GÜNDEM - 17 Kasım 2025 Pazartesi 10:18

Türk turist çifte Midilli Hudut Kapısı’nda çirkin hareket

A
A
A
Türk turist çifte Midilli Hudut Kapısı’nda çirkin hareket

Kapıda vize uygulamasıyla çok sayıda Türk tatilcinin adeta akın edip gittiği Yunanistan’ın Midilli Adası’nın hudut kapısında Ayvalıklı bir çifte çirkin bir davranışta bulunuldu. 5 gün süresince Midilli Adası’nda tatil yapmak isteyen Yoldaş Ailesi, beraberinde götürdükleri sadece 22 paket sigara yüzünden Yunan polisi tarafından kelepçelenerek nezarete atıldı. Nezarethanenin soğuk ve olumsuz şartları nedeniyle sağlık sorunları yaşayan çifte en zorunlu ihtiyaçları olan bir şişe su bile uzun yalvarışlar sonucunda verildi.


Edinilen bilgiye göre, Ayvalık’ta tanınmış bir esnaf olan elektrik malzemeler satışı yapan bir mağazanın sahibi Emin Yoldaş (45) ile eşi Sema Çelikkaya Yoldaş (40) mübadele döneminde dedelerinin geldiği Midilli Adası’na geçtiğimiz 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda tatil amaçlı gitmek istedi.


Ayvalık’taki bir feribot işletmesinden yolcu biletlerini alan çift, Ayvalık Deniz Hudut Kapısı’ndaki free shooptan üç karton sigara satın aldı. Aldıkları sigaraların 8 paketi beraberinde bulunan arkadaşlarına dağıtan çift, geri kalan 22 paket sigara ile Ayvalık’tan Midilli Adası’na gitti.


Midilli Adası Hudut Kapısı’nda; personeliyle birlikte Türk tatilcilerin valizlerini ve üst aramalarını yapan Gümrük Müdürü Katarina Apostolidou, Yoldaş çiftinin valizindeki 22 paket sigarayı gördü. Normalde 4 paket sigaraya izin verildiğini belirten Apostolidou, 18 paket sigaraya el koydu ve 1500 avro para cezası kesti. Bununla yetinmeyen Yunanlı Gümrük Müdürü, Yoldaş çiftini kelepçelenmesini sağlayarak gözaltına aldırdı ve polis eşliğinde nezarethaneye gönderdi.


Diğer Türk tatilcilerin gözleri önünde kelepçelenen Emin Yoldaş ve eşi Sema Çelikkaya Yoldaş, soğuk ve olumsuz şartlara sahip nezarethanede sabaha kadar bekletildi.


Bu süreçte yemek bile verilmeyen Yoldaş çiftine, yalvar yakar bir Yunan polis memuru tarafından bir şişe su verildi. Soğuk nezarethanede sabahlayan Emin Yoldaş, nezarethane çıkışında Covit 19’a yakalanırken, eşi Sema Çelikkaya Yoldaş da nezarethanede panik atak rahatsızlığı yaşadı.


Sadece 18 paket sigara fazlalığı nedeniyle kötü muameleye tabi tutulan Yoldaş çifti, Ayvalık’a döndüklerinde yaşadıkları haksızlığı CİMER’e şikâyet edip, ardından da Yunanistan’ın Ege Adaları’ndaki vize ve diğer işlemlerinin yapıldığı Rodos Adası’ndaki başkonsolosluğa durumu bildirdi.


Emin Yoldaş, geçtiğimiz 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı tatilinde Yunanistan’ın Midilli Adası’na kendisine ait otomobille, Ayvalık-Midilli arasında seferler yapan feribotla gittiklerini anlatarak, "Midilli’de gümrük yetkilileri aracımızın yanına geldi. Prosedür gereği, araçta ne olduğunu sordular. Ben de 3 karton sigara olduğunu söyledim. Bunun üzerine aramaya başladılar. Bagaj içerisinden çıkardıkları sigaraları ‘uygunsuz’ diyerek, bize kaçakçılık muamelesinde bulundular. Sabah saat 10.00 sıralarından mesaileri bitinceye kadar, hem de Hudut kapısında bizde başka hiç kimsenin işlemi olmamasına rağmen bizim işlemlerimizi bitirmediler. Daha sonra da gümrük binasına çağırdıkları polisler eşliğinde bizi kelepçeleyerek, o sırada hudut kapısından Midilli Adası’na giriş yapan Türk vatandaşlarının önünde rencide edici şekilde bizi Midilli’deki karakola götürdüler. Yaklaşık bir gün boyunca karakolda nezarethanede kaldık. Nezarethane şartları çok kötüydü. Çok soğuktu. Üzerinde oturduğumuz süngerler çok kirliydi. İnsanlık dışı bir görüntü vardı içeride. O nezarethane biz inanılmaz bir şekilde üşüdük. Yemek istedik. Gece boyunca yemek vermediler. Su istedik. Yalvarmalarımıza rağmen, gece saat 02.00 gibi bir polis memuru su getirdi. Çok kötü bir gün yaşadık" dedi.


"Yaşadıklarımız insan haklarına yasalarına aykırı"


Emin Yoldaş’ın eşi Sema Çelikkaya Yoldaş ise, Ayvalık Gümrüğü ‘nden geçerken hakları olan üç karton sigara satın aldıklarını belirterek, "Arabada üç kişiydik. Midilli’ye giderken feribotta bir karton sigarayı arkadaşlarıma dağıttım. Geriye kalan iki karton sigarayı da çantalarım çok dolu olduğu için açıp, çantalarıma gelişigüzel bir şekilde koydum. Midilli’de gümrükten geçtikten sonra Gümrük Müdürü Katarina Apostolidou, sahada arabamızı aramaya başladı. Ben doğru beyanda bulunarak, Ayvalık’tan çıkarken üç karton sigara aldığımı söyledim. Yaptığı bu alışverişin fişini de ibraz ettim. Arabadan valizlere paylaştırdığım 19 paket sigara çıkarttılar. Çantamda da üç paket vardı. Toplamda 22 paketti. Normalde prosedür gereği yapmaları gereken, sigaralara el koyulup, idari para cezası keserek bizi yollamaları gerekirken bize; karşı çıkma direnme ve kaçakçılık olduğunu beyan ettikleri için savcılık polisi geldi bizi kelepçeli bir şekilde gözaltına aldılar. Biz bir gece nezarethanede kaldık. Nezarethane çok kötü şartlar altındaydı. Ama ben, Yunan polislerin suçlamıyorum. Çünkü orada mevzuatı; direnme, karşı koyma kaçakçılık olarak geçtikleri için onlarda yapmaları gerekeni yaptı. Nezarethanede oturulan alan taş ve üzerinde bir sünger vardı. Bu süngerin üstü çok çok pisti. Nezarethane çok soğuktu. Yemek ihtiyacımız oldu. Eşimin şeker hastası olduğunu söyledim. Fakat yemek vermek yerine, 20-25 Euro arası bir para verdiler ve ‘yarın bununla yemek yersiniz’ dediler. Nezaret süresince bize kesinlikle yemek verilmedi. Suyu da saat 02.30’da benim yalvarmalarım sonucunda bir polis memuru bize sağladı. Tuvalete ihtiyaçlarımızı da çok geç giderildi" dedi.


Karakoldaki ifadeleri sırasında kendilerine yeminli tercüman tahsis edilmediğin kaydeden Sema Çelikkaya Yoldaş, "Bize hiçbir belge vermediler. Bu arada bizim için görevlendirilen kamu avukatıyla birlikte nezarethaneden çıktıktan sonra yine kelepçeli gözaltı bir şekilde savcılığa getirildik. 1500 Euro civarı bir para cezası ödedikten sonra tekrardan yine kelepçeli bir şekilde savcılığa tekrar geri götürüldük. Bir saat bekledikten sonra savcının kararıyla serbest bırakıldık. Ama İnsan Hakları Yasası’nın ilk dört maddesini ihlal etmiş oluyorlar. Üçüncü madde, beşinci, altıncı ve sekizinci maddeleri ihlal edilmiş. Çünkü gümrükte ifadelerimiz alınırken yeminli tercüman yoktu. Sonradan bu ifadeleri kendimizde okuduk. Doğru düzgün çevrilemediği için bizim söylemediğimiz cümleler bile o ifadeler yazılmış. Türkiye’ye döndükten sonra Rodos Adası konsolosluğuna müracaat ettik. CİMER‘den Dışişleri Bakanlığı’na şikayetlerimizi yaptık. Bize Yunanistan’ın İzmir Konsolosluğuna gitmemiz gerektiği söylenildi. Fakat bize ve avukatımıza onca çabalarımıza rağmen randevu vermediler. Biz; Yunanistan ve Türkiye ilişkileri arasında gidebileceğimiz tek makamı Yunanistan İzmir Konsolosluğu olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden de randevu alabilme çabalarımız sürüyor" diye konuştu.


Türk tatilcilere yapılan uygulama ilk değil


Yaşanılan olayı duyan Midilli Adası’ndaki basınının kendilerini destekleyen ve haksızlığa uğradıkları için Gümrük Müdürü Katarina Apostolidou’nun uygulamasına tepki gösteren yayınlar yaptıklarını belirten Yoldaş, "Midilli’deki dijital medya ve gazete olan bizimle ilgili çok güzel haberler yaptı. Haklılığımızla alakalı, yaşadığımız travmatik olayla ilgili çok güzel haberler yayınlandı" dedi.


Eşi ve kendisinin mübadil çocukları oldukları için Midilli Adası’nı çok sevdiklerini aktaran Yoldaş, "Orada hiç kimseyle bir problemimiz yok. Hiç kimseyle bir sorun yaşamadık. Orada ev kiralıyor ve her defasında da yaklaşık kalıyoruz. Başımıza ilk defa böyle bir şey geliyor. Ama bildiğim kadarıyla, geçtiğimiz Haziran ayında İstanbul’dan Midilli’ye geçen bir tatilcinin cebinden 10 bin Euro yerine 10 bin 50 Euro çıkmış. 50 Euro için insanlara kâbusu yaşatmışlar. Midilli Gümrüğü’nde bunu yapan da yine Gümrük Müdürü Katarina Apostolidou. O olayla ilgili de Midilli Gazeteleri yine ‘Neredeyse diplomatik kriz çıkıyordu’ gibi başlıklarla yayınlar yaptılar. Yine geçtiğimiz haziran ayında, Kestane Festivali için Midilli’ye giden Türk tatilci bir genç kızı yine gümrük kontrolleri sırasında, çantasını çevirip içinden iç çamaşırlarını silkeleyerek boşaltmışlar. Hem de herkesin içinde. Tüm bu uygulamaları Midilli Gümrük Müdürü Katarina Apostolidou, kendisi sahaya inip de yapıyor" ifadelerini kullandı.


"Yunanlı dostlarımız da bize yaşatılanlara tepki gösterdi"


Sema Çelikkaya Yoldaş; yaşadıkları tüm olumsuzluklara rağmen Midilli halkını çok sevdiklerinin altını çizerek, "Çünkü çok sıcakkanlı insanlar. Ben Midilli halkı ile kültür olarak da çok yakın olduğumuzu düşünüyorum. Biz oraya gittiğimizde, çok güzel ilişkilerimiz var. Bu yaşadığımız olayda da oradaki dostlarımız bu yaşanılanlara çok büyük tepki gösterdiler. Hatta bu konuda gerekli mercilere ulaşmamız konusunda bizi teşvik bile ettiler" dedi.


"Çok üzüldük"


Ayvalık’ta esnaf olduklarını, ekonomik durumlarının iyi olduğunu kaydeden Yoldaş, "Bu yüzden de 19 ya da 22 paket sigaranın kaçakçılığını yapıp, kâr elde etmeye yeltenecek insanlar değiliz. Biz Midilli’ye belirli bir dövizle gidiyoruz. Bizim ne kadar döviz getirdiğimizi de sistemden görüyorlar zaten. Ben orada beş gün gibi bir süre kalacağım ve iki karton sigara ile giriş yapıyorum ve bunun fişini de ibraz ediyorum. Üç karton satın aldığımı, bir kartonu da arkadaşlarımız arasında paylaştığımı ibraz ediyorum. Hatta Ayvalık gümrüğündeki Free shop‘taki çalışan çocuk beni uyardı. Ben de üç kişi olduğumuz için, herkesin birer karton sigara ile gümrükten geçebileceğimizi düşündüm. Bu yüzden de sorun olmayacağını düşündüm. Muhtemelen benim pasaportuma üç karton işlendiği için sorun etmiş olabilirler. Ama biz arabada üç kişiydik. Hepimize birer karton düşüyordu. Bunun bu kadar büyük bir sorun haline getirilebileceğine ihtimal vermemiştim. Üstelik o üç kartonun, bir kartonunu da yolda arkadaşlarıma dağıtmıştım. İki karton sigaranın fazlasının sıkıntı olabileceğini bilmiyordum. Bunu kesinlikle bilmediğimizi birçok kez ifade etmeye çalıştım. Oysa olması gereken şuydu; fazla olan sigaralara el koyup, bize de idari para cezası kesip bizi gönderebilirlerdi. Ama bunun yerine bizi suçlayarak, kötü muameleye tabi tutulduk. Çok üzüldük" diye konuştu


Yunan basını ile Vali Moutzouris, yaşanılan olay nedeniyle Gümrük Müdürü Apostolidou’ya sert tepki gösterdi


Yoldaş çiftiyle birlikte Midilli’ye giden arkadaşları da durumu Yunan basınına aktardı. Yunan basını yaptıkları haberlerle Türk çifte haksızlık yapıldığını ve Midilli Gümrük Müdürü Katarina Apostolidou’nun bu konuda abartılı davranmasına tepki gösterdi.


Yunan basınının yaptığı haberlerle konudan haberdar olan Yunanistan’ın Kuzey Ege Bölgesi Valisi Konstantinos Moutzouris’in de, bizzat kendisinin çabalarıyla gerçekleşen Kapıda Vize uygulaması sonucunda Yunanistan’ın Ege Adaları’na akın eden Türk tatilcilerden ciddi gelir sağladığını ve bu tip abartılı hareketlerin iki ülke arasında diplomatik kriz yaşatabilmesinden endişeli olduğunu belirterek, Midilli Gümrük Müdürü Katarina Apostolidou’ya sert tepki gösterdiği öğrenildi.



Türk turist çifte Midilli Hudut Kapısı’nda çirkin hareket

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bitlis Bitlis’te çığ tatbikatı gerçeğini aratmadı Doğu Anadolu’nun çetin kış şartlarıyla bilinen şehirlerinden Bitlis’te gerçekleştirilen çığ tatbikatı, gerçeğini aratmayan görüntülere sahne oldu. Muhtemel bir çığ felaketine karşı hazırlık amacıyla düzenlenen tatbikatta ekipler, senaryo gereği kar altında kalan vatandaşları kurtarmak için zamanla yarıştı. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığınca (AFAD) Bitlis’te çığda arama kurtarma tatbikatı gerçekleştirildi. Bitlis El Aman Hanı Kayak Merkezi’nde gerçekleştirilen tatbikata Bitlis Valisi Ahmet Karakaya, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Barış Soyal, İl Emniyet Müdürü Koray Şensoy, İl Özel İdare Genel Sekreteri Adem Aydoğdu, AFAD İl Müdürü Kerem Oruk, kurum amirleri ve Sivil Toplum Örgütü temsilcileri katıldı. Senaryo gereği kayak yapanların üzerine çığ geldiği ihbarı üzerine olay yerine giden ekipler Bitlis Valisi Ahmet Karakaya’nın talimatıyla arama kurtarma çalışmalarına başladı. Muhtemel afet ve acil durumlarda ekipler arasında iletişimi ve koordinasyonu güçlendirmek, birlikte çalışma kültürünü yaygınlaştırmak, hızlı ve etkin müdahale sağlamak ve Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) kapsamında görevleri eksiksiz yerine getirmek için çalışmalar aralıksız sürdürülüyor. Başarıyla yapılan tatbikatta çığ altında kalanlar kurtarıldı. Tatbikat sonrası açıklamalarda bulunan Bitlis İl AFAD Müdürü Kerem Oruk, tatbikatı 16 kurum, 15 sivil toplum kurumu, 228 personel ve 53 araçla tamamladıklarını söyledi. Oruk yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Seviye 1 Arama Kurtarma Tatbikatımızda senaryo gereği 4 vatandaşımız kayak yaparken kusurlu bölgeye girip çığ altında kalmıştır. Alınan ihbar üzerine önce jandarma koruyucularımız bölgeye kısa arama yaptı, UMKE ekiplerimiz alana girip detaylı tarama yaptı. Bir vatandaşımızı Life Sign Beep (Yaşam Sinyali) ile, diğerini köpekli arama ile ve 2 vatandaşımızı da son arama çalışmalarıyla bularak UMKE ekiplerine teslim ettik. Tatbikatımızı sorunsuz tamamladık; hedefimiz koordinemizi geliştirmek ve başarılarımızı bir üst seviyeye taşımaktır." Tatbikata, AFAD, Jandarma Komando Arama Kurtarma Timleri (JAK), Polis Arama Kurtarma (PAK) UMKE, İtfaiye, Türk Kızılayı ve AFAD Gönüllülerinden oluşan arama kurtarma ekipleri yer aldı.
İstanbul Arnavutköy’de, ARKENT’le İmrahor’da kentsel dönüşüm hızlanıyor İstanbul’un Arnavutköy ilçesinde kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında İmrahor Mahallesi’nde hayata geçirilecek proje için protokol imzaları atıldı. 1-7 Mart Deprem Haftası’nda gerçekleştirilen imza töreniyle birlikte mahallede güvenli ve modern yaşam alanlarının inşa edilmesi hedefleniyor. Arnavutköy Belediyesi iştiraki Arkent A.Ş. tarafından yürütülen İmrahor Mahallesi Kentsel Yenileme Projesi’nin protokol imza töreni Nuri Pakdil Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlendi. Programa Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu, Arkent A.Ş. Genel Müdürü Fatih Çetindere ve hak sahipleri katıldı. İmrahor’da 119 bağımsız bölüm yapılacak İmzalanan protokol kapsamında İmrahor Mahallesi’nde bulunan 10367 ada 1 parselde önemli bir proje hayata geçirilecek. Toplam 8 bin 213 metrekare arsa alanı üzerinde yükselecek projede 17 bin 186 metrekare inşaat alanı bulunacak. Proje kapsamında 119 bağımsız bölüm inşa edilerek mahalleye güvenli ve modern yaşam alanları kazandırılacak. "Deprem değil, tedbirsizlik öldürür" Törende konuşan Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yaşadığını belirterek, "Bugün 1-7 Mart Deprem Haftası. Depremi en acı şekilde yaşayan toplumlardan biriyiz. Kısa süre önce Kahramanmaraş merkezli depremleri yaşadık. Ben yüksek mimar bir kardeşiniz olarak o depremde ikinci gün Hatay’ın Kırıkhan ilçesine gittim. Enkazdan hayatını kaybeden vatandaşlarımızı çıkardık, yardım çalışmalarına katıldık. Orada gördüğümüz şey şuydu: Deprem öldürmez, tedbirsizlik öldürür. Evlerimizi ve iş yerlerimizi yenileyerek depreme hazırlıklı olmak zorundayız" şeklinde konuştu. Kentsel dönüşümün hem can güvenliği hem de şehirlerin geleceği için önemli olduğunu ifade eden Candaroğlu, "Arnavutköy Belediyesi olarak yaklaşık bir buçuk yıl önce Arkent şirketimizi kurduk. Amacımız vatandaşlarımız ile müteahhitler, kurumlar ve kamu arasında köprü olmaktı. Bugün hamdolsun vatandaşlarımızın desteğiyle çığ gibi büyüyen bir süreç var. Yaklaşık 10 adada maliklerle yüzde yüz anlaşma sağladık. Hiçbir adada pay satışına gitmeden bu süreci yürütüyoruz" diye konuştu. Arnavutköy genelinde 13 adada bin 222 bağımsız bölüm Arnavutköy’de yürütülen kentsel yenileme çalışmalarının yalnızca İmrahor ile sınırlı olmadığını belirten Başkan Candaroğlu, "Bu proje mahallemize değer katacak. Hemşehrilerimize güvenli ve modern yaşam alanları sunacak ve geriden gelen vatandaşlarımıza da örnek olacak. İmrahor Mahallesi’nde sözleşmesini imzaladığımız 10 yapı adasında yaklaşık 763 konut ve 185 ticari bağımsız bölüm olmak üzere toplam 948 bağımsız bölüm üretimine başlanmış durumda. Bunun yanı sıra Haraççı Mahallesi’nde belediyemize ait alanlarda 3 yapı adasında yaklaşık 256 konut ve 18 ticari bağımsız bölüm planlanıyor. Böylece iki mahallede toplam 13 yapı adasında 1.019 konut ve 203 ticari alan olmak üzere toplam bin 222 bağımsız bölümü Arnavutköy’e kazandıracağız" dedi. "Vatandaş talebi her geçen gün artıyor" Projenin her geçen gün vatandaşların ilgisini çektiğini söyleyen Arkent A.Ş. Genel Müdürü Fatih Çetindere, "Bu çalışmalara öncelikle belediyemize ait arsalar üzerinde örnek projeler geliştirerek başladık. Bakanlık protokolü kapsamında ruhsat süreçleri yürütüldü. Daha sonra vatandaşlarla anlaşmalar yaptık. Yapılan projeleri ve inşaatların hızını gören vatandaşlarımızın talepleri arttı. Şu anda sürekli olarak ofisimize başvurular geliyor. Talep gelen bölgelerde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bugün imzasını attığımız ada da talep gelen yerlerden biri" diye konuştu. "Van depremini yaşadım, dönüşüm önemli" Projede yer alan hak sahiplerinden Ahmet Çok ise geçmişte hissedarlar arasında mahkeme süreçleri yaşandığını ancak sürecin anlaşmayla sonuçlandığını belirterek, "Hisseler nedeniyle bir süredir mahkeme süreçleri vardı. Ancak çoğunluk sağlanınca dava geri çekildi. Bugün de imza töreni için bir araya geldik. Ben Van depreminde bulunmuş bir insanım. Depremi birebir yaşayan biriyim. Allah kimseye yaşatmasın. Bu yüzden bu tür dönüşümler çok önemli. Kendi dönüşümümüzün yapılması bizim için çok değerli" dedi. "Arnavutköy’e yeni bir vizyon kazandıracak" Projenin Arnavutköy için önemli bir adım olduğunu söyleyen hak sahiplerinden Mustafa Ateşoğlu ise, "Başkanımızın ve Arkent yönetiminin vizyonuyla ortaya çıkan bu proje bizim için çok değerli ve anlamlı. Arnavutköy’e yeni bir vizyon kazandıracak, yeni bir yol haritası oluşturacak bir çalışma. Böyle bir projenin parçası olduğumuz için memnunuz. Arnavutköy Belediyesi başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Program, protokol imzalarının atılması ve hak sahipleriyle yapılan görüşmelerin ardından sona erdi.
Eskişehir Kalp hastalarının oruç tutarken dikkat etmesi gerekenler Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, Ramazan ayında kalp hastalarının oruç kararı almadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini belirterek, "Her kalp hastası için tek tip bir kural yok. Karar hastalığın tipi ve hastanın klinik durumuna göre verilmelidir" dedi. Ramazan ayının hem manevi hem de fiziksel disiplin gerektiren özel bir dönem olduğunu ifade eden Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, kalp-damar hastalıklarının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu ve bu nedenle genel bir ’yasak’ ya da ’serbest’ yaklaşımının doğru olmadığını vurguladı. Uygun şartlarda ve hekim kontrolünde birçok kalp hastasının oruç tutabileceğini belirten Doç. Dr. Kaplangöray, özellikle tansiyonu ilaçla kontrol altında olan ve klinik olarak stabil seyreden hastaların dikkatli bir planlamayla bu süreci geçirebileceğini söyledi. Ancak bazı hasta gruplarında orucun risk oluşturabileceğine dikkat çeken Kaplangöray, "İleri evre kalp yetersizliği olanlar, son 6 ay içinde kalp krizi geçirenler, yeni stent veya bypass operasyonu yapılanlar, kontrolsüz hipertansiyonu bulunanlar ve ciddi ritim bozukluğu yaşayan hastalar doktorlarına danışmadan oruç tutmamalıdır" diyerek uyarıda bulundu. "İlaç düzeni mutlaka yeniden planlanmalı" Ramazan ayında en sık yapılan hatanın ilaç saatlerini rastgele değiştirmek olduğunu belirten Doç. Dr. Kaplangöray, bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek, "Oruç sürecinde ilaç saatleri mutlaka yeniden planlanmalıdır. Özellikle kan sulandırıcı kullanan hastalarda düzensiz kullanım pıhtı riskini artırabilir. Atriyal fibrilasyon, mekanik kapak ya da stent sonrası tedavi gören hastalar Ramazan öncesinde kardiyoloji kontrolünden geçmelidir" ifadelerini kullandı. Kalp hastaları için Ramazan önerileri Doç. Dr. Kaplangöray, oruç tutabilen kalp hastaları için şu önerileri paylaştı: "İftar, ara öğün ve sahur şeklinde üç öğün düzeni oluşturulmalı, lifli sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve protein ağırlıklı besinler tercih edilmeli. Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyeceklerden kaçınılmalı. Sahura mutlaka kalkılmalı ve iftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeli." "Oruç kararı kişiye özeldir" Bireysel değerlendirme ile karar verilmesi gerektiğini vurgulayan Kaplangöray, "Ramazan ölçü ve denge ayıdır. Bu denge korunursa hem manevi hem de bedensel kazanç sağlanabilir. Ancak kalp sağlığı riske atılmamalıdır" dedi.
Ankara Pervin Buldan: "Bayram sonrası Adalet Komisyonu’nda yasa görüşmeleri başlayacak" DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, "Bayram sonrası Adalet Komisyonu’nda yasa görüşmeleri başlayacak. Adalet Komisyonu’nda görüşüldükten sonra da Genel Kurula gelir zaten" dedi. DEM Parti İmralı heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile Adalet Bakanı Akın Gürlek’e gerçekleştirdikleri ziyaretin ardından görüşmelere dair açıklamalarda bulundu. İki görüşmenin de önemli olduğunu belirten Buldan, "Yargıya güven meselesinde önemli bir görev üstlenen Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bu dönemki bakanlık sürecinde kendisinden büyük bir beklenti içerisinde olduğumuzu kendisine bildirdik. Bu bir başlangıç olsun diye temenni ediyoruz. Bir güven tazeleme olsun Adalet Bakanlığı açısından. Çünkü gerçekten toplumun yüzünün en fazla dönük olduğu bir bakanlık. Birçok beklentinin olduğu, yine Anayasa Mahkemesi kararlarının son zamanlarda uygulanmadığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı bir dönemde kendisi yeni bakanlığa geldi. Toplumun bu konuda büyük bir beklentisi var. İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’nin de aynı şekilde son dönemlerde atanan kayyumlarla ilgili toplumun büyük bir beklentisi var. Bu konuları her iki bakanla da açık açık görüştük. Çok olumlu, çok verimli bir görüşme olduğunun altını önemle çizmek isterim. Şundan gerçekten umutluyum; her iki bakan da bu dönemde kendi üzerlerine düşen görev ve sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirecekler izlenimini aldık diyebilirim. Hepimizin yolu açık olsun" şeklinde konuştu. "Bayram sonrası Adalet Komisyonu’nda yasa görüşmeleri başlayacak" Komisyon raporu baz alınarak hazırlanacak yasanın bayramdan sonra komisyonda görüşülmeye başlanacağını söyleyen Buldan, "Bir an önce meselenin tamamlanması için yasanın Adalet Komisyonu’na gitmesi konusundaki görüşümüzü ilettik. Onlar da bu yönlü bir hazırlık içerisinde olduklarını zaten ifade ettiler. Büyük bir ihtimal bayram sonrası hemen Adalet Komisyonu’nda yasa görüşmeleri başlayacak. Adalet Komisyonu’nda görüşüldükten sonra da Genel Kurula gelir zaten" dedi. "Adalet Bakanlığı hem hazırlık aşamasında hem de yasalar Meclisten çıktıktan sonra uygulama aşamasında önemli bir fonksiyon üstleniyor" Sancar ise yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Kendilerine hem hayırlı olsun demek için bu ziyaretleri gerçekleştirdik hem de süreçle ilgili ve toplumdaki hukuk devleti, adalet, demokrasi konusunda mevcut beklentileri aktardık. Sürecin temeli, hedefi barıştır. Barışın da şartı adalettir. Kalıcı barış için toplumun tümünü ayrımsız kapsayan bir adalete ihtiyaç var. Adalet Bakanlığı hem hazırlık aşamasında hem de yasalar Meclisten çıktıktan sonra uygulama aşamasında önemli bir fonksiyon üstleniyor. Bunun ne kadar acil ihtiyaçlar içerdiğini kamuoyuna da söylüyoruz, bakanlara da ilettik. Adalet ülkenin temeli, barışın temeli, demokrasinin de vazgeçilmez şartıdır diyerek görüşmeyi özetleyebiliriz." "Kayyum uygulaması anayasaya aykırıdır" İçişleri Bakanlığı tarafından Mardin Büyükşehir Belediyesi bünyesinde yürütülen kayyum görev süresinin 2 ay daha uzatılmasına değinen Sancar, "Kayyum uygulaması anayasaya aykırıdır. Daha önce olağanüstü hal döneminde çıkarılan kararnameye dayanıyor. O kararname kanunlaştı ama anayasaya aykırı. Umuyoruz ve bekliyoruz ki en kısa zamanda bu yanlış düzeltilir, bu hukuksuzluk giderilir" ifadelerini kullandı.
İstanbul CHP’li Tekin’den "uyuşturucu ve kayıp çocuklar" uyarısı Mahkeme kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanlığı görevine getirilen Gürsel Tekin, "Uyuşturucu bağımlısı sayısı Türkiye açısından, 86 milyonluk bir ülkede bu sayı korkutucu bir sayı. Dehşet bir sayı. Milyonlarca uyuşturucu bağımlısı çocuklarımız var. Bu çocuklarımız bugün önlenemezse, bugün rehabilite edilemezse, bugün devletin, milletin eli bunların üstünde olmazsa şuna emin olun 3 yıl sonra burada başka bir hikaye konuşacağız" dedi. Tekin, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda dernek temsilcileriyle bir araya geldi. İstişare toplantısının ardından gazetecilerin karşısına geçen Gürsel Tekin, değerlendirmelerde bulundu. "Bu meseleleri ciddiye alabilseydik dün bir öğretmenimizi kaybetmemiş olacaktık" Tekin, uyuşturucu nedeniyle hiçbir ailenin huzurunun olmadığını savunarak, "Türkiye coğrafyasında, 2020’nin öncesini baz alırsak 150 bin kayıp çocuğumuz vardı. Bu 150 bin kayıp çocuğun içinde kaçı bulundu, kaçı bulunmadı? Hangi gerekçelerle gitti, nereye gitti, kimlerin eline düştü? Ne yazık ki bu verileri göremediğimiz için ancak dernek başkanlarımız ya da çeşitli yönetici arkadaşlarımızla el yordamıyla bu çalışmaları götürmeye çalışıyoruz. 2011 yılından itibaren eğer bu meseleleri ciddiye alabilseydik dün bir öğretmenimizi kaybetmemiş olacaktık. Ne yazık ki dün bir öğretmenimiz, tarihimizde hiç rastlamadığımız bir olaydır, bir öğrencisi tarafından katledildi. Çoğuna baktığımızda, bu çocuklarımızın hikayeleri ya suça bulaşmışlar; biraz önceki o kayıp çocuklar dediğim ya suça bulaşmışlardır ya da çocuk yaşta işlere başlamıştır. İş cinayetlerinde 8 bin ile 10 bin çocuğumuzun maalesef hayatlarını kaybettiğini görüyoruz. Sadece ailenizde çocuğunuz bağımlı değil, çocuğunuzun oluşturmuş olduğu iklimde ailenin tamamı sorunlu. Hiçbir ailenin huzuru yok. Hiçbir anne evladının kötülüğünü istemez. Eğer bugün annelerin yüzde 70’i, 80’i çocuğunu ihbar edebilecek duruma gelmişse nasıl bir iklimle karşı karşıya kaldığını siz tahmin edin. Nedeni de şu; ’Acaba çocuğum tutuklanırsa bu maddeden uzaklaşır mı?’ arayışı içinde olunca ne yazık ki cezaevine girip çıkanın da apayrı olarak çıktığını, hiçbirisinin ne ailesine ne de bağımlılıktan koptuğunu görebiliyorsunuz. Başka bir şeye dönüyorlar" dedi. "Milyonlarca uyuşturucu bağımlısı çocuk var" Milyonlarca uyuşturucu bağımlısı çocuğun olduğunu iddia eden Tekin, "Uyuşturucu bağımlısı sayısı Türkiye açısından, 86 milyonluk bir ülkede bu sayı korkutucu bir sayı. Dehşet bir sayı. Milyonlarca uyuşturucu bağımlısı çocuğumuz var. Bu çocuklarımız bugün önlenemezse, bugün rehabilite edilemezse, bugün devletin, milletin eli bunların üstünde olmazsa şuna emin olun 3 yıl sonra burada başka bir hikaye konuşacağız. Hiçbirimizin can güvenliği, mal güvenliği olmaz. Eğer bir bağımlı annesinin kafasını kesebiliyorsa, çocuğunu feda edebiliyorsa, ailede 6-7 kişi insanları katledebiliyorsa durumun ne kadar vahim olduğunu ne olursunuz siz düşünün ve ona göre bir toplumsal muhalefet oluşturalım. Bu sadece ailelerin imkanlarıyla olacak bir şey değil. Şimdi görüyoruz, hemen hemen bütün mahallelerde hangi sorunların yaşandığını hep beraber görüyoruz. Onun için bugün bir araya geldik" diye konuştu. Toplantının ardından, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında kadın hakları ve kadın emeğinin önemine vurgu yapılan bir kutlama programı düzenlendi.