ÇEVRE - 04 Nisan 2025 Cuma 22:54

Prof. Dr. Naci Görür: ’’Yedisu fayı için 250 yıllık periyot dolmuştur, eli kulağında’’

A
A
A
Prof. Dr. Naci Görür: ’’Yedisu fayı için 250 yıllık periyot dolmuştur, eli kulağında’’

Bingöl’de panele katılan deprem bilimci Prof. Dr. Naci Görür, Yedisu fayı için 250 yıllık periyodun dolduğuna dikkat çekerek, tedbir alınması çağrısında bulundu.


Deprem bilimci Prof. Dr. Naci Görür, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu tarafından düzenlenen panele katıldı. Panel öncesi konuşmanın yapılacağı Bingöl Belediyesi Konferans salonunu su bastı. Suyun tahliye edilmesinin ardından Prof. Dr. Görür, Bingöl’ün Depremselliği ve Deprem Dirençli Bingöl konulu sunumu gerçekleştirdi. Bingöl’ü deprem dirençli hale getirmeleri gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Görür, Bingöl’ün Doğu Anadolu fayı ile Kuzey Anadolu fayının kesişim noktasında bulunduğunu hatırlattı. Karlıova’nın, fay sistemlerinin kesiştiği özel bir yer olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Görür, "Bir levha sınırıdır. Levha sınırları adeta bir tuzak gibidir. O dönemde depremin ne olduğu bilinmiyordu. Ancak bilim ve teknoloji geliştikçe depremin nedenleri anlaşıldı. Eğer levha sınırında yaşayacaksan, evin sıradan olamaz. Müteahhit özel olacak, mühendislik sağlam olacak, kullanılan malzeme kaliteli olacak. Evin tipi, temeli, zemini doğru düzgün olacak. Deprem olmadan önce depremin verebileceği zararlar önceden hesaplanmalı ve ona göre tedbir alınmalı. Deprem olduğunda Bingöl’e ne kadar zarar verecek, nasıl zarar verecek? Bunları daha deprem olmadan önce bilmek, tespit etmek zorundayız. Bunları tespit ettikten sonra zarar azaltıcı çalışmaları ona göre yapacağız. Bu faylar zamanı geldiğinde deprem üretirler. Yedisu fayı için 250 senelik periyot dolmuştur, eli kulağında. Bunu sizi korkutmak için söylemiyorum. 1939’da Erzincan depremi oldu, yaklaşık 40 bin kişi öldü. Yedisu Fayı 1939 depreminde de kırılmadı, burada en son deprem 1784 yılında meydana geldi. Dolayısıyla fay stresini doldurdu. Yedisu Fayı kırıldı, kırılacak derken bilimsel verilere göre diyorum. Ama zamanını bilemem, kimse bilemez. Bu fayları değiştiremeyeceğime, atamayacağıma, satamayacağıma göre, Bingöl’ü terk edip başka yerlerde yaşayamayacağımıza göre Bingöl’ü deprem dirençli kent haline getirmemiz gerekiyor. Deprem dirençli kent; büyük deprem olduğunda minimum zararla depremi atlatan kent demektir. Örneğin biz 6 Şubatta bir gecede 50 bin insanı toprağa verirken, Tayvan’da aynı büyüklükte deprem oldu 10 kişi tesadüfen oldu. İşte deprem dirençli Tayvan, deprem dirençli Maraş, Malatya" dedi.



’’Bingöl deprem dirençli kent haline getirilmeli’’


Bingöl’ün deprem dirençli kent haline getirilmesi gerektiğini dikkat çeken Görür, Bingöl’ü deprem dirençli kent haline getirmek mümkün mü, mümkün. Sadece Bingöl’ü değil, 20 senede bütün Türkiye’yi deprem dirençli yaparız. Bir kent, yönetim, halk, altyapı, yapı stoku, ekosistem-çevre ve ekonomiden oluşan parametrelerle deprem dirençli hale getirilebilir.Yönetim dediğimiz belediye. Başkan kenti depreme hazırlayacak. Belediye dışındaki tüm kurumlar elbette ki belediyeye destek olacak. Kenti depreme belediye hazırlayacak, başka türlüsü olmaz. Başta belediye başkanı olacak, onun yanında bir genel koordinatör olacak ve depreme hazırlıklarla ilgili bütün çalışmalar hakkında başkana bilgi verecek, başkan da bunu halka anlatacak. Genel koordinatörün de altında halk koordinatörü, altyapı koordinatörü, yapı stoku koordinatörü, ekosistem-çevre koordinatörü ve ekonomi koordinatörü görev yapacak. Halk ne yapacak? Eğer Bingöllü depreme nasıl hazırlanacağını bilmiyorsa, Bingöllünün deprem hakkında bilgisi, birikimi, kültürü yoksa ağzınızla kuş tutsanız Bingöl’ü depreme hazırlayamazsınız. Sizin eğitim almadığınız, nesilden nesile o bilgiyi aktarmadığınız sürece Bingöl’ü deprem dirençli yapamazsınız. Çocuk aileden görerek büyümeli, o kültürle devam etmeli. Altyapı ve yapı stoku alanında kentin mikro bölgeleme çalışmalarının yapılması gerekiyor. Yöneticilere sorsan bizim mikro bölgeleme çalışmamız var diyorlar. Mikro bölgeleme çalışmalarında, Bingöl’ü karelere ayırarak, her karenin ortasına karotlu sondaj yaparak, aldığın karotları laboratuvarda inceleyerek, onun bütün jeolojik, jeofizik, topografik özelliklerini inceleyerek, koordinasyonunu yaparak ve tehlike haritalarına dönüştürerek yapılır. Başka türlü olmaz, öyle basit bir iş değildir. Yani Bingöl’de adam akıllı mikro bölgeleme çalışması yaparsanız en az 30-40 milyon dolar paranın harcanması lazım ve o mikro bölgeleme sonuçlarına göre çalışmaların yapılması lazım" diye konuştu.



Prof. Dr. Naci Görür: ’’Yedisu fayı için 250 yıllık periyot dolmuştur, eli kulağında’’

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Göktaş: "Çocukların dijital dünyada güçlendirilmesine yönelik küresel iş birliğimizi ortak zeminde pekiştirdik" Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ankara’da iki gün süren ‘Çocukların Dijital Ortamlarda Korunmasına İlişkin Uluslararası Politika ve Uygulama Paylaşımı’ zirvesine ilişkin, "Zirvede, pek çok bakandan ortak bir irade ortaya çıktı. Çocukların dijital dünyada güçlendirilmesine yönelik küresel iş birliğimizi ortak zeminde bir kere daha pekiştirmiş olduk" dedi. Bakan Göktaş, Bakanlığın ev sahipliğinde UNICEF ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Çocuklara Yönelik Şiddet Özel Temsilciliği iş birliğiyle düzenlenen ‘Çocukların Dijital Ortamlarda Korunmasına İlişkin Uluslararası Politika ve Uygulama Paylaşımı’ zirvesini değerlendirdi. Zirveye, 21 ülkeden üst katılımcıyla beraber 13 farklı ülkeden bakanlar katıldığını belirten Göktaş, 2 günlük zirvenin en önemli tarafının çocukların sürece dahil edilmesi olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın zirveye teşrif etmesinin, çocuk odaklı politikalarındaki güçlü iradeyi ortaya koyduğunu aktaran Göktaş, "Zirvede, pek çok bakandan ortak bir irade ortaya çıktı. Çocukların dijital dünyada güçlendirilmesine yönelik küresel iş birliğimizi ortak zeminde bir kere daha pekiştirmiş olduk" dedi. Bakan Göktaş, dünyada pek çok ülkenin benzer sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını vurgulayarak, "Çocuklarımız ve gençlerimiz dijital dünyada bilgiye kolayca erişebildiği gibi risklerle de maalesef karşı karşıya kalabiliyor. Özellikle akran zorbalığı, uygun olmayan içerikler, psikolojik, fiziksel ve zihinsel olarak olumsuz etkileyen içeriklere çok sık maruz kalabiliyorlar" ifadelerini kullandı. "Çocuklarımızı dijital dünyanın risklerine karşı yalnız bırakmamalıyız" Çocukların Dijital Ortamlarda Korunması: Uluslararası Politika ve Uygulama Paylaşımı Zirvesi’nde katılımcı bakanların, akademisyenlerin, uzmanların, politika yapıcıların ve çocukların benzer konuları dile getirdiğini bildiren Göktaş, "Çocukların bu zirvede yer alması bizler için çok kıymetliydi. Çünkü çocuklara yönelik karar aldığımız politikalara onları da dahil etmemiz, fikirlerini, önerilerini almak oldukça önemli" diye konuştu. Göktaş, 15 yaş altı çocuklar için sosyal medya düzenlemesinde veya çocukları dijital dünyada korunmasında sürecin önemine dikkati çekerek, şunları kaydetti: "Teknik ve mevzuat düzeyinde pek çok güçlendirmeyi yapmamız gerekiyor. Çocukları ve gençleri sürece dahil etmeliyiz. Diğer yandan, ailelere, öğretmenlere ve çocuklara dijital okuryazarlık konusunda eğitim vererek güçlendirmemiz gerekiyor. Çocuklarımızı sosyal medyanın, dijital dünyanın risklerine karşı yalnız bırakmamalıyız. Teknoloji şirketlerinin, özellikle teknoloji üretirken çocuklarımızı risklerden koruyacak şekilde yapılandırmasını özellikle önemsiyoruz. Bu kapsamda ülke olarak pek çok çalışmayı hayata geçirdik. Hâlihazırda TBMM Genel Kurulu’nda, 15 yaş altındaki çocuklara yönelik sosyal medya düzenlememiz görüşülüyor." "Bu zirvemiz, uluslararası farkındalığı artırmaya yönelik çok önemli bir zemin oldu" Çocukların dijital dünyada korunmasına yönelik eylem planı hayata geçirdiklerini hatırlatan Göktaş, aynı zamanda dijital dünyada çocuk hakları sözleşmesini hayata geçirerek, bu konuda uluslararası boyutta farkındalık oluşturduklarını söyledi. Amaçlarının, çocukları dijital dünyada faydalarından istifade etmelerini sağlarken, risklere karşıda tedbirler almak olduğunu aktaran Bakan Göktaş, yarının dünyasının bunu gerektirdiğini, bu kapsamda çocukları ve ailelerin yalnız bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Değişen ve dönüşen dünyada teknolojiye karşı aileleri ve çocukları güçlendirmek, farkındalığı artırmak ve regülasyonları sağlamak zorunda olduklarını ifade eden Göktaş, "Bu zirvemizin hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Bu zirvemiz, gerçekten uluslararası farkındalığı artırmaya yönelik çok önemli bir zemin oldu. Türkiye olarak bu konularda öncüyüz. Pek çok ülkeden olumlu geri dönüşler oldu. Katılamayan ülkeler ‘keşke burada olsaydık’ diyerek önerilerini iletti" dedi. Göktaş, şu değerlendirmelerde bulundu: "Riskler eskiden sokaktaydı. Kapılarımızı kapattığımızda çocuklarımızı koruyabiliyorduk. Fakat maalesef artık çocuklarımıza yönelik tehditler doğrudan yan odamızda, hatta taşıdıkları cihazlarda. Biz politika yapıcıları olarak, bu konuda güçlü bir iş birliği zemini oluşturmaya karar verdik. Ülke olarak yürüttüğümüz öncü çalışmaların, farklı ülkelere de ilham olduğunu görmek bizlere mutluluk veriyor. Bu iş birliğimizi daha da güçlendirmemiz lazım. Zira bu konularla tek başına bir ülkenin mücadele etmesi mümkün değil. Küresel şirketler, teknolojilerini hızla geliştirirken zaman zaman aileler, politika yapıcıları bu süreçlerde yalnız kalabiliyor. Bu ortak zemin bizler için çok kıymetli. Önümüzdeki dönemlerde de farklı alanlarda bir araya geleceğiz ve dijital dünyada çocukları korumaya yönelik pek çok tedbiri, güçlendirme mekanizmalarını hayata geçirmeye devam edeceğiz."
Muş Muş’ta "Gençliğine İyi Bak 3: Ailene Sahip Ol" projesi hayata geçirildi Muş Gençliği Uyuşturucu ile Mücadele Derneği tarafından hazırlanan proje, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından kabul edildi. Muş Gençliği Uyuşturucu ile Mücadele Derneği tarafından hazırlanan "Gençliğine İyi Bak 3: Ailene Sahip Ol" projesi, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından onaylanarak hayata geçirildi. Proje kapsamında Muş İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürü Asliye Kılıç başkanlığında dernek ile iş birliği protokolü imzalandı. Projenin gençlerin uyuşturucu ile mücadele konusunda bilinçlendirilmesi ve aile bağlarının güçlendirilmesini hedefleniyor. İmzalanan protokol ile birlikte proje resmen uygulamaya alınırken, çalışmalar Muş genelinde çeşitli etkinliklerle sürdürülecek. Projenin özellikle gençlerin sosyal farkındalığını artırmayı ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmalarını sağlamayı amaçladığını ifade eden Muş Gençliği Uyuşturucu ile Mücadele Derneği başkanı Alparslan Bingöl, "Aile temelli önleme ve bilinçlendirme stratejilerine odaklanan proje; aileyi merkeze alan, kadını ve anneyi güçlendiren, toplumu bütüncül bir yaklaşımla sürece dahil eden ve bilimsel ile kültürel temellere dayanan bir model ortaya koymayı amaçlıyor. Öte yandan proje kapsamında yürüttüğümüz çalışmalar, ‘Maddeden Manaya Yolculuk’ mottosu ile sahaya yansıtılıyor. Bu yaklaşım, gençlerin içe dönük dünyasına dokunmayı ve toplumsal farkındalık oluşturmayı hedeflerken; yürütülen faaliyetlerin yalnızca bir sosyal sorumluluk çerçevesinde kalmayıp, zorluklarla mücadele eden gençler ve aileler için umut olmasını hedefliyoruz. Projelerin hayata geçirilmesinde devlet desteği önemli bir rol oynuyor. Başta Valimiz Sayın Avni Çakır olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ederim" dedi.