi beklenti ve doğru hasta seçimi başarıyı belirler" dedi. "Yaşam biçimini aşırı kısıtlayarak hayatı zorlaştırmak" Hayatın hastalık merkezli yaşanmasının hatalı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çiçin, "Sosyal ilişkileri kesmek psikolojik yükü artırır. Oysa kontrollü sosyal yaşam ve hafif egzersiz tedaviye uyumu artırır. Hayatı durdurmak tedaviye katkı sağlamaz" ifadelerini kullandı. "Hekimiyle açık iletişim kurmamak" Kanser tedavisinin aynı zamanda bir güven ilişkisi olduğunu belirten Çiçin, "Bazı hastalar yan etkileri veya korkularını hekimlerinden gizleyebilmektedir. Oysa, paylaşılmayan her bilgi tedavi güvenliğini riske atabilir. Kullanılan bitkisel ürünler ilaçlarla etkileşime girebilir. Hekim, ancak tüm tabloyu bildiğinde doğru karar verebilir. Unutulmamalıdır ki doktor-hasta ilişkisi bir ekip çalışmasıdır" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
Adıyaman Deprem şehitlerinin fotoğrafları 3 yıldır çay ocağı duvarında asılı Adıyaman’da bir çay ocağının duvarları, ‘Deprem şehitlerinin’ fotoğraflarıyla adeta albüme döndü. Deprem şehitlerinin fotoğrafları 3 yıldır duvarda asılı duruyor. Adıyaman Eskisaray Mahallesi’nde çay ocağı işleten Mustafa Sapdüzen, depremde ikiz kardeşi Ayhan Sapdüzen ve yakınlarını kaybetti. Mustafa Sapdüzen, İkizler Çay Ocağı’nın duvarına kardeşi ve yakınlarının fotoğraflarını astı. Çay ocağına gelen müşterilerde kendi yakınlarının fotoğraflarını getirerek, duvara astı. Depremden sonra her gecen gün fotoğraf sayısı arttı. İşletmenin tüm duvarları depremde şehit olan kişilerin fotoğraflarıyla kaplandı. Yaklaşık 400 adet fotoğrafın yer aldığı işletmeye gelen müşteriler duygulanıyor, duvarda asılı olan onlarca fotoğraf ise adeta duvar albümünü andırıyor. İşletme sahibi Mustafa Sapdüzen, "6 Şubat demek; hüzün, hasret, özlem ve ayrılık demek. Fotoğraf albümümüz, canımın bir parçası, ikiz kardeşimi, eşini ve yeğenlerimi depremde kaybettim. Onun fotoğrafını dükkâna astım. Dükkânı açtığım üçüncü günde, giden gelen olmayınca en azından bir çayımı kardeşimle içiyormuş gibi hissetmek istedim. O duyguyla fotoğrafını astım. Mahallemizde ciğerci Muzaffer usta, çiğ köfteci Veysel ve vefat eden diğer esnaf dostlarımız vardı. Dükkânı görüp hayırlı olsuna gelenler oldu. Malum, aynı hayatı, aynı acıyı, aynı hissi ve aynı duyguları paylaştığımız için, aynı hatıraları yaşadığımız için onlar da fotoğraf asma talebinde bulundular. Ben de dedim ki, kardeşime burada yer varsa, dostlarıma da memnuniyetle yerim var. Bugün bir fotoğraf daha geldi. Toplamda 400 fotoğraftan oluşan bir albümümüz var. Ben sabah saat 05.30-06.00 gibi dükkânı açıyorum. İlk başta vefat eden canlarımıza selam vererek içeri giriyorum. Aklıma geldikçe, semaveri açarken Fatihalarımı okuyorum, duamı ediyorum. Ondan sonra benim günüm bu şekilde başlıyor. Aileler buraya geliyor, hatıralarını paylaşıyorlar. Hislerini ve duygularını dile getiriyorlar" dedi. Müşteriler ise, "İlk girdiğimizde bizde şaşırdık. Sonradan hoşumuza gitti. Depremde vefat eden kardeşlerimizi, dostlarımızı burada gördük. Bu dışarıdan gelen herkesin dikkatini çekti. İlk geldiğimizde fotoğraflar bu kadar çok değildi. Daha sonra çoğaldı. Millet ilgi duydukça çoğalmaya başladı. 6 Şubat hepimiz için zor bir zamandı. Duygulanıyoruz, her geldiğimizde insan baktıkça o günü hatırlıyor" diye konuştu. (CK-LO-Y)