KÜLTÜR SANAT - 07 Nisan 2026 Salı 13:17

Öğretmen Akademisinde sanat dolu anlar

A
A
A
Öğretmen Akademisinde sanat dolu anlar

Balıkesir Öğretmen Akademileri kapsamında düzenlenen etkinlikler, öğretmenlerin sanatsal ve mesleki gelişimine katkı sunmaya devam ediyor. Bu kapsamda, Balıkesir 75. Yıl Gençlik Merkezi’nde gerçekleştirilen "Müzik Temelli İfade ve Kolaj Uygulaması" atölyesi, katılımcılara sanatın farklı disiplinlerini bir arada deneyimleme fırsatı sundu.


Görsel Sanatlar Öğretmeni Esra Bülte’nin rehberliğinde gerçekleştirilen atölyede, müzik ve görsel sanatlar etkileyici bir bütünlük içerisinde buluşturuldu. Etkinlik boyunca katılımcılar, müziğin ritmi ve duygusallıkları ilham alarak kolaj çalışmaları gerçekleştirdi. Nota nota yayılan ezgiler, renklerin ve dokuların diliyle yeniden yorumlanarak özgün sanat eserlerine dönüştü.


Atölye süresince öğretmenler, dünyalarını sanatsal üretimle ifade etme imkânı bulurken; parça-bütün ilişkisi üzerinden kurgulanan kolaj çalışmalarıyla eserlerini ortaya koydu. Her bir eser, müziğin katılımcılarda uyandırdığı duyguların görsel bir yansıması olarak dikkat çekti.


Sanatın birleştirici ve dönüştürücü gücünü ön plana çıkaran etkinlikte, Esra Bülte’nin ilham verici anlatımı ve yönlendirmeleri, katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi. Ortaya çıkan çalışmalar, öğretmenlerin estetik bakış açısını ve sanatsal ifade becerilerini güçlendiren nitelikte oldu.



Öğretmen Akademisinde sanat dolu anlar

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Denizli Başkan Tatık; "Ata tohumunu sofraya taşırsak sağlıklı nesilleri sürdürebiliriz" Geçmişin mirası ve geleceğin teminatı olarak görülen "Ata Tohumları" düzenlenen Tavas Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen seminerle mercek altına alındı. Yoğun katılımın sağlandığı etkinlikte, yerel üretimin güçlendirilmesi ve sağlıklı nesiller için sürdürülebilir tarımın önemi vurgulandı. Doğal üretimi desteklemek, yerel değerleri korumak ve tarımsal mirası gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla Tavas Belediyesi ev sahipliğinde Ata Tohum Takas Derneği tarafından "Ata Tohumu: Geleceğimizdir" temalı seminer gerçekleştirildi. Vatandaşların ve yerel üreticilerin büyük ilgi gösterdiği programda, ata tohumlarının korunmasının bir tercih değil, zorunluluk olduğu mesajı verildi. Seminerde Ata Tohum Takas Derneği Başkanı Beyazıt Ekiz ve Orman Mühendisi Temindar Kıreker tarafından yapılan sunumlarda, ata tohumlarının genetik yapısının bozulmamış olması nedeniyle insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri anlatıldı. Hibrit ve GDO’lu tohumların aksine, binlerce yıldır Anadolu topraklarında uyum sağlamış olan bu tohumların, iklim krizine karşı en büyük direnç kaynağı olduğu ifade edildi. Konuşmacılar, ata tohumunun sadece bir tarım girdisi değil, aynı zamanda kültürel bir hafıza olduğunu belirterek; "Toprağın bereketini korumak, yerel üretimi güçlendirmek ve geleceğe sağlam adımlar atmak için bu mirası yaşatmak zorundayız" ifadelerini kullandı. Katılımcıların sorularıyla interaktif bir şekilde ilerleyen seminerde, yerel yönetimlerin ve bireysel üreticilerin bu süreçte üstleneceği roller tartışıldı. Etkinliğe katılan vatandaşlar, bu tür bilinçlendirme çalışmalarının yerel tarım politikalarına yön vermesi açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. Seminerin sonunda, yerel üretimin desteklenmesi ve ata tohumu kullanımının yaygınlaştırılması adına bir yol haritası çizildi. Katılımcılara, bu değerli mirası bahçelerinde ve tarlalarında yaşatmaları için çağrıda bulunuldu. "Ata tohumunu sonraya taşırsa sağlıklı nesilleri sürdürebiliriz" Ata tohumuna desteğin artması gerektiği vurgusunda bulunan Tavas Belediye Başkanı Kadir Tatık, "Bir sera kuruyoruz. Bu serada üreteceğimiz ata tohumlarını çoğaltıp, önümüzdeki yıllarda çiftçilerimize dağıtacağız. Gelenekselleştirerek çoğaltacağız. Safran üretimini Tavas’ta yaygınlaştırmak için çalışmalarımız var. Ürün yelpazesini genişletmeliyiz. Suyu doğru kullanmalıyız. Tamamen yeraltı sularıyla üretim yapıyoruz. Bunun da biteceği öngörülüyor. Biz her türlü imkanımız ile çiftçimizin yanındayız. Biz ata tohumunu desteklersek, yarına taşırsak ve bir sonraki nesil ata tohumunu sofraya taşırsa sağlıklı nesilleri sürdürebiliriz" dedi.
Aydın Nazilli Ticaret Odası 100’üncü yılını törenle kutladı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Nazilli Ticaret Odası’nın 100. yıl töreninde Nazilli’ye "potansiyelini hatırla" çağrısı yaptı. Doğal zenginliklerden sanayi geçmişine kadar geniş bir çerçeve çizen Hisarcıklıoğlu, ilçenin sahip olduğu avantajları hatırlattı. Nazilli Sümerbank Basma Fabrika sahasını gezen Başkan Hisarcıklıoğlu, yetkililerden tesisin tarihi ve işleyişine dair bilgi aldı. Fabrikanın Nazilli’nin sanayi geçmişinde önemli bir yere sahip olan alan, ziyaret sırasında bir kez daha dikkat çekti. Daha sonra Hisarcıklıoğlu ve beraberindekiler fabrikanın simgelerinden tarihi "Gıdı Gıdı" treniyle nostaljik bir yolculuk yaptı. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun son durağı Nazilli Ticaret Odası oldu. Burada ilk olarak oda bahçesinde coğrafi işaret almış ürünlerin sergilendiği alanı gezdi ve bilgiler aldı. Daha sonra NTO’nun 100. Yıl programına ve en çok istihdam sağlayan oda üyeleri, yöresel ürünlerin hazırlanmasında katkısı olanlar ile 50 yıl ve üzeri üyelerine plaket töreni için konferans salonuna geçildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program protokol konuşmalarıyla devam etti. Nazilli’nin bereketine vurgu yapan Hisarcıklıoğlu, ovanın, toprağın ve üretim gücünün Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu söyledi. Hisarcıklıoğlu, Sümerbank Basma Fabrikası’nın Türkiye’nin sanayileşme hikayesinde kritik bir rol oynadığını belirtti. Programın en dikkat çeken gelişmesi ise eğitim alanında geldi. Hisarcıklıoğlu, Nazilli’ye yeni bir okul kazandıracaklarını açıkladı. Nazilli Ticaret Odası Başkanı Nuri Arslan ise konuşmasında üretimden asla vazgeçmeyeceklerini ifade ederek, hedeflerinin daha güçlü, daha zengin bir Nazilli olduğunu söyledi. Tören, plaketlerin verilmesi ve hatıra fotoğraflarıyla sona erdi.
Samsun Akaryakıt istasyonu faciasında acılı anne mahkemede konuştu: "Çocuklarımın kokusuna hasretim" Samsun’da geçen yıl akaryakıt istasyonunda meydana gelen ve baba ile iki kızının hayatını kaybettiği heyelan faciasına ilişkin davanın ikinci duruşması görüldü. Duruşmada acılı anne Çiğdem Kaya’nın sözleri yürekleri dağlarken, sanıkların savunmaları ise dikkat çekti. Samsun’un Canik ilçesinde, Lovelet AVM yanındaki akaryakıt istasyonunda 27 Nisan 2025 gecesi meydana gelen olayda, oto yıkama bölümünde aracını yıkayan Adem Kaya (35), kızları Açelya Mina (7) ve Ayla (5) toprak kayması sonucu göçük altında kalarak hayatlarını kaybetmiş, anne Çiğdem Kaya (32) ise yaralı olarak kurtulmuştu. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede olayın "iş güvenliği ihmali" sonucu meydana geldiği vurgulanırken, istasyon sahibi Mehmet Zeki Gedikli ile işletmede fiilen müdür gibi hareket ettiği belirtilen Kemal Yıldırım hakkında 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi. Samsun 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ikinci duruşmasında tutuklu sanık Mehmet Zeki Gedikli, tutuksuz sanık Kemal Yıldırım, mağdur Çiğdem Kaya, aile yakınları ve taraf avukatları hazır bulundu. Duruşmada tanık olarak dinlenen akaryakıt istasyonu çalışanları ve iş güvenliği sorumlusu, risk analiz raporlarının kazadan sonra imzalatıldığını ve olay öncesine ait eksiklikler bulunduğunu ifade etti. Tanık beyanlarında, risk analiz ve acil durum raporlarının olaydan birkaç gün sonra hazırlandığı ve çalışanlara sonradan imzalatıldığı yönünde ifadeler yer aldı. Tutuksuz sanık Kemal Yıldırım, "Risk analiz formunda adıma atılan imza bana aittir. Ancak bu imzayı kazadan 3 gün sonra attım. Olaydan sonra işyerinde acil evrakların hazırlanması gerektiği söylendi. Daha önce bu rapor bana gelmedi, gelseydi imzalatırdım. Mehmet Zeki Gedikli gözaltında olmasaydı o da imzalardı" ifadelerini kullandı. Tutuklu sanık Mehmet Zeki Gedikli ise savunmasında, "Ben bu rapora imza atmadım. Biz bu adamlara niye maaş verdik, sorumlu yaptık. Benim ticari işyerimde yetkililerin onayladığı ruhsat vardır. Yıkamadaki boşlukta o zaman ruhsat yoktu. Kimse bize ruhsat alın diye uyarmadı. Yer benim yerim değildir, devlete ait yerden toprak kaydı. Ben 82 yaşındayım. Suçum varsa ben de cezalandırılmayı kabul ederim. Ancak suçsuzum, tahliyemi istiyorum " dedi. Duruşmada söz alan Çiğdem Kaya, yaşadığı acıyı şu sözlerle dile getirdi: "20 gün sonra bir yıl olacak. 2 bayram geçti, çok zor oldu. Herkes çocuklarına bayramlık alırken ben resimlerime baktım. Hala sakatlığım devam ediyor. Çocukları ile insanlar görünce gözyaşına boğuluyorum. Bu süreç beni mahvetti. Cezalarını almalarını istiyorum. Hayatımı mahvettiler. Gece uyuyamıyorum. 2 ilaç kullandığım halde uyuyamıyorum. Çocuklarımın kokusuna hasret kaldım. Cezalandırılmasını istiyorum" şeklinde konuştu. Mahkeme heyeti, Çiğdem Kaya hakkında kati rapor alınmasına ve Mehmet Zeki Gedik’in tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı 1 Ekim 2026 tarihine erteledi. Duruşma çıkışında açıklama yapan Çiğdem Kaya ise şunları söyledi: "20 gün sonra kazanın bir yılı olacak. Acım hâlâ devam ediyor. Eşimin ve çocuklarımın hakkını sonuna kadar arayacağım. Benim hayatımı mahvettiler. Bu süreç beni çok yıprattı. Hala ilaçlarımı kullanmaya devam ediyorum, sakatlığım devam ediyor. İnsanların acınarak bakması ve bu sakatlığım yüzünden bir toplum içine giremiyorum. İnşallah adalet yerini bulur, cezalarını alırlar. Keşke önlemini alıp takdiri Allah’a bıraksalardı" dedi. Kaya ailesinin avukatı Kartal Akcan da duruşma çıkışında yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Bir aile araçlarını yıkamak için gidiyorlar ve üzerlerine büyük bir kütle düşüyor. İki tane ufacık kız çocuğu beş ve yedi yaşında ve babaları vefat ediyor. İki aile yok oluyor. Bir ailede iki çocuk ve baba, baba da öbür ailenin tek çocuğu. Ben hukuki anlamda daha çok vicdani anlamda açıklama yapmak istiyorum. Bütün Türkiye’nin bilmesi anlamında. Hani hepimiz deriz Rabb’im düşmanıma bile evlat acısı vermesin. Biz bu olayda bunu yaşıyoruz. Benim söylemek istediğim şu hepimizin çoluğu çocuğu var. Bizler bir restorana gittiğimizde oyun parkı olan bir yer arıyoruz değil mi. Saçlarının teline zarar gelmesini istemiyoruz. Burada iki tane çocuk ve babaları vefat etti. Bu evlatlar Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan herkesin evlatları. Bütün kamu kurumlarının evlatları. Bizler anne baba olarak evlatlarımızın güvenliği için yaşıyoruz. Keşke bizi yönetenler en alttan en tepeye kadar herkes kendi evlatları gibi tedbir alsa. Trafik anlamında, iş güvenliği anlamında gerekli önlemler alınsa evlatlarımızı kaybetmeyiz. Ben bu davanın bundan sonra ağlayan anne babaların olmamasına vesile olacağına inanıyorum."