ÇEVRE - 14 Mayıs 2025 Çarşamba 16:59

Müsilaj uyarısı: "Kontrol edilebilecek tek faktör kirliliktir"

A
A
A
Müsilaj uyarısı: "Kontrol edilebilecek tek faktör kirliliktir"

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nde yeniden etkisini gösteren müsilaj oluşumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sarı, müsilajın yalnızca çevresel değil, ekolojik, ekonomik ve sosyo-psikolojik etkileri olduğunu belirterek, mücadelenin siyaset üstü bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini söyledi.


Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nde aylar önce başlayan müsilajın, her geçen gün yoğunlaştığını ve yüzeyden deniz dibine kadar örümcek ağı gibi yayıldığını ifade etti. Sarı, yapılan bilimsel uyarılara rağmen, sorumluların müdahale konusunda yeterli adım atmadığını ve çözümün başkasından beklendiğini savundu. Müsilaj oluşumunu tetikleyen üç temel faktöre dikkat çeken Sarı, "Deniz yüzeyi sıcaklıklarındaki artış, Marmara Denizi’nin durağan yapısı ve azot-fosfor dengesini bozan yoğun kirlilik, birlikte etki gösterdiğinde müsilaj oluşumu kaçınılmaz hale geliyor" dedi.


Sürecin özellikle sonbaharda başladığını, ilkbaharda ise su sıcaklığının artışıyla müsilajın deniz yüzeyini tamamen kapladığını belirten Sarı, bu durumun özellikle sabit yaşayan deniz canlılarını olumsuz etkilediğini vurguladı. Sarı, "Denizle kurduğumuz yanlış ilişkinin bir sonucu olarak ortaya çıkan müsilaj, üçlü tetikleyiciden en az biri devre dışı kalıncaya kadar sürmektedir" diyerek, çözümün sadece yüzeyde temizlik yapmakla sınırlı kalmaması gerektiğini dile getirdi.


Suyun ısındığı temmuz ortasından sonra müsilajın yüzeyden kaybolduğunu ve bu noktada yetkililerin başarı açıklamalarıyla sorunu yok saymaya başladığını belirten Sarı, "Müsilajsız günlere ulaşmak için üçlü tetikleyici mekanizmadan en az bir bileşenin eksilmesi şarttır" dedi. Bu noktada kontrol edilebilecek tek faktörün kirlilik olduğunu vurgulayan Sarı, Marmara Denizi’ni kirletmeye devam edildiği sürece müsilajın daha sık ve yoğun görüleceğini belirtti.


Prof. Dr. Mustafa Sarı, Nilüfer Çayı örneği üzerinden bazı çözüm önerilerinin tehlike barındırdığına işaret ederek, "Çayı kirleten kaynakların durdurulması, arıtma tesislerinin etkin çalışmasının sağlanması ve kaçak deşarjların engellenmesi yerine, çayın borularla Marmara Denizi’ne ulaştırılması Nilüfer Çayı’nın bir atık kanalına dönüştüğünü kabul etmek anlamına gelir" dedi.


Sarı, Marmara Denizi Eylem Planı’na da değinerek, ileri biyolojik arıtmaya geçişte başarının yüzde 0,7 seviyesinde kaldığını belirtti. Yasal düzenlemelerin önemli olduğunu ancak esas başarının uygulamada sağlanması gerektiğini vurguladı.


Açıklamasının sonunda, "Müsilajı önlemek için yeni teknolojilere değil, MDEP’in uygulanması için siyaset üstü bir yaklaşıma ihtiyaç var" diyen Prof. Dr. Mustafa Sarı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı’nın Marmara çevresindeki yerel yöneticileri tekrar bir araya getirerek sorumlulukların açıkça ele alınması gerektiğini ifade etti.



Müsilaj uyarısı: "Kontrol edilebilecek tek faktör kirliliktir"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Fidan: "Türkiye’nin dış politikası devlet aklıyla ve stratejik öngörüyle şekillenmektedir" Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Türkiye’nin dış politikası günübirlik reflekslerle değil, milletimizin çıkarlarını merkeze alan bağımsız bir iradeyle, devlet aklıyla ve stratejik öngörüyle şekillenmektedir" dedi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü ve dirayetli liderliğinde Türkiye; sözü dinlenen, ağırlığı hissedilen ve dengeleri etkileyen bir aktör konumuna taşınmıştır. Türkiye’nin dış politikası günübirlik reflekslerle değil, milletimizin çıkarlarını merkeze alan bağımsız bir iradeyle, devlet aklıyla ve stratejik öngörüyle şekillenmektedir" ifadelerini kullandı. Hiçbir ithamın Türkiye’nin ortaya koyduğu çabaları gölgeleyemeyeceğini vurgulayan Fidan, "Devlet yönetmenin sorumluluğuyla attığımız adımları görmezden gelmek, yaptığımız açıklamaları çarpıtmak, kötü niyetin ve milletimize karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmayan sağduyusuz zihinlerin ürünüdür. Bölgemizdeki krizlere soğukkanlılıkla yaklaşıp, barış ve istikrar için sorumluluk üstlenmekteyiz. Türkiye, doğru bildiğini her zaman net biçimde tüm taraflara söyleyebilmiş bir ülkedir. Hakikatten kopuk ithamlar bugün olduğu gibi sadece söyleyeni yorar; samimiyetle gayret eden Türkiye’nin ortaya koyduğu çabayı gölgeleyemez" dedi.
Ankara TBMM’de "basın özgürlüğü" tartışması TBMM’de AK Parti ile DEM Parti arasında tutuklu gazeteciler konusunda çıkan tartışmada "Türkiye-İsrail" polemiği yaşandı. TBMM Genel Kurulu’nda AK Parti ile DEM Parti arasında Türkiye ile İsrail basını polemiği yaşandı. AK Parti Tokat Milletvekili Mustafa Arslan, tutuklu gazetecilerin hiçbirinin gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutuklu olmadığını belirterek, "Basın özgürlüğü, terör propagandası, nefret söylemi ve toplumu ayrıştıran faaliyetler için bir kalkan olarak kullanılamaz. Türkiye’nin basın özgürlüğünü değerlendirmek için ideolojik saiklerle hareket ettikleri açık olan kuruluşların raporlarına değil, ülkemizdeki cari medya ortamına bakmak gerekmektedir" dedi. Arslan, İsrail’de son iki yılda 250’den fazla gazetecinin hayatını kaybettiğini de belirterek, Basın Özgürlüğü Endeksi’nde İsrail’i Türkiye’den öne alan bir raporu hiçbir vicdanın kabul edemeyeceğini ifade etti. Söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Arslan’ın konuşmasına atıfta bulunarak, "Hiç kimse mesleği nedeniyle tutuklu değildir, çünkü AK Parti’ye karşı haber yapmayı bir meslek olayı olarak görmüyorlar. Böyle bir tablo çizdi. Şimdi İsrail’de Basın Özgürlüğü Endeksi Türkiye’den yukarı, çünkü gerçekten İsrail’de basın özgürlüğü var biliyor musunuz? Oradaki gazeteciler, o soykırımcı Netanyahu hakkında yazıp çizebiliyorlar, haber yapabiliyorlar. Ama bu ülkede binlerce insan Cumhurbaşkanına hakaret nedeniyle hâlâ tutuklanıyor. Böyle bir suç var, böyle bir suç uyduruldu bu ülkede ne yazık ki. Üstelik de bakın hakaret değil, eleştiri yaptığı için. Şimdi belge paylaşmak, haber yapmak, iktidar karşıtı, iktidarı eleştiren haber yapmak, halka haber ulaştırmanın kendisini siz suç olarak tarif ediyorsunuz. Vekilimiz söyledi, Nedim Oruç Cizre’de olay takibi, eylem takibi yapıyordu, polisler darbederek aldılar. Hiçbir suçu yok, ’terör propagandası’ dediniz. Ya bizim gözümüzün önünde gittiğimiz eylemde insanları, gazetecileri döve döve polis gözaltına alıyor, diyor ki ’Örgüt propagandası yaptı.’ Niye? Eylemi fotoğraflıyor, eylemin videosunu çekiyor. Şimdi, gerçekle yüzleşmek lazım. Çünkü bu gerçek aynı zamanda bu ülkenin gerçeği ve sizin iktidarınızın oluşturduğu bir gerçek. Bu gerçekle yüzleşmeden bu ülkede basın özgürlüğü olmaz. Herkesin ağzına bant yapıştırın, gözlerini de kapatın, ondan sonra deyin ki ’Bu ülkede basın özgürlüğü var. Niye yazmıyorsunuz? Niye konuşuyorsunuz?’ Meseleniz budur" şeklinde konuştu. AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, İsrail ile Türkiye’yi karşılaştırmanın doğru olmadığını ve İsrail’in daha iyi noktada olduğunu söylemenin kabul edilemeyeceğini belirterek, "Başkanım, Sayın Grup Başkanvkilinin İsrail’i Türkiye’yle mukayese ederek İsrail’in daha iyi noktada olduğunu söylemesi asla kabul edilemez. Her gün gazetecilerin hayatına kasteden, bütün basın mensuplarına yönelik saldırılar düzenleyen, çocukları katleden, kadınları katleden, ibadethaneleri bombalayan soykırımcı İsrail’e ’Bu anlamda Türkiye’den daha iyi noktadadır’ demek asla kabul edilebilir bir şey değildir. Bu topraklara ait, bu topraklardan neşet etmiş hiçbir kimse Türkiye’yi soykırımcı İsrail’le mukayese edemez. Mukayese ettiğinde de ’Türkiye her zaman daha iyi noktadadır’ demesi gerekirken bu anlamdaki tavrı, yaklaşımı asla kabul etmiyoruz, doğru bulmuyoruz, tasvip etmiyoruz ve reddediyoruz" diye konuştu. Koçyiğit ise gazetecilerin Netanyahu’yu eleştirebildiklerini söyledi.